1: "Evlilik"Lorraine Dükü Ackerley, yattığı yataktan yavaşça gerinerek kalktı ve baş ucunda duran saate baktı. Hızla yerde bulunan kıyafetlerini aldı ve odadan çıkıp koşmaya başladı. Koşarken önce pantolonunu ayaklarına geçirdi ardından gömleğini giyip hızla kapıya doğru ilerlemeye başladı. Tam o sırada korktuğu başına geldi ve Chelsen Markisi kapıdan içeri girdi. Ackerley korkuya olduğu yerde zıplamaya başladı.
'Nereye gideceğim, nereye? Yakalandım!'
Bunları düşünürken hızla sağ taraftaki merdivenleri farketti ve yukarı doğru koşmaya başladı. Marki'ye yakalanmadan buradan çıkmalıydı. Önüne gelen ilk odaya girdi ve kapıyı ses çıkarmadan yavaşça kapadı. Hızla elindeki ceketi yere bıraktı. Sonra pencereye doğru ilerledi. Oradan inip inemeyeceğini kontrol etti ve arabasına baktı. Çok uzak değildi, hızla giderse yetişirdi. Ceketi bir beyefendi zarafetiyle sırtına geçirdi ve üstüne çeki düzen verdi. Saçlarını da hallettikten sonra gömleğini pantolonunun içine soktu. Sonra içinden dua etti.
'Bir daha asla evli bir kadınla beraber olmayacağım, Tanrım. Tamam, güzel olursa belki ama normalde asla ve asla onlarla yatmayacağım.'
Perdelerini birbirine bağladı ve yatağın başına sıkıca geçirdi. Yavaşça pencereyi açtı ve kendini aşağı bırakmaya hazırlanırken karşı pencereye gözleri kilitlendi. Az önce kendisiyle yatan kadın şimdi kocasıyla beraber oluyordu.
"Ah, Tanrım! Bu kadınların hepsi aynı çeşitten geliyor gibi. Şimdi onunla beraber oluyor, deminde benimleydi."
Kafasını anlamadığını belirten şekilde yavaşça salladı ve aşağı inmeye başladı. İyi ki çok yüksek bir yer değildi. Ayakları toprağa değince nefesini sıkıntıyla dışarı üfledi. Atlatmıştı işte. Son kez üstünü düzeltti ve hızlı adımlarla at arabasına doğru ilerledi. Yavaşça arabaya bindi ve eve doğru yol almaya başladı. Bu geceki Marki'nin karısı onu fazlasıyla yormuştu. İçinden kendi kendine fısıldadı.
'Annemin bana bahsettiği sürpriz ne acaba? Belki artık beni evlendirme umudundan vazgeçmiştir. Umarım...'
Yavaşça uykuya daldı ve rüyasında bir haremin içinde buldu kendini.
~
Dük Ackerley'in annesi Rosalinda, yavaşça oturduğu yerde kıpırdandı. Bu korseler ve ağır kabarık kıyafetler bir yaştan sonra fazlasıyla sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bazen nefes alamıyor ve üzerindeki elbiseleri parçalama isteği duyuyordu ama lanet protokol kuralları buna izin vermiyordu.
'Kraliyet kurallarının canı cehenneme.' diye geçirdi içinden.
Sonra sehpanın üzerinden duran fincanı yavaşça eline aldı ve ince dudaklarına götürdü. Elli yaşlarının sonuna gelmesine rağmen hala güzelliğini korumaktaydı. Ackerley'in annesi gibi değil de ablası gibi duruyordu. Bu fikirle birlikte gülümsedi ve fincanı yerine bıraktı. Büyük saate baktı. İçindeki demirden bir sağa bir sola sallanıp duruyordu. Saat gece 2'ye gelmişti ve haylaz oğlu hala ortalıkta yoktu.
'Hangi kızın koynundadır yine?' diye düşündü. Sonra aklından eski anılar süzülmeye başladı.
Ackerley henüz sekiz yaşındayken babası ölmüştü ve o günden sonra Rosalinda oğlunu tek başına büyütmeye başlamıştı. Tabiki bu çok zordu ama yine de başarmıştı. Mükemmel bir evlat yetiştirmişti. Akıllı, kurnaz, merhametli, fazlasıyla duygusal...
Oğlunun içini sadece o biliyordu. Başkalarına göre o; şımarık, kendini beğenmiş, henüz olgunlaşmamış bir çocuktu. Onu 'Soğuk Prens' diye tanımlıyorlardı. Tüm sosyete onu bu isimle çağırıyordu. Çünkü kimse güldüğünü görmemişti. Daha doğrusu içten bir gülüşünü gören olmamıştı. Tamamen alaycı bir varlığa dönüşmüştü ve Rosalinda bu konuda hiç bir şey yapamamıştı. İçi acıyordu, oğlunun böylesine mutsuz olduğunu görmek onu mahvediyordu.
Aklına tek bir fikir gelmişti. Bu fikirde oğlunu çirkin bir kızla evlendirmekti. Çünkü Ackerley kendi yakışıklılığına ve cazibesine o kadar güveniyordu ki yavaş yavaş acımasız birine dönüşmüştü. Kadınları dış güzellikleriyle yargılıyor ve daha sonra onlardan kurtuluyordu. Tanrı biliyordu ki, Ackerley kusursuz yaratılmıştı. Bir eşi ve benzeri daha yoktu.
Eğer çirkin bir kızla evlenirse onun iyi birine dönüşeceğini umuyordu, Rosalinda. Tek umudu buydu.
Birden kapının açılmasıyla irkildi. Oğlu yavaşça içeri girdi ve annesinin yanağına arsızca bir öpücük kondurdu sonra yavaşça karşısındaki tekli koltuğa geçti. Bacak bacak üstüne atarken hizmetçiden bir fincan kahve istedi. Çünkü ağrıdan başı çatlıyordu.
"Evet, sevgili anneciğim. Bana sürprizin nedir acaba?"
Rosalinda yavaşça gülümsedi ve durumu açıklayınca oğlunun yüzünde oluşacak ifadeyi merak etmeye başladı.
"Seni evlendiriyorum." diye şakıdı neredeyse ellerini iki yana açarak.
Ackerley yavaşça nefesini dışarı üfledi. Sıkılmıştı artık bu muhabbetten. Bir kere annesi artık bunu başaramayacağını anlamalıydı. Sürekli olarak seni evlendiriyorum, diyordu. Ama bir türlü başaramıyordu.
"Tabi tabi. Bu seferki kim? Kraliçenin kızı mı?"
Annesi eğlendiğini belli eden bir şekilde kahkaha attı. "Bu seferki bebeğim, Calanthe."
Ackerley neredeyse içtiği çayı kusarcasına dışarı çıkardı. Nefes nefese "Ucube Calanthe mi? Seni şakacı!"
Annesi gururla oturduğu yerde daha çok kuruldu. "Evet o canım. Ayrıca müstakbel eşin hakkında böyle konuşmamalısın."
Ackerley korkuyla yutkundu. "Anne sen ciddisin. Ama onunla asla evlenmeyeceğimi bilmelisin. Kendimi öldürürüm daha iyi."
Rosalinda dudaklarını büzdü. "O zaman tatlım. Servetlerine veda et. Onları sana bırakmıyorum. Biliyorsun baban vasiyetinde malları benim vekaletime bıraktı."
"Ama anne-"
Rosalinda elini sert bir şekilde havaya kaldırarak oğlunun sözünü kesti. "Kararını ver Ackerley. Ya servet ya evlilik."
Rosalinda yavaş adımlarla yukarı çıktı. Ackerley ise dizleri üstüne çökmüş, başını ellerinin arasına almıştı. Kafasını iki yana sallayarak "Bu yakışıklılığım Ucube Calanthe'nin yanına solup gidecek. Tanrım kurtar beni."
-Calanthe-
Yavaşça yerimden doğruldum. Kalbime götürdüm elimi, yine sızlıyordu. Bunu nasıl yapabildi bana? Sıkıntıyla nefesimi dışarı üfledim. Başkası olsa yakınlarında olan bir aynaya bakar donra ona bardak fırlatırdı. Ama ben asla yanıma ayna almam ve odamda da bulundurmam.
Calanthe'nin anlamı 'güzel çiçek'tir.
Kendime milyonlarca kez sorduğum bir soru 'Adımın anlamı bile güzel demekse ben neden çirkinim?'
Babam annemle evlendiği zaman o kadar eminmiş mi tüm çocuklarının güzel olacağına. Çünkü annem eşsiz bir güzellikteymiş ama ben nedense yüzü çillerle dolu bir ucubeyim.
Kendi babam bile benden nefret ederken bazen yaşamak anlamsız geliyor. Her saniye sol yanımı daha çok yakıyor. Yavaşça kalktım ve babamın çalışma odasına doğru yol aldım.
Babam yüzümü bile görmek istemediğinden dolayı odamdan fazla dışarı çıkmam. Beni görmek istediği en son zaman annemin öldüğünü haber vermek içindi. Çok önemli bir durum olduğunu anlıyordum. Ne kadar belli etmek istemesem de korkuyordum.
Derin bir nefes alıp kendimi boş yere rahatlatma çabasına girdim ama ne yazık ki işe yaramadı. Kapıyı çaldım ve içerinden duvar kadar sert ve soğuk 'Gir.' sesini duydum.
İçeri girdim ve babamın karşısında durmaya çalıştım. Gergin olduğu belliydi, geniş deri koltuğuna iyice yaslanmış dışarıyı seyrediyordu.
Bana dönme gereğini bile görmeden 'Otur.' dedi. Yavaşça dediğini yaptım ve beklemeye başladım. Bir süre sonra lafa girdi.
"Seninle evlenmek isteyen biri var."
Şok içinde öylece kaldım ve tüm ağzım kupkuru oldu. Kim benim gibi biriyle evlenmek isterdi ki? Tanrım!
"N-Ne?"
"Kekelemenden nefret ettiğimi biliyorsun. Ama bunu şimdilik şaşkınlığına vermek istiyorum. Çünkü bende senin gibi şaşkınım. Tanrı aşkına kim senin gibi aşırı çirkin biriyle evlenmek ister ki?"
Artık bu kötü sözlere alışmam gerekirdi ama hala fazlasıyla canımı yakıyordu. Çok şükür artık ağlamıyordum. Sadece içim kan ağlıyordu.
Babam bana döndü ve konuşmaya devam etti. "Evlenmek isteyen kişi Soğuk Prens diye anılan Ackerley Benson. O adamın yakışıklılığı dillere destan. Kadınlar onu dillerinden düşürmüyorlar. Seni istediğine inanamıyorum. Dük olması da ayrı bir olay. Her neyse onunla evleneceksin. Böylece bende senin bu çirkinliğini çekmek zorunda kalmayacağım."
Bana gidebilirsin anlamında dışarıyı gösterdi. Bugüne kadar babama hiç itiraz etmemiştim. Şimdide etmeyecektim. Yanlızca yıllar boyunca ona söylemek istediğim bir sözü söylemek istedim.
Kapıyı açtım ve arkamı dönemeden son sözlerimi söyledim.
"Çirkin olmayı ya da senin kızın olmayı ben seçmedim. Ama ne olursa olsun beni biraz olsun sevmeni isterdim... Baba."