"Üçünüz artık sadece bizim için çalışacaksınız."
Bu cümle kafamın içinde dört bir koldan yankılanırken sinir her bir hücremi adeta sikip atıyordu.
"Bundan böyle burada yaşayacaksınız."
Hayır anlamıyorum ki sinirlendiğimi bilerek mi yapıyordu yoksa 'Sinirin benim sikimde bile değil ruh hastası kadın' diye içinden geçirip istediklerini mi dikte ediyordu.
Göz devirdim. Hem kendime hem de kutsal Moretti varisine ki kim olduğu umurumda değildi. Birkaç gün önce götünü kurtardığım adamdan daha fazlası değildi.
Onlar yüzünden şefim de dahil on arkadaşım ölmüş bar kapanmıştı. Polis kapımıza gelmemişti ve bu oldukça tuhaftı. Ama kim ne derse desin onlarca müşteri ve çalışan sırf bu adamların çekişmesi yüzünden ölmüştü.
"Sen beni dinliyor musun kızıl?"
Camilla kolumu dürterken Maya da benim gibi çatık kaşlarla bakıyordu. Sonunda sorusunun muhatabının ben olduğumu anladığımda onun buz mavisi gözlerine yeşillerimi çevirdim.
"Aslında dinlemiyorum çünkü bizi alakadar eden bir kısım yok. Biz burada yaşamayacağız. Biz burada çalışmayacağız. Size yardım ettik kıçınızı kurtardık ve bitti. Şu an burada olmamız bile saçmalık. Madem o kadar çok çalışan işe almak istiyorsunuz o zaman ilan verin. Bizim de yakamızdan düşün."
Karşımda oturmuş beş adamın da tek tek yüzüne baktım. Ortada olan ve ağırlığını gösteren Adrian Moretti dudaklarını yaladı ve bir puro yaktı. Dumanı havaya üflerken bana attığı bakışlar alaycıydı.
"Sen durumu tam anlamadın galiba? Ben size bunu teklif etmiyorum. Yapacaksınız diyorum. Bu konuda fikrini sorarsam söylersin. Onun haricinde sesini kes."
Ben bağırmadan önce Maya "Arkadaşlarımla ben size yardım ettiysek ve ağzımızı tuttuysak bu insanlığımızdan kaynaklı Bay Moretti. Şimdi karşımıza geçip, özellikle bizi buraya zorla getirmenizi de göz önüne alarak konuşacak olursak dedikleriniz umurumuzda bile değil. Zorla sizin için çalışmamızı emretmeniz de sizin sorununuz. Ne kızlar ne de ben sizin için çalışmayacağız." Deyip dimdik durdu. Burnunu havaya dikmesi o kadar hoşuma gidiyordu ki poposuna şaplak atıp "Afferin ben kızım işte bu" dememek için kendimi tutuyordum.
Adrian bir şey diyecekti ki kolunu tutan diğer adam durdurdu ve bize döndü.
"Biz size durumu tam anlatamadık ya da siz anlamamak için diretiyorsunuz. Size iş teklif edip burada yaşayın diyoruz çünkü sizin de peşinize düştüler. Şu an eviniz talan edilmiş durumda. Üstelik hastanedeki işinden de oldun çünkü hastane sahibini sana ulaşabilmek için benzettiler. Barı zaten söylemiyorum adamlar katliam yaptı. İçimizde bize ihanet eden hainler var ve sizin de isimleriniz onlara gitti. Bu nedenle sizi de korumak zorundayız.”
Göz devirip alay eder gibi “Siz kendinizi koruyun da biz eksik kalalım. Malum, koca Moretti ailesinin üyelerisiniz ve hepiniz kendi alanınızda mafya babasısınız ama gel gör ki adamlar içinizden geçiyor. Yetmiyor pisliğiniz size yardım eden bizlere de bulaşıyor. Sonra da gelmişsiniz sizi korumak zorundayız diyorsunuz. Sizce de fazla ironik değil mi?” dediğimde hepsinin yüzündeki tek ifade öfkeydi.
Adrian ayağa kalkıp önüme kadar geldiğinde yine çenemi tutup sıkmaya başladı. Gözlerindeki öfke resmen kızıl ateşleri harlıyordu.
“Senin dilini koparırım kızıl.”
Elini çenemden itip yarım adım geriledim. Benim doğama tersti onun tavırları ve asla sözlerini dinletemezdi.
“Sen önce peşindeki adamları hallet, yanındaki adamların arasındaki köstebekleri bul sonra gel benim dilimle ilgilen.”
Yeniden aradaki mesafeyi kapadığında adete kükrer gibi bağırdı. Kulağımın da ırzına geçti elbette. Yahu adam sen değil miydin kıçına mermi yerken benden yardım isteyen. Evimde yan gelip yatarken üstüne küçük bir boğa gibi bağırıp duran. Yetmeyip bizi zorla buraya getiren. Şimdi neyin artistliğini yapıyorsun anlamış değilim ki. Hayır, yakışıklısın eyvallah. Çok fena seks yapılır senle ona da eyvallah ama bana zincir vurmaya kalkarsan o zincirle seni boğarım ben.
“Kes sesini!”
“Kesmiyorum.”
O kadar sinirlendi ki yutkunmadan edemedim. Belki de kısa bir süreliğine sesimi kessem iyi olacaktı. Tabi bunun için kısa süreli geç kalmış olabilirdim çünkü boğazıma sarılan iri el nefesimi keserken birkaç adım ötemdeki sütuna sırtımı sertçe çarpmış ve şokla delirmiş adama bakıyordum.
Arkada oturan adamlardan büyük olan ikili kalkıp yanımıza gelirken kızlar da bağırarak beni kurtarmaya çalışıyor Adrian’ın eline sarılıyordu.
Hemen benim sağıma kadar gelen adam boğazımdaki eli çektiği an Adrian’ı geri itti. Bense yere düşmüş nefes almaya çalışırken öksürüyordum. Ruh hastası resmen nefesimi kesmişti.
“Sen aklını mı kaçırdın? Ne yapıyorsun Adrian!”
Adamın gürler gibi konuşması odayı doldururken ellerini saçlarına geçiren Adrian ise bir sağa bir sola yürüyor çok sert soluklarını dışarı bırakıyordu.
“Lanet olsun beni delirtiyor.”
Kızlar bana getirilen suyu içirirken dayanamadım ve yine “Sen zaten delisin. Ruh hastası.” Diyerek karşılık verdim. Çenemi tutma konusunda asla başarılı olamıyordum. Maya o an elini ağzıma tutarken Camilla korkulu gözlerle Adrian’a bakıyordu çünkü her an üzerime atlayabilecek bir kapasiteye ve sinire sahipti.
Beni kurtaran adam “Kızları benim çalışma odama götürün. Onlarla ben ilgileneceğim.” Diye hemen çaprazımızdaki uşağa emir verdi. Dönüp diğerlerine baktığında ise “Matteo, sen de Dante ile Adrian’ı al ve bahçeye mi çıkıyorsunuz kum torbası mı yumrukluyor ne sikim yapıyorsa yaptırın sakinleşsin.” Deyip kesin bir dille konuştu. İkisi Adrian’ı alıp giderken biz de kalkmış büyük odadan çıkmış büyük merdivenleri adımlayıp üst kattaki odalardan birine yönlendirildik.
Koltuklara oturduğumuz da Camilla “Ne yapacağız?” derken Maya düşünceliydi. Bense Adrian denen herife aşırı sinir olmuştum. Bizi buraya zorla getirmişti. Yemek hazırladığımız esna da gelen bir telefon Adrian’ı resmen çıldırtmış her şeyi olduğu gibi bırakıp evden tabi ki onun zoruyla çıkmamızı sağlamıştı. Buraya geleli birkaç saat oluyordu. Şehrin bu kısmını kesinlikle bilmiyordum. Çünkü geldiğimiz yer adeta bir kaleden farksızdı. Aslında gerçekten de bir kaleydi. Adamlar kalede yaşıyor, bahçesinde ve evin etrafında sayamadığım kadar çok adam doluydu.
Üstelik içerisi de hem tarihi dokuyu yansıtıyordu hem de modern dokunuşlarla ışıltı kazanmıştı.
Kapı açıldığında içeri o adam girdi. Büyük masanın arkasındaki deri koltuğa oturup bize dikkatle bakarken konuşmaya başladı. Bu işin nereye varacağını aşırı merak ediyordum.
“Ben Lorenzo Mancini. Moretti ailesinin ilk torunu. Kuzenlerin en büyüğü. Bakın kızlar az önce aşağıda olanlar şimdilik olmamış gibi kabul edilmeli. Evet haklısınız, bazı durumlar çok saçma ve mantığa aykırı gelişti. Bundan da zarar gören aslında hiç ilgisi olmayan sizlersiniz.”
“Ve iş arkadaşlarımız, müşterilerimiz.”
Sözünü kesmem hoşuna gitmemiş gibi bir ifade takılsa da benim eklememe karşın o da “Ve iş arkadaşlarınızla müşterileriz” diyerek gözlerime baktı. Lanet olsun bu adamların neden hepsi aşırı yakışıklı olmak zorundaydı ki. Olgunluk bir erkek de bu kadar iyi durmamalıydı. Adam resmen ilah gibiydi.
Bir süre işte bizim haklılığımızdan olanların büyüklüğünden bahsedip durdu. Sonunda konuyu belli bir noktaya getirdi.
“Bir süre burada kalmanız sizin için iyi olacak. Üstelik öyle bedavadan kalma da değil. Çalışıp tıpkı dışarıda işinizi yapıyor muşsunuz gibi paranızı alacaksınız. Sadece bu kale iş yeriniz olacak ve şehir hayatına karışmayacaksınız.”
Soluğumu bırakıp “Yani esir hayatı yaşayacağız.” Dediğimde kolumu tutan kişi Maya’ydı. Ona döndüğümde bakışlarındaki ifade durmam gerektiğini gösteriyordu. Sonra dönüp Lorenzo’ya “Bize iki dakika izin verebilir misiniz? Bu konuyu aramızda konuşmamız gerekiyor da.” Dediğinde anlayışla başını sallayan adam sakince konuştu.
“Size istediğiniz kadar zaman. Biraz işim olduğu için alt kata inmem lazım. Siz de kararınızı verdiğiniz de kapının dışında bekleyen uşağa söyleyin ki odalarınızı hazır etsin.”
Çıkıp gittiğinde Maya’ya döndüm.
“Bu fikri onaylamayacaksın değil mi?”
“Başka çare var mı Elena? Duymadın mı olan biteni? Sence dışarıda olsak başımıza neler gelir haberin var mı?”
“Ne yani? Sırf onların aptal işleri yüzünden biz bu kale de esir mi olacağız?”
Camilla araya girdi.
“Elena lütfen sakin ol. Mantıklı düşünmemiz lazım.”
Ona döndüğümde saçlarım yüzüme savruldu.
“Cami, bana mantıklı düşün diyorsun da adamların hayatımızı nasıl gasp ettiğini göremiyor musun?”
Maya tanıştığımızdan bu yana ilk kez sert bir tepki verdi.
“Sus artık Elena. Biraz olsun düşün ve alacağın kararların hepimizi etkileyeceğini bil. Dışarı çıktığımız an kendi hayatımıza adım attığımız gibi başımıza gelecekleri hayal dahi edemiyorum. Evet, çok saçma bizi ilgilendirmeyen bir olayın göbeğine düştük. Evet, burada kalmak ve şartlar bizi bağlayacak belki de ama başka çaremiz de yok. Bunu anlaman için hangimizin ölmesi lazım.”
Yutkundum. Camilla “Maya haklı. Tamam sende haklısın ama canımız tehlikede Elle. Adamlar en azından hayatımıza verdikleri zararı bir şekilde tazmin etmeye çalışıyorlar. Bir süre idare etsek.” Derken gözleri dolmuş dudakları titriyordu.
O an durdum ve düşündüm. Lanet olsun ki başka bir çıkış yolumuz yoktu. Polise gitsek Morettiler düz tutar tersinden sikerdi bizi. Üstelik sadece onlar değil işin içinde bir de düşmanları vardı. Yani özetle her şekilde sikilen biz olacaktık.
Omuzlarım düşerken bakışlarımı kaçırdım.
“Siz okeyseniz ben de tamamım.”
Ve Moretti kalesinde kalmak için tamam dedikten sonra aklıma gelen şey Adrian denen ruh hastasının da hizmetinde olacağımdı. Galiba düşmana gerek kalmadan ya o beni ya da ben onu öldürecektim.