Hayatımda hiç yüksekten atlamadım. Yamaç paraşütü, paraşütle atlama ya da bungee jumping deneyimim olmadı. Ama eğer deneseydim sanırım bu sabahki duyguları yaşardım. Gözlerimi henüz açmamıştım ama güneşin tazelendirici ışığı gözkapaklarımın ardından bile hissediliyordu. Vücudumda inanılmaz bir rahatlama ve hafiflik vardı.
Dün gece yaşadığım hoyrat deneyimin vücudumda yer yer bıraktığı sızıyı hissetmek bile keyifliydi. Neredeyse bitmiş bir puzzla son parça da konulmuşçasına bir tamamlanmış hissi içinde keyifle esnedim, gerindim ama kımıldandığımda yaşadığım boşluk ve yalnızlık hissi beni bulutların üzerinden yere çakılmışçasına dünyaya indirdi.
Gitmişti..
Yatağın diğer tarafı soğuktu.
Geceden kalan sıcaklık çoktan çekilmiş, Ateş’in varlığı sanki bir rüyaymış gibi silinmişti. Boşluk.
Kalbim anında sıkıştı.
Göğsümün ortasında ağır bir ağrı oluştu. Yavaşça doğruldum, pikeyi etrafıma sardım. Dün gece bana ait olan kolların yerinde şimdi buz gibi bir yalnızlık vardı.
“Tabii ya…” diye fısıldadım kendi kendine.
“Ne sanıyordun Aydan?”
Gözlerim doldu.
Aklıma onun gülüşü, dokunuşları, “küçük hanım” deyişi geldi.
Hepsi bir gecelik miydi?
Ailemin onu görmemesi için gitmiş olacağı ihtimalini de düşündüm ama bu yüzden gittiyse de yine beni uyandırması ve veda etmesi gerekmez miydi?
Telefonumu elime aldım belki uyandırmaya kıyamadı ve mesaj attı diye düşündüm. Esin, Tankut, annemin mesajları lisedeki en yakın arkadaşım Gözde’nin Instada izleyip benim de görmem için paylaştığı komik videolar, bir iki indirim haberi veren mesaj vardı.
Babamdan cevapsız iki arama da gelmişti ama onun dışında hiçbir bildirim yoktu. Keyfim büsbütün kaçmıştı işte. Bu sabaha böyle uyanmayı o kadar beklemiyordum ki.
Kalkıp oturur pozisyonda ayaklarımı yere koydum. Not bırakmış olabilir miydi? Tabii ya salak kafam dedim ve fırlayıp çalışma masam dahil dibi köşeyi talan ettim ama yoktu hiçbir şey.
Offlayıp aklımdan geçen bütün kötü düşünceleri susturmak için hemen banyoya girdim. Ilık suyun sakinleştirici etkisi bile üzerimde hiçbir işe yaramıyordu.
Beynimdeki küçük ve kötü niyetli Aydan harıl harıl çalışıyor ve bana dün gece aptal gibi kendini onun için önemli hissettin, kendini onun kollarına bıraktın bütün ilklerini bu kadınlara meta muamelesi yapan adamla yaşadın ve o da seni işi bitince bir köşeye attı diyordu.
Bu kadar kötü düşünmemeliydim belki ama erkekler konusunda bu seviye bir ilişkide çok tecrübesizdim ve yakın arkadaşlarımın erkeklerle olan ilişkilerinde fiziksel yakınlık sonrası uzaklaşan sevgililerine fazlasıyla şahit olmuştum.
Erkekleri genel olarak sevsem de ilişki içerisinde hiçbirine güvenmemem ve hepsinden uzak durmam için yeterince kötü örnek olmuştu arkadaşlarım sayesinde hayatımda.
“Aptalsın Aydan! Seven hiçbir erkek ama hiçbir erkek hele ki dün sana Eşim diyecek kadar ileri giden hiçbir erkek sabah seni böyle bırakmaz..” Diye söylenmeye başladım suyun altında.
“Şurda kaç kez gördük birbirimizi beni ne kadar tanıyordu da bu kadar çok şey hissetti. Tamam sen de ona çok kısa sürede yoğun duygular besledin ama kadınların duygusallığı ve fiziksel ilişkiye yaklaşımları ile erkeklerin aynı değil işte biliyorsun saf kızım niye hemen iradeni bir köşeye atıp adama böyle açtın kendini”
Hayır tamam hayatımda ilk deneyim yaşadığım kişiyle 18 yaşımda evlenecek değildim tabii ki. Belki bu ilişki hiçbir yere gitmez ve kısa sürede biterdi bunların hepsini bilerek dünü yaşamıştım ama eğer böyle olacaksa da benimle konuşmasını isterdim.
Bana “dün çok güzeldi teşekkür ederim her şey için hep güzel hatırlayacağım ama bu ilişkinin boyutundan emin değilim” falan deseydi mesela. Tabii ki gönlümden geçen bunların tam tersi olurdu ama en azından yine de böyle kullanılmışlık hissi yaşamazdım.
Aramızda olan biteni çok mu romantize etmiştim?
Duştan çıkıp dişlerimi fırçaladım. Keyifsizce bir şort ve tişört giyip saçlarımı bile kurutmadan odadan attım kendimi. O kadar mutsuzdum ki.
Bir kaç adım atmıştım ki Tankut önüme fırladı. Telaşla vücudumu taradı gözleriyle. Bir problem bulamayınca gözlerime dikkatlice bakmaya başladı.
Gözlerimdeki hafif kızarıklığı farketmiş ve keyifsizliğimi anlamış gibiydi. Ellerini omuzlarıma koydu.
Zaten çökmüştüm bir de onun kocaman kollarının yükünü taşıyacak durumda değildim ama belli etmemek için sustum.
“Aydan sen bizi çıldırtmak istiyorsun gerçekten. Uyuyorsundur diye rahatsız etmek istemedim ama biraz daha zaman geçseydi ve çıkmasaydın kapıyı kıracaktım. Baban da meraktan delirdi.”
Dün gece kendimi iyi hissetmediğimi söyleyip odaya kapanmıştım. Telefondaki aramalar ve mesajlarda bunun içindi demek. Dün ben içerde Ateş’in kollarında kendimden geçerken ve hiç yaşamadığım hazları bir gece içinde yaşarken onları telaşlandırmak çok bencilceydi.
“Günaydın, iyiyim grip gibi bir şey oldum sanırım ama düne göre çok daha iyiyim. Babam nerede?” diyerek onun bana fazla odaklanmasına imkan vermemeye çalıştım.
“Baban Seyit Ağa’nın konağında misafirler olduğu için oraya gitmek zorunda kaldı. Beni de sana göz kulak olmam için tembihledi. Yani bugün benim gözetimindesin.” Diyerek gülümsedi.
“Bugün ne yapmak istersin bakalım. Seni iyi hissettirmekle görevlendirildim ve görevlerimi çok ciddiye alırım.” arkasından çapkın bir şekilde göz kırptı.
Sabah yaşadığım o tatsız yok sayılma ve hiçmişim gibi bırakılma anından sonra Tankut’un geldiğim ilk gün dışında sürekli benimle zaman geçirme ve bana ilgi gösterme çabasını bir kez daha görmek içimi ısıttı.
Yer yer benimle flört etmeye ve imalarda bulunmaya çalışsa da Ateş gibi değildi. Sürekli beni soymaya çalışmıyor benimle kaliteli zaman geçirmek ve bana kendimi iyi hissettirmek için çaba sarfediyordu.
Ben onun gözlerine bakarak uzun süre sessiz kalınca utanmış gibi gözlerini yere eğdi. Ellerini omuzlarımdan çekip ceplerine soktu ve ayağıyla yerdeki görünmeyen bir şeyleri ileri geri itmeye başladı.
“Eeee..? Ne düşünüyorsun? diye sordu.
Ben: “Anlamadım”
Tankut: “Seni iyi hissettirmekle görevlendirildim dedim ya, ne düşünüyorsun ne yapalım, kendini nasıl daha iyi hissedersin?
Ben: “Bak ne diycem. Bugün kendimi iyi hissetmek için sana güveniyorum ve kararları sana bırakıyorum.”
Gözleri parladı hafifçe bir iki kez keyifle yaylanır gibi oldu ayakları üstünde. Ancak hemen sonra kendini topladı ve o ciddi yaşına göre çok olgun duran maskesini takıp kaşlarını çatarak cevapladı.
“Doğru bir seçim. O zaman önce babanı arayarak başlayalım çünkü meraktan deliye döndü.”
Hızla kafamı aşağı yukarı sallayarak “Evet olur ama lütfen sen konuşur musun benim biraz boğazım ağrıyor sesim kötü onu telaşlandırmak istemiyorum.” Desem de aslında babamla konuşmaya utanıyordum. Okusun diye evine aldığı ve gözünden sakındığı kızı dün gece daha bir haftadır yaşadığı eve erkek atmıştı resmen. Hem de onu terkedip giden bir erkek.
Tankut babamı aradı ve konuşurken göz ucuyla sürekli beni izledi.
“İyi baba merak etme, kötü olsa ben onu hastaneye götürmeden bırakır mıydım?
“Tamam zaten bugün beraber vakit geçireceğiz ben de müsaitim yanlız bırakmam onu hiç.”
“Bilmem iyi görünüyor işte her zamanki gibi inatçı ve dırdırcı hali üzerinde” derken sırıtarak bana göz kırpınca karnına doğru yalandan elimin tersiyle sinirlenmiş gibi vurdum.
Woooowww.. insan karnına değil de bir kayaya çarpmıştı elim sanki. Gülerek canını yakmışım gibi önce iki büklüm oldu sonra ben bir daha vurmak için elimi kaldırınca kaçar gibi hareketlerle uzaklaştı. Onun gibi birinin çocuksu hareketler yapması öyle büyük bir tezat oluşturuyordu ki ben de istemsizce güldüm.
Arkası bana dönük bir şeyler daha mırıldandı ve telefonu kapattı. Sonra bana doğru büyük iki adım attı ve beni yanağımdan çat diye öptü. Bu çocuk öpmeyi kafa atmakla karıştırıyordu heralde acıyla yanağımı tuttum.
“Ya hayvan mısın az yavaş ne diye öpüyorsun dedim.” Bu çocuk bana karşı bu kadar cesurca hareket edince sinirleniyordum.
Sonra hemen aklıma geldi. Ateş seni ilk gördüğü andan beri sana yapmadığı kalmıyor ona karşı neden hiç sinirlenmiyorsun? Ama o Ateş’ti işte.
“Ne kızıyorsun ya babam benim yerime öp kızımı dedi öptük”
“Böyle mi öpülür dağ ayısı mısın sen?” Diye hesap sorunca iyiden iyiye canı sıkıldı.
“Nasıl öpülürmüş” derken sesi küsmüş çocuklar gibiydi. Resmen alt dudağını farkında olmadan büzüştürmüştü.
Gülümsedim ve parmak uçlarımda kalkıp ellerimi göğsüne koyup uzanmaya çalışarak boyum anca çenesine yetiştiği için çenesine hafif, küçük bir öpücük bıraktım.
“İşte böyle” dedim yere inerken gülümseyerek. Gülümseyişi mi özellikle bir arkadaş havasında tutmaya çalışıyorum ama sanırım Tankut bu kısmı pek anlamamıştı çünkü öpücükten sonra kitlenmiş gibi duruyordu.
“Tankut, şşş” resmen donmuştu. Alt tarafı yanağına bile ulaşmayan bir öpücüktü bu kadar etkileneceğini düşünmemiştim. Geldiğimden beri bana karşı ilgisi olduğunu farkediyordum ama o da diğerleri gibi bi erkekti işte. Etrafında ortalama güzellikle bir kadın gördüğünde hemen flört etmeye başlıyordu.
Bir kaç saniye sonra gözlerini kırpıştırdı ve “Dur bakalım öğrenmiş miyim” diyerek bana doğru uzandı.
Hemen kendimi bir adım geri atıp. “Hopp yeter bahane arama hadi ben hala iyi hissetmeye başlamadım nerde o sürekli bahsettiğin görev aşkı?” Diye sordum ve merdivenlere doğru döndüm.
Arkamdan dudaklarının arasından “İzin vermiyorsun ki hissettireyim” diye sitem etse de duymamazlıktan gelip devam ettim.
“Önce şu kahve makinesini mi kursaydık” der demez sıçradım yerimde hemen geri dönüp “Ayy evet Tankut lütfen kuralım hem de hemen.” Tankut: “Kutu odamda alıp getiriyorum” diyerek fırladı.
O an aklıma geldi. Odam müsait değildi koşa koşa gidip kapıyı kapattım ve yırtılan şortumu yerden kaldırdım yatağı yarım yamalak düzelttim ve camı açtım. Tankut kapıya tıklatınca “Gelebilirsin” diye seslendim.
İçeri girerken yüzünde gülücük vardı ama girdikten kısa bir sonra köpek gibi havayı koklamaya başladı. Sonra soran gözleri ve çatan kaşlarını bir anda bana çevirdi.