Natalinin geldiğini fark edince çektim elimi.
"Mete bey benden bir isteğiniz var mı?" deyince
"akşama biftek yapsana Natalie" dedi
"tabi efendim, Vera hanım sizin özel bir isteğiniz var mı?"
"ıslak kek" dedim. Gözlerime baktı muzurca
"Vera'ya ıslak kek yapın, üzerine el yapımı krem şanti olsun hazır kullanmayın"
" tabi " deyip çıktı.
Halen karnını tutuyordu farkında olmadan sürekli eli kasığına gidiyor, yüzü buruşuyor.
" E ağrın nasıl oldu?" dedim kısık sesle halen kasığının üstünde sıcak su torbasını görünce.
"Daha iyi" dedi kulağıma iyice yaklaşıp fısıldayarak o an nefesinin etkisi ile tüm tüylerim kalkmıştı. Beni bu kadar etkilemesi, inanılmazdı!
"Yavrum.... " dedim boğazımdan derinliklerinden çıkan bir tını ile
"...beni tahrik mi etmek istiyorsun?"
Gözlerine baktığımda anlamadığını o masum ifadesinden görmüştüm
"bu kadar yakın olma vicdansız, sana 2- 3 dokunamam düz duvara mı tırmandırtacaksın beni?" deyince o yüzündeki bildiğim gülüş oluştu. Kafasını saklamaya çalışan mahçup kız!
Oturmuş sevgilimin ayaklarına masaj yaparken annem aşağı geldi. Vera ayağını çekmek istedi, çekiniyordu ama ben müsade etmedim. Çekinecek hiç bir şey yoktu.
Ne olabilrdi, deli gibi hoşlandığımı mı anlarlardı... Çok da umurumda.
Annem ilk başta şaşırsa bile Ecem'e de sık sık ayak masajı yaptığım için yadırgamadı.
Suratı beş karış oturdu koltuğa.
"Noldu anne, dinlenemedin mi?"
Başka bir sıkıntı vardı belliydi.
"Oğlum sana birşey diyeceğim ama nasıl diyeceğimi bilmiyorum"
Annem ne zaman böyle evlenip gevelese altından bir şey çıkardı bunu bildiğim için endişelenmiştim.
"Noldu anne hayırdır, babamda falan bir sıkıntı mı var, birisine mi birşey oldu, sen mi hastasın?"
En son dönüp Vera'ya baktım "iyi misin?"
Annem araya girip
"oğlum bir sakin ol kimseye bir şey olduğu yok. Akşam birisi gelecek" dedi bir solukta.
"Akşam gelecek kişi yüzünden mi böylesin sen? Hayırdır kim bu, Ankara'da mı sorun yaşadın?" dedim. Aklıma Ameliyatında sorun çıkmış olabileceği geldi ama bir süre sonra durumun öyle olmadığını anladım.
Annem sessizleştikçe aklıma getirmek istemediğim o ismin olma ihtimali artıyordu.
"Oğlum ben napacağım bilmiyorum ne bahtsız anneyim..." dediği anda ayağa fırladım. Tüm şüphe bulutu aralanmıştı.
"sakın, sakın bana o piçin buraya geleceğini söyleme!" dedim öfkeden delirmiş halde.
Annemin ağlamaklı sesi hıçkırıklar eşliğinde o bildik savunmasına geçmişti.
"Ne yapayım, öldüm sizin elinizden... ben ne yapayım, nasıl yapayım?" Sitemi görüntüde herkese gibi olsa da asıl bu sitemin sahibi bendim.
"Anne sen benim burada olduğumu demedin mi?" diye haykırdım
"demez miyim dedim"
"O zaman neden geliyor bu piç, onu zamanında öldürmedim ona mı güveniyor Siz beni katil mi yapacaksınız lan?"
Kontol edemediğim öfkemden nasibini orta sehpası aldı. Öyle bir vurdum ki sehpa metrelerce uçtu, üzerindeki cam bölüm yere indi...
O esnada " hiiiiih! " Diyerek korku ile iç çeken Veraya takıldı gözüm. Koltuğun bir köşesine saklanmış cenin pozisyonunda elleri ile kulağını kapatarak kafasını saklıyordu, Annem ise hıçkırarak ağlıyordu.
Şu dünyada en sevdiğim kadınları bu şerefsiz yüzünden incitmek zorunda mıydım
Kontrol altında tutmaya çalıştığımöfkem ile "tamam anne" dedim "giderim ben evime geçerim"
"oğlum ben sana git demiyorum"
Diyordu, bana git diyordu... Bir defa daha annemi yanlış cephede görüyordum. Basitti aslında bağzı şeyler... Tarafsız olmak ise karantersizlikti.
" anne,sen o şerefsiz oğluna gel dediğin anda bana git dedin zaten" sesimdeki kırgınlığı sezmiş miydi, umrumda değil. Fark etsin, anlasın diye beklemeyi bırakmıştım.
Ağlamaya devam ediyordu, hep yaptığı gibi.
Sonra Vera'nın yanına geldim. Ellerimi avucunun içine aldım ve
"hadi Vera git kendine bir çanta hazırla"
dedim
" oğlum ne yapıyorsun?"
"Vera benimle geliyor!" dedim aksi bir şey duymaya tahammülüm olmayan tavrıyla.
"olur mu öyle şey, baban ne der?" deyince öfkeden deliye dönmüş şekilde "babam Kübra'nın başına gelenlere nasıl sustu ise şimdi de Vera'ya susar, Kübra'yı o piçten koruyamadım ama Vera'yı bırakmam, bu defa onu kimse elimden alamaz"
Vera çoktan odaya çıkmıştı. Bu konuştuklarımızı duymamıştı ama zaten duymasını da istemiyordum.
Vera
Mete geldiğinde dünya birkaç dakikalığına güzelleşmişti. Yüzümde kocaman gülümseme açtırdı bana.
Islak kekli mesajını da verdi, herşey çok güzeldi , ta ki yengemin Barış'ın geleceğini söylemesine kadar.
Mete çıldırmış gibi herşeyi birbirine kattı. Bana "kalk kendine valiz al kapını da kilitle çıkarken" dedi. Yengem itiraz edecek gibi olmuştu ama ben o kadar korkmuştum ki odaya kendimi atmıştım. Seslerden Serra da uyandı
" Serra kalk gidiyoruz " dedim.
"O ne demek be! o ses neydi? "
"mete" dedim
"siktir seviştiğimizi mi öğrendiler, koydular mı bizi kapının önüne? "
"Saçmalama" dedim "bilmiyorum, Barış geliyormuş"
" bu kadar tantana sümüklü Barış için mi? "
"sümüklü mü?" dedim soru dolu gözlerle bir taraftan çantayı hazırlamaya çalışarak.
"tabi sümüklü, hatırlasana sen tiksindiğin için beni çağırırdın bunlar geldiğinde"
" Bende o anlar yok "
"götünü devirip uyurdun çünkü" dedi "ecem için o sümüklüyü idare etmek zorunda kalırdım"
"Kalk bi valiz hazırlayalım sonra şunu kattın bunu katmadın deme bana"
"bana bir saten gecelik ile jartiyerimizi kat Meto'nun aklını başından alıcam"
"Meto ne be?" dedim...
"Mete'nin aleti"
"Mete'nin sikine isim taktım zira onun bir ismi kimliği falan olmalı, o boyda doğan çocuk gördük köyde"
"Of saçmalama tamam kıyafetlere dönelim" deyince
"elbise kat elbise, bıktım senin kadınlıktan uzak kıyafetlerinden"
Bende ikimize göre birşeyler kattım. Valiz hazır oldğunda "hadi gidiyoruz" dedim, takıldı peşime indik.
Aşağının halini görünce
"siktir bu ne??? amına koymuş ortalığın!!!" dedi
"Hıı..."
Merdivenden inmiştim ki "Vera beklesene güzelim" diyen Mete 'nin sesini duydum.
