acı gerçekler

4338 Words
Acı gerçek Hangisi daha zor... unutmaya sebep olacak büyük bir acıyı tekrar hatırlamak ne kadar akıl alır bir durum... Saatler kağını hızında gidiyordu ve o beklediğim zil sesi.. Barış'tı gelen. Koşup açtım. " Barış" deyip sarıldım "burdayım güzelim, geldim. Ah Vera burada mı kalıyorsun sen ?" "Evet neden?" dedim yüzünde bir endişe ve huzursuzluk vardı. " Burası abimin evi Vera" "Evet" dedim Barış "Vera sen gerçekten hiç birşey hatırlamıyorsun" deyip içeri girdi sinirle,kot cekedini çıkartıp attı. "Ah Vera buradan kaçarak gitmen gerekirken sen onunla aynı evde mi kaldın?" "benim anlamıyorum neden Mete'den kaçmam gerek. ?" "anlatacam ama önce bir kahve yap mümkünse en sertinden olsun. Hayattan daha sert. " " Tam 15 dakika oldu artık başlasan mı Barış!" dediğimde " nereden nasıl başlanır bilmiyorum ki Vera. 13. Doğum günündü bizde sizdeydik biliyorsun işte. Abim biraz tuhaf birisiydi hatırlarsın." "Evet" diye başımı salladım. "O gece doğum gününü kutladık. Dedem sana annenin yadigar kolyesini vermişti, evliliklerinin 13. Yıldönümünde yaparmış baban. O da anlamlı olsun diye 13. Doğum gününde vermek istemiş. Sen çok sevinmiştin. Sonra oyun oynamaya başlamıştık. Saklambaç falan. Sen çok iyi saklanırdın" deyince onayladım. Çiftlik bizimdi tabi iyi sağlanacaktım. "Sonra ben ebeydim. Her yere baktım yoktun, annemlere demeye de korktum. Koyunların olduğu ahıra doğru gittiğimde çamurda ayak izini gördüm. Ahıra girdiğimde.... " "Ne dedim ne gördün? " "Abim karşındaydı. Donuk bir şekilde, 'hadi sabaha kadar seni bekleyemem. Kolyeni istiyorsan dediğini yap' diyordu. Sen üstündeki kıyafeti çıkarttın, bir an müdahale etmek istedim ama abimden korkuyordum, annemlere söylesem dedim sonra ben gidip gelene dek sana birşey yapar diye gidemedim." Gözlerimde korkudan yaşlar birikmişti. Hem anlattıkları ile sis kısmen aralanıyor ve olanları çağrışım halinde hatırlıyor hem de onu susturmak istiyordum bu gerçekten kaçamıyordum Barış anlattıkça sahneler gözümde canlanıyor sisin içinde ama kendimi o anki yaşadıklarımı görebiliyordum. "Sonra sana dokunmaya başladı, sen ağlıyordun yalvarıyorum... 'aç elini kolyeni al' dedi uzatıp elini açtın kolyeni aldın sonra" deyip durdu "sonra ne?" dedim. "sonra bir çığlık sesi çıktı.. elindeki birşeyle sırtına bir kesik attı. Kanadığını gördüm. Hızla ordan kaçtım sonra abimin çıktığını görünce geldim." "Sen miydin o ?" dedim. " Bana hırkasını giydiren kucağına alıp eve götüren" dedim. "Evet, evet bendim" dedi. "Bana bunları Mete mi yaptı?" dedim. "Çok üzgünüm Vera abimin duygu karmaşası sorunu vardı, biliyorsun. Annem karşıladı bizi 'oğlum noluyor?' dedi aldı kucağına. O yıkadı o giydirdi. Birlikte örtbas ettiler" deyince hayretle açılmış gözlerime bakıp "onu da anla oğluydu." Kulaklarım çınlıyordu, ben şoku yaşarken " sorsana Mete ile neden küslermiş?" diye soru yönetti Serra. " Peki sen, sen neden Mete ile küssün ?" dediğimde " biraz senin, biraz sevdiğim kadının yüzünden " dedi. ,O ne demek , der gibi bakınca " İstanbula apar topar geldik, annem hemen üniversite dahiler kulübü bahanesi ile Mete'yi Amerika'ya yolladı. Kimseye orda tedavi olduğunu söylemedi. Öyle ki babam bile dahiler kulübünde sanıyordu. Tedavi olup geldiğinde bir sene sonra bir kız arkadaşım vardı. Seviyordum. Evlenmeyi mutlu olmayı hayal ediyordum. Ama Mete izin vermedi. Kızı o kadar çok taciz etti ki, tehdit şantaj, hatta..." " Ne?" dedim sesim titreyerek... "Onu hamile bıraktı. Sonra da evlenmedi terk etti. Kız kendini öldürdü " dedi. Gözlerim daha da açılmıştı bu anlattığı Mete miydi. Anneme "onu ihbar edelim" dedim ama ettirmedim. Üstünü kapattı tıpkı sendeki gibi. Oğlunu daha iyi bir kliniğe yatırdı ve çok ağır ilaçlar hipnoz tedavileri ile bu günkü Mete oldu. Döndüğünde ona saldırdım, 'nasıl yaparsın lan?' dedim. ' Seviyordum ben o kızı dokunamadığım kızı nasıl kirlettin?' dedim kavga ettik. Sana daha kötüsünü söyleyim mi bunlar için beni suçladı. " Sen getirdin kızı yanıma sen tanıştırdı "dedi.... "madem Vera'yı biliyorsun sevgilini niye bıraktın yanımda " dedi. Bende... " "sende ne ?" "Bende onu bıçakladım. Aramızdaki son kan bağı da akıp ayrıldık, bir daha asla bir araya gelmemek üzre. " "Ben o adamın bana dokunmasına izin verdim " dediğimde Barış "saçmalama çocuktun, nerden bilebilirdin neyin iyi neyin kötü olduğunu Vera senin suçun değil" dedi ellerimi tutarak. " hayır benim suçum !" diye çığlık atarak kalktım "daha dün bana dokundu o adam" deyince Barış'ın gözü hayretle açıldı. "Vera sen ne diyorsun ? Annem seni buraya onunla nasıl yolladı zaten annemle kavga edip duruyorum yemin etti iyileşti diye sen ne diyorsun yine mi bir kadına taciz edip incitti ?" "Hayır taciz değil ben ben beni sevdiğini sanıyordum dedim." "Allah kahretsin geçmişi hatırlamadığını anladı, seni kullandı ruh hastası manyak! " Serra ile gözgöze geldiğimizde suskundu. Nasıl tepki vereceğini bilemez gibi suskun. "Beni kullandı öldüreceğim onu!" dedim. "hayır Vera ,Vera hayır ,Vera... bak sakinleş her ne yapacaksan sana söz veriyorum söz veriyorum intikamını almam için yardım edeceğim, o an yardım edemedim korktum ama şimdi edeceğim senden sadece sakinleşmeni istiyorum. Söz veriyorum onun canını nasıl yakacağımı çok iyi biliyorum" dedi. "Hem senin hemde Kübra'nın intikamını alacağım" dedi. Titreyerek beni kanepeye götürdü. Uzanmama yardım etti. Uyuduğumda gidip üstüme birşey alıp "Vera ben buradayım uyu hadi" baş ucumda oturdu "hadi! kapat gözlerini ben buradayım. İyi olacaksın" dedi. Gözlerimi açtığımda her şeyin bir kabus olmasını istedim. Dün duyduğum yaşadığım her şeyin, ama değildi. Mutfaktan elinde kahve ile gelen Barış'ı görünce anladım. Dünya ayaklarımın altından çekildi. Her şey bulanıklaştı, Mete, benim Metem... kabus görüp korktuğum için göğsüne sığındığım adam mı bana zarar verdi... annem gibi gördüğüm, sevdiğim yengem... Barış elindeki kahveyi masaya koydu ve huzursuzca etrafa baktı. Burada olmaktan iğrendiği her halinden belliydi. "Peki şimdi ne yapacağım?" "kusura bakma Vera ama ben burada daha fazla kalamam. Şu dünyada ben abimden ne kadar nefret edersem o da benden o kadar nefret eder. Burada kalmak bana işkence. Burada olduğumu öğrense Evi yakar eminim, annemle konuşurken duydum eminim yaptıklarından pişman seni kaybetmek istemiyor saklamak istiyor. Senin ne istediğin önemli" "Canı acısın istiyorum!" dedim. Gözlerime şaşkınlıkla baktı. "Canı o kadar acısın ki savunmasız bir çocukken bana yaptığını kendisi de yaşasın istiyorum" dediğimde Barış hazırlanmıştı gitmek için. "Ama ne yapacağımı hiç bilmiyorum" dediğimde geri oturdu. "Abim kaç yaşında adam Vera, canını öyle kolay yakamızsın, tabi..." sustu aklına birşey gelmişti " Ne?" dedim. "Bir şey var" dedi " abim bu dünyada en çok benden nefret eder. Sevdiği kadın beni seçtiğinde çektiği acıyı herkes gördü. Sen seni sevdiğine emin misin ?" dediğinde düşündüm. Seviyor muydu bizi? Serra'ya baktım. Hayır emin değiliz der gibi kafasını salladı. "Emin değilim " dedim bende. " Fark etmez, seni sevmese bile benimle olduğunu düşünürse aklını kaybeder hırsından egosundan" dedi. "Barış'ın geleceğini duyduğunda tepkisini hatırla Vera!" dedi Serra. Koca evi birbirine katmıştı, aklıma mükemmel bir fikir geldi. "Barış bana yardım eder misin?" dedim "aklından ne geçiyor?" dedi. "Ona hayatının en büyük acısını yaşatacağım " dedim. "o benim onurumu iki paralık etti bende onunkini yerin dibine sokacağım" dedim. "Mete 3 hafta sonra geleceğine dahil mesaj atmıştı. 