Günler birbirini kovalarken, bir başka gün İbrahim işten her zamanki gibi yorgun argın dönmüştü. Kısa bir yemekten sonra odalarına dönmüşlerdi. İbrahim'in yüzündeki gergin çizgiler, onun sert ve iradeli karakterine daha da bir vurgu yapıyordu. Ceketini çıkarıp koltuğun arkasına astı ve yüzünü ellerinin arasına alarak derin bir nefes verdi. Kaslı, iri vücudu yorgunluğun ağırlığını taşıyor olsa da, bakışlarındaki kararlı ağırlık asla eksilmemişti.
Simya, yatak odasının köşesinden ona baktı. O narin ve küçük bedeni, beyaz teninin masumiyetini ve kırılganlığını daha da ortaya çıkarıyordu. Ama bu gece, içinde büyüyen bir cesaret vardı. Daha fazla beklerse cesaretini kaybedeceğini hissediyordu. Birkaç derin nefes alarak İbrahim'in karşısına dikildi.
"Artık yerde yatmayacaksın," dedi sesi kararlı ama bir o kadar da ürkekti.
İbrahim başını kaldırıp ona baktı. Ela gözleri bir anlığına yumuşadı, ardından arzuyla doldu. Ancak dudaklarından dökülen ilk kelime, karanlık arzusunu yansıtan bir fısıltı gibiydi. "Simya..."
Simya ona daha da yaklaştı. Gözlerini ondan ayırmadan, kendinden emin bir şekilde tekrar etti. "Artık yerde yatmayacaksın."
İbrahim, yüzünde karanlık bir gülümsemeyle derin bir nefes aldı. Bu küçük kızın karşısındaki cesareti, içinde hem bir sıcaklık hem de bir tedirginlik yaratıyordu. "Sen... küçücüksün," dedi. "Beni tanımıyorsun. Canını yakacak bir şey yapmaktan korkuyorum." dedi dürüstçe.
Simya'nın yüzüne bir inat ve kararlılık yayıldı. "Beni korkutamazsın," dedi.
İbrahim, ona bakarak, karanlık bir sesle kararlılıkla “Beni tanımıyorsun,” dedi.
Simya, inatçı bir tavırla, “Tanıt öyleyse,” diye yanıtladı.
Bu sözler İbrahim'in içinde bir şeyleri harekete geçirdi. Onun bu cesareti, içindeki bastırılmış arzuları serbest bırakan bir patlama gibiydi. Bir an duraksadı, sonra pantolonunun kemerini çıkararak eline doladı. Gözleri karardı; artık yalnızca arzuyla doluydu. Kararan gözlerle, “Yatağa domal,” diye emretti.
Simya, “Ne?” diye sordu, anlamamış gözlerle.
İbrahim yatağa yöneldi ve aldığı yastıkları üst üste koydu. "Bunun üzerine yüz üstü uzan," dedi.
Simya, onun ne yapacağını tam olarak bilmeden ama içinde yükselen bir heyecan ve korkuyla yavaşça hareket etti. Yastıkları üzerine yüz üstü uzandı. Narin ellerini sıkıca kenetledi, utançla yanakları kızardı ama yine de geri adım atmadı.
İbrahim, uzanıp, bir anda Simya’nın elbisesinin eteğini beline kadar kaldırdı. Simya, sıcak bir utanç ve arzu karışımıyla nefesini tuttu. Bu anın yoğunluğu içinde, İbrahim’in sesi tekrar duyuldu, sert ve kısık bir tonda: "Şimdi beni tanıyacaksın."
Kemerini, dikkatle ve kararlılıkla onun narin kalçalarına sertçe indirdi. İlk darbede Simya hafif bir inleme çıkardı, ama bu inleme, can acısından çok şaşkınlık ve bir tür teslimiyet barındırıyordu.
Simya'nın itiraz etmeden ve yerinden kıpırdaman yatmaya devam ettiğini görünce, İbrahim duraksadı, gözlerinde bir kararsızlık vardı. "Hala beni tanımak istiyor musun?" diye sordu.
Simya, başını çevirmeden, dişlerini sıkarak kararlılıkla "Evet," dedi.
Bu cevap, İbrahim'in içindeki karanlık arzuları tamamen serbest bıraktı. Kemerini yeniden kaldırdı ve her darbesinde Simya'nın inlemelerini duyarak sertçe ona vurmaya başladı. Ama inlemelerin tonu, İbrahim için zamanla can acısından ziyade bir teslimiyet ve arzunun ifadesine dönüştü. Simya'nın kalçaları kıpkırmızı olmuştu, ama Simya'nın içinde bu durumdan pişmanlık duyan en ufak bir iz yoktu.
İbrahim, son darbeyi indirip derin bir nefes aldı. Odanın sessizliği içinde kendi kontrolünü yeniden kazanmaya çalışıyordu. "İşte ben buyum," dedi kısık ve sert bir sesle.
Kemerini bir kenara bırakıp banyoya yöneldi. Kapıyı sertçe kapattı ve duşun altına girip suyu açtı. Aklında Simya'nın kıpkırmızı kalçaları ve acı dolu inlemeleri vardı. Duştan akan su, vücudunun her hücresine yayılmış ateşi söndürmüyor, aksine daha da alevlendiriyordu. Erkekliğinin sertliği, Simya'ya karşı hissettiği yoğun arzunun en şiddetli kanıtıydı.
Ellerini erkekliğine götürdü. Önce yavaşça, sonra daha hırslı bir şekilde okşamaya başladı. Parmakları, hassas başını okşarken, vücudu titremeye başladı. Her dokunuş, erkekliğinin sertliğini artırıyordu. Gözleri kapanmıştı. Simya’nın kıpkırmızı kalçaları, titreyen vücudu, ve o unutulmaz acı dolu iniltileri… Zihninin yankılanıyordu ve bu aldığı zevki katlıyordu.
Onun masum ve acı dolu inlemelerini hatırlamak, onun içinde yeni bir arzu dalgası uyandırıyordu. Vücudunun her hücresi şehvetle titriyordu. Erkekliğinin başını sıkıca kavradı. Başparmağı ve işaret parmağıyla sıkıca tuttu, ritmik bir şekilde sıkıştırdı, ovdu, çekti. Erkekliği kasılıp gevşiyordu. Ağır, şehvetli nefesleri, banyoyu dolduruyordu.
Suyun altındaki vücudu, kendini kaybetmişti. Simya’nın iniltileri kulağında yankılanırken, vücudunda oluşan yoğun gerilim, giderek artıyordu. Kasıkları, erkekliğiyle birlikte kasılıyordu. Her hücresi, ateş dolu bir çığlığın eşiğindeydi.
Elleri erkekliğinin üzerinde daha hızlı gidip gelmeye başlarken bir anda yoğun bir zevkle sarsıldı. Erkekliğinden fırlayan sıcak menisi banyonun fayanslarına sıçradı. Nefes nefese gelmeye devam ederken, elleri erkekliğini yavaşça sıkmaya devam ediyordu. Boşalması bitince yorgunlukla gevşedi. Duşun altında, bir süre öylece kaldı. Sonra kısaca yıkanıp, havluya sarınarak banyodan çıktı.
Simya, ise yastıkların üzerine kıvrılmış halde, bir süre yüzünde hem şaşkınlık hem de arzu dolu bir ifadeyle öylece kalakaldı. Onun bu sertliğinin altında, kendisine duyduğu derin şehveti ve ilgiyi hissetmişti. Güçlükle ayağa kalkıp kendini toparladı. Kalçaları ise hâlâ acıyla zonkluyordu. Yatağa kıvrılıp acısını unutmaya çalışarak kendini uyumaya zorladı. O sırada İbrahim’in duştan çıktığını duydu. Ama İbrahim ona yaptığının utancıyla odada daha fazla kalmak istemedi. Bir eline kıyafetlerini alıp hızlıca odadan çıktı ve oturma odasına yöneldi. Simya tek başına huzursuz bir uykuya dalarken, İbrahim de oturma odasında Simya'ya yaptığının pişmanlığıyla uyumaya çalışıyordu.
Sabahın ilk ışıkları Simya'nın yüzüne düşerken, Simya önceki gece yaşadığı karmaşık duyguların ve fiziksel acının etkisiyle gözlerini açtı. Gözleri yarı kapalı bir şekilde doğrulmaya çalıştığında, kalçalarındaki ağrı birden kendini hissettirdi. Yüzü acıyla buruştu, istemsiz bir inleme dudaklarından döküldü. Elleriyle kendini desteklemeye çalışarak, oturma pozisyonuna aldı. Tam o sırada, karşısında bir sandalyede oturan İbrahim'i fark etti.
İbrahim, sandalyenin kenarına oturmuş, dirseklerini dizlerine dayamış bir şekilde ona bakıyordu. Ela gözlerinde derin bir pişmanlık ve düşünce vardı. Saçları hala karmakarışıktı ve üzerindeki siyah tişört, geniş omuzlarını belirgin bir şekilde ortaya çıkarıyordu. İbrahim’in bu kadar sessiz ve düşünceli olması, Simya’yı biraz huzursuz etti.
“İyi misin?” diye sordu İbrahim, sesi yumuşak ama kararlıydı.
Simya, kendini toparlamaya çalışarak, “İyiyim,” dedi ama yüzündeki ifadeden pek de öyle görünmediği belliydi.
İbrahim derin bir nefes aldı ve gözlerini ondan ayırmadan, “Dün gece için üzgünüm,” dedi. Kelimeler ağzından çıkarken boğazı düğümlenmiş gibiydi. “Kendimi tutamadım. Sana böyle davranmamam gerekiyordu.” Bunları söylerken yere bakıyordu.