Sarılıp başımı öptü Natalie etrafı toplamaya çalışıyordu ona dönüp
"kusura bakma Natalie başına iş çıkarttım" dedi kibar sevgilim.
"rica ederim Mete bey size bir şey olmadı sorun yok" dedi kırık Türkçesi ile.
O esnada mutfak çalışanlarından Süheyla hanım da geldi "Mete bey istediklerinizi yapıyorduk bari yiyip gitseydin" deyince nasıl merhametle baktı kadına
"sağol süheylam ama gidelim. Borcun olur ama birgün yapacaksın" dedi.
Kadın kısacık boylu tonton bir kadındı Adile Naşit' e benzeyen. Sarıldı, o kadar küçük kaldı ki Mete'nin yanında ....
"hadi git" dedi gözünden akan yaşı silerken.
Yengemi gördüm bahçede oturuyordu tek başına. İçim üzüldü o haline. Yanına gidecekken elimden tuttu başımı yana eğdim...
"annesi ile küstü mü?"
"evet" dedim.
Başım ile lütfen diyerek onay istedim en masum ifadeyle. Bir müddet gözüme okuyamadığım bir duruşla bakıp sonra bıraktı elimi.
"Ver " dedi valizimi alıp " kapının önündeyim, çabuk ol güzelim."
Yengemin yanına geldim. Ağlıyordu.
"Kızım veram" Beni fark eder etmez hızla sildi göz yaşlarını bana göstermemeye çalışarak.
"Yenge biz gidiyoruz" dedim
"duydum kızım Mete abin söyledi.
Barış bir hafta kalıp gidecek gidecek.Gider gitmez gelin olur mu, ikna et Mete'yi" Kafamı salladım olur der gibi.
Mete'yi nasıl ikna edebilirim ki, çok güçlü bir karakterdi Mete. Bir karar alınca dönecek birisine benzemiyordu .
Başımızda dikilen Serra "kadına boş umut verme, bizimki affetmez gözü ateş saçıyor" dedi.
"Sen sus!" diyip susturdum ama haklıydı.
Arabaya bindiğimde "yavrum kapını kilitledin mi?" diye sordu "evet" dedim şaşırmıştım, neden soruyordu bunu?
"Tamam hadi kemerini tak" deyip arabayı sürdü.
Telefonda dayımın aramasını gördüm yola çıktığımızda. Açtı kulaklıktan konuşmaya devam etti.
"Ne var baba... hayır baba Vera benimle...ne kadar kalacağı umurumda değil ... baba o piçi eve aldınız mı aldınız, bitti" deyip kapattı telefonu.
" Süheyla ablaya söyleyeceğim kıyafetlerinin hepsinin benim daireye yollayacak" dedi. Çoktan tüm kararları almıştı. Bense şaşkınlıkla ayak uyduruyordum.
"Dedem dayımda kalacağımı düşünüyordu" dedim sadece kısık bir sesle, öfkesi bana değildi ama hissediliyordu ben de ister istemez etkileniyordum.
"Gelip her gün uğrasınlar ama bir kere o piç girdi ise o eve hep girer, seni oraya göndermem. Dedemin bilmediği şeyler var"
Sağ eline baktğımda elimin sıyrılmış kanamış olduğunu gördüm. Onun yerine benim canım acıdı
"Mete elin" dedim
" önemli değil güzelim"
"Acımıyor mu?" Acıyordur, nasıl acımaz ki... benimki de soru işte!
"gidince bakarız çaresine, merak etme ağrımıyor" dedi ama hali hal değildi.
" Fena vurmuş duvara" dedi arka koltuktan aramıza başını uzatıp Serra.
"neden böyle tepki verdi sence?" deyince Serra suskunlaştı. Birşey hatırladı ama hatırlamak istemediği birşeyi hatırlamıştı sanki.
