1. BÖLÜM - TOPRAK SUSAR, İNSAN SUSMAZ 🌾

1049 Words
(Eylül Özden) Sabah yüzümde minik minik öpücüklerle uyandırıldım. Hafifçe gülümseyip, “Anne biraz daha…” dedim. “Söz, tarlaya gideceğim bugün, ne olur az daha uyuyayım.” Yanımdan sessiz bir kıkırtı geldi. “Benim abla, annem değil,” diye konuştu Elif. “Ya küçük canavar, demek sensin,” diye kıkırdadım. Kükremeye benzer bir ses çıkardı Elif, “hiii çok korktum” deyip gıdıklamaya başladım. Ay abla yapma ya çok gıdık alıyorum lütfen yapma diye hem kıkırdayıp hem de söyleniyordu. Nefes nefes kalınca hemen bıraktım. “Hadi abla, annem kalksın,” dedi. “Bu kadar yatmak yetermiş. Gülsüm abla da seni bekliyor aşağıda, traktör şimdi gelirmiş.” “Tamam balım, sen git. Giyinip geliyorum,” dedim. Elif gidince arkasından baktım… dokuz yaşında ve ciğerlerinden rahatsız. Fazla koşamaz, yürüyemez… hemen tıkanıveriyor. Yevmiyelerimi alayım, götüreceğim kasabaya doktora… bir de onlar detaylı baksınlar… Yataktan kalktım, hızlıca tarlaya giyeceğim kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Merdivenleri koştur koştur aşağıya indim. “Gülsüm, Eylül nerde kaldın bacım? Traktör gelmek üzere,” dedi. “Geldim Gülsüm, geldim,” dedim. Annem yiyecek bohçasını elime verdi. “Hadi Allah’a emanet olun ana,” deyip evden çıktık. Gülsüm ile beraber köy meydanına yürüdük. Bir kaç işçi daha bekliyordu meydanda.. Traktör meydanda görününce bir bir traktöre binmeye başladık. “Hadi hadi!” diye bağırmaya başladı Veysel amca… “Amca biniyoruz işte, acele ettirmesene,” diye söylendim. “Sus kız, geç kaldım zaten,” dedi. “Bozbey çiftliğinin kahyasına ne diyeceğiz şimdi? Bindik bindik, sür hadi,” diye seslendi Hatice teyze. Tarlaya vardığımızda traktörden inip eşyalarımızı büyük bir ağacın altına bırakıp işe başlamak için tarlanın başına geçtik. Hepimiz sırayla yan yana dizildik ve fasulyeleri toplamaya başladık. Veysel amca bizim çavuşumuzdu, tarlanın başında gölgeliğe oturmuş, elinde sigara bizleri izliyordu. Güneş daha şimdiden tepedeydi. Eğildikçe belim sızlıyor, avuçlarımın içi toprakla doluyordu. Parmaklarım fasulyeleri kopara kopara acımaya başlamıştı ama duramazdım… durursam aklıma her şey üşüşecekti. Çok geçmeden Bozbeylerin kahyası göründü. Veysel amcanın yanına gelince bir şeyler konuştular ve arkasını dönüp gitti. Gülsüm bana eğildi. “Ay Eylül, inşallah bugün paraları verirler. Kendime elbise alacağım… iki gün sonra Melike ablanın düğününde giyeceğim. Belki Hüseyin de gelir…” dedi, gözleri parlayarak. “He gelir Gülsüm, bekle… kim bilir kasabada kimlerin peşine takılmıştır,” dedim. “Aaa Eylül, niye öyle diyorsun bacım? O da para kazanmak için gitti kasabaya… Hem gelince seni isteyeceğim dedi,” dedi, umutla. “He he…” diye geçiştirdim, başımı hafifçe sallayarak. “Sen… gelmeyecek misin düğüne?” diye sordu bu sefer daha temkinli. “Hemen yok,” dedim. “Ben yevmiyelerimi biriktiriyorum… Elif’i doktora götüreceğim.” Bir an durup iç çektim. “Babamın kazandığı anca geçimimize yetiyor. Adam sabahtan akşama kadar güneşin altında keser sallıyor…” dedim, sesim biraz sertleşerek. “Ben öyle giysiye miysiye para harcayamam, Gülsüm.” “Tamam bacım, kızma hemen… bir şey demedim,” dedi Gülsüm. Sonra göz kırpar gibi gülerek ekledi: “Ama sende de öyle kaş göz var ki… azıcık süslensen, vallahi köyü ayağa kaldırırsın.” “Aman be Gülsüm… ben ne diyorum sen ne diyorsun,” dedim. O sırada Veysel amca bağırdı: “Paydos! Öğlen molası!” “Gel hadi… bir şeyler yiyelim. Ben de azıcık uzanacağım,” dedim. Tarlanın başına doğru yürüdük, gölgeye yakın bir yer bulup çöktük. Bohçayı açıp yemeklerimizi çıkardık. “Eylül…” dedi Gülsüm. “Ne?” der gibi baktım yüzüne. “Şu gelen… Derman Bozbey değil mi?” Başımı çevirip baktım. “Bilmem…” der gibi omuz silktim. Yemeğimize devam ederken sert bir ses duyuldu: “Afiyet olsun.” Hepimiz irkildik. Veysel amca hemen şapkasını çıkardı. “Sağ ol beyim, hoş geldin,” dedi. Adam başını hafifçe sallayıp bize doğru döndü. “Mahsul bu sene güzel. İşler de iyi gidiyor,” dedi tok bir sesle. “Bu yaz yoğun geçecek… sizden de desteklerinizi bekliyorum.” Sözleri havada asılı kaldı. Kendimi tutamadım. “Biz size destek olalım beyim…” dedim, gözlerimi ondan ayırmadan. “Peki ya biz… yevmiyelerimizi ne zaman alacağız?” Anlamaz gözlerle yüzüme baktı. “Bu nasıl bir soru kadın? Her hafta kahya getirip paranızı Veysel’e teslim ediyor.” Bir adım atıp, “Biz üç haftadır para almadan çalışıyoruz. Veysel amca bize işlerde sorun var, mahsüller satılınca verilecek paralarınız dedi.” Veysel amcaya doğru dönüp, “Doğru mu?” diye kükredi. Sesi tarlanın ortasında yankılanırken içim ürperdi. Veysel amca panikle ne yapacağını bilemedi. “Yok beyim, yalan söyler,” diye konuştu, sesi titreyerek. Gülsüm de benden cesaret almış olacak ki, “Beyim, Eylül doğru der,” dedi. Birkaç işçi daha bana eşlik edince içimde bir şeyler kabardı… yalnız değildim artık. Derman bey “Kahya!” diye gürledi. Kahya yanına gelip iki büklüm eğilerek, “Buyur beyim,” dedi. “Bugün herkesin üç haftalığı verilecek. Bunun hesabını da Veysel ve senden soracağım,” diye bağırdı. Sözleri sertti ama içimde garip bir rahatlama yayıldı. Kahya başını sallayıp bir adım geri attı. Bana doğru gözlerini dikti. Bakışları üzerime çökerken nefesim bir anlığına kesildi. “Bugün herkes parasını alacak. Bozbeyler’de kimsenin parası kalmadı, kalmaz da,” diye çenesini sıkarak konuştu. Gözlerimi kaçırmadan önce bir an direndim… ama o bakışa daha fazla dayanamadım. “Derman bey, kolay gelsin,” deyip uzaklaştı. Gülsüm kolumu dürttü. “Helal olsun kız,” dedi hayranlıkla. “Ben susmadım… siz de susmayın, Gülsüm,” dedim, hâlâ olanların etkisinden çıkamamışken. “Hadi… mola bitmek üzere. Veysel birazdan yine böğürür. Yiyelim de kalkalım… uzanmak bile haram oldu bize.” Gülsüm, “Eylül… bu adam gitmemiş, sana bakıyor,” diye mırıldandı. “Alışık değildir hakkını savunana, ondan bakıyordur Gülsüm. Ye hadi,” dedim. “Tamam tamam…” deyip başladı yemeğine. Başımı hafifçe çevirip baktığımda göz göze geldik. İçim bir anlığına sıkıştı. Hemen kafamı çevirip önüme döndüm. Mola bitince işimizin başına döndük. Öğlen sıcağı iyice kendini gösteriyordu. Belimi doğrultmak için ayağa kalktığımda, Veysel amcanın kahyayla bir şeyler konuştuğunu gördüm. Gülsüm’e dönüp, “Bu ikisi bir şeyler karıştırıyor,” diye mırıldandım. “Boşver bacım, yedikleri fırçayı sindirmeye çalışıyorlardır,” dedi gülerek. Ben de gülümseyip işime devam ettim. Paydos saati gelince Veysel amcanın sesi duyuldu. “Paydos!” diye bağırıyordu. Elimizdeki işleri bırakıp çıkışa doğru yürüdük. Kahya öne çıkıp, “Yevmiyelerinizi alacaksınız, sıraya girin,” diye bağırdı. Herkes tek sıra haline geçti. Paralar bir bir verilmeye başlandı. Sıra bana geldiğinde, “Senin paranı Derman beyim verecek,” dedi. Anlamaz gözlerle yüzüne baktım. “Sen benimle gel… senin paranı Derman bey verecek,” dedi. İçimde tuhaf bir huzursuzluk kıpırdandı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD