ÇOCUKLUĞA VEDA

4583 Words
☆☆☆☆ Gündelik hayatın tüm karmaşasında, her şey olağan akışındayken, insan bazen bir şeye geç kalır ve o günden sonra her şeye geç kalır... Ben ne ara geç kaldım bilmiyorum, ama bir yerde hayatımın kırılıp tek kişilik dünyamı 2 kişi yaşamaya başladığımı biliyorum. 13 yaşından itibaren yanıbaşımdan ayrılmayan arter kişiliğim Serra ile. Ben vera, Mahmut beyin biricik öksüz yetim torunu, ve benim diğer kişiliğim Serra... kimsenin bilmediği gizli yarım. Ben gündüzken o gece, ben beyazken o siyah... Yeni bir yol ☆☆☆ Dedem, annemle babam vefat ettikten sonra benim sığınağım olmuştu, hayatım onunlayken cennette yaşamak gibiydi ama elbette annemin, babamın eksikliği hiç azalmamıştı. Dedem de babamın ölümünden sonra inzivaya çekilmiş, dünyaya kendini kapatmıştı. Kimseye demez ama en sevdiği evladı babamdı. Nenem içten içe çürümüş, acı ile felç kalmıştı. Evimizde hem huzur hem acı hem mutluluk hem burukluk hepsi bir arada yaşandı. 10 yaşında temelli geldiğim yuvamdan Üniversite için ayrılmak zorunda kalacaktım. Dayım dedemin şirketinde üst düzey yöneticiydi. Bu gün gelip iki gün bizde kalıp beni de alıp İstanbul’a gideceklerdi. Dedemin diğer çocuğu, yani halam ise nişanlıyken başka bir adamla kaçtığı için dedemden veto yemiş , onun yerine Dedem dayımı koymuştu tüm şirketin işlerinin başına. İki oğlum var der ,öyle muamele ederdi dayıma. Allah var, dayım da hiç onu şaşırtmamış, saygısızlık etmemişti. Deyim yerinde ise Dedem eski kulağı kesik, ensesi kalın,sırtı sağlamlardandı. 78 yaşında olmasına rağmen Mahmut bey dediğinde herkes oturuşunu düzeltir, ettiği lafı iki defa düşünürdü. Dayım iyi adamdı, eşi doktordu... Neriman yenge. Uzun, sarışın,yemyeşil gözlü Bosna göçmeniydi. Babası dayımla evlenmesine uzun süre karşı çıkmış yengemin. Annem ile dayım hem öksüz hem yetimmiş. Dedemlerin konağına geldiklerinde dayım 12, annem tıpkı benim gibi 10 yaşındaymış. Muhtar ; ‘Öksüz kalan iki çocuğa sahip çıksa çıksa Mahmut bey çıkar !’deyip ellerinden tutup getirmiş konağa. O günden sonra da zaten o evin bir üyesi olmuşlar. Annemin 'ailem' dediğini hatırlıyorum. Çok severlerdi annemle dayımı,onlar da nenem ile dedemi. Zamanla Babam anneme aşık olmuş. Çok korkmuş tabi dedem istemez diye. Eski kafa işte, dedem de nerden bilsin annemin yaşı gelince ’ evde delikanlı askerden gelmiş oğlan var kızı helal süt emmiş birisi ile baş göz edelim’ demiş. Sonra tabi olmadık durumlarla babam olaya el atıp annemle evlenmiş. Dedem ; ‘hayta madem gönlün vardı bana neden yavrulara yuva arattın ‘deyip kömürlükte 3 gün yatırmış babamı. Halamın pek lafı geçmez ama anladığım kadarı ile herkes sevgi, saygı içindeymiş. Babamın konuştuğunu hatırlamasam da annem hep konuşurdu halamla. Sürekli babamı barıştırmaya çalışırdı ama son girişimi netice veremeden hakkın rahmetine kavuşmuştu. Kaza olduğunda Annem hamileydi 7 aylık. Ben hem öksüz hem yetim olduğumdan el üstünde büyüdüm. Dayımın kızı ile çok iyi anlaşırdık 2 oğlu bir kızı vardı dayımın. Mete, Barış ve Ecem. Barış ve Ecem ile çok iyi anlaşırken, Mete kimse ile anlaşan bir çocuk değildi. Bize büyüklük taslar, muhatap olmaz, başımı ağrıtıyorsunuz derdi. Dayımın bahsettiği kadarı ile üstün zekalıymış... iletişim kurmakta ve duyguları hissetmekte , ifade etmekte sorun yaşıyormuş. Bizi uzaktan bile izlemeye tahammülü olmazdı Mete'nin. Hep ıssız bir yer arar, kalın kitaplar okurdu ki o zamanlar anladığım kadarı ile yaşının çok üstünde kitaplar olduğunu duymuştum. Öyle ki bizim kitabımız CİN Ali’ydi ama onun kitabı lise seviyesinde kitaplarmış. Yurt dışına çıkmış özel eğitimle okumuş... Dayım övüne övüne anlatırdı. Benim hukuk kazandığımı öğrenince de gurur duymuştu benimle. Normalde dedemi kimse, beni Urla dışına çıkarmaya ikna edemezdi dayım olmasa. Bir müddet kırlarda ay çekirdeği tarlasında gezdikten sonra çiftliğin avlusuna doğru gelmiştim. Avluda içeri giren Dayımın arabasını görünce adeta havalara uçarak nefes nefese koşmuş, varmıştım yanlarına. Beni gören dayımın yüzündeki gülümsemeyi asla unutamam. Sevilmek ne kadar güzel... Ne kadar sevilirsem sevileyim yetmiyor bana. "Kız cimcime sakin ol kalp krizi geçireceksin" Kollarını kocaman açmış sarılmam için bekliyordu. Yengem kahkaha atarak "ay dur çocuk nefesini toplasın" demişti sarılmak için sırasını beklerken Hepsine özlemle sarılmıştım. Yengem ve dayım gelmişti sadece. Ecem arkadaşları ile Antalya’ya tatile gitmiş Barış da Gürcistan’daymış. Eve girince tek tek özlem giderdiler. Akşam yemeği şen kahkahalar arasında geçti, Yengem sürekli dayımdan dertleniyor dedem göstermelik bir sinirle kızıyor gibi davranıyordu dayıma "Ben çekerim onun kulağını " diyordu... Bir müddet sonra herkes yol yorgunluğu ile odalarına çekildiğinde yengem ile ben kalmıştık sadece. Yengem ne zaman gelse nenemin tahlil sonuçlarına bakar, kendisi de muayene ederdi "Uzun süredir yatalak olmasına rağmen çok iyi bakılmış, hiç yatak yarası yok " "bu iyi bir şey değil mi?" dedim bana sarılıp göğsüne yaslayan , yarı anne kokan kadına "ah benim güzelim tabi ki iyi birşey, çok güzel bakmışsın nenene" Ne zaman övülsem mahçup olurdum, tıpkı şimdiki gibi... " ben bir şey yapmıyorum ki, Hafsa abla sağ olsun” " öyle deme, duydum neneni sürekli tekerlekli sandalyeye oturtup kaçırıyormuşsun" deyince mahcup bir şekilde kıkırdadım "Ama çok sıkılıyor evde" Cevabıma kahkahalarla karşılık vermişti, her ne kadar gülse de durgundu yengem. Geldiği andan itibaren yüzünde bir hüzün vardı. Hafsa abla ellinde kahveler ile yanımıza geldi. Hafsa bizim her şeyimizdi. Dedemin yeğeniydi uzaktan. Eşi ölünce neneme bakması için getirmişlerdi, o andan itibaren evimizin temel direği olmuştu. Evi yönetirdi, misafirleri ağırlar... dedemin sağ koluydu. "Neriman " dedi ondaki durgunluğu fark edip "sende bir haller var... " Bir müddet sustular, anlamıştım ben oradayım diye konuşmuyorlardı. Onları yalnız bırakmak en iyisiydi. Müsaade isteyip odama çıktım ama çok uzun süre salonun ışığının yandığını fark ettim. Üst kattan baktığımda aşağıda yengemin gözyaşlarını sildiğini görmüştüm. "Umarım önemli bir şey yoktur " deyip dua ederek uyudum. 2 gün hızla geçmişti, geçmesini istemesem de... Valizler arabaya yüklenmiş, kahvaltı ardından kahveler içilmiş ve ayrılık vakti gelmişti. Sonra son defa odama baktım. Hüzün çökmüştü. Çocukluktan yetişkinliğe sığınağım olmuştu odam. 167 boylarındaydım. Gözlerim siyahtı. Zeytin gibi simsiyah o kadar ki irisimle aynı renktiler. Son günlerde sınav stresi, yerleştirmeler derken baya kilo vermiştim. Bana göre iyiydim ama ev ahalisi her yerde beni beslemek istiyordu. En çokta bunu özleyeceğim. Nenemi koklaya koklaya öpüp dedemle gözyaşları içinde ayrıldığında dayım yolda sürekli neşemi yerine getirmek için "kız hem ağlarım hem giderim mi diyorsun cimcime." Diyerek bana takılıyordu. Ne olursa olsun, ardınızda sizi seven insanları bırakarak gitmek kalp acıtıyordu. Ben araba yolculuklarında hep korkmuşumdur. Kazada arka koltuktaydım. Ne zaman arabaya binsem inene dek kaskatı kesilirdim. Psikolojik destek almıştım. Ne zaman seyahate çıkacak olsam ilaç alıyordum. İlacın etkisi ile uyumuşum. En nihayet eve gelmiştik ki yengemin yüzünün asıldığını fark ettim. "Acaba benden mi rahatsız oldu" diye aklıma bile gelmedi çünkü öyle bir kadın değildi ama neden asıldı yüzü. Kapıyı çaldı... uzun süren kapı çalmadan sonra hizmetli sonunda kapıyı üstünü düzelterek açmıştı. Yengemin bir kaşı yukarı kalkıp “neredesin kızım sen ?” dinlemeden içeri girdi bir yandan da hizmetinin üstünü çekiştirmesine bakıyordu. Dayım ,sus, der gibi işaret etmişti “Kızımın valizini al odasına götür” Koluma girip beni öptü “hoş gelin evine güzel kızım, hadi çık dinlen ne istersen istediğin gibi davran evindesin” Çalışanı takip edip 2. kattaki odama gelmiştim. “Buyurun Vera hanım burası sizin odanız” Valizimi açar açmaz görünen çerçevelenmiş iki fotoğrafı masamın üstüne kattım. Annem babam ve dedem ile nenem... En kıymetlilerim. Her şey çok yeniydi. Yengem “sen geliyorsun diye her şeyi sıfırdan aldım kızım, inşallah beğenirsin” demişti, beğenmiştim ama tek sorun her şeyin fazla beyaz olmasıydı. Odada boydan boya bir kapı vardı terasa açılan, etekleri yeri süpüren zarif tüller rüzgarın esintisi ile uçuşuyordu. Dışarı çıktığımda bahçeden terasa uzanan çınarın kolları. Etrafa baktığımda havuzu fark etmiştim. Tam etrafı meraklı gözlerle izlerken birisini gördüm, uzun boylu, yapılı, kaslı birisiydi. Bir an yanaklarımın ısındığını kalbimin deli gibi attığını hissettim. Gözlerim hayretle açılmıştı. İlk defa erkek görmüyorum, ilk defa güneşlenen erkek görmüyorum ama bu başka bir şeydi... sonra yine o çıktı. ( Serra diğer kişiliğim, ete kemiğe bürünmüş insan olarak görünürdü hep, sadece benim görebildiğim bir insan, diğer adı ile başımın belası) Koluma vurup duruyordu soluma dönüp baktığımda “kızım bu ne lan, bize böyle bir talimat gelmedi” dedi elindeki dosyaları karıştırıp “kimse bize herkülle aynı evde kalacaksın dememişti “ dedi. Bıkkınlıkla gözümü çevirip adama baktım. “Herkül sarışın bu esmer.” Dedim. Serra gözlüğünü indirip burnumun dibine kadar girip "adonis diyelim ona, bay adonis" Aklımda soru işaretleri belirtmişti ama "kim bu?" İç sesimin adama "bay adonis" demesi ile gözüm adonis kasına kaymıştı. "Kas yığını, kız tavlayayım diye protein tozu içip spor salonlarında tuhaf sesler çıkartan tiplerdendir" Birden kollarıma yapıştı gözlerimi gözlerine dikip "adonis ile ilgili konuşurken dikkat et kelimelerine!" deyip salak bir şekilde bakış atıp " ben ona aşık oldum" dedi gözlerime ciddi ciddi bakıp. " Serra daha adamı 2 dakika oldu göreli" Ben içeri girerken balkonda çığlık kıyamet bağırıyor " gel de bak şuna, sen gidince ben göremiyorum" Bense inadına gözlerimi duvara çevirdim. Kimdi acaba bu? Yengemin yeğeni falan mı? Bir müddet yol yorgunluğu ile uyudum sonra Serra’nın dibinde tepinmesi ile uyandım. Ellerini koynunda birleştirmiş, bir ayağını ritmik şekilde yere vurup gözlerini dikmiş ateş saçıyordu. "sonunda uyandın" dedi yatağıma oturup. "Git başımdan" Biz Serra ile inatlaşma içindeyken içeri yengem geldi, o sevecen gülüşü ile yemek vakti geldiğini söylemişti. Aç mıydım, hayır ama onu kıracak mıydım, hayır! Aşağı indiğimizde servis 4 kişilik açılmıştı. "misafir mi var ?" dedim şaşkınlıkla. Yengem o sıcacık tebessümü ile sarılıp " Mete abin burada güzelim" Mete abim mi? "Hımmm demek adonis Mete'nin arkadaşı "dedi Serra yanımdaki boş sandalyeye oturup. "Bana neden servis açmamışlar? " Diye söylenmeye başlamıştı ciddi ciddi. "Benden başka kimse seni görmediği için olabilir mi ?" Dudağını , olabilir , der gibi umursamaz hareketlerle yaydı. "Ayrıcaaa ... benden izin almadan beden kontrolümü eline geçirmeyeceksin !’ Dedim ama kime diyorum... Serra ile ben beden kontrolünü ele alma konusunda son zamanlarda sık sık sorun yaşamaya başlamıştık. " 4 kişilik servis var Vera, demek ki adonis gitmiş,senin gözlüklü Şirin kalmış." Dünyadan soğumuş bir eda ile döndü masaya. Gülümsememi zorla bastırmıştım. Serra Mete’yi hiç sevmezdi. Çocukken her gelmelerinde gözlüğünü kırardı beden kontrolümü eline alıp. "Buna uyuz oluyorum!" der dururdu. Gördüğünde tüm cinler tepesine toplanıyormuş. Bir müddet bekledik, dayım da geldi sofraya ama Mete halen yoktu. Hoşnutsuz şekilde boş sandalyeyi işaret etti. Yengem’ lütfen Atilla’ diyerek beni gösterdiğinde kendimi tuhaf hissetmiştim. "Sanırım sorun çıkartma demek istiyor" dedi Serra Evet bir mesele vardı, belliydi bu. Geldiğimizde itibaren sürekli hissediyordum yengemdeki o huzursuzluğu. "Söyle gelsin, dağda bayırda solucan, böcek yiyecek adam gibi yemek yiyip karnını doyursun!" dedi dayım bastıramadığı öfkesini yansıtan sert ses tonuyla Yengem başı ile hizmetliye "hadi kızım, söyle Mete Bey’i bekliyoruz sofrada " Dayımsa üstüne basa basa düzeltti yengemi. "Söyle yemeğe başladılar, bekletmeyecekmişsin de" Serra "aradaki fark ne anlamdım ?" Çok fark vardı Serracığım çok! Bir müddet sonra merdivenden ayak sesleri geldiğini fark etmiştim. Ben bakmadığım için Serra da bakmıyordu "ay geliyor kıl kuyruk" dedi. Mete çok zayıf ... hayır, aşırı aşırı zayıf, solgun renkli asosyal bir çocuktu. Her oyuna itiraz ettiği için kardeşleri ile olan oyunda bile içimize almazdık. Sesler tam arkamda son buldu. Çocukken alışık olduğum o iğrenç tiz sesi çıkacak diye beklerken son derece erkeksi bir ses geldi "sakın bana bu küçük hanımın Vera olduğunu söylemeyin?" Serra "yuh amına koyayım ,adamın sesi yakışıklı " demesi ile ikimizde o ses tınısına kapılarak başımızı döndüğümüzde gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı. Sahne tam olarak şu - ben ve Serra arkamıza dönmüşüz, beyaz gömlek lacivert kumaş pantolon ve mükemmel bir rugan ayakkabı ile gözlerini bize dikmiş daha doğrusu bana dikmiş bakan bir adam ve ondan gelen mistik koku... - Nefes alış verişime bir sürelik ara verdiğimi Serra'nın uyarısı ile fark etmiştim "Vera nefes al Vera, ya da boş ver alma suni teneffüs yapar belki "dedi Bense aptalca ona cevap verip "Suni teneffüs öyle bir şey değil !" dediğimde kaşlarını çattığını ve gülümsediğini fark ettim. "anlamadım güzelim ne suni teneffüsü?" Serra kafama vurup "sessiz konuşsana salak, bizi deli sanacak" "Mete abi!" deyip kalktım. Kokusu ve göz kamaştıran duruşu ile kısa bir baygınlık geçiren nöronlarımın yerine gelmesi ile. "Sonunda "dedi Mete, kollarını açıp sarılarak "Hoş geldin cimcime" dedi... "hoş geldiniz" dedi anne babasına soğuk şekilde bana olan sıcak yaklaşımının aksine! Yengem "hoş bulduk oğlum" diye cevaplarken dayımdan ses çıkmadı. Karşı sandalyeye geçip oturdu masada. " e cimcime üniversiteyi kazanmışsın" bense boş boş ona bakıyordum. Bir insanın sesi nasıl yakışıklı olur anlamaya çalışırken Serra burnumun dibine kadar gelip "adama bir şey de adama, bize bakıyor!" dedi. "Napmışım?" deyince utançla yüzünü kapattı Serra "kesin bizim salak olduğumuzu düşünecek, bırak suni teneffüsü maşa ile sıkar elimizi" Sinirle onu görmezden gelmeye çakılırken Mete'nin kaşlarını çatıp dikkatle bana baktığını fark ettim. Bakışları yüzümde geziniyordu. Serra "Allah aşkına bir şey yap şuan herkes bize bakıyor " "Üniversiteyi kazandı dediler ama ben mi yanlış anladım ?"dedi bana kafamı toplamam için yardımcı olmaya çalışarak Bense tüm alıklığımla devam ettim. "Kazanmışımdır öyle diyorlarsa " Herkes gülmeye başladı... "normalde kazanmışsan öyle derler ama sen tam tersi diyorsun yani?" Anlamamış gibi bakınca nazikçe gülümseyip yüzümdeki keşfine devam etti. Dayım " evet Urla’dan buraya kazandığı bölümü okumaya geldi benim akıllı kızım. Bazıları ise gelecek vaat eden işlerini ,kariyerleri çöpe atıp şımarıkça hareketler yapıyor. Kader işte" dedi. "Bu sözler Mete’ye yalnız" dedi Serra. Evet bende fark etmiştim. Yüzü asıldı Mete'nin. Yengem ‘Atilla! ‘diye ikaz etse de dayım susacak gibi değildi. "Ne oldu hanım, yanlış bir şey mi söyledim ?" "Yanlış değil baba ,sana göre doğru ama sırf sana göre doğru diye benim için de doğru olacak değil!" "Bırak şimdi felsefe yapmayı. Dünyanın en seçkin üniversitesinde okuyup Türkiye’de dağ tepe terörist mi kovalayacaksın?" Serra "napacakmış? " Ben de anlamamıştım. Yengem "bunu sonra konuşabilir miyiz, kızım daha yeni geldi ilk günden gerginlik istemiyorum" Kısa süreli bir sessizlik oluşmuştu, Mete masada birkaç dakika durup yemek yemeden kalkıp giderken bana dönüp başımın üstünden öptü ve "kusura bakma ufaklık "dedi ve çıktı. Yemeğin ardından bir müddet salonda zaman geçirip odalara dağılmıştık. Yengem İnternetten kıyafet baktığımı görüp Mete'den yardım istememi, onunla gidip deneyerek almamı istemişti. Nedense bu asla reddedemeyeceğim bir teklifti. Odada kendi halime takılırken aklımda hep nasıl bir geleceğim olacağı sorusu dolandı. Ne bekliyordu beni, zor muydu acaba üniversite. Uyum sağlayabilecek miydim? İstanbul kalabalığı boğacak mıydı beni? Bir müddet sonra araba sesi duydum. Saat 1 e geliyordu. Terastan baktığımda sendeleyerek inen Mete'yi gördüm. "Sarhoş galiba" dedi Serra. " Ne ara uyandın sen ?" "Mete’yi