Yarım yamalak uyuduğum gecenin sabahında gözlerim hem uykusuzluk hem ağlamaktan şişmişti. Evlenmek öyle korkutıyordu ki beni, daldığım her saniye kabuslarla geri uyandım.
Bu aile için hiçbir zaman önemli olmamıştım. Annem benimle ilgili planlar yapmadı, çeyizler hazırlamadı. Bu konularda ablam hep önümdeydi. Gittiğimiz düğünlerde erkek annelerine gösterilen, çeyizler hazırlanan hep o oldu. O daha evlenmeden benim evlenmem ihtimal bile değildi.
Üstüne üniversiteye gitmeme izin verdildiğinde bu aile için çokta kıymetli olmadığımı hatta belki bu aileden kaçıp kurtulabileceğimi düşünmüştüm.
Eğer abim Evin’i kaçırmasa, berdel olmayacak olsa tekrar bu topraklara dönmezdim belki.
Gel diye kimse aramazdı da.
Yataktan kalkıp üzerimi değiştirmek için dolabıma baktım. İçlerinden özencizce birini giyip odamdan çıktım. En son İstanbulda birşeyler yemiştim. Geldiğimden beri su dahi içmemiştim. Hızlıca mutfağa gittim.
Mutfakta Hatice teyze vardı. Günaydın diyerek içeri girdim ve kendime hemen büyük bir bardak su doldurdum. Sonrasında alışık olduğum şekilde mutfak işlerine yardım ettim.
En hasta olduğum günlerde, çok dayak diyip güç bulamadığım günlerde dahi hep kalkıp evin işlerini yapmıştım. Öyle bi şartlanmıştımki buna
'sen hastasında bu evin düzeni değişmedi. Babanlar abinler yemek bekler kız kısmısı öyle hastayım diyip yatamaz' diyerek alıştırmıştı annem. Şimdi aynen öğrettikler gibi hiçbir şey olmamışcasına mutfakta kahvaltıya yardım ettim.
Mutfağa birinin daha girdiğini gördüm. Kafamı kaldırdığımda kapının hemen önünde Evin’i gördüm. İlk kez göz göze geldik. Bana doğru yaklaşırken Hatice teyze mutfaktan çıktı ve Evinle yalnız kaldık.
"Ben özür dilerim Narin. Böyle olmasını istemedik." Söylediği hiçbir şeyin yeterli gelmeyeceğini bildiğimden sessiz kaldım.
"Böyle olmaması için çok uğraştık. İkna edemedik büyükleri. Beni başkasına vermeye kalktılar Narin. Yapamadık"
"Siz ayrılığa dayanamayız diyip başkalarının canını yaktınız. Hem nasıl emin oldunuz ailelerin berdeli kabul ediceğine?"
"Abim bir bana kıyamazdı" dedi başını eğerek. Belli ki abisine de yaptığından pişmandı.
"Sen ona ihanet ettin"
"Ben aşkıma sahip çıktım."
"İkinizde kendinizden başkasını düşünmediniz. Boşa özür dileme benden affedemem."
Konuşmamız bittiğinde annem ve Bahar ablam mutfağa girdi. Yüzlerine bakmamaya dikkat ederek işimi yapmaya devam ettim. Kahvaltı masasını hep beraber kurduk. Herkes indikten sonra masaya yerleştik ve sessizce kahvaltımızı yaptık.
Babam masada konuşulmasını sevmediğinden genelde hep sessiz geçerdi yemeklerimiz. Kahvaltımız bittiğinde masayı toplamak için ayağa kalktığımızda babam
"Cumartesi düğün yapılacak. Hazırlığınızı yapın. Yarın Alemdağların kadınlarıyla alışverişe gideceksiniz" dedi yüzüme dahi bakmadan. Elimi yumruk yapıp öyle sert sıkmıştımki tırnaklarımın avuç içlerimi acıtmaya başlamıştı. Hırsla elimdeki tabakları mutfağa bıraktım ve odama çıktım. Bir saat kadar sonra kapıma Bahar geldi.
"Annem çağırıyor Narin. Hadi kalk çeyizin hazırlanıyor”
"Halletsin annem ben bişey istemiyorum zaten"
"Hizmetçin yok karşında git kendin söyle" diyerek kapımı kapatıp gitti.
Mecbur odadan çıkıp annemin yanına gittim. Hatice teyzeyle birlikte büyük hurçlar dökülmüş ve içlerinden çeşit çeşit örtüler kumaşlar eşarplar yazmalar çıkartılmıştı. Annemden hiç böyle bir hazırlık beklemiyordum.
"Gel bak şunlara sende ayır, yardım et"
"Anne istemiyorum ben çeyiz falan. Sanki güle oynaya evleniyormuşum gibi bir de çeyiz mi dizeceğim”
"Alemdağlara gelin gidiyosun Narin. Arkamızdan laf mı etsinler bi çeyiz yapamadılar diye"
"Bahar’ın çeyizini bozmayın hem"
"Merak etme Narin benim çeyizim ayrı. Bunlar benim istemediklerim , ayır al istediğini rahatça" dedi küstahça. Fırsat bulmuşken sormak istedim aklımdakini
"Senin birden bire ortaya çıkan sözlün kim Bahar"
"Napıcaksın Narin. Kendi işine bak. Yakında tanışırsın acele etme"
"Siz epey acele etmişsiniz sözlenmekte ama"
"Off senle mi uğraşcam be” dedi ve odadan çıktı. Annemin yardım etmesi için bağırmalarına rağmen geri dönmedi.
O arada Evin geldi yanımıza ve Bahar yerine o yardım etti. Berdele kurban gitmeme sebep olduğu halde böyle yüzsüzce yanımda çeyiz hazırlaması ne kadar sinirime dokunsada sessiz kalmaya çalıştım.
Başka bir zaman olsa belki onu anlamaya dahi çalışır hatta onun için üzülürdüm bile. Neticede ailesi muhtemelen ona çok sinirlidir ve görüşmek istemiyolardır. Güzel bir düğün,isteme, kına hayal etmiş olabilir bunlarıda gerçekleştiremeyecekti.
Ama beni ateşe atmıştı. Onun haline üzülecek değildim.
Bir kaç güne kadar adını dahi yeni öğrendiğim bir adamla evlenip aynı yatağa girecektim. Aşık olma, okuma hakkımı elimden almışlardı. Kaderimi yeniden yazmışlardı…
Benim elimden aldıklarının yanında yaşadıkları çok azdı.
Çeyiz toparlama bittikten sonra annem Bahar ve Evin’i alıp çarşıya çıktı. Muhtemelen annemin çeyizde eksik gördüklerini tamamlamak ve kendilerine düğün için kıyafet alma niyetiyle.
Evde kalıp biraz kendimle başbaşa kalmak istedim bende. Odama girdiğimde valizlerim ve çantam dikkatimi çekti. Daha yeni getirmişlerdi odama.
İçinden ders kitaplarımı çıkardım. Belki işime yaramayacaktı artık. Yinede özenle kaldırdım bir kenara. Çantamın içinden telefonumu çıkarıp okuldan arkadaşlarımla konuştum. Hepsi ne olduğunu sormuşlardı tabi ailevi şeyler olduğunu söyleyerek geçiştirdim.
Akşama kadar yalnız başıma oyalanıp durdum. Yemekten sonra Evin geldi yine yanıma.
"Bizim aileyi, abimi anlattılar mı sana?"
Aslında terslemek istiyodum ama en azından neyle karşı karşıya olduğumu bilmem gerekirdi. Kardeşinden daha iyi kimse anlatamazdı heralde
"Hayır. Sadece abinin adını biliyorum" dedim tavırlı olduğumu belli edecek soğuk bir sesle.
"Biz de dört kardeşiz. En büyüğümüz Boran abim evli, eşi Meryem yengem biraz fenadır karşına almak istemezsin.
En küçüğümüz Ahmet üniversiteye hazırlanıyor lise sonda, aklı bir karış havada gezer.
Mirza abimde benim büyüğüm. Biraz terstir pek gülmeyi sevmez. Boran abimin gözü Meryemden başka bişey görmediğinden Mirza abim herşeye yetişir, bütün işleri o yürütür evin herşeyine o koşar. Ama sinirlendi mi gözü bişey görmez. Babam bile sinirliyken çekinir abimden. Beni herkes affetse o affetmez. Kıyamaz ama affetmez”
Gözünden bi damla yaş aktığını gördüm. Elinin tersiyle hemen sildi.
"Ben de sizi affetmem” dedim ve yanında ayrılıp odama çıktım.
Yeni ailemi düşünerek uyuyakaldım. Buradan ne kadar kötü olabilirdi ki?
Sabah daha yataktan çıkmadan Alemdağlı kadınlarıyla yapacağımız alışverişin gergiliği sarmıştı beni.
Hayatımın en kötü haftasıydı. Her günüm bir öncekinden beter olacaktı. Bugün Alemdağlılarla ilk görüşme, yarın kına, sonraki gün düğün…
Zaten yarına kına sonraki günde düğün olacaktı.
İki gün önceki Narinle şimdiki Narin bambaşkaydı.
Kahvaltıyı yaptıktan sonra annem elinde bir elbiseyle geldi. İlk kez bana özel bir şey almıştı. Bugün alışverişte giymem için almıştı, rezil olmamak için. Ama yine de ilk kez beni düşünmüş olması garip hissettirdi. Buna acizce sevinmek kendime ihanetti ama yine de sevindim.
Annemin beni görmesine sevindim.
Kibar kırmızı renk bir elbiseydi. Pek tercihim değildi ama tam bir yeni gelin elbisesiydi. Hazırlandıktan sonra annem, Canan yengem ve Baharla Alemdağlı kadınlarıyla buluşmak üzere çarşıya indik.
Çarşısının hemen başında bekliyordu bizi. En önde dikkat çeken diz altı pileli elbisesi ve kollarında takıp takıştırdığı altınlarıyla Meryemdi. Yanında yaşına göre epey dinç ve dimdik duran insanı rahatsız edici yeşil gözleriyle Mahsa hanım vardı. Onlarda arkalarında birkaç akraba getirmişti. Adeta bir soğuk savaşın ortasındaydık. Ellerini öpüp selamlaştıktan sonra hızla çarşıdaki mağazalara girmeye başladık.
Belli ki onlarda bu evlilikten mutlu değillerdi ve bunu hissettirmekten çekinmiyorlardı. Annem ve Mahsa hanım kararlarıyla bütün alışveriş yapıldı ve son olarak gelinlikçiye geldik.
Mahsa hanım garip bi şekilde geriye çekilerek kararı tamamiyle bana bıraktı. Bana bıraksalar ne düğün ne gelinlik istemezdim ama iki ailede altta kalmak istemediğinden herşey fazla ve abartı oluyordu. En azından gelinlikte sade modellere bakmak istedim.
Ama Mahsa hanımın bana tanıdığı özgürlüğü annem bana tanımadı. Baktığım tüm sade modellere itiraz etti. Sadelerin dul kadın işi ya da fakir işi olduğunu düşünüyordu.
Onun ısrarıyla kabarık taşlarla süslenmiş pek içime sinmeyen bir gelinlik aldık.
Sonunda tüm alışveriş bittiğinde çarşının çıkışa geldik. Yolun iki tarafında da arabalar dizili bekliyordu. Sağ taraftakiler bizim, sol taraftakiler Alemdağlılarındı.
Mahsa hanım annemlerle vedalaştık sonra bana döndü.
"Seni Mirza bırakacak kızım” dediğinde itiraz etmek için ağzımı açtım ama öyle bir bakış attı ki susup başımı sallamakla yetindim ve elini öptüm.
Pek konuşkan bir kadın değildi , bir bakışıyla etrafındaki herkesi etki altına alabilecek gözleri vardı.
Herkes arabalara doğru ilerlerken bende derin bir nefes alıp en arkada beni bekleyen siyah Mercedese doğru ilerledim. Camları filmli olduğundan içini pek göremiyordum. Kalbimin sesi kulaklarımda çınlıyordu adeta. Korkuyla karışık bir panik vardı üzerimde. Sonunda cesaretle kapıyı açtım ve kendimi koltuğa bıraktım.