(Eylül Özden)
Elif dedim.
Yanına yürüdüm.
“Ben sana ağacın altından uzaklaşma demedim mi?” dedim. Özür dilerim abla diye mırıldandı.
“Derman Bey, benim hatam Eylül… Ben lafa tuttum küçük hanımı. Burada oturunca kim olduğunu sordum.”
Başımı sallayıp Elif’e döndüm.
“Hadi, ağacın altına geç,” dedim.
“Tamam abla,” dedi, gidip oturdu.
Nereden geldiğini anlamadığım Zeliha gelip, “Merhaba Eylül abla, nasılsın?” diye sordu.
“İyiyim Zelihacığım, sen nasılsın?” dedim.
“İyiyim,” dedi.
“Benim işimin başına dönmem gerek,” deyip yanlarından ayrıldım.
Elif’e bakıp, “Buradan uzaklaşma, seni göreceğim,” dedim.
Başını sallayınca işimin başına geri döndüm.
Çalışmaya başladığımda, eğildiğim yerden arada kalkıp Elif’e bakıyor, sonra işime devam ediyordum.
Bir süre sonra çavuş, “Mola!” diye bağırdı.
Hızlı adımlarla yürüyüp Elif’in yanına oturdum.
“Sıkıldın mı?” diye sordum.
“Evet…” diye mırıldandı.
“Ama ben sana demiştim, burası çocuklara göre değil. Sen gelmek istedin,” dedim.
“Moladan sonra yanıma gel, birlikte fasulye toplarız,” deyip göz kırptım.
Hemen heyecanla, “Tamam!” dedi.
Az sonra Gülsüm gelip yanımıza oturdu. Kendine çay alırken bir bardak da bana getirmişti.
“Sağ ol arkadaşım,” dedim.
Gülsüm omuz silkip Elif’e döndü.
“Kız, Derman Bey’le ne konuştunuz?” diye sordu.
Elif anlatmaya başladı:
“Arabayla gelirken gördüm onları. Araba çok güzeldi, merak ettim. Görmek için ayağa kalktım. İlk bir kız indi, benden büyüktü… sonra Derman abi indi arabadan. ‘Aaa ben seni tanıyorum’ dedim.
Beni görünce yanıma gelip, ‘Söyle bakalım küçük, beni nereden tanıyorsun?’ diye sordu.
‘Ablamı getirmiştin, yaralıydı, oradan tanıyorum’ dedim.
‘Ablan kim?’ dedi.
‘Eylül,’ dedim.
“Zaten o esnada da ablam seslendi. Bu kadar konuştuk,” dedi.
Elif bunları anlatırken gözüm Derman Bey’e kaydı. O da kardeşiyle birlikte oturmuş, sohbet ediyordu. Zeliha bizim tarafa bakınca gülümseyip el salladı. Ben de gülümseyip karşılık verdim.
Tam o anda Derman Bey başını çevirince göz göze geldik.
İlk defa inceler gibi baktım… kara kaşlı, kara gözlü, geniş omuzlu… simsiyah saçları vardı. En fazla otuzlarında görünüyordu.
Tekrar göz göze geldiğimizde, incelediğimi anlamasın diye başımı hemen çevirdim.
Çavuş, “Mola bitmiştir!” diye seslenince üçümüz de ayaklandık. Tarlaya, sıralarımıza geçtik. Gülsüm’le ben Elif’i aramıza aldık.
Elif’e, “Bak ablacığım, böyle yapacaksın,” diye işi gösterirken Zeliha yanımıza geldi.
Gözleri dolu dolu bize bakıp, “Hani biz arkadaş olmuştuk… neden kendinize yeni bir arkadaş buldunuz?” diye ağlamaya başladı.
Gülsüm, “Beyin kardeşini ağlattık Eylül…” diye mırıldandı.
Ters ters Gülsüm’e bakıp, “Zelihacığım…” diye seslendim.
Bakmadı.
Bir kez daha şansımı denedim.
“Zeliha, bir bak bana… seni kardeşimle “Tanıştırayım,” dedim.
Yine bakmadı, daha çok ağlamaya başladı. Bu sefer ben de panikledim.
Derman Bey, kardeşinin ağladığını fark etmiş olacak ki bir öfkeyle yanımıza gelip,
“Ne oluyor burada?” diye gürledi.
Zeliha, “Abi, onlar beni istemiyorlar,” deyip daha çok ağladı.
“Hemen hayır, öyle bir şey yok,” dedim ama Derman Bey duymadı.
Sesini daha da yükseltip bir adım öne çıktı.
“Burası benim tarlam! Siz kimin tarlasında kimi istemiyorsunuz?” diye bağırdı.
Bu sefer Elif de korkup ağlamaya başladı.
Artık sinirlerim gerildi. Ben de bir adım atıp,
“Bağırmayın bize!” dedim.
“Kardeşiniz yanlış anladı. Elif’i bizim yanımızda görünce, ‘Hani biz arkadaş olmuştuk, kendinize yeni arkadaş mı buldunuz?’ diye ağlamaya başladı. Ben de Zeliha’ya Elif’in benim kardeşim olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Olan biten bu,” deyip bir adım geri attım.
“Değil mi Gülsüm?” deyip arkamı döndüğümde, tarladaki herkes işini bırakmış bizi izliyordu.
Bazıları ağızlarının içinde bir şeyler mırıldanıyordu.
“Derman Bey, ‘Burası benim tarlam, herkes haddini bilecek!’ diye daha da yüksek sesle bağırdı.
‘Yeter be! Siz ne biçim insansınız? Ben burada size ne olduğunu anlatıyorum, siz hâlâ “benim tarlam, yok o yok bu” diyorsunuz.’ dedim.
Elif yanıma gelip, “Abla, korkuyorum,” diye fısıldadı. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Gözlerimi açtığımda, “Az önce ben bu adamı mı beğendim?” diye düşündüm. Kendini beğenmiş, bencil herifin tekiydi.
Ama susmak zorundaydım, çalışmak zorundaydım Elif için. Gözlerim doldu, yutkundum. “Özür dilerim,” deyip işimin başına döndüm.
O da kardeşinin yanına gidip elini tuttu, birlikte tarladan çıktılar. Bir iki saat sonra Zeliha, su dağıtırken yanımıza tekrar geldi.
Zeliha, “Eylül abla,” dedi, “özür dilerim, ben ağladığım için abim sana kızdı.”
Gülsüm, “Zelihacığım, Elif Eylül’ün kardeşi,” dedi. “Az önce de yanımızdaydı, sen görmedin mi?” diye sordu. “Neden dinlemeden ağlıyorsun ki?” diye ekledi.
“Şey… kimse benimle arkadaşlık yapmak istemiyor. Benim ilk kez arkadaşım oldu,” dedi Elif’i göstererek. “O da yanınızda olunca siz de beni istemediniz zannettim,” diye ekledi. Gözleri dolu dolu bakıyordu.
Elif öne doğru çıkıp, “Ben seninle arkadaş olurum,” dedi. Sonra bana dönerek, “Yani olabilir miyim abla?” diye sordu.
Bir Zeliha’ya, bir Elif’e baktım. O dağ ayısı yüzünden Zeliha’nın kalbini kırmak istemedim. Elif’e dönüp, “Tabii ablacım, olabilirsin,” dedim.
Zeliha öyle bir gülümsedi ki, o gülümsemenin altında yatan acıyı merak ettim.
“Teşekkür ederim Eylül abla, abimle konuşacağım, senden özür dilesin,” dedi ve arkasını dönüp koşmaya başladı.
“Gerek yok,” dedim ama Zeliha çoktan uzaklaşmıştı.
“Hadi,” dedim, “çok oyalandık, işimize devam edelim.”
Biz bu kadar oyalanınca geride kalanlar da bize yetişmişti. Hatice Teyze, “Eylül kızım, beyin kardeşine ne dedin ki seni herkesin içinde azarladı?” dedi.
“Yanlış anlaşılma oldu Hatice Teyze, kapatalım konuyu,” dedim.
Köyün dedikoducusu Gülden Abla lafa atladı: “Beyle senin aranda ne ola ki yanlış anlaşılma olsun?” diye sordu.
Gülsüm, “Anam ne meraklı çıktınız, yok bir şey, yanlış anlaşılma,” deyip susturdu herkesi. Biz de işimize devam ettik.
“Elif! Elif! Hadi gelsene, burada oynayalım,” diye Zeliha Elif’e sesleniyordu.
Elif bana bakınca, “Ağacın altından uzaklaşmayın,” dedim. “Derman beyle de çok konuşma,” diye tembihledim. Elif “Tamam,” deyip koşmaya başladı.
“Koşma,” diye uyardım. Elif yine “Tamam,” deyip yavaşlayarak yürüdü ve Zeliha’nın yanına gitti.
Gülsüm, “Eylül, bir an işi bırakıp gideceksin zannettim,” dedi.
“Nereye Gülsüm?” dedim. “Bakkal Kamile borcum var, evde hiçbir şey kalmamış, Elif’i hastaneye götüreceğim. O kadar azarı yutkunup devam ediyorum işte,” dedim.
“Gülsüm, ‘Anladım kardeşim,’ dedi. ‘Aslında sizi beyle çok yakıştırmıştım; hani seni yaralı bulduğunda…’” yalan değil yani adam çok yakışıklı diye fısıldadı.
“Senin Hüseyin’in yok muydu?” dedim gülerek.
Gülsüm de hafif bir gülümsemeyle omuz silkti.
“Var tabi yiğidim benim ama gelmedi işte… Melike ablanın düğünde babası, babama anlatırken duydum. İşi yoğunmuş, izin vermemişler ondan gelemiyormuş.”
Konuşa konuşa sıramızı bitirmiştik, yeni sıraya girecektik ki çavuş “Öğle paydosu!” diye bağırdı.
“Hadi,” dedim, “moladan sonra yeni sıradan başlarız.”
“Vildan teyze, ‘Gız siz motor mu takıverdiniz, önden önden gaçıyonuz!’ diye söylenmeye başladı.
‘Biz dedikodu etmiyoruz teyzem, işimizi yapıyoruz,’ dedim gülerek.
Vildan teyze kızardı. Gülsüm de elindeki suyu uzatıp, ‘Su iç teyzem, su iç,’ dedi.”
Gülsüm sen sıraya geçte ben de elifi sesliyim.
“Elif! Gel ablam,” diye seslendim.
Elif, Zeliha ve Derman bey’in yanından kalkıp yanıma geldi.
“Yemek yiyeceğiz,” dedim.
“Tamam,” dedi.
“Sen otur, ben alıp geliyorum,” dedim. Elif oturunca Gülsüm’ün yanına sıraya girdim.
Sıramız gelince yemekleri alıp hep birlikte yemeye başladık.
Zeliha da ayaklanıp gelip bizim yanımıza oturdu.
“Ben de sizle yiyeceğim, abime küstüm,” dedi.
“Niye kız?” dedi Gülsüm. “Biz de gidip Elif’lerle yiyelim dedim, gelmedi,” dedi Zeliha.
“Eylül abladan da özür dilemedi zaten,” diye ekledi.
Gülsüm bana bakınca omuz silkip yemeğime devam ettim.
Zeliha, “Eylül abla…” dedi.
Elif, “Her gün gelsin… biz çok sevdik birbirimizi,” diye mırıldandı.
“Okullar açılana kadar gelir,” dedim. “Sonra zaten sezon kapanıyor, biz de gelemeyiz,” dedim.
“Ben abime söylerim, arada beni size getirir, olur mu?” diye sordu.
Elif de hevesle bana bakınca, “Olur tabi,” dedim.
“Siz de bize geleceksiniz ama,” dedi. “Hep ben gelemem. Bir ben, bir siz gelirsiniz Eylül abla,” dedi.
“Bakarız,” diye geçiştirir gibi söyledim. Hadi şimdi herkes yemeğini yesin bakalım yoksa kimse kimseye gidemez dedim.
Yemeğimiz bitince çocuklar oyun oynamaya geçti Gülsüm ben biraz uyuyayım seslersin dedi başımı salladım, ben de bir bardak çay alıp biraz insanlardan uzaklaşıp oturdum.
“Kendi kendime bir türkü mırıldanmaya başlamıştım ki yanımda bir hareketlenme oldu. Kafamı çevirdiğimde onu gördüm.”
Ayaklandım, arkamı dönmüştüm ki, “Özür dilerim,” dedi.
Zeliha ağlayınca ben sinirlendim, sinirimi sizden… daha doğrusu senden çıkarmış oldum, dedi.
Gözlerini gözlerime dikti.
“Hah,” dedim güler gibi, “ben kimim ki siz benden özür diliyorsunuz? Burası sizin tarlanız, tabii her koşulda siz haklısınız. Bir Eylül gider, başka biri gelir beyim,” deyip arkamı döndüm.
Tam giderken yeniden, “Özür dilerim,” dedi.
“Evet, ağır konuştum… haklısın,” dedi.
Cevap vermeyip yürümeye devam ettim.
“Mola bitmişti. Gülsüm’ü çağırıp yeniden işimizin başına döndük.”
“Gülsüm,” dedim, yanına yaklaşırken sesimi biraz daha kısarak, “sana bir şey diyeceğim.”
O da elindeki işi bırakmadan başını kaldırdı, gözleriyle ‘söyle’ der gibi baktı.
Bir an tereddüt ettim. Sonra açıkça söyledim:
“Benim şu an hiç param yok. Haftalığı alana kadar… sende varsa, borç olarak isteyecektim.”
Gülsüm’ün ifadesi bir an değişti, sonra gayet sakin bir şekilde omuz silkti.
“Olur,” dedi, sanki çok da büyütülecek bir şey değilmiş gibi. “Ne kadar lazım?”
“Bakkalın borcunu ödesem yeter… içim hiç rahat değil,” dedim.
“Tamam anacım, rahat ol,” dedi Gülsüm. “Akşam veririm ama yanımda yok.”
“Tamam, sağ ol kardeşim,” deyip başımı kaldırdım, Elif’e göz gezdirdim. Zeliha ile birlikte hâlâ oyuna dalmışlardı.
Arada Elif’i kontrol ederek öğleden sonra sıramı yarım bırakmamak için işime daha da hız verdim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile.
“Çavuş, paydos!” diye bağırınca, ben de son işimi bitirmiştim. Gülsüm de benim gibi sırasını tamamlamıştı.
Tarlanın başında minibüse doğru yürürken Zeliha birden seslendi:
“Eylül abla, Elif yarın da gelsin!”
Elif’e baktım. Gözleri direkt bana dönmüştü… sanki “lütfen” der gibi bakıyordu.
Gözlerim, Zeliha’nın arkasında duran Derman Bey’e kaydı.
“Eğer beyim de izin verirse gelir,” dedim, sabahki sözlerine ince bir gönderme yaparak. “Sonuçta burası onun tarlası.”
Zeliha arkasını dönüp hemen sordu:
“Olur mu abi?”
Derman Bey kısa bir an sessiz kaldı, sonra başını salladı.
“Olur tabi… su perisi,” dedi sakin bir sesle.
Elif ile Zeliha’nın sevinç çığlıklarını gülümseyerek izlerken, gözüm istemsizce Derman Bey’e kaydı.
Bakışlarım onunla kesiştiğinde, bir an durdum.
O da bana bakıyordu.