gördüğünde" dedi gözlerini dengede duyurmaya çalışan adama dikerek. Mermer teras korkuluğuna oturup " bunda ne alt takım vardır" deyince içtiğim melisa çayını püskürttüm... Ağzımdan, genzimden geldi çay... ters bir şekilde bakınca "ne?" dedi umursamazca. Serra' nın bu halleri beni hep zor duruma sokuyordu. Bir süre sonra kapının açıldığını fark ettim. İçeri girmişti Mete. Gözleri kapalıydı, spor ceketini boşluğa bıraktı, gözünü açıp "bu karyola nerde ?" diye bakınarak etrafa yatağını aradı. Serra "aha adamı odaya attık" deyip koşarak yanına gitti... Ne yapsam engel olamadım. Kendime geldiğimde Mete'nin yanındaydım. O anlık heyecanla vücut kontrolümü almıştı yine, adamın burnunun dibine kadar sokmuştu kendini. Mete yüzüme şaşkınlıkla bakıyordu "Vera!" "Mete!" "Vera senin odamda ne işin var, bir şey mi oldu?" dedi sonra odada gezdirdi bakışlarını " dur bir dakika, burası senin odan " Bende evet der gibi başımı salladım. " Kusura bakma" deyip ceketini almaya uzanacakken dengesi bozuldu , koluna girdim düşmesini engellemek için. Çok ağırdı ama düşmesini engellemiştim. O güzel kokusuna karışmış içki kokusuna rağmen burnuma kötü gelmemişti... Serra ise ‘ne kusuru canım, alırız bir hoş geldin postası ‘diye arsız arsız sırıtıyordu 32 dişle Sinirle sus diye işaret edip susmasını söyledim. "Çaktırmadan adonisi yoklasak olmaz mı?" diye kuduruyordu etrafımda dönerek tüm ikazlarımı zerre umursamayarak. "Hadi gel seni odana götürelim" dediğimde Serra vücut kontrolümü eline almasın diye de sürekli tetikteydim. Odasına gittik ve yatağa uzandı. Serra ise durmak bilmiyordu, yatakta Mete'nin üstüne doğru uzanıp başını kollarının arasına alıp "vay anasını bir şey olmuşsun ama sen ya!" dediğinde Mete ile göz göze olduğumuzu fark etmiştim. "Ha siktir Serra !!! yine mi kontrolü elimden alındın?" Deyip panikle gidecekken bileğimden yakaladı, kalbimi delicesine attıran temasla içimde bir çağlayan akmaya başladı. Bir eli ile ensemden kavrayıp başımı başına doğru eğip göz hizasına çekti gözlerimi, gülümsedi "ne olmuşum ne olmuşum dedi? " "Vallahi ben demedim" dedim safça inkar ederek. Gülerek elini çekti ve gözlerini kapattı. Baktığımda Mete'nin odasındaki koltukta oturan Serra’yı gördüm. Sinirle kaşım gözümle gitmesini işaret ederken Serra’nın gözleri Mete’nin bacak arasına kaymaya çalışıyor "ya hadi baksanaa, sen bakmadığın için göremiyorum " diyerek isyan ediyordu. "Ya bir siktirip gitsene" deyince Serra’ya Mete "nereye gidim güzelim" diye gözerini açmadan söylendi... Bir süre tuttum nefesimi, neyse ki çok sarhoştu ve sonra tekrar sızdı. Yüzüne baktım, kusursuzdu, yorgun bir ifade vardı. Alkolden mi acaba. Sonra tekrar başımın belasına döndü bakışlarım "ne bana bakıyorsun ?" deyip gelip Mete'nin yanına uzandı. Bir elini başının altına katıp diğer eli ile saçlarını okşuyordu. "hadisene" diye elinden tutup çekerken " ya bırak nolur, baksana adamın omzuna, bir köşesine kıvrılsak ne olur sanki " dedi dudağını büzerek. Susturamıyordum Serra’yı, zapt edemiyordum. Çekerek zorla çıkarttım ve odaya gelip hızla odayı kilitleyip anahtarı aşağı attım. Hayretler içinde izleyip bana öfke ile bakıyordu "Naptın manyak?" Sülalem rahat modunda yatağıma uzanıp "senin Mete'nin ırzına geçmeni engelledim" deyince sinirle "kay lan kenara "dedi. Kaydım yanıma oturdu. "Adamın üstüne çıkmak nedir Serra ya!" "hişt" dedi koluma dirseği ile vurup, konuyu saptırarak "ama hissettin değil mi? " Kaşımı çatıp Serra’ya "neyi " diye baktığımda ne dediğini anladıktan sonra kafamı yastığa görmüştüm "sen nasıl terbiyesizsin ya" deyince "yavrum insanlık terbiye ile çoğalmıyor yalnız " dedi. O gün Serra’yı zarp etmek, bır bırını dinlemekten canım okunmuştu. Daha kötüsü sabah uyandığımda başıma gelmişti. Dışarı çıkamıyordum çünkü kapı kilitliydi. Dışarıdan bir ayak sesi duyduğumda kapıyı tıklayıp " kim var orda?" dedim. Birisi kapıya dek geldi ve " Vera" Mete’ydi bu! "Mete abi !" dedim karışık duygularla. O esnada yatakta uyuyan Serra saçı başı dağılmış vaziyette kafasını kaldırıp bir gözü açılmış diğeri kapalı ,dağılmış saçını kaşıyarak "de vallah “ diyerek bana bakıyordu soru dolu gözlerle Normalde bu saatlerde hiç uyanmazdı Serra ama Mete hayranlığı kıza kafayı yitirmişti. " Mete abi kapının kilidini bulamıyorum" dedim çaresizce çıkan sesimle Serra ise öfke ile "desene attım dışarı ,manyağım çünkü diye " " sus " diye bağırdım kafa sesime. "Anlamadım Vera neden susayım?" "sana demedim "dedim deyip kafama minik bir uyarı dokunuşu attım " Nasıl çıkacağım” dediğimde “uzaklaş güzelim ,açıyorum şimdi yedek anahtarı alıp " Kapıdan kalktım. Bir süre sonra kapının açıldığını fark ettim. Serra ise tükürdüğü ile kaşını falan düzeltiyor, dudaklarının kenarını ağzını balık gibi açıp siliyordu. "Evet geliyorum “ dedi Mete içeriyi uyarırcasına. Serra elini kocaman açmış “ gel yiğidim gel de bir sabah öpücüğü ver’ diyerek kollarını açmış dudağını uzatmıştı. Mete Sabah kalktığımda kıyafetlerimle uyuduğumu fark ettim. Hızlıca duş alıp Selen ile görüşmek için çıkacaktım ki Vera’nın sesini duydum. Kapının kilidini bulamamış.. neden kilitledi ki kapıyı diye bir an düşündüm. Korkmuş muydu bizden, yerini mi yadırgadı... Hızla gidip yedek anahtarı alıp kapıyı açtığımda yatak üstünde oturmuş iki elini kaldırıp dudağını uzatmış gözleri kapalı bir Vera gördüm? Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum? O kadar komik görünüyordu ki kahkaha atmadan duramadım. Katıla katıla gülmeye başladım. Gülmemle sanki uykudan uyanıyor gibi kendine geldi ve hızla ellerini indirip "ben esniyordum " dedi. Kızı utandırmamak için kahkahama son vermeyi denedim ama nafile. Biraz kendimi toplayıp yedek anahtarı komodinin üstüne bırakıp "Annem erken çıkmış, babam da çıkmış kahvaltıda biz bizeyiz. Acele edersen birlikte yaparız yoksa tek yapacaksın bende çıkacağım birazdan " dediğimde tam çıkarken kolumu tutup durdurdu, gözlerime boncuk boncuk bakıyordu... Ben bu bakışı biliyorum Bu bakış bir -halt edeceğim bana eşlik et- bakışıydı. Çocukken az başımı yakmayan o bakış. Derin bir iç çektim. "dinliyorum Vera? " "alışveriş yapmam gerek " Dedi doğrudan, başını önüne eğdi. Derin bir nefes çektim. Kız arkadaşımla avm de buluşacaktık o geldi aklıma ‘tamam kahvaltıdan sonra gidelim, bende avmye gidiyordum zaten’ dedim Gözleri... O gece gibi karanlık gözleri, gözlerime döndü. Kocaman çığlık atıp boynuma sarıldı, ayaklarını kaldırdı "de vallah?" güldüm "vallah vallah hadi" Çıktım odadan. Aşağı inerken ne kadar zamandır gülmediğimi hatırladım. 2 gündür iyi gelmişti bu cimcimenin gelmesi. Yüzüm gülmeye başlamıştı. Vera bir yandan giyinirken bir yandan Serra’ya söyleniyordu. Serra ise kırmızı ruju eline almış "şunu sür şunu ,Mete bizi kırmızı rujla görsün" deyip hiç dinlemiyordu Vera’yı Vera ‘’Allah kahretsin seni Serra, ya neden durup durup vücudumu kontrol ediyorsun herkesin iç sesi edepli ahlaklı sen niye böylesin’ deyince "kafayı yedin herhalde, herkesin iç sesi adam kaçırıp işkence ediyor, cinayet işliyor ben napmışım, ardı önü Mete'yi öpmek istedim.... ımmm birde adonisini yalamak istemedim desem yalan olur ‘dediğinde yüzümü elbise ile kapatmıştım utancımdan. "Senin yüzünden adam bizi kapıyı açtığında salak bir şekilde gördü" Serra aldırmadan kıyafet seçiyor "yavrum reklamın iyisi kötüsü olmaz " deyip eline çorap aldı. Vera kıyafetini giymiş Serra’nın elindeki çoraba bakıyordu ,ne yapacağım onu, der gibi kafasını salladığında Serra " sok alttan destekle, üstten fışkırsın hazinemiz, hadi koçum!" deyip kollarımdan tutarak beni sarstı. "Asla böyle bir şey yapmam ,sen iyice kafayı yedin " diye Serra ile didişirken hizmetlinin kapıdan beni izlediğini fark ettim. Bana bakıyordu şaşkınlıkla, hemen kulaklığımı işaret ettim. Yaşasın kablosuz kulaklık! Özür dileyip dışarı çıktı. Neyse bu gün de kimse deli olduğumuzu fark etmedi, ucuz yırttık! Elimdeki çorabı bırakıp dışarı çıktım, koşar gibi inerek masaya baktım boştu. Çalışana "Mete bey nerede ?" dedim. Mutfakta olduğunu öğrendim. İçeri girdiğimde Mete’yi gördüm. Birisi ile telefonda görüşüyordu. Altında keten pantolon küllü koyu grip renkte ayağında spor ayakkabı, üstünde buz mavisi bir gömlek içinde beyaz bir tişört vardı. Beni görünce "gel güzelim" dedi ben daha masaya oturmadan Serra masadaki yerini almış adamın sağını solunu kolaçan etmeye başlamıştı. Serra’ya bu gün sessiz olursan beden kontrolümü olduk olmadık yerde ele geçirmezsen söz neresine bakmamı istersen çaktırmadan bakacağım demiştim. Onun için sessizce tostunu yiyen adamın dudaklarına gözünü dikmişti. Yemeğimiz bittikten sonra "hadi gidelim güzelim, Selen de sana yardımcı olacak ,bizim ufaklık da gelecek alışveriş yapacak dedim çok sevindi ,tanışmak istiyor seninle" deyince Serra "Selen Selen... hay senin Selen'ini..." diye söylenerek arabaya bindi. Ben mi?!... Ben kibarca teşekkür ettim. Avmye geldiğimizde her yer ışık ışıl, kıpır kıpırdı. Serra adeta büyülenmiş gibi etrafa bakıp merdivenlerin olduğu kısıma gidip "Hey yavrum hey , biz çiftlikte elimizde mızrak götümüzde yaprakla gezerken medeniyeti unutmuşuz " demesi ile Mete abi bir kahkaha daha atıp gelip kolunun altına aldı beni ve kafama öpücük kondurdu "abartma o kadar da ilkel yaşamıyorsunuz ,Mahmut dedem nereye istersen gönderiyor" dediğinde Serra’nın yine bedenini eline geçirdiğini anlayıp sinir ile bakınca mahcup , muzurca gülümsediğini ,gözlerini benden kaçırdığını fark etmiştim. Kolları arasından beni çıkartmadan bir yandan etrafı gösterip bir yandan da bir kafeye doğru gelmiştik. Bana birisini işaret edip "sen geç , ben ne istiyorsan alıp geliyorum güzelim" dedi. Islak kek ile kahve istemiştim. O , sırada beklerken ben işaret ettiği kadının yanına geçtim. "Hayır hayatım bir şey istemiyorum sağ ol" dediğinde Mete abinin ona da bir şey sorduğunu anlamıştım. "Merhaba ben Vera! " dedim. Kadın bir anlık afallamanın ardından elini uzatıp sahte bir gülücükle "a Vera memnun oldum ,Selen" deyip beni süzmüştü. Serra kızdan hiç hoşlanmamıştı, kızı bırak dünyadaki Mete ve Mete'nin adonisleri ile ilgilenebilecek herhangi bir kadın cinsinden hoşlanma ihtimali eksi bilmek kaç trilyarmilyarmilyon hektardı... ya da artık her ne ise ! Kız beni nasıl dikkatle süzüyorsa Serra da kızı aynı şekilde süzüyordu. Gözü kızın dekolteden fışkıran göğüslerine kaydı, " bak o da çorap sokmuş senin gibi" dedim Serra’ya laf çarparak "hayatım daha ziyade hava ile şişirilmiş gibi dedemin kurbanda koyunları şişirtmesi gibi" diye kıza saydırmaya başlamıştı. "Bu kızın dudağı basur " olmuş deyince öksürerek gülmemi saklamaya çalıştım. "Ah güzelim ne oldu, su iç istersen " Kızın yardımsever önerisi Serra duvarına çarpmıştı, öfke ile " sen bizi boğmaya mı çalışıyorsun, öksürürken su mu içilir" deyince kız "affedersin "" deyip çekildiğinde yine Serra’nın kendini tutamadığını anlamıştım. "Asıl ben özür dilerim " dedim hızla arkasını toplamaya çalışırken. Mete yanıma gelmiş, ellerini omzuma katmış başıma bir öpücük kondurmuştu. " Vera güzelim ne oldu?" Sanırım Serra baya bağırmıştı çünkü etraftaki herkes bize bakıyordu ve karşımdaki kızın gözleri dolmuştu. Serra bile yaptığı için üzülmüştü ona baktığımda. "Özür dilerim biraz gerginim ,üniversiteye başlayacağım ilk defa ailemden ayrıldım... "bir sürü şey sıralarken "tamam güzelim" deyip oturdu Mete abi. Selen’ e bakıp "burada seni anlamayacak kimse yok" dedi. Selen "müsaadenizle ben bir lavaboya gidip geliyorum "dediğinde Mete abi de "hadi sen kahveni iç ,kekini ye geliyorum ben "dedi ve gitti. Bir müddet Serra ile baş başa kaldık. Çocuk gibi ayaklarını sallıyordu. "Of nerde kaldı bunlar, tuvalette s*x mi yapıyorlar acaba ? " Kafenin girişe baktığımda Selen’in hızla çantasını alıp bana bir şey demeden gidişini ve kafenin girişinde Mete abinin sinirden kızarmış yüzünü gördüm. Mete abi esmerdi ama çok koyu değildi hatta baya açık buğday tenliydi, sanırım bronzlaşmıştı ama bu hali ile tüm kadınların bakışını kendinde topluyordu. Uzun boyluydu. 2 metre boyu vardı çünkü dayım ne zaman kızsa dedemle konuşurken "2 metre boyu var 2 metre yukarıda aklı " diye söyleniyordu. Dedemde kızıp "karışma benim akıllı torunuma, o işini bilir" deyip susturuyordu dayımı. Serra mahcup şekilde "galiba bizim yüzünden " dedi. Bende bir yandan keki yiyip bir yandan " hıhı "deyip onayladım. Kız gözden kaybolunca Mete abi bir müddet arkasından baktı sonra hızla yanıma geldi. Serra "aha bu da bizi bırakıp gidecek " derken sandalyeyi çekip oturdu ve yine o mistik koku yayıldı. Ne kokusuydu bu? Ben üzgün şekilde "Mete abi Selen abla gitti mi?" dedim. Mete abi önümdeki ıslak keke bakıp çatalımı alıp bir lokma aldı yedi. Serra büyülenmiş gibi Mete’ye dalmıştı yine. "Ağzının tadını biliyorsun cimcime" Bana baktığında soru dolu gözlerle baktığımı görünce " benimle alışveriş yapmak istemez misin yoksa ?" dedi üzülerek tebessüm ettim "benim yüzümden mi?" deyince Serra lafa atladı "yok yok ben postaladım sarı çıyanı, sana kalsa daha karşımızda oturuyordu" Mete abi "bak güzelim, kendini illa bir şey için suçlayacaksan kekin bir kısmını neden Mete abime ayırmadın diye kızabilirsin ama başka bir şeyden sorumlu tutup kızamazsın’ diyerek gözlerime teselli verircesine baktı. "ama kız arkadaşın benim yüzümden üzüldü" deyince soğukkanlılıkla "kız arkadaşım değil" dedi.. Ben "nasıl yani ?" deyince Serra atlayıp "f**k buddy!!!" diye lafa girdi Mete’nin gözleri kocaman açılmış bana bakıyordu "Vera!" uyarır ve kızar tonda. Hızla Serra’ya dönüp " sakın bana onu yüksek sesle söylediğini söyleme !" dedim olduğu yere sinerek "peki" dedi! Bir insanın iç sesi bu kadar ayarsız olabilir mi? "Özür dilerim" dedim tekrar mahcubiyetle. Hadi bitir tatlının da alışverişe başlayalım dedi. Mete Vera ile alışveriş merkezine geldiğimizde büyülenmiş gibi bakıyordu her şeye. Merdivenlerin altına gidip kollarını çocuk gibi kocaman uçak yapıp "vay anasını biz götümüzden yaprak elimizde mızrakla medeniyeti unutmuşuz" dediğinde kahkaha atarak yanına gittim. Bu kızın hiç ayarı yoktu ,hiç de değişmemişti. Bir bakarsın dünyanın en hanımefendi kızı birde bakarsın her yeri kasıp kavuran bir fırtına. Asla tahmin edilemezdi. Kollarımın arasına alıp daha az saçmalamasını sağlamaya çalışarak yukarı çıkarttım. Selen kafede bekliyordu, kafası telefonunda her zamanki gibi. Vera’ya onu işaret edip istediklerini almak için sıraya girdiğimde tam sıra bana gelmiş ödemeyi yapıp masaya yürüyordum ki Vera’nın bağırma sesleri ile onlara döndüm. Yanlarına geldiğimde herkes Vera’ya bakıyordu Selen ise dolmuş gözleri ile tuvalete gideceğini söyleyip kalkınca arkasından gittim. Bir müddet bekledim, çıktığında " güzelim aldırma çocuk daha" dedim. Selen öfkeden çıldırmış gibi "ne çocuğu ya" dedi "sen kızı görmüyorsun galiba ,o mu çocuk ... ha tavırları çocuk evet ama kendisi asla bir çocuk değil" "ne ima ediyorsun?” " Benimle daha yeni tanıştı, bana bağırıyor acaba neden?" dedi sesinde hoşuma gitmeyen k kinaye ile. Tekrarladım "çocuk çünkü !" dedim ama Selen'e laf anlatmak imkansızdı. Vera ona bağırdığı için olayı farklı bir noktaya çekip kızı ekarte etmeye çalışıyordu, farkındaydım. " Bu kadar yeter Selen ! Kız nasıl mahcup oldu, özür de diledi ,ne istiyorsun daha?" "Daha ne istiyorum öyle mi, sen o sözüm ona çocukla ne halt edersen et ,beni rahatsız etme istiyorum, sakın arkadan gelme!" diyerek hışımla çekip gitti. Bir müddet sinirimi kontrol etmeye çalıştım. Sonra Vera’nın yanına geldim. Mahcubiyetten ölmüştü kız. " Kız arkadaşın benim yüzümden mi gitti?" deyince "kız arkadaşım değil" dediğimde Vera’dan hiç beklemediğin bir şey söyledi. "f**k buddy" diye bağırdı. "Vera!" diye ikaz edip susmasını sağladım ama etraftakiler duymuştu. Hiç değişmemiş Vera. Aklından ne geçerse yapar ,nasıl isterse konuşurdu. Koltukta sinerek küçücük kaldı ,bir yanına da özür diliyordu. Bir an Selen'in dedikleri geldi aklıma "ne çocuğu!" Evet çocuktu işte... karşımda korkudan utançtan koltuğa saklanarak kaçan bir çocuk. Bu kadınların kıskançlıklarını asla anlayamayacağım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD