Uluma (+18)

1210 Words
Önce hisse alışmak için göbek deliğimin çevresinde vibratörün ucunu dolaştırmaya başladım. Vücudum tamamen hassaslaşmıştı zaten dokunduğum yer kızarırdı. Az önce kendi kendime gerçekleştirdiğim ön sevişme her yerimde izler bırakmıştı. Vibratörü göğüs uçlarımda dolaştırdım. O kadar hassaslaşmışlardı ki ara ara kaldırmak zorunda kalıyordum. Yakıcı zevk hissini kaldıramıyordum. İstemsizce Ateş olsa bu kadar nazik davranır mıydı acaba diye düşündüm. Vibratörü iki göğsümün ortasındaki boşluğa hafifte yerleştirdim artık zamanı gelmişti. Kendime dokunuşumdan bile utanıyordum. Çok tecrübesizdim. Ancak yine de durmadım. Çok ağır ve yavaşça göbeğime kadar indirdim. Gözlerimi sıktım ve hafifçe klitorisime doğru sürüklemeye devam ettim. Doğru noktaya yaklaşırken elimi geri çekmemek için vibratörü sıkıca kavradım ve tam klitorisimin üstüne getirdiğimde iki dudak arasındaki o doğru noktayı bulduğumda yanlışlıkla hız düğmesine bastım. Günlerdir yaşadığım ezici açlığın etkisiyle hassaslaşan klitorisim yanlışlıkla artırdığım titreşim gücü ile bir anda vücudumdaki her noktaya elektrik gönderdi. İstemeden derin ama kısık bir inleme çıktı dudaklarımdan. Bu titreşim benim için çok fazlaydı dayanılmazdı. Hissettiğim hareket ile birlikte bir anda içimde tuttuğum bütün ıslaklık dışarı çıktı ve sırılsıklam oldum. Devam etme gücünü henüz kendimde bulamadan bir inleme daha kaçtı dudaklarımdan ve bir anda pencereden gelen büyük bir uluma sesi ile sıçradım. Aklıma daha ilk geldiğim gün bana yapılan uyarı geldi. "Burada vahşi hayvanlar çok olur." Uluma sesleri uzaktan gelmiş gibiydi. Derken bir sonraki yaklaştı ve daha da daha da yakından duyuldu. Hemen toparlandım. Korkuyla hemen şortumu giymeye çalıştım. Ellerim o kadar titriyordu ki başarılı olamıyordum. Henüz ben toparlanamadan kapımda ahşaba sürten tıkırtı sesleri geldi. Yüreğim ağzımdaydı. Şortumu bir şekilde çekip, hemen koşup camı kapadım. Ardından telefonuma koştum. Babamı aramam lazımdı. Aklımın bir köşesinde saçma olduğunu bilsem de az önce yaptığım ayıpmış da şu an cezalandırılıyormuşum gibi hissettim. Telefon elimdeydi kapıdan uzak durmaya çalışıyordum derken bir fısıltı duydum kapıdan. İnsan sesi gibiydi. Yaklaştım. Ben yaklaşınca kapının dışındaki anlamış gibi "Ayydannnnn..." diye derinden bana seslendi. Sabahın 2’sinde burda ne işi var diye mırıldandım. Aslında ona sormuyordum. Kendi kendime konuşuyordum. Duyulmadığına emindim. Sesi tanımıştım onun sesiydi. Onun içli, derin, boğuk, tok sesi. "Aydannn... beni yakıyorsun, öldürüyorsun. Ne yaptığını biliyorum kapıyı aç dedi." Çok sessizdi ben bile zor duymuştum ama korkuyordum. Benim odam ailemin ve Tankut'un odasından uzaktı. Yine de duysalardı ne yapardım. "Açamam. Delirdin mi? Git buradan." dedim. "Gidemem. Uzak duramam, delirdim kimse duymadan aç, korkma" dedi. Volta atmaya başladım. Vazgeçmişti, gitmişti. Şimdi neden geri gelmişti ki. Ne yaptığımı nasıl bilebilirdi? Buraya gelirken bu saatte uyanık olduğumu biliyor muydu? Ya az önce yaptıklarımı? İmkansız. İmkansız dedim kendime. "Git dışarıda tehlikeli hayvanlar var. Açmayacağım" dedim. "Gitmeyeceğim. Sana zarar vermem korkma lütfen. Dur dediğin her seferinde durdum biliyorsun. Sana zarar vermem. Bana güven, kapıyı aç." Hemen hesap kitaba başladım. 1- Açmazsam gerçekten gitmeyecekti. Şimdiye kadar yakalanmaması mucizeydi ama her an biri görebilirdi. 2- Gittiğini düşündükten sonra benden vazgeçmemesi yüreğime su serpmişti. 3- Evet baskıcıydı ama ben de ona her seferinde karşılık vermiştim ve ne kadar ileri gidersek gidelim durmasını istediğimde durmuştu. 4- Onu bir kez daha görmek, dokunmak ve öpmek fikri bile beni çaresizce mutlu ediyordu. Ellerim titreye titreye kapıya yaklaştım. Kilidi o kadar yavaş çeviriyordum ki belki biraz daha oyalanırsam kendi kendimi vaz geçirek bir güç bulurum diye umut ediyordum. 3. kez çevirdim ve gözlerimi kapıdan ayırmadan bir kaç adım geri çekildim. Kapı kolu gıcırdayarak ve yavaşça döndü. kapı da aynı yavaşlık ve gıcırdamayla sonuna kadar açıldı. Sadece ay ışığının etkisi ile kapının önünde onun karanlık silüetini gördüm. Oda da ışık yanmıyordu. Heycanle titreyerek bekledim. Ağır adımlarla içeri girdi. Kapıyı yavaşça kapattı ve bir eliyle klidi bir kez çevirip kapıya yaslandı. Konuşma yetim beni terketmişti. Babamın evindeydim karşımda beni her gördüğü yerde soyup yatmaya çalışan bir adam vardı. Aynı odada kilitliydik. Karanlıktı gözlerindeki altın renkli parıltılar ve derinden aldığı nefes sesleri ile o nefeslerle inip kalkan göğsünün gölgesi dışında bir şey görmüyordum. Yavaşça kapıdan uzaklaştı pencerelerin koyu güneşliklerini açtı ve ay ışığı odaya doldu. Görebilmeye başladım. Gövdesi çıplaktı. Altında sadece onu rüyamda gördüğüm ilk gece üzerinde olan kasıklarında zor duran düşük bel siyah kot pantolon vardı. Ayakları çıplaktı. Saçlarının uçlarında ter damlaları vardı. Dövmeleri bütün güzelliğiyle sol göğsünden sol kolunun bileğine kadar iniyordu. Onu çaresizce istiyordum. Yanıma yaklaştı tam karşımda durdu. Aramızda yarım adımlık mesafe vardı ve o mesafeden vücudundan yayılan sıcaklık ile koku beni esir alıyordu. Az önce yarım kalmış olan orgazmımın hissi beni tekrar vurunca o kapıyı açmakla hata yaptığımı anladım. Fısıltıyla "Nefes al!" dedi. Ve ben farkında olmadan tuttuğum nefesimi onun komutuyla yeniden almaya başladım. Uzun zamandır tuttuğum için soluk soluğa nefes alıyordum. Elinin tersiyle işaret parmağını omzundan bileğime kadar hafifçe sürterek elimi tuttu. Elinin sıcaklığı, parmaklarımın titremesini durdurmadı ama yönünü değiştirdi. Korkudan değil artık farkında olmadan büyüyen, adı konmamış bir teslimiyetti bu. Bileğimi kavramadı, sıkmadı. Sanki orada olup olmadığımı yoklar gibiydi. Kaçacak mıyım, kalacak mıyım diye. Gözlerimi kaldırdım. Gerçekten baktım ona. Ay ışığı yüzünün sert çizgilerini yumuşatıyordu ama bakışları hala aynıydı: kararlı ve fazla yakın. Bir adım daha atmadı. Aramızdaki o yarım adım benim için çok uzaktı bir uçurum kadar derindi. “Ben gelmeseydim,” dedi çok alçak bir sesle, “bu gece kendini avutabilir miydin?” "A-anlamadım." dedim. Yalandı. Anlamıştım ama imkansızdı ne yaptığımı biliyor olamazdı. Sonra bir anda hatırladım. Bu adam daha babam eve gelmeden onun geleceğini tahmin etmemiş miydi? Cevabımın doğru olmadığını ikimiz de biliyorduk. Elimi bıraktı. Bu, dokunmasından daha sarsıcıydı. Sanki odadaki sıcaklık bir anlığına çekilmişti. Pencereye doğru yürüdü, sırtı bana dönükken omuzlarının nasıl yükselip indiğini gördüm. Kontrol etmeye çalıştığı bir şey vardı; bunu saklamıyordu ama bana da yüklemiyordu. “Yanlış,” dedi, “burada olmam.” Bu kelime içime oturdu. Yanlış. Söylenince düzelmeyen türden. “Git,” diyemedim. Sesim çıkmadı. Çıkabilseydi bile yalan olurdu. Bir anda etrafımda yavaşça tur atmaya başladı. Dönemiyordum. Sabit bir şekilde onun etrafımdaki dönüşünün tamamlanması bekliyordum. Beni baştan aşağı süzdüğünün farkındaydım. Avını tanımaya çalışan bir avcı gibiydi. Tekrar karşıma geldiğinde başını geriye atıp derince bir nefesle havayı kokladı. Boğazından bir inilti koptu. Ne yapacağını bilmiyor ama heyecanla bekliyordum. Bana doğru düzgün dokunmamıştı ve ben dokunması için yanıyordum. "Uyarılışının kokusunu alabiliyorum" dedi. Sözlediği mümkün değildi ama artık inkar etmeye gücüm yoktu. "Kendine dokunarak beni aklından silebileceğini mi sandın? Ya da belki de kendine dokunurken beni düşünüyordun?" Hayır, hayır, hayır. Anlamış olamazdı. "Ama, yani sen, nasıl?" daha fazlasını nasıl söyleyebilirdim ki. Nereden bildiğini nasıl sorabilirdim. Ya da az önce onu düşünerek neredeyse kendimi tatmin ettiğimi. Onun ellerini vücudumda hayal ederek bile boşalmanın eşiğine geldiğimi nasıl itiraf ederdim. Pencereye doğru elini kaldırdı. "Şu küçük pencereni açık bıraktığın için" dedi. Sorumu anlamıştı. Yüzümü avuçlarımın içine aldım. Sanki böyle yaparsam başını kuma gömen deve kuşu gibi kendimi korumuş olacaktım. Sessizce gülümsedi. "Senin kokun ve inlemelerini duyarken nasıl durabilirdim? Nasıl gelmezdim? O kadar istekliydin ki kokun beni çarptı. Sarhoş etti. Seni bu halde nasıl bırakabilirdim?" derken ellerimi yüzümden çekti. Ben hala gözlerine bakamıyordum. Çenemi tutarak başımı kaldırdı gözlerimi hala yana çevirmiş kendimi ona bakmamaya zorluyordum. Hiç böyle utanmamış bu kadar küçülmemiştim. Sabırla bekledi ve kaçacak yerim kalmadığını anlayınca bakışlarımı ona çevirdim. Gözleri ateş gibiydi. Şimdiye kadar bu kadar tehlikeli olduklarını hiç görmemiştim. Belli ki kendini tutuyordu. "Sen duyduysan, yani ben çok mu sesliydim" demeyi başardım. "Diğerleri benim duyduklarımı duyamaz. Kokunu benim gibi alamaz. Onların duyuları benim kadar keskin değil" dedi. "Senin onlardan farkın ne?" Sonunda sordum. Kendini sürekli diğer insanlardan ayıran ifadeler kullanıyordu ve ben sormaya şimdiye kadar hiç cesaret edememiştim. "Bugün bunun için gelmedim. Dana sonra konuşuruz bunu" dedi. "Şimdi" dedi saçlarımı yavaşça geri iterek, "Nerde kalmıştın?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD