İyi okumalar dilerim...
Gülpare'den devam...
"ölmüş bir adama hayat odun"
Araç yine beni ilk getirdiği o kocaman malikanenin önünde durmuştu. Aklımda sadece ölmüş bir adama hayat olduğum vardı. Peki ben bu adama ne yapmıştım da ona hayat olmuştum? Kafamda cevabını bulamadığım bir yığın soru ile başımı öne eğerek onun beni yönlendirmesini bekledim. Sakin, sessiz bir hayatım vardı benim. Şimdi iki gündür bilmediğim bir adamın etrafında rüzgar misali sürükleniyordum. Elime uzanmaya çalışan adamdan kendimi geri çekerek yüzüne baktım. Gergin yüz hatları çatık kaşları ve zehir yeşili gözleri ile içimi titretirken yine de onun isteğini yerine getirmedim.
Sert bir soluk veren Aslan seri bir hareketle önüne dönmüş ve yeri titretecek kadar güçlü adımlarla malikaneye girmişti. Ardında açık kalan kapıdan sakince yürüyerek bende girmiş ve merdivenlere bakmaya başlamıştım. Beni bu merdivenlerden sürüklemiş bir paçavra gibi tam da şuan bulunduğum noktaya fırlatmıştı. Gözlerimi sıkıca kapatıp derince nefes aldım. Sakin bir insanken hiç yaşamamam gerek haksızlıklar içinde bulmuştum kendimi. Gözlerimi yavaşça açtığımda tam karşımda dikkat ile beni izleyen Aslan ile irkilmiştim. Yeşil göz rengini çok severdim zira babamın gözleri de yeşil renge sahipti ama bu adamın bakışları içimi titretiyordu.
Dişlerini sıkarak "ne oldu?" diye sordu. Derince bir nefes alıp "uykum var" dedim. Onunla daha fazla konuşmak istemiyorum. Yaptığı hareketler , sergilediği davranışlar beni fazlasıyla korkutmaya yetiyordu. Sonuç olarak yalnız bir kadınım ve korkuyor olmam çok normal. Babamın bir gün bana karşı sesini yükselttiğini hatırlamazken karşımdaki adam daha üçüncü belki de dördüncü karşı karşıya gelişimizde beni bu derece korkutmuş sindirmişti. Ağır adımlarla yanıma geldiğin de korkumu bastırıp derince nefes aldım. Yüzünü biraz daha bana yaklaştırıp "korkma benden" dedi. Yine yummuştum gözlerimi. O sert ve hırıltılı sesi gerçekten ürkmeme neden oluyordu. Başımı yavaşça yukarı kaldırıp "neden hayatımın içinde yer almaya çalışıyorsun? O kadar anlamsız geliyor ki her şey. Neden senin evinde , senin yanında kalıyorum ben? Buna mecburmuşum gibi neden beni devamlı korkutarak istediğini yaptırıyorsun? Birde üzerine korkma benden demen gerçekten anlamsız , senden ödüm kopuyor" dedim.
Bir anda koluma asılıp "benden korkma sadece sana söylediklerimi yap" dedi. Şaşkınlıkla bir ona , birde sertçe tuttuğu koluma baktım. Daha sonra put gibi kalıp sadece gözlerinin içine baktım. Ardımızdan kapanan kapı sesi gelince olduğum yerde irkilmiştim. Yüzümün her bir noktasına dikkatle bakan Aslan "bundan sonra gözümün önünde , benim yanımdasın" demişti. Çatık kaşlarımla kolumu elinden kurtarıp "eeeeh yetti be. Köpeğin miyim senin? Gel Gül , git Gül. Aslan kapanan o kapıyı hemen açtır buraya salak gibi gelmem hataydı zaten" dedim. Aslan sinirle bir adım kolumu yakalamaya çalınca birkaç adım geriledim. Sinirli bir soluk alıp "ne diyorsam onu yapacaksın" dedi. Ağzımı açma fırsatı vermeden kolumdan tutup aynı o geceki gibi bu sefer tam tersi olarak beni sürükleyerek merdivenlerden yukarı çıkartmış ve kendi odasına sokmuştu.
Öfkeli soluklar alıp "sen var ya adam falan değilsin. Seni istemeyen bir kadını her şeyden önemlisi senden ölesiye korkan bir kadına bunları yaşatmak reva mı?" diye sordum. Kolları iki yanında ellerini yumruk haline getirerek "seveceksin , sende sevmeyi öğreneceksin" dedi. Tiksintiyle yüzüne bakıp "ben seni seveceğim öyle mi?" diye sordum. Seri adımlarla yanıma gelip "Gülpare zorlama artık beni, kendimi çok zor tutuyorum" dedi belki de ilk kez bana dokunmayarak. İçim kavruluyorken daha fazla tutamadım yaşlarımı gözlerimde. Usul usul yaşlarım yanaklarımdan süzülürken "ULAN AĞLAMA KARŞIMDA. AĞLAMA BEN CAN ACISI NEDİR BİLMEM SUS ARTIK" diye bağırdı. Birkaç saniye susmayı başarsam da büyük bir hıçkırık kopmuştu dudaklarımdan.
Allah aşkına ben şuan nasıl bir cehennemin ortasında kalmıştım böyle? Gitmek istesem de beni bırakmayacaktı. Burada ne sıfatla kalacaktım ben? Gözyaşlarımı silerken "bana bu kadar kötü davranmaya hakkın yok. Benim bir işim ve ailem kadar değer verdiğim çalışanlarım var. Sen hangi hakla beni burada zorla tutarsın?" dediğim anda yüzüme yediğim sert bir tokatla dengemi sağlayamayıp yere düşmüştüm. Tokatın etkisi ile şoka girmiş ve müthiş bir şekilde titremeye başlamıştım. Ben hayatımda ilk kez birinden tokat yemiştim. Ağır ağır nefes alıyordum ama titrememe engel olamıyordum. Bir süre olduğum yerde kalıp üzerimdeki şoku atlatmaya çalıştım.
Yerden yavaşça doğrulup tam karşısına dikildiğim de tokat attığı elini yumruk haline getirmiş bir vaziyette , donuk bir ifade ile bana bakıyordu. Gözlerimden sicim gibi yaşlar akarken sesim çıkmıyordu. Bana bir adım yaklaşırken "SAKIN BANA DOKUNAYIM DEME. ASLA ANLADIN MI BENİ? SENİ ASLA SEVMEYECEĞİM" diye boğazım yırtılırcasına bağırdım. Başımı sağa sola doğru sallayıp "sen sevgiyi hak eden bir adam değilsin" dedim. Aslan bir anda odanın kapısını çarpıp çıkmıştı. Hala daha akan yaşlarımın üzerine daha da körüklenmişti içimdeki ateş. Daha fazla ağlamış kendimi ayakta tutamayarak yatağa uzanmıştım. Hıçkırıklara boğularak ağlamış bir kabustaysam eğer bir an önce uyanmayı dilemiştim.
Ama boşunaydı , yaşadıklarım fazlasıyla gerçek ve acı vericiydi. Yatakta cenin pozisyonu alarak gözlerimi kapatmış iç çekişlerim ile uykuya dalmıştım.
***
Sabah gözlerimi açtığım da yine bu lanet herifin odasında onun yatağındaydım. Yorgunca yatakta doğrulup sırtımı yatak başlığına yasladım. Odanın kapısı birkaç kez tıklanmış ardından yavaşça açılmıştı. Geçen akşam bize yemek servisi yapan Melek hanım odaya usulca girmiş tebessüm ederek "günaydın efendim. Aslan bey sizi yemek odasında kahvaltıya bekliyor" demişti. Boş gözlerle ona bakıp "hala daha uyuduğumu söyler misin? Gerçekten yine uyuyacağım" dedim. Melek hanım ne kadar tebessüm etse de üzgün gözlerle "peki efendim nasıl arzu ederseniz" demişti. Derince bir nefes alıp "teşekkür ederim Melek hanım" dedim. Oda başını sallayıp kapıyı açarak usulca odadan çıkmıştı. Bıkkın bir nefes alıp üzerimi örterek tekrar yatağa girmiştim. Gözlerimi kapattığım an odanın kapısı tekrar açılmış ve usulca kapanmıştı.
Yatağın sol tarafının çökmesi ile onun geldiğini anladım. Yüzümü örten saçlarımı hafif dokunuşlarla geriye doğru itmiş dün gece yüzüme aşk ettiği tokadın izine hafifçe dokunmuştu. İçim titremişti o an. Gözlerim kapalı yine o sahne gözümün önünde canlanırken kendimi dizginleyerek düzenli nefesler almaya devam ettim. Yanağıma kondurduğu öpücüğü hissetmemle dumura uğramıştım. O kadar kısık sesle bir şeyler fısıldıyordu ki anlamak imkansızdı. Tekrar odaklandım o an "ben nasıl vurabildim sana gül kokulum? Bana hayat olmuş o gözlerine nasıl yağdırdım yağmurları?" demişti. Parmak uçlrıyla yanağımı okşamaya devam etmiş saçıma kondurduğu öpücük ile yataktan yavaşça kalkmıştı.
Yavaş adımlarla yanımdan uzaklaşınca odanın kapısı tekrar açılıp kapanmıştı. Belki uyuyor muyum gerçekten diye kontrol amaçlı odadan çıkmış gibi rol yapıyordur diye pozisyonumu bozmamış ve gözlerimi açmamıştım. Tamda tahmin ettiğim gibiydi. Sıkkın bir nefes alıp "uyansa ne yapacaksın? Hangi yüzle bakacaksın kızın yüzüne ?" diye kendi kendine sorularını sormuştu. Bir anda odayı çalan telefon sesim doldurunca kahretsin dedim içimden. Onunla karşılaşmak istemiyordum ama mecburen o telefonu da açmak zorundaydım. Yeni uyanıyormuş gibi yapıp başımı sağa sola çevirip gerçek olan yorgunluğumla gözlerimi açtım.
Yataktan çıkıp yere fırlatılmış olan çantamın içinden telefonumu alıp arayana baktım. Gökçe'ydi ve hemen yanıtlayıp "efendim canım" dedim. Gökçe "günaydın patron , gelmeyince merak ettim" dedi. Derince bir nefes alıp "canım birkaç gün gelemeyeceğim. Bir arkadaşımın ailevi sorunları var onunla ilgileniyorum" dedim yalan söyleyerek. Gökçe "kaç gün gelmeyeceksin kuzum?" diye sorunca sıkıntılı bir nefes alıp kısık bir sesle "bilmiyorum canım haber veririm sana. Sık sık telefonla da görüşürüz canım" dedim. Gökçe "tamam canım buralar bize emanet gözün arkada kalmasın" dedi. Burukça tebessüm edip "benim şu hayatta sizden başka güvenecek ve sevecek kimsem yok kuzum merak etme" dedim. Daha sonra vedalaşarak telefonu kapattık. Sinir içinde telefonu yatağa fırlatıp odanın içinde bulunan banyoya attım kendimi.
Elimi yüzümü yıkamak için lavabonun başına gittiğim de aynadaki yansımama baktım. Gözlerim şu yaşıma kadar hiç bu kadar şişmemişti. Gözlerim yanağıma indiğin de ise gözlerim olabildiğince açılmış ve yine dolmuştu. Sol yanağıma kan oturmuş ve parmak izleri çıkmıştı. Sol elimi kaldırıp yanağıma dokunup iç çeke çeke ağlamaya başladım. Bir anda yere çöküp dizlerimin üzerine kapanarak sessizce ağlamaya başladım. Ne yapmıştım da bunları hak ettim? Tanımıyorum onu , tanımadığım bir adamın evinde resmen hapis hayatı yaşamaya mahkum edilmiştim.
Bir süre bu şekilde kalıp yavaşça yerimde doğruldum. Musluğu açıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra lavabonun üzerinde duran havlu ile yüzümü kuruladım. Kendimi ciddi anlamda rahatsız hissederek banyodan odaya geçip küçük çantamın olduğu yatağın ucuna yürüdüm. Hala daha odada olan Aslan'ı görmezden gelerek çantamı yerden alıp doğruldum. Arkamı döndüğümde karşımda onu görmemle öfkeli bir soluk alıp sağ tarafa doğru bir adım attığım da yine önüme geçmişti. Derin bir nefes alıp boş gözlerle onun gözlerinin içine baktım. İfadesiz dururken bir anda elini yavaşça kaldırıp yanağıma dokunacakken birkaç adım atıp gerilediğim de "sakın bir daha bana dokunayım deme" dedim.
Havada kalan elini yumruk şeklinde sıkıp yere indirirken "duş alacağım müsaade eder misin?" diye sordum. Başını aşağı yukarı sallayıp "duşunu aldıktan sonra bir şeyler ye" dedi. Başımı olumsuzca sallayıp "oruçluyum" dedim. Aslan kaşlarını çatıp "sahur yapmadın Gül ne orucu?" diye sorduğunda ona birkaç adım atıp kulağına yükselerek "ölüm orucu" deyip seri bir şekilde banyoya girdim. Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı kilitleyip çantamı lavabonun üzerine koydum.
Bıkkın bir vaziyette üzerimdeki elbiseyi ve iç çamaşırlarını çıkartmış yorgunlukla kendimi küvetin içine atmıştım. Normal banyo küvetlerinden daha geniş olması dikkatimi çekerken buğulu gözlerimle incelediğim de jakuzi olduğunu anladım. Suyu açıp sıcaklığını ayarladıktan sonra hemen kendimi altına atıp yine usul usul ağlamaya başladım. İçimde yana o kor ateş nefes aldıkça rüzgar misali harlanıyordu. Gözlerimi açıp şampuanımı ve vücut esanslarımı yanıma almadığım aklıma geldi. Küvetten dikkatle çıkıp ellerimi küçük havlu yardımı ile kurulayıp çantamın içinde olan şampuan , yılang yağı ve gül suyunu aldım. Tekrardan küvete girip hemen elime biraz şampuan alarak saçlarımı köpürttüm. Suyun altında saçlarımı köpükten arıttıktan sonra vücut esansımı hazırlamak istemiştim ama kova bulamamıştım. Mecburen önce yılang yağından elime birkaç damla alıp saç diplerime ve vücuduma güzelce sürmüştüm. Ardından birkaç damla gül suyunu vücuduma krem gibi yaydırdım.
Tekrar suyun altına girip gözlerimi kapatıp saçlarımdan itibaren bütün vücudumu durulamış suyu kapattıktan sonra küvetten çıkmıştım. Banyo dolabını açıp katlı şekilde duran hamam havlusunu elime alarak bedenime sardım. Güzelce vücudumu kuruttuktan sonra iç çamaşırlarımı giyip üzerime beyaz sporcu atletimi giyip altına da siyah bol eşofman altı giydim. Banyoyu toparladıktan sonra kirli eşyalarımı da çantama önceden koyduğum poşete katlayarak yerleştirip tekrardan çantamın içine koydum. Şampuanım ve vücut esansımı banyoda bırakarak odaya geçtim. Yatağın ucunda oturan Aslan başını hafifçe bana çevirmiş ve derince bakmaya başlamıştı.
Elindeki telefonuma bakıp "alabilir miyim?" diye sordum. Ses çıkartmadan bana uzattı ardından gözlerini kapatıp derince kokumu içine çekti. Nefretle baktım yüzüne. Utanmadan birde bu şekilde karşımda durabiliyordu. Sertçe telefonu elinden alıp ekranına baktım. Emre iki kez aramış bir de mesaj atmıştı. Daha sonra gözüme ilişen saat ile şok olmuştum. Saat akşamüzeri 18:22'yi gösteriyordu. Birkaç saat sonra gerçekten iftar olacaktı ve ben bu saate kadar uyumuş ardından da duş almıştım. Başımı sağa sola doğru sallayıp odada bulunan uzun spor koltuğun ayak ucuna çantamı koydum. Daha sonra bedenimi yorgunca koltuğa bırakıp Emre'yi aradım. İlk çalışta telefonu açıp "neredesin aşkım sen?" diye sitem etmişti.
Burukça tebessüm edip "buradayım küçük aşkım sen nerelerdesin?" diye sordum. Emre neşeli çıkan sesi ile "okuldan geldim aşkım annem yine bir telaşta Gökçe ablayla Yeşim abla akşama iftara gelecekler. Sen de gelsene aşkım?" dediğin de gözlerim dolmuştu. Ağırca yutkunup "aşkım bu aralar pek gelemeyeceğim. Gökçe ablan anlatır gelince ama her zaman ara olur mu? Ben küçük aşkımın sesini duyamadan yapamam" dedim. Emre kendine has kahkahasını atıp "tabi kim dayanır benim cazibeme demi aşkım?" diye sorduğun da ilk kez kahkaha atmıştım hem de en içteninden. Boğazımı temizleyip "evet küçük sevgilim senin o kara gözlerine kim dayanabilir ki?" dedim. Emre "aşkım kapatıyorum artık annem yine siparişleri sıraladı. Kendini çok özletme gül kokulu aşkım sensiz duramam ben" demişti.
Gözlerimden yaş dökülürken burnumu çekip sesimi neşeli tutmaya çalışarak "tamam aşkım en kısa zaman da yanındayım. Saniye balamı benim için doya doya öp" dedim. Emre "tamam aşkım öperim bizde seni çok öptük" diyerek telefonu kapatmıştı. Titrek bir nefes alıp gözlerimden akan yaşları durdurmaya çalıştım. Tabi ki mümkün değildi. Ben burada esaret içindeyken ailemden uzak iken nasıl mutlu olabilirdim ki?
Aslan yanıma gelip oturunca elimdeki telefonu daha çok sıkmaya başladım. Aslan "zaman ver bize" dediğin de öne eğdiğim başımı hızla kaldırıp "ne diyorsun sen Aslan? Ne zamanından bahsediyorsun? Şu yüzümün haline bak , bak eserine neden çekiniyorsun ki?" diye sordum. Dişlerini sıkarak başını çevirmiş hızla ayaklanmıştı. Hiçbir şey söylemeden odadan çıkıp gitmişti. Ben de elimde telefon ile tekrardan uzanmak için ayaklanıp yatağa geçmiştim.
Bir sağa , bir sola derken iki saati yemiştim. Uzandığım yataktan doğrulup yataktan kalkmıştım. Kapının birkaç kere tıklanmasından sonra Melek hanım odaya tekrardan girip "Gülpare hanım Aslan bey—" dediğin de elimi havaya kaldırıp "yorma kendini onun sofrasına oturmayacağım" dedim. Melek hanım şok olmuş gözlerle bana bakarken tebessüm edip "hadi mutfağa geçelim" dedim. Mecburen başını sallayıp arkasını dönmüş ve odadan çıkmıştı.
Melek hanım önden ben de arkadan merdivenlerden inip mutfağa girmiştik. Melek hanım "ben Aslan beye haber vereyim" dediğin de donuk bir ifade ile başımı aşağı yukarı doğru sallamıştım. Mutfak dolaplarını karıştırıp çorba kasesi bulduktan sonra , ocağın yanında olan çekmeceden de çorba kaşığı almıştım. Bir kepçe çorba koyup , bir bardakta su alarak mutfak masasına koyup sandalye çekerek oturdum. Kısacık bir zaman sonra ezan okunmuş ben de duamı okuyarak orucumu açmıştım. Suyumu kana kana içmiş tekrardan bir bardak su almak için ayağı kalkıp arkamı döndüğüm de Aslan ile çarpışmıştık. Beni belimden tutup kendine çekerken elimdeki bardak korkmamın etkisi ile elimden düşüp tuzla buz olmuştu.
Aslan hırıltılı bir sesle "seni masada bekliyordum" dediğin de kolları arasından çıkmak için ellerimi göğsüne yerleştirip iteklemeye başladım. Belimdeki kolu sıklaşırken boşta kalan eliyle de ellerimi tutmuştu. Buğulanmış gözlerimle gözlerinin içine bakıp "seninle aynı masaya oturmayacağım" dedim. Sert bir soluk verdikten sonra "bana karşı gelmen sadece senin canını yakar" dediğin de başımı aşağı yukarı doğru sallayıp "haklısın dün gece tokat atıp yere sermiştin beni. Peki bu akşam menüde ne var? Falakaya falan mı yatıracaksın?" diye sordum. Gözleri vurduğu yanağıma kayınca ağırca yutkunup kollarını bedenimden yavaşça çekti.
Burnumu çekip "senin yemeğine de , sofrana da lanet olsun" diyerek mutfaktan çıkmış beni hapis ettiği odaya atmıştım kendimi. Bütün günümü uyuyarak geçirmiştim yine o adi herifin yatağına uzanıp gözlerimi kapatmıştım.
Hiçbir açıklama yapma gereği duyman bu adama söylenecek söz yoktu. Normal biri gibi davransa , incitmek yerine düzgün bir dille kendini ifade etse belki düşünebilirdim en azından arkadaş olmayı denerdim. Ama ne dün gece yediğim tokatı unutabilirdim ne de bana yaşattığı o korku dolu anları. Gözlerimden yine yaşlar akarken bıkkın bir şekilde üzerimi örtüp yine gözlerimi yumdum. Canım sıkkın olduğunda hiçbir kuvvet beni uykularımdan ayıramazdı. Hani beni gözünün önünden ayırmak istemiyordu ya , aynı evin içinde yüzüme hasret kalacaktı.
Düşüncelerimi bir askıya asıp derin bir soluk alıp daha rahat bir pozisyon alarak rahatlattım bedenimi. Uyku beni belki de iyileştiren tek güçtü. Çünkü ne ardımda babam var diye biliyordum ne de benim annem var deyip derdimi anlatabiliyordum. Yalnızdım ve bu günlerde en çok bu yalnızlık kimsesizlik koymuştu bana. Bir gölgemin olmaması , bir güneşin beni ısıtamaması canımı yakar olmuştu. Karanlık iyiden iyiye ruhuma işlerken çok derinden hissettiğim belime dolanan kollardı. Kıpırdamadan bir boşluğa kapılır gibi yumdum ruhuma ait olan gözlerimi de beni şevkat ile iyileştirecek olan uykuya.
***
1 Hafta sonra...
Kaç gün geçmişti üç , dört saymayı bıraktım artık. Ramazan ayının son günlerine yaklaşıyorduk ve ben günlerdir ailem dediğim insanlardan uzaktım. Odanın kapısı açılmış yine o gelmişti. Kavga ettiğimiz o günden sonra beni odaya hapsetmiş evin içinde bile dolaşmamı engellemişti. Ağır adımlarla yanıma gelip "Gülüm" dediğin de sinirle gözlerimi yumdum. Hiçbir tepki vermeden yine pencerenin önün de bahçeyi izliyordum. Yanıma oturmuştu bana baktığını hissetsem de donuk bir ifade ile dışarısını izlemeye devam ediyordum. Zaten başka yapacak bir şeyim yoktu. Arada sırada bizimkilerle konuşuyor olan bitenle ilgili bilgi alıyordum. Ölüm orucuna kaldığım yerden devam ederken en son ne zaman doğru düzgün yemek yemiştim onu bile hatırlamıyordum.
Bugün oruçlu değildim maalesef her kadının yaşadığı her ay yenilenme dönemindeydim ve bugün ilk günümdü. Şiddetli ağrım olsa da içimde yaşadığım kırgınlık , kimsesizlik karnımın ağrısını bastırıyordu. Derin bir iç çekip yine dışarısını izlemeye başladım. Elimin üzerinde buz gibi elleri hissedip duraksadım. Hızla ellerimi ondan kurtarıp kısık bir sesle "dokunma bana" dedim. Sert ve hızlı soluklar kulaklarıma ilişse bile ondan tarafa bakmadım. Bir anda kollarımda hissettiğim baskı ile gözlerimi sıkıca yummuştum. Günler sonra yine başlıyordu aynı azap anları.
Aslan "yüzüme bak , bana bak" dedi. Gözlerimi daha çok yumup başımı sağa sola doğru salladım. Kollarımın üzerindeki baskı artarken "BAK LAN YÜZÜME BANA KARŞI GELMEKTEN VAZGEÇ" diye kükredi. Nefretle sokul alıp başımı dikleştirerek "MİDEM BULANIYOR ANLADIN MI? SENİN İĞREN YÜZÜNÜ , BANA ACI VEREN DOKUNUŞLARINI GÖRÜP YAŞAMAK İSTEMİYORUM" dedim. Aslan hırıltılı bir soluk alıp ayaklanarak bir sağa bir sola volta atmaya başladı. Bir anda duraksayıp "BANA KARŞI GELMEMEN İÇİN BÜTÜN AİLEM DEDİĞİN İNSANLARI ÖLDÜRMEM Mİ GEREKİYOR KADIN?" dediğin de seri bir hamle ile ayaklanıp karşısına geçtim. Duyduğum bu tehdit ile gözlerim dolarken nefretle baktım yüzüne.
Aslan "BAKMA BANA ÖYLE ŞUAN TEK BİR TELEFONUMLA HALLEDERİM BU İŞİ" dediğin de hiçte şaka yapar gibi bir hali yoktu. ağlayarak yüzüne bakıp "YAPMA ALLAH AŞKINA YAPMA ARTIK DAYANAMIYORUM" diye bağırdım. Telefonu koltuğa fırlatıp seri adımlarla karşımda durup yüzüme eğilerek "BURASI BENİM CEHENNEMİM VE SEN BANA İTAAT ETMEK ZORUNDASIN" dedi.
Bir kapı kulu gibi onun boyunduruğu altına girip ona biat etmemi bekliyordu. Bu kadar ağır bir hakareti hak edecek ne yaşatmıştım ki ona şuan bu haldeydim? Başımı sağa sola doğru sallayıp büyük bir çığlık atarak saçlarımı çekmeye başladım. Yere oturup bir yandan saçlarımı çekiyor bir yandan da vuruyordum. Bir nevi kriz geçiriyordum çünkü yaşattığı hiçbir şeyin mantıklı bir izahatı yoktu.
İzin vermedi daha fazlasına beni kolları arasına alıp sakinleştirmeye çalıştı. Günlerdir onunla bu evdeyim. Ne suçumu söylemiş ne de burada beni neden esir ettiğini. Ölmüş bir adama hayat olmuştum ben. O adam benim benliğimi tüketerek mi kalacaktı bu hayatta?
Başımı göğsüne yaslayıp ilk kez naif bir sesle "bana karşı gelme Gül, bana karşı geldiğin her an zarar göreceksin" dedi. Hıçkırıklarım arasında burnumu çekip kendimi güçlükle sakinleştirip "neden buradayım? Neden senin yanında? Ne yaptım ki ben sana günlerdir bu eziyeti yaşatıyorsun bana?" diye sordum.
Beni kollarıyla daha çok kendine çekip sıkıca sarılırken "bu gözlerin bir kez bana değdi. Sen bundan sonra Zehir'in Esirisin Gülpare" dedi. Bir hıçkırık daha dudaklarımdan firar olurken "ilk kez , yıllar sonra ilk kez bir annem ve babamın olmayışına lanet ettim" dedim. Beni saran kolları ve bütün vücudu gerilirken "onlar olsaydı yine bunları yaşar mıydım? Ben kendime güzel bir aile kurmuştum ama kaç gündür hasretim hepsinin yüzüne. Bana bunları yaşatmaya hakkın var mı?" diye sordum.
Başımı göğsünden kaldırıp gözlerinin içine baktığım da donuk bir ifade ile yüzüme bakıyordu. Kendimi ondan çekmek istesem de izin vermedi bedenimi saran kolları. Derince nefes alıp "babam rahmetli annemi anlatırken gözlerini buğulanır , titreyen kalbinin ritmi sesine yansırdı. O kadar aşık bir adamdı ki kıskanırdım bazen annemi. Şimdi sen gözlerimin sana değdiğini beni bırakmayacağını esirin olacağımı söylüyorsun. Peki her şeye tamam. Ama bir sorum olacak" dedim.
Dikkatle beni dinlerken başını aşağı yukarı doğru salladı. Derin bir nefes alıp "peki ben beni ömür boyu kendine mahkum eden bir adamı sever miyim sence?" diye sordum. Bıkkınca bir soluk alıp "ilk beni bu eve getirdiğin de paçavra gibi başka bir adamın ayaklarının ucuna attın. Sonra yine karşıma çıktın senden korkmama rağmen daha ılımlıydın. Sempatiktin en azından. Ama şuan sadece senden kaçıp gitmek istiyorum. Aslan babam bana hiç vurmadı biliyor musun? Hep iki sevgili gibiydik annemi hiç tanımadım ve o bana hiç eksikliğini yaşatmamaya çalıştı. Beni aşk ile büyüten bir babaya sahiptim ben. Aşkın ne demek olduğunu onun gözlerinde görüp öğrenmiştim zaten" dedim.
Göz yaşlarım ara ara gözlerimden süzülürken "ben evimi , ailemi çok özledim" dedim. Yine dayanamayarak dudaklarımdan hıçkırık firar olmuş içimde hiç sönmeyen ateş bu sefer de ailem yerine koyduğum insanların özlemiyle harlanmıştı. Aslan bir elini kaldırıp vurduğu yanağıma koyup avuç içi ile okşarken "seni onlara götüreceğim" dedi pes etmişlikle. Şaşkınca yüzüne baktım. Az evvel onları öldürmekle tehdit ederken beni onlara götüreceğini söylemişti. Allah'ım ne olur bu bir rüya olmasın. Ben evimi gerçekten çok özledim , Saniye ablamı , küçük aşkım Emre'yi asi kızım Gökçe'yi , güzel yüzlü fıstığım Yeşim'i çok özlemiştim.
Yüzünü yüzüme yaklaştırıp "ben sevmek nedir bilmem Gül. Benim hayatım bu , ben böyle bir adamım. Bana sevgiyi öğreten bir annem , aşkı anlatan bir babam olmadı. Neyse hadi toparlan seni ait olduğun yere götüreyim" dedi. Günler sonra ilk kez yüzüm gülmüştü. İlk kez ağlarken içten bir kahkaha atıp tabiri caizse salak gibi bana bu esareti yaşatan adamın boynuna sarılmış birde üstüne teşekkür etmiştim.
Ne yaptığımı daha sonra anlayıp beyimin yerinde olup olmadığından şüphe duydum. Yerden kalktığım an başımın dönmesi ile sendeledim. Aslan yine beni kolları arasına alıp "ilk önce bir şeyler ye , ondan sonra çıkarız" dedi. Sözünü ikiletmedim çünkü günlerdir inadımdan bir lokma sokmamıştım ağzıma. Beni kendine yaslayarak odadan çıkartmış yavaş adımlarla merdivenlerden inmiştik. Mutfağa sesleneceği zaman "bağırma burada yemek istiyorum" diyerek mutfağa yöneltmiştim onu. Melek hanım akşam yemeği hazırlığı yaparken "buyurun efendin ne arzu etmiştiniz?" diye sorduğun da Aslan "yiyecek bir şeyler hazırla" demişti tok bir sesle. Gözlerimi devirip "Melek hanım çorba varsa az bir miktarda alabilir miyim? Şuan mükellef yemek yiyecek durumda değilim" dedim. Melek hanım "siz oturun Gülpare hanım ben hemen hazırlıyorum" dedi. Daha sonra Aslan'a dönerek "siz de ister misiniz efendim" dediğin de Aslan yine tok bir sesle "hayır" demişti.
Melek hanım kısa zamanda masayı hazırlamış mükellef istemiyorum dediğim halde gerçekten masayı donatmıştı. Önüme koyduğu dumanı üzerinde tüten mercimek çorbasını ilk olarak kokladım , ardından içine biraz limon ve üzerine az miktarda karabiber ekleyip içmeye başladım. Aslan beni pür dikkat izlerken ben de yavaşça çorbamı içmeye devam ettim.
Çorbamı bitirdikten sonra "doydum" dedim ama Aslan izin vermeyerek "yemekleri bitir" dedi. Aslan'ın gözlerinin içine bakıp "günlerdir yemek yemiyorum ve midem almıyor. Zorlamak istemiyorum" dediğim de sıkkın bir soluk alıp başını sallamıştı. Yavaşça oturduğum sandalyeden kalkıp "ellerinize sağlık Melek hanım" dedim. Melek hanım içten bir tebessümle yüzüme bakıp "afiyet olsun efendim" dedi. Artık hitaplara takılmayarak mutfaktan çıkıp merdivenlere yöneldim. Çorba içtikten birazda ekmek yedikten sonra daha iyi hissediyordum. Aslan da arkamdan beni takip ederek yavaş adımlarla odaya girdim. Çok fazla eşyam yoktu olanları da Aslan alıp getirmişti ama yanıma almak istemiyordum.
Odaya girdiğim de banyoya geçerek elimi ve ağzımı yıkadım. Ardından saçlarımı toplayıp tekrar odaya geri döndüm. Koltuğun üzerinde olan küçük çantam ve omuz çantamı alarak odaya göz gezdirdim. Telefonumu yatağın üzerinde unuttuğumu görünce birkaç adım atıp telefonumu da elime alarak "çıkabiliriz" diyerek Aslan'a döndüm. Aslan sıkıntılı bir nefes verdikten sonra arkasını dönüp odadan çıkmıştı. Ben de onu takip ederek merdivenlerden aşağı inmiş seri adımlarla günler sonra adımımı dışarı atıp temiz havayı içime çekmiştim. Aslan aracına yönelirken kapının önünde ve bahçede olan korumalar başlarını öne eğmiş vaziyette duruyorlardı. Aldırış etmeden arka kapıyı açıp eşyalarımı arka koltuğa koyarak kapıyı kapatıp Aslan'ın yanına yolcu koltuğuna oturdum.
Birkaç saniye sonra aracın boğuk motor sesi kulaklarıma ilişmiş ve araç seri bir şekilde hareket etmişti. Emniyet kemerimi bağlayıp akan giden yolu izlemeye başladım. Bir haftadır ilk kez özgür olduğumu , nefes aldığımı hissetmiştim. İçimden katılırcasına kahkahalar atıp özgürlük diye bağırasım olsa da bu güzel heyecanı dizginleyip sadece gülen bir yüz ifadesi ile güzel güneşli olan bahar havasını izliyordum. Yarım saatlik bir yolculuk sonrasında araç nihayet evimin önünde durmuştu. Aslan hızla araçtan inip benim tarafıma geçerek kapımı açmıştı. Kaşları çatık bir vaziyetteyken başımı öne eğip emniyet kemerimi çözerek yavaşça araçtan indim. Araç kapısını hızla kapattığın da çıkan ses ile içim titremişti.
Arka koltuğun kapısını açıp eşyalarımı aldıktan sonra yine kapıyı hırsla kapatmış elimden tutarak apartmana doğru yürümüştük. Apartmandan içeri girip hızlı bir şekilde beni de peşinden sürükleyerek dairemin bulunduğu kata çıkmış yaptırdığı yeni kapıyı görünce şaşırmıştım. Oldukça gösterişli ve güzel bir kapıydı. Beyaz renge sahip olan kapının tam ortasında pembe gül motifi çok hoş duruyordu. Tebessüm ederek "kapı için de teşekkür ederim" dedim. Hiçbir şey söylemeden elimi bırakıp cebinden evimin anahtarlarını çıkartıp kapıyı açtı. Önümden çekilerek geçmemi işaret edince derin bir iç çekerek sağ adımımla evime girdim. Ayakkabılarımı çıkartıp terliklerimi giyerek arkamı döndüğüm de Aslan elindeki çantalarımı kapıdan içeri bırakmış acı çeker bir ifade ile yüzüme bakmaya başlamıştı. Bedenimi tamamen ona döndüğüm de ne diyeceğimi şaşırıştım.
Çantaları kenara çekip onun gözlerinin içine bakıp "keşke başka şartlar altında tanısaydık birbirimiz" dedim. Aslan kapıyı tutan elimi tutup kendine çekerek sıkıca sarılmıştı bedenime. Burnunu yine boynuma sürtüp "senin toprak rengi gözlerin aktı içime. Benim içimdeki zehri senin toprakların kuruttu. Benim başka bir hayatım yok , başka şartım yok karşında ne görüyorsan o. Ben bu kadarım" dedi.
İlk kez bugün içten konuşmuştuk birbirimizle. Bana yara olan adamın da bir çok darbe alıp yara bere içinde kaldığını görmüştüm aslında. Yine de ondan korkmama engel değildi gördüklerim. İki eliyle yanaklarımı avuçlayıp defalarca anlımdan öptükten sonra "ben sana esir derken , kendim esirin oldum Gülpare" dedi ve son kez anlımdan öpüp ardına bakmadan gitti.
Evime kavuşmanın mutluluğunu bile yaşayamıyordum şuan. İçimde tam yüreğimin ortasında öyle bir sızı bırakmıştı ki anlayamıyordum ne hissettiğimi. Sadece kana kana ağlamak istiyordum. Bu bir haftada o kadar çok dengesizleşmiştim ki neye ne tepki vereceğimi şaşırmıştım. O gittiğinden beri kapıda dikilir vaziyetteydim. Kendime gelip benim bile şuan aktığını fark ettiğim yaşları ellerimle yüzümden silip kapıyı kapattım. Evim , her şey yerli yerinde duruyordu. Ama ben bu bir hafta içinde çok değişmiştim. Yatak odama geçip aynanın karşısında kendime baktım. O kadar çok kilo vermiştim ki göz altlarım içine çökmüştü ve yüzüm uzamıştı. Daha fazla ayanın karşısında kendime bakma istemedim. Bir an önce toparlanıp yarın özlediğim herkesi görmeğe gitmem gerekiyordu.
Saate baktığım da daha erkendi bu yüzden evi temizlemeye karar verip kapalı olan tüm camları açmıştım. Üzerime günlük bir elbise giyip ilk olarak salon , ardından mutfak , daha sonra yatak odam ve küçük oturma odasını temizlemiştim. En son banyoya girip her yeri yıkadıktan sonra kendimi duşa atıp yıkanmaya başlamıştım. Aklıma gelene bir kahretsin diyerek duraksadım. Ben şampuanımı ve vücut esanslarımı Aslan'ın evinde unutmuştum. Suyun altından çıkıp banyo dolabından yedeklerini alarak tekrardan suyun altına girdim.
Kısa bir süre için de duşumu da aldıktan sonra odama geçip üstümü kurulayıp seri bir şekilde giyindim. Kızlarla en son konuştuğum da ramazan bayramı dolayısıyla bir çok Gülpare tatlısı siparişini aldıklarını söylemişlerdi. Buna da ayrıca sevinerek mutfağa girip dolabı açtım. Tabi ki koca bir hayal kırıklığıyla dolap kapısını kapatıp bu akşam makarnaya talim diyerek yemek yapmaya başladım.
Yorgunlukla yaptığım makarnayı yemiş , biraz televizyon izledikten sonra da kendimi yorgunca yatağa atmıştım.
Telefonumu baş ucuma şarja takarak koyup sol yanıma dönerek rahatlıkla fakat beni huzursuz hissettiren hisle gözlerimi kapattım. Uyku beni etkisi altına alırken gözlerimin önünde beliren Aslan'ın son hali ile daha çok teslim ettim kendimi karanlığa.
***
Sabah gözlerimi dinlenmiş bir vücut ama yorgun olan ruhumla açtım. Burnuma tanıdık koku sirayet ederken etrafıma baktım. Evimdeydim ama sanki Aslan hala daha yanımda gibiydi. Sıkkın bir nefes alıp yatağımdan kalkıp hemen banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi de fırçalayıp tekrar yatak odasına geçtim.
Üzerime bordo kalın askılı uzun bol elbisemi giyip makyaj masama oturdum. Saçlarımı balerin topuzu yapıp makyaj olarak sadece göz kapaklarıma sürme çekip kirpiklerime de rümel sürdüm. Koltuk altlarıma gül kokulu rolonumu da sürdükten sonra telefonumu alarak çıkış kapısına doğru yürüdüm. Çantamı aracımın anahtarını ve yeni kapımın anahtarlarını elime alarak evden çıktım. Kapımı kilitlerken elim istemsizce gül motifine gitmişti. Gülün altındaki zehir yeşili yapraklara dokundum. Unutmak istesem de kendini bir şekilde bana hatırlatıyordu. Yaşadığım onca güne rağmen nasıl tebessüm ettiğimi ben de anlayamıyordum. Siyah bant ayakkabılarım beni biraz zorlarken eğilerek tarak kemiğimin üzerindeki bantları düzelttim.
Şuan daha iyi hareket edebiliyorken uzun elbisemin üstünden tutarak seri hareketlerle merdivenlerden inip apartmandan dışarı çıktım. Karşımda gördüğüm manzara ile şaşırırken Aslan ağır adımlarla karşımda durup "yeniden tanışmaya ne dersin?" diye sordu. Gözlerinin içindeki o umudu görmek ben fazlasıyla afallatmıştı. Bir adım daha atarak elini uzatıp "ben Aslan Kılıç" dedi. İstemeden de olsa gülümsemiş başımı sağa sola doğru sallayıp elimi ona uzatarak "ben de Gülpare Bilge" dedim. Aslan eğilip gözlerimin içine bakarak dudaklarını elimin üzerine bastırmış "müşerref oldum" demişti.
Elim hala daha elindeyken "yeni bir başlangıca adım atıp başka şartlarda tanı beni" dedi. Gözlerinin içindeki umudun yanında bir de heyecan eklenince ona bir adım atıp "bir daha benim iznim olmadan evime girip benimle uyumazsan evet seni başka şartlarda kabul eder tanırım"...