16. BÖLÜM - NEFESİN KIRILDIĞI AN 😔

1286 Words
(Eylül Özden) Annem arkasını dönüp mutfaktan çıktığında, gözümden bir damla yaş süzüldü. “Keşke…” dedim içimden, “Keşke babam yaşasa… Keşke tüm bunlar sadece bir rüya olsa.” Aradan geçen yarım saatte yemekleri pişmeleri için ocağa koymuştum. Eskiden maddi durumumuz biraz daha iyiydi aslında. Dedem öldükten sonra amcam bütün malı kendi üzerine geçirmişti… Ya da ben öyle biliyordum. Açıkçası hiçbir şeyi tam olarak bilmiyordum. Yarım saat sonra Elif geldi. Kapıyı açar açmaz beni görünce şaşırdı. “Abla, erken mi geldin?” diye sordu. Başımı hafifçe salladım. “Hadi, önce bir banyo yap. Sonra gel, yemek yeriz,” dedim. “Tamam ablam,” deyip yanağıma bir öpücük kondurdu ve içeri girdi. Elif banyodan çıkana kadar sofrayı kurdum. Anneme seslendim, o da geldi. Elif de yanımıza katılınca üçümüz sessizce yemeğe başladık. Daha yemeğin ortasındaydık ki kapı, sanki alacaklıymış gibi sert sert çalmaya başladı. Üçümüz birden birbirimize baktık. “Hayırdır inşallah…” diye mırıldandım ve kalkıp kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda amcam karşımdaydı. “Hoş geldin amca, buyur,” dedim. Başını kısa bir şekilde sallayıp içeri girdi. “Seninle konuşacaklarım var,” dedi. “Yemek yiyorduk, buyur sofraya,” dedim. “Yok,” dedi sertçe. “Konuşup gideceğim.” “Peki,” deyip sedire oturmasını bekledim. O oturunca ben de karşısına geçtim. Seslere annem de gelmişti. Amcam, anneme iğrenir gibi bir bakış attı. “Senin burada ne işin var?” diye sordu annem sert bir sesle. Amcam yüzünü bana çevirip, “Seninle işim yok,” dedi anneme. “Eylül’le konuşacağım.” Annem bir adım öne çıktı. “Defol git evimden!” diye bağırdı. “Anne, biraz sakin olur musun?” dedim. Lütfen otur dedim. Amcama döndüm. “Dinliyorum amca.” “Bak kızım,” diye başladı. “Baban öldü. Siz kadın başınıza kaldınız. Bu aklı kıt kadın da laftan anlamaz…” Annem bir anda ayağa fırladı. “Asıl sensin aklı kıt!” diye bağırdı. “Sen sus!” diye gürledi amcam. O sırada Elif korkuyla gelip koluma sarıldı. Küçük bedeni titriyordu. “Sakin olun, çocuk korkuyor,” dedim. Annem derin bir nefes alıp kendini zor tutarak yerine oturdu. Sinirden göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Amcama, “Hadi konuş,” der gibi baktım. “Elif’i bana verin. Benimle yaşasın,” dedi. Bir an ne dediğini anlayamadım. Sonra öfke içimi sardı. “Sen ne diyorsun amca? Eşya mı istiyorsun? Elif benim kardeşim! Sana onu nasıl vereyim ben?” diye bağırdım. “Bağırma kızım,” dedi sakin ama sert bir sesle. “Çocuk hasta değil mi? Ben tedavisini yaptırırım.” Annem bir anda ayağa fırladı. Hiçbir şey demeden içeri gitti. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Birkaç saniye sonra geri döndüğünde elinde bir bıçak vardı. Gözleri öfkeyle doluydu. “Seni öldürürüm!” diye bağırarak amcamın üzerine yürüdü. Amcam hemen ayağa kalktı. “Dur Saliha, aklını başına al! Bak çocuklar var, korkuyorlar!” dedi. Seslerimiz sokağa kadar taşmıştı. Amcam geri geri kapıya doğru giderken, annem de onun üzerine yürüyordu. “Anne!” dedim, “sakin ol lütfen!” Ama annem beni duymuyordu bile. Gözleri kararmış gibiydi. “Seni gebertirim!” diye bağırarak amcama doğru atıldı. Elif korkudan ağlıyordu. Nefesi tıkanır gibi oldu. “Elif!” dedim panikle. “Elif, nefes al… Elif kendine gel, Allah aşkına!” Yalvarıyordum ama Elif bir anda kollarımın arasına yığıldı. “Elif!” diye feryat ettim. O anda annem başını çevirdi. Bizi o halde görünce bir an duraksadı. “Defol git burdan!” diye amcama bağırdı. Amcam kapıyı açar açmaz kaçtı. Tam o sırada Gülsüm ve Mustafa amca içeri girdi. Ama annem hâlâ elinde bıçakla bizi izliyordu. “Yardım edin… Allah aşkına, kasabaya gidelim, ne olur yardım edin!” diye yalvardım. Gülsüm’e ve Mustafa amcaya bakıyordum, çaresizdim. O anda kapıdan Faruk abi girdi. Sanki tam zamanında, Allah tarafından gönderilmiş gibiydi. (Yazardan) “Eylül bacı, hadi kalk. Hastaneye gidelim. Hadi toparla kendini,” dedi. Gülsüm babasına dönüp, “Anneme söyle, Saliha teyzenin yanına gelsin. Baba, ben Eylül’le gideceğim,” dedi. Faruk Elif’i kucağına aldığı gibi arabaya koştu. Arka koltuğa dikkatlice yatırdı. Eylül de yanına oturup başını kucağına aldı. Elif’ten hafif hırıltılı sesler geliyordu… sanki nefesi her an kesilecek gibiydi. Gülsüm ve Faruk da arabaya biner binmez Faruk gaza bastı. Hızla yola çıktılar. Yarım saatlik mesafeyi on beş dakikada geldiler. Faruk Elif’i kucağına aldığı gibi içeri koştu. “Yardım edin! Bayıldı!” diye bağırıyordu. Genç bir doktor hemen yanlarına geldi. “Ne oldu?” dedi. Faruk Eylül’e dönüp aynı soruyu sordu ama Eylül şoktaydı, konuşamıyordu. Gülsüm nefes nefese, “Ciğerlerinden rahatsız… nefesi tıkanıyor arada,” dedi. Doktor hemen hemşirelere seslendi. “Röntgene alıyoruz, çabuk!” Zaman ağırlaştı. Yaklaşık iki saat sonra doktor dışarı çıktı. “Elif Özden’in yakınları?” Hepsi bir anda ayağa kalktı. Eylül öne çıktı. “Ben ablasıyım, kardeşim nasıl?” Doktor ciddi bir yüzle konuştu: “Kardeşinizin astımı var. Düzenli hava ilacı kullanması gerekiyor. Allah aşkına, bu çocuğu daha önce neden getirmediniz? Hastalık ilerlemiş… biraz daha gecikseydi çok kötü sonuçlanabilirdi.” Eylül başını eğdi. “Aslında iki kere daha olmuştu… ama bu sefer ilk kez bu kadar kötü oldu,” dedi. Gerçek ise çok daha ağırdı. Elif, babaları öldükten sonra artan ataklarını Eylül’e söylememişti… her şeyi içine atmıştı. Doktor son kez konuştu: “Elif’in astımı artık kronikleşmiş. Düzenli olarak sprey kullanması gerekiyor. Çok iyi bakılması şart. Şimdilik durumu stabil, birazdan çıkabilirsiniz.” Eylül derin bir nefes aldı. Faruk hemen araya girdi. “Bacım, siz içeri girin. Ben burada beklerim.” Eylül ve Gülsüm içeri geçince Faruk dışarıda kaldı. Cebinden telefonu çıkarıp Derman’ı aradı (Derman Bozbey) “Alo Faruk,” dedim. “Beyim, dediğiniz gibi Eylül’ün evinin oralarda görünmeyecek bir yerde bekliyordum. Eylül köye dönerken bakkal bir adamla tartıştı. Sordum ama ‘borcum var’ deyip geçiştirdi beni. Sonra arkadaşıyla epey oturup konuştular, her şey normaldi. Hatta bende eve dönecektim ki Eylül’lere bir adam geldi. Bir süre sonra evin içinden tartışma sesleri yükseldi. Adam da hızla çıkıp gitti. Birkaç komşu bahçeye doluştu. Sonra Eylül’ün sesini duyunca içeri girdim, beyim.” Sinirle bir kaç kere soluk aldım. “Bunları bana yeni mi söylüyorsun, Faruk?” diye gürledim. Faruk aceleyle cevap verdi: “Beyim, kardeşi rahatsızlanmış, onu alıp hastaneye getirdik.” Bir an sustum. “Elif nasıl? Eylül nasıl?” dedim. “İyiler beyim… ama Elif kronik astım hastasıymış.” “O adamın kim olduğunu öğren, Faruk,” dedim. “Ben de şimdi hastaneye geliyorum,” deyip telefonu kapattım. Evden çıkıp arabaya bindim, hızla gaza bastım. Bir süre sonra hastaneye vardığımda Faruk kapıda karşıladı. “Neredeler?” dedim. “İçerdeler beyim,” dedi ve beni yönlendirdi. Hızla içeri girdiğimde. Eylül kardeşinin elini tutmuş yanında da arkadaşı vardı çıkışa yürüyorlardı.. Beni görünce bir an duraksadılar gibi oldular. yüzünde hem şaşkınlık hem de hafif bir rahatlama vardı. Kardeşine dönüp, “Hadi,” dedi. Yanıma doğru yürüdüler. Elif beni görünce gözleri büyüdü. “Derman abi…” dedi. “Merhaba Elif. Geçmiş olsun. Nasılsın?” dedim. Elif’in sesi titriyordu. “Derman abi… beni amcam almasın… ablamdan ayırmasın,” dedi. Bir an donup kaldım. Ne demek istediğini anlayamadım. Eylül’e baktım. Gözleri dolu doluydu ama hiçbir şey söylemiyordu. Yeniden Elif’e bakıp, “Elif sen Faruk abinle arabaya git, biz de ablanla konuşup geleceğiz,” dedim. Eylül de arkadaşına dönüp, “Elif’i yalnız bırakma,” dedi. “Tamam kardeşim,” deyip o da onlarla beraber gitti. “Ne olduğunu anlatacak mısın?” dedim. “Kim Elif’i almak istiyor?” Eylül gözlerime baktı ama sesi titriyordu. Elimi çenesine koydum. “Anlat,” dedim. “Yardımcı olacağım bir şeyse yardım ederim.” Derin bir nefes aldı, gözleri doldu. “Beyim… amcam Elif’i bizden almak istedi. ‘Ben bakarım, tedavisini de yaptırırım’ dedi.” Bir an durdu, sesi iyice inceldi. “Bugün büyük bir kriz geçirdik… annem adeta cinnet geçirdi. Ben artık dayanamıyorum beyim… gücüm kalmadı… yetemiyorum,” dedi. Ve bir anda ağlamaya başladı. Sanki dökülen her gözyaşı, kalbime saplanan bir kurşun gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD