Ertesi sabah Harun, konağın geniş ve ferah salonunda oturuyordu. Önündeki masada kahvesi ve sigarası duruyordu ama gözleri onlara değil, uzaklara dalmıştı. Kararını vermişti. Ancak bu kararın yankıları henüz sona ermemişti. Ayak sesleri duyar duymaz irkilip başını kaldırdı. Mihriban Hanım ağır adımlarla salona girdi. Yüzündeki ifade sert, bakışlarıysa her zamanki gibi keskin ve sorgulayıcıydı. Mihriban, Harun’un karşısındaki koltuğa oturdu. Gözlerini oğlunun üzerine dikti ve sessizce birkaç saniye bekledi. Salonda rahatsız edici bir sessizlik hâkimdi. Sonunda, derin bir nefes alarak konuştu: — Harun, dün gece söylediklerin hâlâ kulağımda çınlıyor. Simya’yı kendine eş olarak alacağın fikri tamamen akıl dışı! Zaten kardeşin onunla evlenerek büyük bir hata yaptı. Bak, onun yüzünden ölme