Simya, onun bu pişmanlığını görmekten şaşkındı ama gururuna yenik düşmeye niyeti yoktu. “O kadar da kötü değildi,” dedi, sesi istediğinden kısık çıkmıştı ve gözleri onun söylediklerinin yalan olduğunu ele veriyordu.
İbrahim bir an için duraksadı. Onun bu tavrı karşısında ne diyeceğini bilemedi ama kendini toparladı. “Arkanı dönüp yatağa uzan,” dedi sonunda, sesi bu sefer sert değil, tam aksine yumuşak ve güven vericiydi.
Simya, duyduğu sözlere anlam veremeyerek kaşlarını çattı. “Yine mi?” diye düşündü içinde bir endişeyle. Onun ne yapacağını tam olarak kestiremiyor ve istemsizce tedirgin oluyordu.
İbrahim,onun tedirginliği fark ederek, ellerini hafifçe kaldırarak onu sakinleştirmek istercesine, “Hayır,” dedi. “Bu sefer sana vurmayacağım.”
Simya, bir anlık tereddütle ona baktı. Ama İbrahim’in gözlerindeki kararlılığı ve pişmanlığı gördüğünde, istemsizce başını salladı. Utançla yüzünü yana çevirip, yatağa yüzüstü yattı.
İbrahim, yatağın kenarına yaklaştı ve elindeki küçük krem tüpünü açtı. Simya’nın ince beline ve zarif sırtına bir an için baktı. Onun bu kadar küçük, bu kadar savunmasız görünmesi, içinde bir koruma hissi uyandırdı. Elbisesinin eteğini yavaşça beline doğru kaldırdı. Simya, bu hareketiyle hafifçe irkildi ama bir şey demedi.
İbrahim, ona baktı. Beyaz ve yumuşak kalçaları kemerinin bıraktığı kırmızı izlerle doluydu. Keşke o kadar sert davranmasıydım diye düşündü. Eline biraz krem aldı ve nazikçe kalçalarına sürmeye başladı. İlk dokunuşunda Simya, soğuk kremden dolayı titredi. Ama İbrahim’in ellerinin sıcaklığı ve yavaş hareketleri, onu rahatlatmaya başladı. Parmaklarının narin bir şekilde kremi yayması, acısını hafifletiyordu. Yine de bu kendisine bir erkeğin ilk dokunuşuydu ve kalçalarının istemsizce kasılmasını engelleyemiyordu.
İbrahim bu kasılmaların korkudan olduğunu düşünerek “Sakin ol,” dedi İbrahim alçak bir sesle. “Sana zarar vermeyeceğim.”
Simya, utançla başını yana çevirdi. Onun bu kadar yakın olması, nazik hareketleri ve sıcak nefesi, içinde bir şeyleri harekete geçiriyordu. Ama bunu dile getirmek istemiyordu. Sessizce, onun işini bitirmesini bekliyordu.
İbrahim onun utançla başını çevirdiğini görünce içinde yeniden vahşi bir arzunun yükseldiğini hissetti. Kremi sürerken ellerini onun kalçalarına bastırarak, kalçalarını yavaşça ovmaya başladı. Gözleri arzudan kararak, kalçalarını yavaşça avuçlarıyla sıkıştırdı. Simya dün geceden kalan izlerin de acısıyla istemsizce inledi. İbrahim soluk soluğa kaldığını fark ederek aniden durdu. Erkekliği yine istekle zonklamaya başlamıştı. "Hayır" dedi içinden. Dün yeterince canını yaktım. Bunu ona yapamam.
Bu kararla hızlıca oturduğu yerden kalktı. Odadan çıkarken "Bugün kahvaltıya inme." dedi ve kapıyı kapatıp odadan çıktı. Odadan çıkarken, içindeki karmaşayla baş etmeye çalışıyordu. O kıza bu kadar yakın olmak, hem onu koruma ihtiyacını hem de içinde yükselen arzuyu alevlendiriyordu. Ama bu hisleri kontrol etmek zorundaydı.
Simya, kızarmış yanaklarıyla bir süre yatakta kalakaldı. Az önce ne yaşadıklarından emin değildi ama farklı bir an olduğu kesindi. İbrahim'in elleri içinde daha önce hiç bilmediği bir ateş yakmıştı. Bu arzunun ateşiydi.
İbrahim’in arkasından baktı. Onun güçlü sırtı, iri omuzları ve kararlı yürüyüşü gözünün önünde belirdi. İbrahim’in bu kadar güçlü bir adam olmasına rağmen ona bu kadar nazik davranması, içinde tarifsiz bir his uyandırıyordu. Kendi içinde bir karar verdi: Bu adamın kalbine ulaşacaktı. Ama bunu nasıl yapacağını henüz bilmiyordu.