Mardin’in uçsuz bucaksız mezopotamya ovasına bakan taş konaklarında, güneş batarken ardında ağır bir kasvet bırakıyordu. Şahsuvar Konağı’nın yüksek duvarları arasında sırlar ve hayal kırıklıkları fısıltı gibi yayılmaktaydı. Hastanenin beyaz, soğuk koridorlarında Barış’ın adımları öfke ve hayal kırıklığıyla yankılanıyordu. Ela, merdivenlerden düştüğü o korkunç andan sonra nihayet kendine gelmişti. Barış, doktorun ağzından çıkacak o tek kelimeyi bekliyordu: "Erkek." Zira bu konakta hüküm sürmenin, Hazen Hanım ve Poyraz Bey’in gözünde tam kabul görmenin bedeli, hanedanı devam ettirecek bir erkek evlattı. Ancak doktorun dudaklarından dökülen "Bebeğinizin durumu iyi, bir kızınız olacak," cümlesi, Barış için bir müjdeden ziyade ağır bir darbe gibiydi. Sevdiği kadın, uğruna Leyla’yı bir kenara

