Sabahlıkk

1607 Words
Arabaya bindiğimde derin bir nefes aldım. Klimanın serinliği tenime çarpınca ilk kez “dışarıdayım” hissi geldi. Ve hemen arkasından, daha rahatsız edici olan “Bu Tankut sınırını hiç bilmiyor.” hissi içimi kapladı. Arka koltuktan, iki ön koltuğun arasına kollarımı yaslayıp, “Selaaam, geldiğiniz için teşekkürler,” dedim. Esin tatlı bir şekilde, “Selam güzellik,” derken Bozkurt ağzının içinde bir şeyler geveliyordu. Çenesi kasılmıştı; direksiyonu tutan elleri sanki direksiyon çemberini kırmaya yemin etmiş gibi sıkılıydı. Belli ki birilerinin keyfi pek yoktu. Yol boyunca bu dönemin nasıl geçeceğinden konuştuk. Esin üniversiteye yakın 2+1 bir dairede kaldığından ve bir evi bir kız arkadaşı ile paylaştığından bahsetti. Bozkurt çok konuşmasa da Esin sayesinde onun da tek başına bir dairede yaşadığını öğrendim yaz tatilleri dışında. Bir gün Esin'in oda arkadaşı ile tanışmak istediğimi söyleyince evine de davet etti. Üniversitenin yakınlarında bir kafede oturduk. Ortam cıvıl cıvıldı; gençlik enerjisiyle dolup taşıyordu. Okulların açılma tarihi yaklaştığı için etraf kalabalıklaşmaya başlamış, uzun zamandır birbirini görmeyen—şehir dışından gelen—gençlerin özlem giderme neşesi ortama yayılmıştı. Bozkurt doğru düzgün yüzüme bile bakmıyor, buraya onu zorla ve yalvararak getirmişiz gibi davranıyordu. Oturduktan kısa bir süre sonra Bozkurt’un telefonu çaldı; yanımızdan ayrılıp kafeden uzaklaştı. Esin’e, “Bozkurt’un nesi var?” diye sordum. Omuz silkip geçiştirerek, “Boş ver. Ne güzel, biraz kız kıza sohbet etme şansımız oldu,” dedi. “Hayatında biri var mı?” Bu hızlı ve özel soru karşısında şaşırdım ama, “Tıp kazanmanın zor olduğunu biliyorsun; sevgiliye zamanım hiç olmadı. Ama açıkçası bu kadar gencin olduğu bir yerde belki bu durumu değiştirebilirim,” diyerek sevgili fikrine açık olduğumu söyledim. “Ya sen?” diye sordum. “Benim uzun süreli bir ilişkim olmadı. Kısa süreli ilişkilerim oldu ama hiç aşık olmadım. Ciddi bir ilişki için çok gencim,” dedi. İkimiz de kıkırdadık. “Bozkurt’la senin beraber olduğunuzu düşünmüştüm,” dediğimde, çok kısa bir dönem onunla da ilişkisi olduğunu; ancak arkadaşlıklarının daha güzel olduğunu fark edince ayrılıp arkadaş kaldıklarını anlattı. Buna şaşırdım. Bir gün biriyle ayrılırsam bu kadar yakın arkadaş kalabilir miydim, bilmiyordum. “Senin en son ilişkin ne zaman oldu?” diye sorduğunda, utanarak, “Hiç ilişkim olmadığını söyledim,” dedim. “Nasıl yani… Seksüel olarak da mı hiç ilişkin olmadı?” diye sordu. Esin, uçakta anlattığı kadarıyla lise sona kadar Amerika’da okumuştu. Bu açık ve cesur soru beni yine de şaşırttı. Sanırım oranın kültür yapısına ve insan ilişkilerine alışkın olduğu için bu konular ona doğal geliyordu. Ben geri kafalı değildim ama annemle babamın ayrılığı ve annemin küçüklükten beri beni erkeklere karşı sürekli uyarması nedeniyle fiziksel ilişkilere daha mesafeliydim. Duygusal boyutu olmayan, sadece cinsel bir ilişkiye sıcak bakmıyordum. Lisede çok yakın kız arkadaşlarımın da defalarca sevgilileri tarafından aldatıldığını görmek erkeklere karşı gardımı erkenden almama neden olmuştu. Zaten hiçbir erkeğe ilgi duyacak kadar etkilenmemiştim. O sırada altın rengi gözler zihnime ufak bir giriş yapıp bana yalancı dese de rüyadaki erkekler sayılmazdı ki. “Esin, ben henüz 18 yaşıma bile girmedim. Aslına bakarsan yarın doğum günüm,” diyerek konuyu değiştirdim. Esin eğlenceyi çok seven, neşeli bir kıza benziyordu ve bunun hakkını vererek hemen plan yapmaya koyuldu. Babamla geçirme ihtimalim olduğunu ama müsaade alırsam beraber çıkabileceğimizi söyledim. Babamın doğumgünümü unutmayacağını biliyordum ama bugüne kadar hediyeleri dışında özel bir kutlamamız da olmamıştı birlikte. Esin hızlıca telefonunda bölgedeki etkinlikleri taradı. Bir üniversite kulübünde DJ performansı olacağını söyleyip akşam için planı anında kurdu. Bozkurt geri geldiğinde gerginliğinin azaldığını görünce rahatladım; evde yeterince gergin bir ortam vardı Aysel ve Tankut sayesinde. Buraya biraz nefes alıp havadan sudan sohbet ederek rahatlamaya gelmiştim sonuçta. Yarınki plana hızlıca o da dahil oldu. Gerginliğin dağılmasıyla geçmiş seyahatlerimizden, tatillerimizden, okulda yaşadıkları komik anılardan konuştuk. Biraz da etrafı turlayıp dönüş yoluna geçtik. Yolda Esin de Bozkurt da bana sürekli neyi nereden alabileceğimden, nereleri görmem gerektiğinden, en iyi tatlı nerede yenir, en iyi kahve nerede içilirden bahsettiler. Babam buraların insanıydı ve bana turistik yerleri gezdirirdi eminim ama bir öğrencinin ihtiyaçlarını en iyi yine öğrenciler anlardı. Bu sebeple Bozkurt ve Esin ile kurduğum bu kısa sürede gelişen dostluk ve uçak karşılaşması benim için bulunmaz bir nimetti. Hele ki aynı bölümde okuyor olmamız onlar sayesinde beni okulun ilk dönemine güzelce hazırlıyordu. Bozkurt çok komik bir çocuktu. Kendi komik anıları, zor durumda kaldığı hikâyeler ve bizim anlattıklarımıza yaptığı şakalarla bütün gün güldürmüştü. Dönüş yolunda son ses müzik açıp bağıra bağıra şarkı söylerken telefonum titredi. Baban seni soruyor. Bu mesaj kimdendi? Babam dışında evdekilerin telefonları yoktu. Aysel abla? diye yazdım. Ben Tankut. Numaramı kaydet. Neredesin? diye cevap geldi. Numaramı nereden buldun? diye yazdım. Dönüşü, beni iyice sinir etmeyi başardı: Soruma cevap ver. Babamla arabaya binmeden hemen önce konuşmuştum. “Babamla daha az önce konuştum. Bu durumda nerede olduğumu merak eden sensen sana şu kadarını söyleyeyim: Etme!” diye yanıtladım. Telefonu sessize alıp keyifli yolculuğumuza devam ettik. Konağa vardığımızda araba fren yapar yapmaz ben daha çantamı koluma takmadan Bozkurt şaşırtıcı bir hızla inip kapıyı açtı. Teşekkür ettim. İnerken elimi tutmasına gerek olmasa da nezaketine karşı koymayıp izin verdim. Gözlerimin içine bakarak elimin üzerine yavaşça bir öpücük kondurdu. Ona kısaca gülümseyip arabada camdan bize eğlenircesine bakan Esin’e de el sallayıp içeri doğru yürüdüm. Bozkurt'un bu flörtüz hareketleri Esin'in canını sıkıyor muydu acaba? Tamam ayrılmış ve çok iyi hatta belki en yakın arkadaşlar olmuşlardı. Ancak yine de Bozkurt'a karşı bir ilgim olmamasına rağmen ilk günden edindiğim kız arkadaşımla aramı bozacak bir yanlış anlaşılma yaşanırsa gerçekten üzülürdüm. Yarım bakışla geriye doğru Esin'i görmek için tekrar döndüğümde Bozkurt hâlâ içeri girişimi bekliyordu. Ben kafamı geri çevirince nedense mutlu olmuş gibiydi. Tekrar el salladım. Kendimi içeri attığım anda sert ve boğuk bir ses duydum: "Bir günde kimle tanıştın da kendini öptürecek kadar samimileştin?" Bu imalı soru karşısında sinirlenip Tamamdır Tankut Efendi. Şimdi sana panik atak bölüm iki, panik atağın dönüşü geliyor diye geçirsem de gerginlik çıkarmamak ve yarışma öncesi sinirlerini daha fazla zıplatmamak adına, "Nezaketen elimi öptü. Uçakta tanıştık; aynı bölümde okuyormuşuz. Bir gün seni de tanıştırırım, aaabiii,” dedim. Sinirlendiği belliydi ama sanki biraz da eğleniyor gibiydi. Konuyu uzatmamak için susmayı tercih ettim. Kafasını yavaşça aşağı yukarı salladı ve, “Yarın doğum gününmüş,” diyerek bir anda konuyu değiştirdi. “Evet… öyle. Nereden biliyorsun?” dedim. “Yarın burada kutlayacağız. Akşam 6’da,” dedi. Babam uzaktan bağırdı: “Tankut, sürpriz parti lafının nesini anlamadın?” “18 yaşına giriyor; çocuk değil. Ne sürprizi?” dedi Tankut ve omuzlarını silkip ellerini cebine koyarak uzaklaştı. Evin içinde bile üç parça takım elbiseyle gezen, öfke kontrolü eksik ve sürpriz bozan bu çocuk sanki benim için eğlenceli olan her şeyi yoketmek üzerine yaratılmıştı. Babama teşekkür ettim. “Yanıma gelip hediye olarak ne istersin?” diye sordu. Araba istiyorum diyecek kadar