Bir anda mekânda bir hareketlilik başladı. Köşedeki yarı kapalı VIP locasına birkaç kişi yöneldi. Kim olduklarını seçemiyordum ama geçtikleri yolu açmak için bizi itekleyip duran güvenlik görevlileri sinirimi bozmuştu. İteklenirken neredeyse düşüyordum; Esin’e tutunmasam ayakta kalamazdım. Ayağım burkulmuş, topuğu yamulan ayakkabım canımı acıtmıştı.
Ama asıl öfkem bu değildi.
Bir anda, delicesine bir karıncalanma sardı bedenimi. Günlerdir gördüğüm rüyaların, alkolün verdiği cesaretin ve içimde durmadan harlanan o yangının etkisiyle bu his artık dayanılmaz bir hal almıştı. Serinlemek umuduyla lavaboya gitmeye karar verip küçük grubumuza haber vererek ayrıldım. Esin'e gelmek ister misin diyecektim ama Ormandaki vahşi canlıların birbirini etkilemek için yaptığı danslara benzer bir kucak dansının ön hazırlığında olduğunu görünce gülümseyip ayrıldım. Tankut'un yüzünde Esin'le nasıl başa çıkacağını bilmez bir ifade vardı. Onun bana odaklanacak vakit bulamaması benim için rahatlatıcıydı.
Tuvalet kuyruğu inanılmaz uzundu. Görevlilerden birine başka bir tuvalet olup olmadığını sordum.
“Maalesef,” dedi.
En masum gülümsememi takınıp koluna hafifçe dokundum.
“Çok sıkıştım… Görevlilerin tuvaleti bile yok mu? Gerçekten dayanacak gibi değilim.”
Tereddüt etti, sonra eğilip fısıldadı:
“VIP bölümünden girince hemen sağda bir kapı var. Kimseye görünme ama… bugün özel misafirlerimiz var.”
Kapıda duran güvenliği aşmak zor olmadı. Kol kola girmiş, model görünümlü kızların peşine takılıp sahte kahkahalar atarak içeri sızdım.
Karanlık bir koridor odaya açılıyordu. İçerisi mavi ve kırmızı ışıklarla yanıp sönüyor, kahkahalar havada asılı kalıyordu. Sağa dönmem gerekiyordu ama merakım serinleme ihtiyacıma baskın gelmişti.
Adımlarımı o yöne çevirdim.
Her adımda bedenimdeki karıncalanma artıyordu. Bizi ezerek yol açtıran bu VIP ekibi kimdi?
Kapının kirişine elimi koyup içeri ürkekçe adım attım. Yüksek tavanlı, ev salonu büyüklüğünde bir alan… Işıklar birbirine karışıyordu. Burası klüp içinde özel bir küp gibiydi. Daha önce hiç VIP alanında bulunmamıştım. Demek böyle görünüyordu. Kapı girişinde durmuş gözlerimle meraklı bir şekilde her yeri tarıyordum.
Ve onu gördüm.
Işıklar yüzünü tam seçmeme izin vermese de, tekli bir koltukta heybetle oturuyordu. Elinde bir viski kadehi, ortada dans eden kadınları izliyor gibiydi ama bakışları… boşluğa kilitlenmişti.
Tanıdık mıydı?
Etrafındaki kadınlar koluna dokunuyor, kulağına fısıldıyor, kendilerini ona sunmak için adeta yarışıyordu. O ise oradaydı ama aynı zamanda değildi. Varlığı ağırdı; aurası mekanın üzerine çökmüştü.
Kolları sıvanmış beyaz gömleğinin altından eline kadar uzanan dövmeleri gördüğümde omurgamdan soğuk bir ürperti geçti.
Hayır…
O olamazdı.
Birini gerçek hayatta görüp rüyana taşıman mümkündü. Ama hiç tanımadığın birini rüyanda görüp sonra gerçek hayatta karşılaşmak… mümkün değildi.
Yüzünü daha yakından görmeliydim.
Tam içeri girip girmemek arasında kalmışken biri bileğimden yakalayıp beni dans pistine çekti. Kurtulmaya çalıştım ama gücü karşısında nafileydi. Ne kadar kıvransam da kurtulma çabamı dans etmem sanıyor, ellerini belimde ve kalçamda gezdiriyordu.
Öfkeyle ittim, vurdum… faydasızdı.
Dudaklarını bana doğru eğdiğinde gözlerimi kapatıp başımı çevirdim. İlk öpücüğümü saklamak isterken gözlerim dolmuştu. Ben kendimi saklamaya kaçırmaya çalışırken hiç istemediğim bu anın yaşanacağını ve kendimi kurtarma şansım olmadığını biliyordum. O iğrenç anın yaşanmamasını diledim ve o öpücük de hiç gelmedi.
Şaşkınla gözlerimi açtığımda, az önceki koltukta oturan adamı karşımda gördüm. Dövmeli koluyla tacizciyi boynundan yakalamış, tek elle havaya kaldırmıştı. Gözlerindeki bakış… ölümcüldü. Adamın yüzü morarmış, damarları patlamak üzereydi. Beni o mu kurtarmıştı. O da beni görmüş müydü? Tanımış mıydı? Rüyamda buluştuğumuzu ve biraz özel bir an yaşadığımızı biliyor muydu?
Ona sormak istediklerim çoktu ama tacizden henüz yeni kurtulmuştum. Karşımdaki adamı tanımıyordum. Daha kötüye gidebilirdi her şey. Zaten adam da ölmek üzere gibi duruyordu. Kaçmak zorundaydım.
Güvenliklerin VIP ekibine yol açarken beni itekleyince topuğu yamulan ayakkabımın ve kısa eteğimin izin verdiği kadar hızlı koştum. Koridora ulaştığımda çıkışa sadece on adım vardı.
Burdan çıkacak ve bir daha bu klübe asla gelmeyecektim.
Çıkışa çok yaklaşmıştım tam bu VIP ekibin sapkın eğlence anlayışından kurtulmak üzereydim ki
Belimden yakalandım.
Karanlık bir odaya çekildim ve arkasından kapı kapandı.
Çığlık atmak istedim ama titreyen bedenim nefes almama bile izin vermiyordu. Karşımda yine o altın rengi ışıklar vardı.
“Bu bir rüya,” diye mırıldandım. “Uyanacaksın Aydan…”
Loş bir ışık yandı.
Onu gördüm.
“Sanırım karanlıkta göremiyorsun.”
“Sen… görebiliyor musun?” diye fısıldadım.
O bana hayretle açılmış gözleriyle bakarken ben o yaklaştıkça geri çekiliyordum. En son sırtım kapıya dayandığında kaçacak yerim kalmamıştı. Burası… az önce ararken yolumu değiştirdiğim VIP tuvaletiydi.
Ellerini değil direk dirseklerini kapıya yasladı. Çenemi tutup yüzümü kaldırdı.
“Sonunda beni buldun,” dedi. “Şimdi ne yapmak istiyorsun?”
“B-Ben seni aramadım,” dedim titreyerek. “Arkadaşlarımla eğlenmeye geldim.”
Gülümsedi.
“Sen küçük bir yalancısın.”
Parmaklarının tersini elbisemin açıkta kalan yerlerinde gezindirdi. Dokunduğu her yerden ince bir ateş çizgisi geçiyor dokunduğu yerler tenimde bir fay hattı açıyordu.
“Siyah da güzel… ama ben beyaz, ıslak elbiseni daha çok sevmiştim.”
Kalbim duracak gibiydi.
O da hatırlıyordu. Rüyada beni gördüğü halimden bahsediyordu.
“Bu gece yine geleceksin,” dedi.
Rüyada bilinçli bir şekilde bir yere nasıl gidebilirdim ki? kafa karışıklığımı yanlış yorumladı ve tereddüt ettiğimi düşündü.
“Belki gelmek için iyi bir nedene ihtiyacın vardır.”
Boynumdan çekip dudaklarına bastırdı beni.
İlk öpücüğüm.
Sertti… ama yumuşaktı. Kaçacak alanım vardı ama çekilecek mesafem yoktu. Karşılık vermedim. Sadece izin verdim.
Kokusu, dudaklarının sıcaklığı ve dilinin ağzımdaki o ısrarcı talanı beni delirtiyordu. Dudaklarının ufak aralığından nefes almaya çalışıyordum. Göğsüm heyecan ve nefessizlikten şişip şişip iniyordu. Kalbim göğsümün duvarlarına vurarak o kadar hızlı çarpıyordu ki dışadan bakan bir göz derimin altında hareket ettiğini görebilirdi.
Kendimi kontrol etme çabası beni bitirdi. Yoruldum, istedim ve sonra… ben de öpmeye başladım. Dudaklarını emiyor, ısırıyor rüyada onun yaktığı ateşi onu tüketerek söndürmeye çalışıyordum. Onun hareketlerini takip ederek o üst dudağımı acıtırcasına emerken ben de alt dudağını yer yer ısırarak ve yaşamak için ihtiyacım varmışçasına emiyordum. Bir yerlerde dudağım kanamış olacak ki hafif bir kan tadı da hissediyordum.
Diliyle aralanmış ağzımdan benim dilimi buldu. Yakaladı ve yavaş yavaş dilini geri çekerek tatlı tatlı beni kandırdı. Dilimi çıkardığım anda önce dişleriyle yakaladı. Sonra dudakları ile dilimi emmeye başladı.
Tek yapabildiğim bilinçsizce mırıldanarak inlemelerimi kontrol altında tutmaya çalışmaktı. İnlemelerimi bile yutuyordu. Öpüşme seyir değiştirmişti. Artık öpüşmüyor, birbirimizi talan ediyorduk. Ben küçücük ağzımda onun tarafından yutulmamak için savaş veriyor gibiydim.
Parmaklarını genişçe açarak saçlarımın arasından geçirmiş ve beni sabitlemişti. Kapıyla onun arasında bir yerde onun tarafından tüketiliyordum. Dudaklarımı ne kadar bastırsam da sanki yeterince ve doyunca öpemiyordum.
Zevk dalgası bedenimi sardığında titremeye başladım. Ellerimi utanarak da olsa gömleğinin yakasına koydum ve daha fazla hissedebilme umuduysa kendime doğru çekiştirdim. Ellerim bile o kadar titriyordu ki, hissetti. Kendini geri çekti. Alnını alnıma dayadı.
“Geceyi siktir et,” dedi boğuk bir sesle. “Şimdi… burada…”
Beni kaldırıp bacaklarımı beline sararak elleriyle kalçalarımı yoğurmaya başladı. Bastırıyor çekiştiriyor ve kalçalarımın çekip bırakmasıyla bi gerilip bi gevşeyen kadınlığıma ince zevk titreşimleri yolluyordu. Bu noktada dar elbisemin kısacık eteği çoktan belime kadar kıvrılmıştı. Elbisemden belli olmaması için seçtiğim incecik dantelden tanga iç çamaşırım artık ıslaklığımı korumaya yetmiyordu. Bacaklarımın arasından aldığım zevkin nişanesi olarak ince sızıntılar şeklinde akan ıslaklığımın açtığı yolu hissediyordum.
Bir anda öpüşümüzü kesti. Odada dudaklarımızın birbirinden kopuşuyla çıkan öpücük sesi yankılandı. Uyluklarımın onunla birleştiği noktaya bakıp derin bir nefesle kokladı.
“Siktir. Kokun… Siktir” diyerek başını boynuma gömdü. köprücük kemiğimden kulağımın arkasına kadar tek ve güçlü bir dil darbesi hissettim. Göğsümün üstüne kondurduğu ıslak öpücükleri o kadar hızlıydı ki, daha bir öpücüğün yakıcı hissiyle baş edemeden diğeri geliyordu.
Nefes alma fırsatı bulduğum için kendimi toparlamaya çalıştım. Sağduyumu nasıl böyle ileri gidecek kadar kaybetmiştim. Nefes nefese öpüşleri arasında "dur" diye inledim. Dudaklarıma geri döndü. İtirazım o kadar zayıftı ki hiç oralı olmuyordu. "Lütfen.. ımm.. ah... lütfen..." anlamında bir şeyler mırıldanıyordum ama bir yandan da saçlarını çekiştiriyor, öpüyor, kafamı çevirip "lütfen" diye her mırıldanışımı dudaklarımı yakalayıp keserken ben de öpüşüne yeniden karşılık vermeye devam ediyordum. “Lütfen ne?” Diye sordu fısıltıyla. Devam etmem için mi yoksa durmam için mi yalvarıyorsun?” İnledim. Onun gibi biri tarafından istenmek bana kendimi muhteşem hissettiriyordu. Az önce VIP salonunda dans eden o model görünümlü kadınlara göstermediği ilgiyi bana göstermesi ve kontrolünü bende kaybetmesi beni çıldırtmıştı.
O hissiz ve içi boş görünen adam şu an karşımda kendini içgüdülerine teslim etmişti.
Beline sardığım bacaklarım ve elleriyle durmadan üzerinde çalıştığı kalçalarım terden sırılsıklam olduğu için ellerinden kayıyordum. Beni kucağından indirmeden sert bir şekilde duvardaki fayanslara yasladı.
Alev almış vücuduma değen fayansların sırtımdaki buz gibi etkisi beni kendime getirdi.
Evet delirmiştim, libidom vücudumu ele geçirmişti, hayvani bir içgüdüyle burada onu her şeyiyle almak istiyordum ama ilk seferimi bir yabancıyla bir klüpteki tuvalette yaşamayacaktım.
“DUR!” diye bağırdım.
"Hrrrrrr" diye homurdanarak dişlerini sıktı. Ve ikimiz için de çok zorlayıcı da olsa durdu. Hala kucağında duvara yaslı duruyordum. Nefeslerimizi kontrol almak için uğraştığımız bir kaç saniyenin sonunda bilincimizi az da olsa toparlamış olarak göz göze geldik.
“İstemiyorum,” dedim. Sesim o kadar titriyordu ki ben bile kendime inanmamıştım.
Kahkaha attı. Gözlerini tekrar kucağındaki kasıklarıma indirdi. Üst dudağında dilini gezdirip sesli bir şekilde yutkundu. “Benim için damlıyorsun ve evet istiyorsun" derken gözlerini yavaşça gözlerime sabitledi.
“Bırak beni.”
Kalçalarımı koparacak gibi sıkıyordu ancak ben çırpınmaya başladığımda beni yavaşça yere bıraktı. Ayaklarımın üzerinde dengemi sağlamama izin verecek kadar süre tuttuktan sonra bir adım geri çekildi.
Eğer beni bura bu şekilde bırakacaksan" derken ellerini ceplerine sokacak kaşıyla erkekliğini işaret edip "bu gece geleceksin,” dedi sadece.
İstemsizce beni yönlendirdiği noktaya baktım. Hemen başımı kaldırıp nefes nefese “Ne gece ne gündüz bir daha beni görmeyeceksin ,” dedim.
Çıkarken arkamdan “O kadar emin olma, bana kendi isteğinle geleceksin” diye sesleniyordu.
Elbisemi düzeltmeye çalışırken saçlarımı da aceleyle toparladım. Aynada kendime bakacak halim ve vaktim yoktu. Aklım karmakarışıktı ve beynim, az önce yaşananları mantıklı bir sıraya sokmaya çalışıyordu.
Masamıza doğru yürürken bulduğum bir masadan çektiğim peçetelerle boynumu silmeye başladım. Her yerimi yalarken sırılsıklam yapmıştı. O ıslaklığı her yerimde istesem de az önce yaşananları kimsenin anlamaması gerekiyordu. Teninden yayılan doğal erkeksi kokusu ile imza bir parfüm kokusu birbirine karışmıştı. Ondan bu kadar uzaklaşmış olsam da hala üzerimden kokusunu alabiliyordum. Gözlerimi kapatıp yine inledim. Sonra bu halime sinirlenip hızlıca düşünmeye başladım.
1: Rüyamda gördüğüm adam, bir şekilde gerçek hayatta karşıma çıkmıştı. Ya o rüya sandığım şey bir rüya değildi… ya da kadersel bazı şeyler yaşanıyordu.
2: Beni bir tacizcinin elinden kurtarmış, ardından ilk öpücüğümü almıştı.
3: Sahip olduğu tüm seksapelliğe rağmen küstahlığıyla sinirlerimi alt üst etmeyi başarmıştı.
4: Adını bile bilmediğim bu adamla, bir kulüp tuvaletinde neredeyse sevişecek noktaya gelmiştim.
5: Bu cinsel dürtüleri acilen kontrol altına almam gerekiyordu.
Masaya döndüğümde Esin ve Bozkurt hala eğleniyordu. Tankut ise gergin bir şekilde kalabalığı tarıyordu. Bir anda gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. Sanki etrafı kokluyordu. Ardından gözlerini açtı ve doğrudan bana baktı.
Kalbim hızlandı.
Bu… mümkün değildi.
Beni onlarca kişinin arasında kokumdan bulmuş olamazdı, değil mi?
Masaya oturur oturmaz Esin konuştu:
“Tuvalette seni aramaya geldim. Çok sıra vardı, seni göremedim, merak ettim.”
Gözlerine bakmakta zorlanıyordum. Kendimi toparlamıştım ama yine de sanki az önce yaşananları yüzüme bakınca anlayacaklarmış gibi hissediyordum. Esin hiçbir şey fark etmemiş gibi eğlenmeye devam ederken Tankut bir sorun olduğunu seziyor ama ne olduğunu çıkaramıyordu. Zaten Esin onun etrafında dans edip sürekli dikkatini dağıtırken odaklanma şansı da yoktu ki buna gerçekten minnettardım.
Bozkurt ise… her şeyin farkındaymış gibi görünüyordu.
Kulağıma doğru eğilip alçak sesle,
“Bir şeye ihtiyacın var mı?” dedi.
“İhtiyacın olan her ne varsa yardımcı olmaktan mutlu olurum.”
Sinirle döndüm.
“Ne?” dedim sertçe. Az önceki gerilimin etkisiyle agresifliğimi kontrol edememiştim.
“Soğuk bir şeyler… içki, su?” diye düzeltti ama imalı sırıtışındandan bir tuhaflık seziyordum. Ya da algıda seçicilikti işte.
Yine de rahatladım. “Soğuk bir bira iyi olur,” dedim. “Cila niyetine.”
Son biralarımızı içtik. Tankut araba kullanacağı için gece boyunca sadece 1 kadeh içmişti; belli ki gecenin “sorumlu” kişisi ilan edilmişti. Onun boyutlarında biri için bir kadeh hiç kadeh gibi bir şeydi muhtemelen.
Mekândan ayrılmadan önce Esin ve Bozkurt hediyelerini verdi. Esin hediyesini evde açmamı rica etti. Küçük bir kutuydu. Kulağıma götürüp salladım. Ellerimi tutup oyuncak değil ya da öyle sayılır ama sallamasan iyi edersin deyip göz kırptı. Bozkurt ise kendi hediye kutusunun kapağını açınca gördüğüm zarif bir bilekliği bileğime takmakta ısrar etti.
Takı…
Yeni tanıştığım bir erkekten böyle bir hediye almak tuhaf hissettirmişti. Takı bir erkek arkadaş hediyesiydi. Ama kabul etmemek de ayıp olacaktı. Takmasına izin verdim. Bileğimi uzatup iç kısmını çevirdim. Profesyonelce tek seferde taktı ve bileğimi tutup içine gözlerime bakarak bir öpücük kondurdu. Ben daha bileğimi çekemeden Tankut hızlıca çekip gözlerine iyice yaklaştırdı.
“Çok cömert bir hediye,” dedi, özellikle cömert kelimesini vurgulayarak. Teşekkür ettim sessizce. Beni utandırmıştı. Üstelik öpücüğü istediğimden çok daha samimiydi ve rahatsız etmişti.
Dönüş yolunda üç sarhoş, Tankut’un sabrını zorlayarak eve ulaştık. Bozkurt arabasını Tankut’a bırakmıştı. Tankut'ta herkesi bıraktıktan sonra konağa getirmişti bizi. Esin’in hediyesi elimdeyken Tankut’un yarı kucağında yarı parmak uçlarım yere değer halde odama getirildim.
Beni yatağa oturttu, ayakkabılarımı çıkardı, üzerime ince bir pike örttü.
“İyi ki doğdun,” dedi ve alnıma kısa bir öpücük kondurdu.
Işıkları kapatıp çıktı.
Uykuya daldım.
Tüm gece altın ve kehribar renkli gözler tarafından kovalandım. Kaçtım… kaçabildiğim kadar.