"Aklımızda bölük pörçük bir şeyler var Vera ama net değil. Sisin ardından kareler. Tek bildiğim bende o çocuğu sevmiyorum"
" Bırak mete ile gitmemiz daha iyi gibi hissediyorum güven bana" dedi. 10 dakika sürdü sürmedi bir plazanın önünde durduk.
Mete girişe kimliğimi alıp kalıcı misafirim diyerek kaybettirdi beni. Sarılıp alnımı tekrar öptü telefon numaramı da ekletti.
"Hadi yavrum" deyip çift basamaklı katlara giden asansörün önünde durduk. 36 ınci kata bastı girdiğimizde asansör çok kalabalık değildi hemen geldik.
Serra o kadar yorgundu ki hemen bulduğu boşlukta uyudu.
" aşağı katta da oda var yukarıda da" dedi
" senin odan hangisi?" dedim başımı uzatmış gözlerine bakarak, gülümseyerek sarıldı ,alnımdan öptü " yukarı kat ama eşyalarını aşağı kata katalım yavrum" dedi
" tamam" diyerek onayladım.
Koltuğa geçip oturduğumda adeta kartal yuvasında gibiydim. Hiç bu kadar yüksekte olmamıştım ben. Gözlerim kızıla çalan günbatımına ve araba ev ışınlarına takılmıştı.
Yanıma geldi ve oturdu. Elinde ilk yardım seti vardı
"eee sevgilinin yarasını sarmak ister misin?" deyince yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Sararım" diyip eline oksijenli su döktüm. Boğazında kabarma oldu ama ses çıkartmadı.
Canının acısını bastırmaya çalışarak kısık bir sesle "aslında batikon da sürebilirdin ama sen oksijenli suyu mu seçtin?" dedi kaşlarını sahte bir kızgınlıkla çatarak.
Bense şaşkınlıkla "aaa evet canın acımazdı neden söylemedin canını yaktım?"dediğimde güldü ve sardığım eli ile yanağımı tutup
" istediğin kadar yak, yazıyorum bunları hep... 2 gün sonra tahsil ederim" dedi.
"Mete..." dedim sesimde bastıramadığım merakımla.
"yapma!" dedi "yapma yavrum şimdi değil"
"Peki" dedim "ama birgün anlatacaksın değil mi?"
Önüne döndü ve başını ellerinin arasına alıp
"bilmiyorum ama senden şunu istiyorum, ben buradayken ya da burada değilken asla o piçle bir araya gelmeyeceksin söz ver bana" dedi.
Kafamı salladım.
"hayır yavrum duymalıyım söz ver" dedi her kelimesinin üstüne bastırarak söylemişti bunu.
"söz veriyorum"
Başımdan tutup göğsüne çekti tam o esnada midemden bir gurultu çıktı. Off sırası mıydı şimdi... Tanrım 2 dakika filmlerdeki gibi kusursuz olamaz mıydım?
"senin canavarı beslesek iyi olacak" dedi "ne yersin?" yüzündeki o sırıtma... Offf kendimi rezil ettim yine. bir durmadı ki...
Sitemle karnıma bastırdım, karşılık olarak tekrar guruldadığında gözlerim daha beter açılıp yanaklarımda ateş basması hissetmiştim. Bir an önce yesem iyi olacak.
"3 peynirli totellinie!"
"tamam, sufle mi turta mı?" dedi
"sufleeee!" diye bağırdım gülerek alnımdan öptü "bir tane söylüyorum" dedi
"sen yemeyecek misin?"
"sen yedikten sonra dudaklarından tadına bakarım"
Utanmıştım, bu kadar alenen sevilmeye alışık değildim ki ben.. Abi kardeş sevgisi tamam, akraba sevgisi tamam ama bizim kodumuzda sevgili sevgisi diye bir şey yoktu, napaydım kodumuz bozuktu.
Sarıldı bana sımsıkı. " Seni kaybedemem, sana kimsenin zarar vermesine tahammülüm yok Vera" dedi sesindeki tedirginlik bir an utangaçlığımı bile unutmama sebep olmuştu. Neden kaybedecek ki beni?