3 hafta sonra geldiğinde senle ben birbirimizden etkilendiğimizi ve birlikte olduğumuzu söylesek bir süre sevgili gibi davranıp ayrılsak olur mu?" dedim... Barış düşünceliydi "Vera annemi boşver ama babam? Ona nasıl açıklarım?" deyip ellerini sarı saçlarının arasında gezdirdi... ayağa kalktı " sana yardım etmeyi çok istiyorum Vera " dedi yanıma gelip oturup "edeceğim" dedi. " O gün edemedim ama şimdi ne istersen yapacağım, yanında olacağım" dedi. "Sarıldım, teşekkür ettim... " Barış Sonunda adalet yerini bulacak abi. Herkes için bir sınav vakti var. Beni attığın cehennemde tek başıma yanmayacağım. Cehennemin kapısını sen açtın, ben de üzerimize kapatacağım. Vera Kendime geldiğimde. Bin yıldır uyumamış gibi uyuyordum, Barış ise karşımda oturmuş uyanmamı bekliyordu. Kendime güçlükle geldim. " Noldu ?" dedim Barış kalkıp koluma girdi "hadi rahat bir yere uzan. Kaldırmak istemedim, gözlerin yavaş yavaş kaydı. Korktum şekerin falan düştü diye ama anladığım kadarı ile bünyeni çok zorladın. Uyuduğunu fark edince de uyanana dek beklemek istedim" dedi yeşil gözlerinde anlam veremediğim bir bakışla. Aşağı kattaki odama götürdü. Giderken kasıklarımda bacaklarımda ağrı hissediyordum " iyi misin " dedi " ağrım var" dedim. " çok ters uyudun kanephede tutuldun tabi, istersen doktora gidelim çok ağrın varsa" dedi. Hayır der gibi başımı salladım, zaten gidebilecek durumda değildim. Yürürken bile uyuyacak gibiydim. Uzandım başımı yastığa kattım "kusura bakma Vera kaldırmak istedim ama uyanmandan korktuğum için kaldırmadım." Önemli değil dedim. Serra'yı aradı gözlerim. Yoktu. Uyuyor muydu acaba o da. 3 haftalık süreç... Okuldan çıktığımda karşımda Mete'yi gördüm. Bu süreçte elimden geldiğince az soğuk davranmaya çalışmıştım. Bana "sende birşeyler var, noluyor?" deyip durdu ama izin alıp gelme gibi bir şansı yoktu. Beni görünce yanıma adeta ışınlandı. "Veram" deyip sarıldı. Tüm vücudumun ilk defa canımı acıtarak yandığını hissettim. Önceden beni saran, güvende hissettiren sıcak kolları şimdi tenimi yakıyor bir pislikmişim gibi hissettiriyordu Tuhaf şeylerde oldu. Serra artık yoktu. Çok ender ortaya çıkıyordu çünkü ben Serra'nın vereceği tepkileri veriyordum, ne zaman tepkisiz kalsam çıkıyordu. Tıpkı şimdi öfkemi , nefretimi bastırdığım gibi tepkimi bastırdığımda ve bingo Serra yine çıkmıştı. Barış bu süreçte çok yardımcı oldu. Yüzümü güldürmek için her yolu denedi. Palyaço burnu takıp elinde çiçeklerle kampüse gelmeye kadar her şaklabanlığı yaptı "geçmişte yaşadıkların bu gününü zehir etmemeli Vera" deyip "intikam al ama kendini hırpalama " diye diye beni motive etti. Sinemaya gittik, konsere, tiyatroya, müzede mumyaların uydurduğu hikayelerini anlattı... İstanbulda gezilmedik yeri kalmadı... üniversitedeki tüm kızların gözü üstündeydi ama umrunda mıydı, sanmam. Adalarda deli gibi eğlenmiştik... 3 haftayı ben acı ile geçer sanarken 3 hafta buruk bir acı ve Barış'ın mükemmel enkaz toplama çalışması ile geçti. " Gecekonduyu yıktık ne dersin bir yalı dairesi dikelim mi?" diyip duruyordu benim yıkılan hayallerime. Tuhaf ama benle konuşurken gülerken bana bakışı, benim dışımda dünyada kimse yok gibi davranıyordu. Esma diye bir kız vardı, o bile içine düşecekken ve son derece güzel bir kızken ( üniversiteyi peşinden koşturuyordu) onun gözleri hep benim üstümdeydi. Masaya konan kolayı eline alıp ağzını açıp pipeti sabitleyip veriyor, ben otururken sandalyeyi çekip oturuyor ve ne zaman gelecek olursam olayım kafede beni görür görmez ayağa kalkıyordu. Herkes "bu dönemde böylesi kaldı mı?" diyordu. Zamanla dikkatimi çekmişti, Barış gerçekten çok yakışıklıydı ve duyduğuma inanmamıştım ama o madalyalı bir şampiyon yüzücüymüş. Mete ile övünüp duran yengem hiç bahsetmemişti bundan. Dayım zaten sevmez öyle şeyler spor falan ama yengem neden söylememişti ki... Sorduğumda " ben günah keçisiyim onun için, sen günah keçisi sözünün nerden geldiğini bilir misin Vera?" dedi "yahudiler bir keçi seçer ve tüm günahlarını ona yükleyip uçurumdan aşağı atarlar. Böylece günahlarına karşılık kurban ederler. Ben annemle abimin günah keçisiyim. Dahi oğlunun psikopatlıklarını gizlemek için kullandığı bir paravan. Daha kötüsü ne biliyor musun, ben abime yardım ettiğimi sanıyordum, onu koruduğumu" dediğinde Barış'ın da benim kadar acı çektiğini anlamıştım. Mete'yi gördüğümde Barış ile olan planımız sonunda bu gün hayat bulup ona bakmak onla konuşmak zorunda kalmayacağım diye içimi huzur kaplamıştı. Sarıldı ve beni öptü. O pis ağzı ile beni öptü... önceden olsa erirdim ama istemsizce kendimi çekip kusmak üzereydim ki şaşkınlıkla bana baktı "özür dilerim midem çok kötü. Sınav stresinden sanırım ağrım var" dediğimde sarıldı. "Hadi eve gidip sana sıcak su yapalım" dedi. Yol uzerinde bir yere uğrayıp ıslak kek aldı bana eve geldik. Yarın gece bu evden kurtuluyordum. Gözü sürekli boynumdaki annemin kolyesine takılıyordu. Geçmişi hatırlamamam için benden kopartırcasına aldığı kolyeye. Islak kek ile kahve yer içerken daha fazla bakışına dayanamadım "neden bakıyorsun öyle?" dedim kolyemi tutarak. " Yok birşey güzelim" dedi. Ve o mesaj geldi. Ecem dönmüş ve akşama lüks bir restorantta aile yemeği yenecekmiş. Barış gerçekten başarmıştı. Dayım arayıp bizi davet ederken telefonuma zafer işareti atmış bir emoji geldi Barış'tan. 'Hadi bizi yaktıkları cehenneme onları atalım!' yazıyordu. Gülümsememe sebep oldu. Mete yanıma oturdu sıcak su torbası ile. Üzerime getirdiği battaniyeyi örttü. Ayağıma masaj yapmaya başladı. "Yorgun değil misin dinlen" dediğimde "yok bebeğim değilim" dedi. Gözleri üzerimdeydi. Telefonda oyalamak kolaydı ama yan yana olunca mideme giren krampları engelleyemiyordum. Tüm benliğimle sevdiğim adam tüm benliğimle iğrendiğim adama dönüşmüştü. 'Hadi Vera az kaldı!' dedim saate bakıp bir gün sık dişini. Sürekli konuşuyor ben sustukça o konuşuyordu... Bende rol yapmaktan yorgun düşmüş bedenimle dinliyordum onu. Sonra, uyudum. En büyük düşmanımın yanında, oysa gözümü kırpmadan bekleyecektim. Sabah olduğunda yatağımda uyandım. Beni yatağıma getirmiş benim ruhum duymamış. Bu gece son Kahve içmeye salona geçtiğimde kıyafetleri ile uyumuş Mete'yi gördüm. Masanın üstünde hediye paketi vardı. Yanına gidip usulca oturdum tekli koltuğa paketi alıp açmaya başladım. Önceden olsa özel bir an beklerdim, kutu açtığımda el oyması ahşap bir fotoğraf çerçevesi buldum. 4 lü setti. İçinde de bir not -izin verirsen halamla eniştemin yeni penceresi olsunlar, bizim de- yazıyordu. Ben çerçeveyi incelerken çerçevedeki gül ve kuş motifleri sarmaşık motifi dikkatimi çekti. Ellerimi gezdirirken oymanın üstünde Mete'nin bakışlarını hissettim. Önüme diz çöküp yanağımdan akan yaşı sildi... yaş akan yanağımı öptü... "yine ağlattım seni" dedi sitemle. "Halbuki en son istediğim şey gözlerinde yaş görmek" dediğinde içimde alev alev bağıran bir Vera vardı. Akşama dek sabredemem korkusu ile Serra'ya bırakmıştım bedenimi. Donuktu Serra, sanki yeni uykudan uyanmış gibi. Uzun süredir böyleydi. Öyle ya o istemişti Mete'yi,o güvenmişti hep Mete'ye... şimdi hayallerini yıkan adama karşı dik durmaya çalışıyordu. Gün içinde sürekli Mete'nin sohbeti ve birşeylerle geçti, telefona gelen mesajlar, aramalar, sahte gülüşler... gözlerimin önünde birşeyler yaşanıyordu ama ben boş boş izliyordum. Ne konuşulanı anlıyor nede olanı kavrayabiliyordum. En sonunda Serra ile aynı bedende olduğumuzu anladım. Sera ortalıkta yoktu. İçimde korkunç bir sızı ve ıssızlık oluştu. En yakın arkadaşımı kaybetmişim gibi. Gözyaşlarım akmaya başladığında televizyonda penguen belgeseli vardı. Mete koşarak yanıma geldi hıçkırıklarıma şaşırmıştı " bebeğim noldu?" dedi "Gelmeyecek" dedim olduğum yerde sarsılarak ağlıyordum " gelmeyecek, bekliyor ama gelmeyecek..." " kim gelmeyecek güzelim?" dedi sonra baktığım noktaya döndü. Televizyonda yavru bir penguen vardı... "annesi öldü gelmeyecek, babası yemek bulmak için gittiğinde de ya soğuktan donup ölecek ya da açıklıktan" deyip ağlamaya devam ettiğimde " ah benim hassas sevgilim "deyip başımı göğsüne yasladı... her zaman içimi doldurduğunda mest olduğum mistik kokusuna kapılıp kapattım gözlerimi yine. Beni nasıl manipüle etmişse acılarım onun yanında azalıyordu. Onu halen güvenli nokta sanıyordum. Ne komik! Akşam oldu üzerime zarif siyah bir elbise annemin kolyesini ve şık küpeleri taktım. Bileğinde annemin derisi soyulmuş eski kol saati... Kaza geçirdiğimizde kolundaydı annemin. Kazada camı kırılmıştı ve durmuştu. Hiç tamir ettirmedim. Öyle kullandım hep. Amacım saatin kaç olduğnu görmek değildi çünkü, ne zaman hayatımın kontrolden çıktığını görmekti. Mete geldi. Aynada hazırlanırken beni izliyordu yansımadan. Aramızdaki mesafeyi 5 adımda kapatıp belime sarıldı. Eli kasığımdaydı "acıyorsa gitmeyelim" dedi. " hayır iyiyim" dedim gözlerinin içine tebessümle bakarak. " Gidebiliriz " deyip yatağın üzerinden çantamı alıp odadan çıktım. Mete Eskisi gibi değil Vera, söylemiyor ama belli birşeyler var. Ağrım var dedi ama ben bir iki günden bahsetmiyorum, ben gitmeden önce başlayan ve geldiğimde de devam eden bir uzaklaşma, bana karşı boş bir bakış var. Pişman mıydı acaba benle olmaktan. Üniversiteye gidiyordu, sevgilisi vardı güya... Hakkari'de yaşayan bir asker, Urla'da yaşarken çok mutluydu Vera ama şimdi o günlerinden eser yoktu. Onun için sorun olmayacağını söylemişti. Bir ev açarız gider gelirim sende gelirsin demişti. Ne hayallerimiz vardı. Ben göreve çıkacağım zaman onu İstanbula yollayacaktım ya da Urla'ya gelince o bana gelecek ben ona gelecektim. Zor olacaktı ama aramızdaki o sihir kaybolmadığı sürece sorun olmazdı ki... ya da olur muydu... belki de... belki de kuruntu yapıyormdur deyip aklımdan tüm kötü düşünceleri sildim. Geçmişi hatırlamadığına emindim. Yemeğe giderken yol boyunca sessizdi. Elini tutmama kısacık bir süre izin verdi. Yemeğe geldiğimizde de suratı yemeğe gelmişten çok cenazeye gelmiş gibiydi.. Vera Annemlerin mevlidlerini hatırlarım ne zaman üzüntülü bir masaya otursam. Ruhlarına değsin diyerek bana uzattıkları yemekleri... 'sen ye ki annen doysun' dediklerinde kusana dek yemiş hastanelik olmuştum. Dedem herkese ateş püskürmüştü. Yemeğe geçtiğimizde uzun bir aradan sonra Ecem'i ilk defa görüyordum. Sosyal medya kullanmıyordum ama çiftlikte çalışanlar takip ediyordu sürekli fotoğraflarını görüyor sık sık telefonda mesajlaşıp konuşuyorduk. Bir ara kopar gibi olduk. Bir gönül meselesine yaptığım haklı ama hadsiz bir yorumdan dolayı. Sonra da zaten eskisi gibi olamadık. Çok sordum Barış'a "emin misin?" diye. Ecem için verilen bir yemekte bu plan, onu üzerdi... "sen doğum günü pastanı üfleyip ne yaşadın hatırlasana" dedi. Doğru diyordu. Sustum. Bir defa bencil olacaktım. Gözlerimi sürekli Mete'den kaçırıyordum. Masanın altından elimi tutmak istiyordu çekiyordum. Bacağını bacağıma dayıyordu köze temas etmiş gibi çekiyordum. Artık ısrarcı değil meraklı, kaygılı gözlerle bakıyordu bana. Bir müddet yemekler, geçmiş, gelecek konuşuldu. Yengemin değmesinler keyfine. Nasıl yaptı bana bunu. "Neden yapmasın ki" dedi Serra ortaya çıkmıştı. Onu görünce rahatladım. "Kendi çocuğu ile senin aranda kaldı ve çocuğunu seçti " dedi. Doğru çocuğunu seçmişti. 13 yaşında bir kızı taciz eden dahi oğluna ne olacaktı öğrenilse. Tam herkes gülüp eğlenirken masada tatlılara geçilecektir ki yengemin faltaşı gibi açılmış gözlerini gördüm. Giriş kapısına bakıyordu. O an anladım gelenin Barış oldğunu. Dayım da görmüştü hızla yengeme dönüp "sen mi çağırdın?" dediğinde dibimize kadar gelmişti bile. Mete telefondan birisine mesaj yazıyordu. Fark etmedi başını kaldırdığında herkesin baktığı noktaya bakması ile değişen yüzü... Ah o yüz ifadesi... O an yaptığımız şeyden korkmuştum. Barış yanıma eğilip elini kollarımda gezdirip "seni çok bekletmedim değil mi güzelim?" deyip aniden dudağıma bir öpücük kondurunca bir sandalye sesi duydum. Baktığımda Mete hızla oturduğu yerden kalkmış sandalye düşmüştü. Ben Barış'ın beni öpmesinin şaşkınlığını atamamışken birden çığlık kıyamet kopmaya başladı, başımı döndürdüğümde Mete Barış'ı yere yatırmış korkunç bir şekilde yumrukluyordu. Ecem gözlerini kapatıp çığlık atıyor dayım ile yengem ve birsürü garson engel olmaya çalışıyordu... Barış bana böyle birşey yapacağını söylememişti, söylese izin vermezdim. Öpmek ne demek! Bir müddet sonra güvenlik de dail herkes geldiğinde Mete'nin savurduğu küfürler kan içinde kalmış Barış'ı zerre etkilememişti, ağzına dolan kanı gülerek tükürdüğünde her yer kan olmuştu. Ağzından halen oluk oluk kan akıyordu burnundan, dudağından, kaşı patlamış elmacık kemiği korkunç derecede şişmişti. "nasıl dokunursan lannn?" diye bağırarak saldırmaya çalışan Mete'yi 5 kişi zaptetmeye çalışıyor yengem krem kana bulanmış kıyafeti ile aralarında ellerini açmış durdurmaya çalışıyordu. Dayım " al şu iti git!" diye bağırdı yengeme. Mete "gitmeyecek bir yere, nasıl lan? nasıl dokunursun?" deyip belinden tabancasını çıkarttığında Serra çığlık attı. "Vera birşey yap öldürecek" dedi. Masadan kalkıp önüne geçtim tam silahın önünde duruyordum. Şaşkınlıkla bana baktı. Yüzünde anlamaya çalışan bir ifade vardı, restoranttaki herkes çığlıklar eşliğinde kaçıyordu, birtanesi -polis nerde kaldı ?- diyordu. Elini tuttum silahı elinden aldım. Dayıma uzattım dayım aldı. Hipnoz olmuş gibi bana bakıyordu. Mete'ye bir tokat attım... tek bir kelimeyi bile hak etmeyen bir adamdı benim için. Ne düşündüğü de naptğı da umurumda değildi. Yerde kanlar içinde uzanan Barış'ın koluna girdim ve sandalyeye oturtup Ecem, ve yengemle birlikte. " Doğru mu ?" dedi. "Ne Doğru mu?" Sanırım Barış yumruk yerken sevgilimi öptüm sana ne diyordu... cevap vermedim. Sakinlediğini görünce tutanlar da bırakmıştı. Yanıma geldi. Gözleri hayretle açılmış bana bakıyor bense hiç bir duygu emaresi hissetmeden ona bakıyordu " Bana doğru olmadığını söyle!" dedi. Tam o esnada polisler içeri girdi. Barışı ve Mete'yi götürdüler. Olay yerinde hızlıca ifade verildi ama ben direkt eve geçtim. Valizimi toplamaya başladım. Urla'ya gitmek üzere aldığım araca eşyalarımı kattım. Tekrar yukarı çıktım. Barış'tan mesaj gelmişti. "Canını yakmanın tek yolu buydu. Narsist o. Başka türlü canını yakamazdın. Şikayetçi olmadım şimdi çıkartıyorlar. Geçmişi kapatıp güzel bir hayat yaşaman dileğiyle." Yazmıştı. Bekledim. Bir müddet sonra kapının açılma sesini duydum, içeri girdi. Üzerimde diz kapağımda biten gömlek elbisem vardı. Onu bekliyordum. Perişan görünüyordu. Saçları dağılmış. Elleri yara içinde, sıyrılmış... sadece yumruk atarken olmuş olmazdı, belli ki nezarette duvarlarını da yumruklamıştı. Kanepeye oturdu. Ona bakıyordum. Ben konuşacakken o başladı "seni öptü" dedi. Bana baktı açıklama yaparım diye umarak, sinirle gülerek başını salladı. "Bu yüzden mi bana soğuk davrandın" dedi. " Barış için mi?" dedi böcekten, iğrenç birşeyden bahseder gibi çıktı sesi. " inanmak istemiyorum Vera. Sana sadece bir kere soracağım. Nedenin, niçinin umurumda değil, tek bir cevap hakkın olacak. O adamla ... " "Yattım" dedim. Donakalmıştı. " Hemde defalarca kez!" Gözlerini kapattı. Uzunca bir süre açmadı. Öfkeli mi? yo... hayır öfke değildi gözündeki. Bana baktığında az önce Barış'tan bahsederkenki gibi tiksiniyordu... "Herşeyi hatırladım" dedim. "Benden sakladığınız herşeyi " dediğimde histerik bir gülüş kapladı yüzünü, sinirden ağlayarak gülüyordu. Sonra önce gülümsemesi silindi sonra gözyaşını sildi. Yüzüme bakmadan konuştu. "geçmişi hatırladın üstelik herşeyi hatırladın ve Barış'la seviştin öyle mi ?" dedi tekrar aynı gülüşle. "herşeyi hatırlayıp Barış'la seviştin... "deyip anlamaya çalıştı. "Ne sikim hatırladın umurumda değil" dedi gözüme bakıp "onunla yatıp yatmaman da artık umurumda değil, sen bu gece az önce bizi öldürdün!" dedi ayağa kalktı. "Bir gün pişman olacaksın, söylediklerine yaptıklarına... şunu bil; mazeretin umurumda değil, olmayacak da!" Serra "ne demek istiyor ?" dedi... "Hem suçlu hem güçlü!" dedim "ama baksana madem hatırladık diyoruz neden halen inkar ediyor?" deyince "bazı caniler dar ağacında idam edilirken bile inkar eder suçu" dedim. "Anlam yükleme!" diye kızdım. Sonra Mete'ye kaydı dikkatimiz tekrar. Öyle bir bakışı vardı ki, "neden lan?" dedi, "neden? Ben sana napmıştım" dedi ve gitti. Serra dehşet içinde yüzüme baktı. "Vera bir sorun var iyi hissetmiyorum" dedi. Sakin olmasını söyledim. Anahtarını çantamdan çıkartıp masaya kattım Mete'nin. Artık gidebiliriz. Yol boyu dinlediğim tek şarkıydı " umurumda değilim iyi ki bitti, omuzlarımdan koca bir yük gitti ... " Mete Bir insanı öldürmek, silahsız, kansız, cesetsiz. Yllar sonra tekrar sevdim. Tüm ruhumla ve şimdi tüm ruhum paramparça. Barış'la... Barış'la... nasıl olabilir lan?... Ne dedi o piç bilmiyorum ama artık hiç bir önemi de yok. Artık hiç bir şeyin önemi değeri kalmadı. Tek istediğim gitmek. Uçak biletini aldım. Az önce salonda oturan, bana bomboş bir saksıya, vazoya bakar gibi bakan kadın... bir daha asla yüzüne bakmayacağım kadın... sen artık benim kimseye güvenememe sebebimsin. Tam çıkacakken odadan bir mesaj geldi. Barış itiydi. -İşte şimdi ödeştik- yazıyordu. Ödeşmişti. Hiç hakkı olmayan bir intikamı alarak ödeşmişti benle. Aşağı indiğimde Vera 'nın olmadığını görünce rahatladım. Onu kovmak istemiyordum. Kendi kendine gitmiş olmasına sevindim. Masanın üstünde anahtarımı gördüm. Saniye beklemeden kapıyı kapattım ve çıktım Görev yerime geldiğimde " komtanım sizi bir hafta beklmiyorduk" dedi asteğmen Rıza. " Ekibe katılacağım" dedim. "İçiniz rahat etmedi tabi " dedi, ışık hızında hazırlanıp peşlerinden görev yerine intikal ettim. Sınır ötesine. Barış Keyifle uzanmış havuz başında kırılmış elmacık kemiğimin sızısını tatlı tatlı yaşarken bir gölge hissettim. Ecemdi bu. "Annem iyi değil" dedi bende alay ederek "biliyorum hiç birimiz iyi değiliz ama çok iyi rol yapıyoruz" dedim. Ecem yanımdaki şezlonga uzandı. "Ne olduğunu anlatacak mısın?" dedi. " İyi olmayan annene sor" dedim. İçimde yıllardır yanan ateşin söndüğünü hissediyordum. İlk defa huzurlu nefes alıp veriyordum. Vera Çiftliğe babamla annem öldükten sonra gelişim canlandı gözümün önünde. Yine çiftliğe bir ölü ile geliyordum. Kendi cenazemi kendim getirmiştim. Üniversiteyi dondurma kararı almıştım. Dedeme, aileme ihtiyacım vardı. Nenemin durumunun da kötüleşmesi bahane olmuştu bana da. Her anında onunla olmak istiyordum. Dedem de itiraz edemedi hal böyle olunca. Çiftliğe geldiğim gibi koşup neneme sarıldım. Hasta yatağında küçücük kalmıştı. Önceden uyanıktı şimdi gözleri açık ama uyuyor gibiydi. Gözleri ile beni takip etmiyor gözleri ile konuşmuyordu. Damlasını kattım, vücudunu sildim. Besin yerinden mamasını sıktım. "Git dinlen kızım deden de geldi" deyip beni zorla aşağı gönderdi Hafsa abla. Aşağı indiğimde dedem ellerini kocaman açmış bekliyordu sarılmamı. Koşa koşa gittim sarıldım ve engel olamadığım bir çağlayan gibi ağlamaya başladım " ah benim güzelim, her şey insan için be yavrum, yapma böyle" diyordu... nenem için ağlıyordum ama sadece nenem için değildi bu gözyaşı. O ana dek birşey hissetmediğimi sanarken o an herşeyi hissetmeye başlamıştım. O kadar ağladım ki dededim göğsünde. Ne zaman gözümü kapatsam Mete'nin son bakışı "neden lan neden yaptın bunu bana?" demesi geliyordu gözlerimin önüne. Biraz kendime gelmiş odamda kıyafetlerimi yerleştirmiştim. Artık uyuyabilirim dedim. Serra artık günde bir defa falan ancak benle iletişim kuruyordu. Uyumak iyidir uyumak iyileştirir... Mete 3 hafta oldu, operasyonda bir adım ileri gidemedik. Beklediğimiz grup giderek kalabalıklaşmaya başladı. Biz iki grup diye hesap ederken plan değişikliğine gidip 6 grubu yığdıkları ve en yakın yerleşim yerine operasyon düzenleyip sivil halktan içlerine insan ekleyerek ilerledikleri istihbaratı ile bu işin büyüyeceğini anlamıştım. Binbaşı Volkan yanıma geldi. "Bu iş sarpa saracak. Destek gelmiyor " dedi. "Ne demek destek gelmiyor komtanım?" dedim. Gözlerime naparsın der gibi baktı... iki tim 22 kişiydik, karşımızda ağır makinalı her geçtikleri köyden adam toplayarak kalabalıklaşan bir grup vardı. "Ne istiyorlar çekilmemizi mi?" dedim " hayır" dedi, "sıcak temas kurulduktan sonra top atışı ile uzaktan destek sağlayacaklarmış. Konumunuzu koruyun dediler hava sahası kapalı, iha siha yasak" dedi o esnada üstümüzden geçen Amerikan askeri keşif uçağını gördüm. " Bu hava sahası bir bize kapalı yani "dedim... "siktiğimin götleri.. artık yerimizi de biliyorlar " dedi. Birbirimize baktık Sonra da göz ucu ile yine baktım. Kimi nişanlı kimi sevgilisi olan gencecik tertemiz çocuklar. birbirimize baktık. İkimizde bu emrin ölüm emri demek olduğunu biliyorduk. Binbaşı bir sigara çıkarttı, elime verdi kendi de yaktı sonra çakmağı uzatıp " yaksana" dedi içmediğim görünce " içmiyor musun ?" dedi " içinde 40 çeşit böcek ilacı var.. zehir içmek ile aynı, tek farkı uzun vadede zarar verir. Kanser olup ölmemek için uzak durmuştum hiç içmemiştim" dedim güldü " iyi artık kanserden ölmeyeceğini bildiğine göre..." dedi güldüm. Çakmağı çakıp içtim "rütbeye miyiz?" dedim. Volkan "sikerler " dedi... "cenazemin aileme teslim edilmesini istemiyorum " dedim. Şaşkınlıkla baktı. "Vasiyet bıraktım löseve verilecek şehit gelirlerimi, birikmiş paramı ama cenazemin aileme verilmesini istemiyorum" dedim. Elini telsize götürdü. "Şahin yuva burası sarp 34." "Sarp 34 burası şahin yuva dinlemediniz." "Sıcak temasa ne kadar kaldı?" "Sarp 34 , 4 saat sonra kıskaç kapanacak, hava kuvvetlerinden ve çevredeki diğer kara güçlerinden destek emri gitti, 5 saatlik bir sürede destek gelecek. Yalnız değilsiniz" dediğinde ikimizde güldük... Volkan "sağolun şahin yuva, vakit varsa kayda geçsin, söyleyeceklerim var." " Dinlemedeyiz" "volkan" dedi albayımız Tahsin' in sesiydi bu. "Komtanım müsade var mı?" dedi " Var aslanım" dedi. " ben binbaşı Volkan yüce , burdan şehadete erersek kızım Türk silahlı kuvvetlerine emanet. Yaşasaydım ona dövüşmeyi öğretecektim, vasiyetimdir, kızıma dövüşmeyi öğretin. Üzerinden elinizi, gölgesinizi esirgemeyin. Mete'nin de diyecekleri var " dedi uzattı kafa salladı de der gibi, "komtanım üsteğmen Mete Bakır. Şehadete erdiğimizde cenazemin Türk milletinin bağrına defnedilmesini isterim. Aileme teslim edilmesin. Benim ailem TSK." Bir süre sessizlik oldu. Sonra albayın sesini duyduk. " Şimdi beni iyi dinleyin, benim ite köpeğe parçalatacak ne evladım ne de vatanımdan bir karış toprak var. Diyeceğinizi dediniz. Bu da benim sözüm olsun anlaşıldı mı?" "Emredersiniz komtanım" deyip kapattık. Volkan'ın gözleri dolmuştu. Eşini çocuğunu doğururken kaybetmişti. -Kızım benim gibi asker olacak - derdi hep. Onu öyle bir yetiştireceğim ki... derdi. Ne düşünüyorsun dedim güldü, sigarasından derin bir nefes çekti ve " ölürüz ölmeyiz onu bilmem de Tahsin albay bu dağları " siker dedi güldük. 3 saat 39 dakika sonra. Düzceli "komtanım saat 12 yönünde hareketlilik var" dedi... "Kartalgöz rapor ver!" Dedi Volkan binbaşı. Kartalgöz "komtanım çok kalabalıklar, 14 pikap ağır makina yüklü, tahminen 100- 140 silahlı 3 tank var..." " yok ebesinin amı!" dedi yanımıza gelen yüzbaşı Cenk... Volkan binbaşı " cenk konum yolla uzaktan top atışı desteği için uygun olduğunda başlanacak, herkes yerini alsın." Yüzbaşı Cenk "öleceğime yanmam senin gibi deha bir adamı burda kaybedersem öteki tarafta, kaybetmezsek karargahta sikerim" dedi bana bakarak. Binbaşına baktğımda " hiç öyle bakma haklı adam" dedi. ....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD