Mardin’in keskin rüzgarı, hastanenin beyaz koridorlarında yankılanan öfke seslerine karışıyordu. Mezopotamya güneşi batarken, hastanenin soğuk ışıkları altında gergin bir bekleyiş vardı. Barış, koridorun bir ucundan diğer ucuna hızlı adımlarla gidip geliyor, gözlerini ameliyathane kapısından ayırmıyordu. İçeride Ela vardı; canından çok sevdiği, uğruna ailesini ve töreleri karşısına aldığı hamile sevgilisi... Diğer yanda ise köşede, simsiyah çarşafının içinde adeta görünmez olmaya çalışan Leyla duruyordu. Leyla, barışın nefretle baktığı, sadece mecburiyetten, "töre" dedikleri o sarsılmaz kanunlar yüzünden imam nikahı kıydığı eşiydi. Ameliyathane kapısı gıcırtıyla açıldı. Doktor, yüzündeki yorgun ifadeyle dışarı çıktı. Barış, doktorun yakasına yapışmamak için kendini zor tutarak öne atıldı