yüzsüz olmadığım için hiçbir şey istemediğimi, beraber olmanın bana yettiğini söyledim. Sarılıp odama çıktım. Hemen Bozkurt ve Esin’le bir grup konuşması açıp yarın için akşam 6’da kutlama olacağını; 8 itibarıyla kulübe gidebileceğimizi yazdım. Onaylaştıktan sonra heyecanla yarın için kıyafetlerimi denemeye başladım. Sonra duş alıp uyudum. Gece boyunca altın renkli gözler beni kovaladı; karmaşık rüyalar uykumda peşimi bırakmadı. Günün ilk ışıkları penceremdeki ışık geçirmez güneşliğin arasındaki küçücük bir boşluktan içeri sızıyor ve tam bir gözümün üstüne düşüyordu. Bembeyaz çarşaflarımın içinde kollarımı ve bacaklarımı uzatıp güzelce esnedim. Hızlıca yüzümü yıkadım. Odamda banyo ve tuvalet olması büyük bir avantajdı. Güzel bir küvet bile sığacak kadar büyük bir banyoydu üstelik. Eğer bir de odama şu tablet şeklinde kahveyi hemencecik ve kıvamında yapan makinelerden alırsam, yemek saatleri dışında odamdan hiç çıkmamayı başarabilirdim. Neden kendimi odama hapsetmek istediğimi fark edince canım sıkıldı. Ne olurdu birazcık şansım yaver gitseydi de Tankut bana normal bir abi gibi davransaydı. Yüzümü hızlıca yıkadım. Gece yatarken yaptığım dağınık topuzdan saçlarım fışkırıyordu ve uygu mahmurluğuyla hala gözlerim yanaklarım şişti ama zaten bir kahve alıp hızlıca odama geri dönecektim. Pijamalarımın üzerine ince penye, kısa sabahlığımı giyip mutfağa indim. Odama küçük bir kahve makinesi almayı kafama koymuştum; uykumu iyi alamadığım için kahve hazırlamaya başladım. Uykumu iyi alamamın nedeni altın parıltıları zihnimden uzak tutmak için hemen düşüncelerimi başka şeylere yönlendirdim. Tezgâha yaslanıp ilk yudumu aldım. Gözlerimi kapatıp kahvenin tadını çıkarırken, “ımmh,” diye mırıldandım. Gözlerimi açtığımda yerimden sıçradım; üstüme birkaç damla kahve döküldü. Karşımda gölge gibi dikildiği için Tankut’la göz göze gelmiştim. “Beni korkuttun,” diye sinirle söylendim, ama öfke problemine katkıda bulunmamak için ardından “Günaydın,” diye ekledim. “Bu konakta çalışan 10 tane güvenlik var. 2'si erkek 5 de yardımcı personel. Evde 12 yabancı erkek var yani. Babanı sayma ben dahil 13 erkek,” dedi ve bana doğru yürümeye başladı. Bu nüfus sayım memuru gibi hazırladığı listenin nereye bağlanacağını merak ederek dinledim. “Eee?” diye sadete gelmesini teşvik ettim. “Böyle dolaşarak…” diye başlayıp kurdele şeklinde bağladığım sabahlık kuşağımın uçlarından birini yavaşça çekti. “…kimi etkilemeye çalıştığını merak ediyorum,” derken kuşağı tamamen çözdü ve sabahlığımın önü açıldı. Gözlerimi hafifçe eğip yaptıklarını izledim. Geri adım atmadım; çekincemi görüp bundan zevk almasına izin vermeyecektim. Sırtım tezgâha yaslı, bir elimde kupa, diğer elimle arkamdaki tezgâhtan destek alarak duruşumu yükselttim ve gözlerinin içine baktım. Onun bakışları ise sabahlığım açılınca yarısı açıkta kalan göğüslerimle, kısa geceliğimin bittiği yerde başlayan bacaklarım arasında dolaşıyordu. Ağır, derin nefesler alıyordu. Bana bakmasına sinir olsam da panik olmadım ve üstümü örtmeye yeltenmedim. Tankut’un üzerimde beni heycanlandıracak ya da utandıracak bir etkisi yoktu. Rahatsızlık hissi yaratması konusunda ise evet. Çok başarılıydı! Tamam, bu çocuk benden etkileniyor belli oldu… ama hayır, ben ondan etkilenmiyorum. Kan bağımız yok; Aysel ablanın önceki eşinden olan çocuğu. Yine de… hey, üvey kardeşim. Ayrıca rüyamdaki adam değildi. “Bak Tankut… Ah pardon, daha doğrusu Tankut abi… Ben birini etkilemek için…” diyerek elimle kendi vücudumu işaret ettim, “…bunu kullanmam. Ama eğer gayet normal bir sabah giysisiyle ortalıkta dolaştığım için etkilenen biri olsaydı, kendine hakim olmasını ve benimle ilgilenerek zaman harcamamasını tavsiye ederdim,” dedim. İmalı mesajımı anlayınca dudaklarında küçük bir sırıtma belirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD