Mardin’in keskin rüzgarı, hastanenin gri koridorlarında yankılanırken, havada asılı kalan gerginlik adeta nefes almayı güçleştiriyordu. Leyla, siyah çarşafının içinde titreyen ellerini gizlemeye çalışarak duvarın kenarına sindi. Gözleri dolmuştu ama akıtacak tek bir damla yaşı kalmamıştı. Barış’ın az önceki o küstah tavrı, "Leyla benim karım!" diye haykırışı hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Oysa Barış’ın kalbi de aklı da başka yerdeydi; hamile sevgilisi Ela’nın yanındaydı. Üstelik Barış, Ela’dan bir erkek bebek beklerken kız haberiyle iyice hırçınlaşmış, öfkesini en zayıf gördüğü yerden, Leyla’dan çıkarmaya çalışmıştı. Mahmut Bey, kızının düştüğü bu durumu, o çaresiz bakışlarını gördükçe damarlarındaki kanın çekildiğini hissetti. Barış’ın arsızca gülümseyerek "Karım" demesi bardağı taşıran

