2.BÖLÜM "GÜZEL KOKU"

2961 คำ
2.BÖLÜM "ARF" Arf, güzel, hoş koku. Tül perdenin arasından isyan eden güneş ışınları Hamra'nın yüzüne vurdu. Genç kız yorgunlukla yerinden kıpırdandı. Rahatsızca bedenini kıpırdattı. Bacağında hissettiği acıyla yüzünü buruşturdu. Acı, uykusunun yok olmasını sağladı. Kızıl kirpiklerini yavaşça aralayarak nerede olduğunu anlamaya çalıştı. İlk başta beyaz bir tavanla karşılaştı. Gözlerinin önündeki bulanıklığı gidermek için iki üç kez kırparak görüntünün netleşmesini sağladı. Ellerini kaldırarak bedenini gerdi. Uykusunu tam olarak alamamış olsa da dinlenmişti biraz. Ellerini üzerindeki örtünün üstüne koydu. Bakışlarını içerisinde olduğu odada gezdirdi. Odanın sol tarafında sobaya benzeyen ateş vardı. Dün yanan ateş sönmüştü ama oda sıcaklığını koruyordu hala. Odanın diğer köşesinde ise masa ve sandalye bulunuyordu. Siyah masanın üzerinde kağıtlar bulunuyordu. Dış kapı dışında bir tane daha kapı bulunuyordu odada. Önemsemedi genç kız. Gözlerini duvarlarda gezdirdi. Krem rengi duvarlar odada bulunan yatakla uyum sağlıyordu. Açıkçası oda çok güzeldi ve daha önce böyle bir odada bulunmadığına da emindi. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Şimdi nereye gidecekti. Daha ne kadar adamı rahatsız edecekti ki? Acilen bir yer bulması şarttı ama nasıl bulacaktı? Puslu aklına Alparslan düştü. Kalbi onu düşününce hızlanmaya başladı. Adamı düşünürken neden heyecanlanıyordu ki? Hayatında ilk defa bir erkeğe bu kadar yakın olmuş, kalbini yerinden oynatmıştı. Onun kolları arasındayken kendini güvende hissediyor, uzaklaşmak istemiyordu. Ama gidecekti nasıl olsa. Bir daha görmeyecekti onu. İçini kaplayan derin hüzünle titrek bir nefes aldı. Bir daha görmeyecekti ki? İçi burkuldu Hamra'nın. Üzüntüyle ellerini yatağa koyarak destek aldı. Üzerindeki örtüyü açarak bacaklarını yavaşça yere değdirdi. Ayaklarının üstünde kurumuş olan çamurlara baktı. Adamın yatağını da kirletmişti iyi mi! Utanarak yataktan destek alıp ayağı kalktı yavaşça. Sol ayağının üstüne basmaya korkuyordu. Tüm ağırlığını sağ bacağının üstüne vererek bir adım attı. Sol bacağını yavaşça öne atarak üstüne biraz ağırlığını verdi. Yarası sızlayınca küçük bir inleme kaçırdı dudaklarından. Yüzü acıyla kasılınca ağırlığını sağ ayağına verdi. Nasıl yürüyecekti ki? Aniden kapı açılınca irkildi. Kapının hızla açılması sesi ile korkuyla irkilince alışkanlıkla sol ayağının üstüne bastı. "Ah!" Dudaklarından fırlayan inlemeye mani olamadı. Sol ayağı uyuşmuş olduğu için dengesini kaybetti. Yere düşeceğini düşünürken beline sarılan kollar ile tutundu bedene ihtiyaçla. Dün gece soluduğu o bilindik koku doldu burnuna. O güven veren sıcaklık duygusu tüm benliğini sardı. Kalbi heyecanla atmaya başladı. Hamra minik ellerini adamın belini tutan kollarının üzerine koymuştu. Alparslan kızı merak ettiği için bakmaya gelmişti lakin ayaklandığını nereden bilebilirdi ki? Kaşlarını öfkeyle çatmış kızı son anda tutmuştu. Düşseydi ne olurdu diye düşünmek bile istemiyordu. Kollarını kızın beline sarmış kendine çekmişti sıkıca. O aklını karıştıran aşina olduğu kokusu burnuna doldu. Sert bir soluk aldı içine. Nareninin kokusu dolunca ciğerlerine öfkesi silinip gitti sanki. Kolları arasında titreyen kızı hissedince ona baktı. Saçları göğsüne dağılmış, ellerini kollarının üstüne koymuştu. Esmer teninin üstünde duran minik beyaz ellerine baktı kızın. Dudaklarını kıvırdı bu görüntüyle. Eğilerek dizlerinin arkasından tutarak kızı hızla kucağına aldı. Küçük bir çığlık doldu kulağına. Gözlerini ona büyüyen gözlerle bakan kıza çevirdi. Hamra Alparslan'ın ani hareketiyle irkilmişti. Adam gözlerini dikmiş tepkisini inceliyordu. Kızaran yanaklarını saklamak amacıyla bakışlarını kaçırdı. Alparslan onun bu masum haline bakarken iç geçirdi. Kızı sıkıca tutarak dikkatlice yatağa yatırdı. Hamra sırtını yatağa yaslayarak ellerini kucağında birleştirdi. "Ben özür dilerim." Kızın kısık sesiyle kaşlarını çattı. "Ne için özür dilersin?" "Kirli halimle yatağınızı kirlettim." dedi utanarak. Alparslan içinin öfkeyle dolduğunu hissetti. Yatağın kenarına oturdu ve kızın eğik başına uzandı. Baş parmağını yavaşça kızın çenesine koydu. Kızıl meleğin yumuşak tenini okşayarak yavaşça kaldırdı başını. Hamra hissettiği dokunuşla nefesi kesildi adeta. Nefesini tutarak gözlerini adama çevirdi. Kaşlarını çatmış bir şekilde kendini izliyordu. "Ne yatağı naren, sen iyi ol yeter. Benim yüzümden bu haldesin." Adamın dediklerini anlamadı Hamra. Onun yüzünden olan neydi? Alparslan kızın anlamayan gözlerle kendisini izlediğini görünce derin bir nefes aldı. "Avdayken seni ben avladım yanlışlıkla." En güzel yanlışım diye geçirdi içinden Alparslan. Belki o kurşun narene değmeseydi hiç görmeyecekti onu. "Siz mi vurdunuz beni?" Alparslan yavaşça başını salladı. "Yılan varmış yanımda irkilince boşa gitti kurşun sandım meğerse seni vurmuş." Hamra ne diyeceğini bilemedi. Başını salladı sadece. Ne diyebilirdi ki zaten? Vurulmuştu nasıl olsa. "Senin o vakitte orada ne işin vardı?" Hamra gözlerine baktı adamın. Sorgularcasına bakıyordu. Ne diyecekti ona? "Çeşmeye gitmiştim o sırada birkaç kişi yolumu kesti bende ormana kaçtım kurtulmak için. Ormandayken biraz soluklanayım istedim lakin o sırada da sizin ağınıza takılmışım." Alparslan kızın dedikleriyle öfkelendi. Demek eğer kızı vurmasaydı o şerefsizler belki de onun peşine düşeceklerdi. "Kimdi tanıyor muydun onları?" Adamın öfkeli sesini işitti Hamra. İki yana salladı başını. Alparslan sertçe yüzünü sıvazladı. Eğer tanısaydı yemin olsun yaşatmazdı onları. "Ailen yok mudur haber verelim?" Aile kelimesini duyunca yüreği sustu Hamra'nın. Gözlerini kucağındaki ellerine çevirdi. Anne ve babasıyla olan hatırası bir elin parmağını geçmezdi. Küçücük yaşında bir başına kalmış, erken yaşta hayata atılmıştı. Ne ailesi ne bir evi vardı kızın. Hamra ailesini düşününce gözlerini doldurdu ama ağlamak istemiyordu. Hem de adamın karşısında hiç istemiyordu. "Yok." Kızın boğuk çıkan sesiyle şaşırdı adam. Hamra başını eğmiş, kızıl saçlarıyla yüzünü saklamıştı. O an anlamıştı adam. Bir derdi vardı bu kızın. Yavaşça uzandı kıza. Elini kaldırarak dokunmak için sızlayan parmak uçlarını değdirdi kızın kızıllarına. Parmakları kırmızıya boyandı adamın. Genç kız saçlarında hissettiği ellerle tuhaf oldu içi. Hayatı boyunca hiç kimse okşamamıştı başını. Bir tutam saçını okşayarak kulağının arkasına sıkıştırdı Alparslan. Hamra dolmuş gözlerini saklamadan baktı adama. Alparslan o mavi gözlerin dolduğunu görünce yüreği sıkıştı sanki. Kalbini biri elinin arasına almış sıkıyordu. "Ne oldu sana?" diye fısıldadı yavaşça. "Kimsem yok benim." dedi kız üzüntüyle. Adam acımadı kıza. Kızdı sadece, bu yaşında bir başına kalan kıza üzüldü. Onu kendisine çekerek içine sokası geliyordu. Kızı yanından hiç ayırmak istemiyordu. Ellerini uzatıp dolmuş gözlerini okşamak gözlerini öpmek istiyordu. Bir şey diyemedi adam. Her şeyi yapmak istedi ama hiçbir şey yapamadı. Hamra burnunu yavaşça çekerek akacak olan yaşları geri gönderdi. "Hamra" diye fısıldadı adama. Alparslan elini geri çekerek kıza baktı anlamayarak. "Adım Hamra." Hamra. Kızıl, kırmızı demekti. Düşüncesiyle dudaklarını kıvırdı adam. Bir isim ancak bu kadar uyum sağlardı insana. "Naren." diye fısıldadı kıza. Kız bilmiyordu ne demek. Anlamayarak bakıyordu adama. Dudağındaki küçük kıvrılmayla baktı adam kıza. Boğazını temizleyerek kıza baktı. "Dinlen sen. Ben gideyim yemek göndermelerini söyleyeyim." "Hiç gerek yok hem ben gitsem daha uygun olur." dedi kısık sesiyle. Sırtını yataktan kaldırarak dikleşti yatakta. Alparslan kıza doğru uzandı öfkeyle. "Nereye gideceksin ha naren? Şu haline bak yataktan kalkamıyorsun bile. Otur oturduğun yerde." Hamra adamın sesiyle ürktü. Alparslan kızın iki omzunu yavaşça kavradı. Yüzünü kızın yüzüne yaklaştırarak sırtının yatağa uzanmasını sağladı. Burunları birbirlerine değdiğinde titrek bir soluk aldı Hamra. Alparslan kızın küçücük burnuna sürttü burnunu. "Anladın mı?" diye fısıldadı. Başını salladı kız heyecanla. Dudakları yakınlıklarıyla kurumuş, susuz kalmıştı. Dudakları hafifçe aralanmış, sızlıyordu. Alparslan gözlerini kızın kırmızı, iki kiraza benzeyen aralık olan dudaklara çevirdi. Burnunu sertçe kızın yanağına değdirdi. Yumuşak tenini hissetti. Kızın temi ve yumuşak teniyle derin bir nefes çekti adam. Bu naren ilk günden ne yapıyordu ona? Değil bir kadına yaklaşmak dönüp bakmamıştı bu yaşına kadar. Annesi türlü türlü kızlar getirmişti ama istememişti Alparslan. Ona göre hayatında bir kadına yer yoktu. Evet, bir kadına yer yoktu ama belli ki küçük bir meleğe varmış. Burnunu son kez yanağına yaslayıp yavaşça çekildi Alparslan. Allah biliyordu ya çekilmezse cezbedici dudakları kavrayıp, emmeden bırakmazdı. Hamra adam geri çekilince nefesini dışarı verdi yavaşça. Daha dün tanıştığı adam onu daha önce hiç tatmadığı duygulara itiyor, karmaşaya sürüklüyordu. Alparslan boğazını temizleyerek kalktı yataktan. "Bir şeye ihtiyacın olursa seslen." dedi ve arkasını döndü. Biraz daha burada kalırsa kızı rahat bırakmayacaktı. Kızı ne zaman yaklaşsa kendini tutamıyor, yeni yetme bir delikanlı gibi kıza yumuluyordu. Ama kendini dizginleyip kızdan uzak duracaktı. Hamra bir anda kendinden uzaklaşan adama anlam veremedi. Yanlış bir şey mi yapmıştı yoksa? Başını üzerine çevirdi. Adamın kendisinden uzaklaşması normaldi. Beyaz elbisesi beyazdan bir haber olmuş, pislik içinde kalmıştı. Kapının tıklanıp yavaşça açılmasıyla kafasını çevirdi o tarafa. İçeri hafif kilolu, başında eşarbı olan kahverengi gözlü, hafif kumral, orta yaşlı bir kadın girdi. Yavaşça yatağa yaklaşarak bana baktı. "Hoş geldiniz hanımım. Beni Alparslan Bey gönderdi." dedi başını eğerek. "Ben Fatma, bu çiftliğin çalışanıyım. Sizinle ilgileneyim diye gönderdi beni Alparslan Bey." dedi. Hamra kadına mahcupça baktı. "Affedersiniz, sizi de işinizden ettim kusura bakmayın." Fatma hanım kızın ince sesini duyunca şaşırdı. Kız ne kibirli ne de kendinden üstün bir şekilde konuşuyordu. Şaşkındı çünkü Alparslan Bey'in misafirleri genelde bu kız gibi değillerdi. "Olur mu hiç öyle hanımım işim bu benim." "Lütfen hanım değilim ben. Hem öyle demenize de gerek yok, ben size Fatma abla desem daha yerinde olur." Fatma Hanım şaşırmıştı. Kimdi bu kız da böyle güzel konuşuyordu. Daha evvel görmemişti bu kızı. İsmail ağa anlatırken yalan dememişti belli ki. "Estağfurullah öyle şey olur mu hiç?" "Olur olur." dedi gülümseyerek Hamra. Sırtını dikleştirerek oturur pozisyona geldi. "Önce sizi temizleyelim." dedi Fatma hanım yardımcı olurken. Hamra kadını başını sallayarak onayladı. Fatma Hanım arkasını dönerek arkada olan büyük kahverengi ahşap dolaba ilerledi. Dolabı açarak içerisinden birkaç kıyafet alarak Hamra'ya döndü. "Uzun zamandır çiftliğe gelinmediği için hep bir kıyafet yok. Bunları giyin köşke gittiğinizde yenilerini giyersiniz." Hamra başını salladı. Fatma elindeki elbiseyi yatağın kenarına koydu. "Bunlar Alparslan Bey’imizin." dedi kıyafetlere bakarak. Adamın kıyafetlerini mi giyecekti yani? "Önce yardım edeyim de üstünüzü temizleyelim." Hamra Fatma abladan yardım alarak yataktan kalktı. Yavaşça odanın içerisindeki diğer kapıya ilerlediler. Kapıyı diğer eliyle açınca içeri baktı Hamra. Burası küçük hamam gibiydi. Çok şık ve genişti. İçeride büyük taştan bir köşe vardı içi suyla dolu. Kenarlarında ise türlü türlü sabunlar, havlular bulunuyordu. Diğer tarafta ise taştan küçük bir kap bulunuyor hemen önünde de taştan bir oturacak vardı. Hamra hayatında böyle güzel bir banyo daha görmemişti. Yanındaki kadına ayıp olmasın diye çekti bakışlarını hamamdan. Fatma hanımın yardımıyla oturdu hemen musluğun önündeki oturacağa. "Üstünüzü çıkartalım." dedi kıza yaklaşırken. Hamra uzaklaştı hemen "Ben yaparım zahmet etmeyin. Şey siz dışarıda dursanız?" dedi kadına utanarak bakarken. Fatma Hanım kızın utandığını anlayınca başını sallayarak dışarı çıktı. Kapının kapanmasıyla kız musluğa uzandı. Suyu açarken elini elbisenin kenarına koyarak düğmeleri açtı yavaşça. Elbisenin askıları omuzlarında sıyırarak kalçasını kaldırdı kürsüden. Elbise ayaklarının altına düşünce içliğiyle kaldı. Musluğun hemen yanında duran liflerden birine uzandı. Lifin üstüne sabunu koyarak tası su daldırdı. Tastaki suyu life dökerek köpürttü. Bacağıyla banyo yapması imkansızdı o yüzden bedenindeki kirleri çıkartacaktı sadece. Lifi ayaklarında kuruyan çamurlara, sağ bacağına, kollarına yüzüne kirli olan her yerine sürttü, sol bacağına dikkat ederek. Temizlenmesi bittiğinde Yan taraftaki havluyla durulandı. Tenindeki su damlalarını silince de havluyu bedenine doladı. "Fatma abla!" Kadın kızın sesini duyunca elbiselerle içeri girdi. Elbiseleri kıza uzattı. Hamra utanarak aldı elinden. Üzerindeki içliği de çıkartarak kadının verdiği elbiseleri giymeye başladı. İçlik olmadığı için hızla siyah kazağı üzerine geçirdi. Kazağın etekleri kalçasında toplandı oturduğu için. Siyah pijamayı da yavaşça sol bacağından geçirdi. Sağ bacağından da geçirerek kalçalarına kadar çekti. "Fatma abla yardım eder misin?" Fatma Hanım içeri girerek Hamra'ya yaklaştı. Kıza yardımcı olarak kaldırdı. Genç kız pijamayı yukarı çekerek iplerini sıktı. Pijama ona çok uzun olmuştu. Kazak ise kalçalarının altına kadar uzanıyordu. Alparslan'ın elbiseleri üzerinde çok büyük durmuştu. Birlikte hamamdan çıkarak yatağa doğru ilerlediler. Hamra yatağa oturunca derin bir nefes aldı. "Hemen geliyorum ben. Bakayım yemek hazır mı." dedi Fatma hanım yanından ayrılırken. Hamra başını salladı ayaklarına bakarken. Uzanarak pijamanın balaklarını katladı bileklerine kadar. Aynı işlemi diğer ayağına da uygulayınca doğruldu yerinden. Kapının açılmasıyla bakışlarını çevirdi. Alparslan yemek hazır olunca kızı almaya gelmişti. Gözlerini yatağın üzerinde kendi elbiseleriyle oturan kızıl meleği bulmayı beklemiyordu. Giydiği kıyafetler onundu ve kız kıyafetlerinin içerisinde kaybolmuştu resmen. Yatağında kendi elbiseleriyle duran kızla aklı bulandı adamın. Daha yarım saat evvel söz vermişti uzak duracağından lakin duramıyordu hem de bu görüntüden sonra. "Fatma abla verdi de." Hamra içeri giren adamın kıyafetlere baktığını görünce açıklama yapma isteğiyle dolmuştu. Yanakları utançtan yanmaya başlamıştı. Alparslan bir eli kapının kulpunda kalmış öylece izliyordu kızı. Hamra'nın sesini duyunca sıyrıldı düşüncelerinden. Kızı bu halde görünce düşüncelere dalmıştı adam. Her daim böyle beklemesini istiyordu. Kendi kıyafetleriyle odasında olsun, yatağına o güzel kokularını bıraksın istiyordu. Yavaşça kıza yaklaştı. "Biliyorum." diye fısıldadı. Kıza doğru eğilerek yavaşça kucağına aldı kızı. Hamra ellerini adamın boynuna dolayarak sarıldı adama. Gözlerini adama çevirdi. Aralarında yine mesafe yok denecek kadar azdı. Her daim kendini onun kucağında buluyor, yakınında hissediyordu. Alparslan kızın kokusunu derince soluyup odadan çıktı yavaşça. Merdivenlerden inerek hazırlanmış büyük sofraya doğru ilerledi. Küçük kızı yavaşça sandalyeye bıraktı. Hamra ellerini çekerek uzaklaştı istemeden adamdan. Gözlerini önünde duran büyük sofraya çevirdi. Peynirler, zeytinler, çeşit çeşit meyveler, börekler... Genç kız hayatında bu kadar çeşidi görmemişti yan yana. Bakışları sofradan çekerek onu izleyen adama çevirdi. Alparslan sofranın baş tarafına oturdu yavaşça. Gözlerini onu izleyen kıza çevirdi. Onun bu masum hali dudaklarını kıvırmasına sebep oldu. "Ye hadi." dedi yumuşak sesiyle. Genç kız dün sabahtan beri bir şey yememişti. O adam, Halil gelmeden önce peynir tıkıştırıyordu ağzına. Şimdi ise dolu sofra onu bekliyordu yemek için. Çatala uzanarak peynirden bir dilim aldı tabağına. Peyniri parçalayıp ağzına attı yavaşça. İzlendiğini hissettiğinde bakışları yanında oturan adama çevirdi. Alparslan önündeki çayından bir yudum alarak kızı izledi. Utancından hiçbir şey yemiyor küçük bir peynirle doyurmaya çalışıyordu karnını. Kızın kendisine baktığını görünce kaşları çatarak kızın önündeki tabağa uzandı. Önündeki kahvaltılıklardan alıp doldurdu tabağı. Hamra hayretle adama baktı. "Ben yiyemem ki bu kadarını." dedi fısıltı ile. Alparslan doldurduğu tabağı kızın önüne iteledi. "Bu bitmeden kalkmayacaksın ona göre." dedi kızgınlıkla. Hamra ise dolu tabağa baktı öyle. Hep az yerdi, azla yetinirdi. Yemeği yok diye miydi bilmiyordu ama çok yemek yemeyi sevmezdi. Yavaşça tabağındaki yemeklerden yemeye başladı. "Demek hemşiresin." dedi Alparslan onu izlerken. Hamra ağzındaki domatesi yutarak başını salladı. "Mesleğini yapmıyor musun?" "Yapamıyorum." dedi Hamra adama dönerek. "Çok küçük görünüyorsun emin misin hemşire olduğuna?" dedi Alparslan kızı süzerken. "Yirmi üç yaşındayım." dedi kızgınlıkla. Adamın onu küçük görmesine sinirlenmişti. "Peki evin nerededir?" dedi merakla. Ağzına attığı salatalık ile kaldı öyle Hamra. Evi, evi yoktu ki onun. Ama ona bir şey diyemezdi. "Halk pazarının orada." dedi yalan söyleyerek. Alparslan başını salladı yavaşça. Kızı bırakmayı hiç istemiyordu ama yanında ne diye tutacaktı? Birlikte kahvaltı yaptıktan sonra Alparslan sofradan kalktı. "At ile geldim buraya o yüzden at ile döneceğiz." dedi kıza bakarken. "Ben gitsem artık." dedi adama bakarken. "Kimsen yok bu halde nereye gideceksin desene bana?" dedi öfkeyle. Adam haklıydı ama ona daha fazla yük olmak istemiyordu. "Ben daha fazla yük olmayayım size." dedi kısık sesiyle. Alparslan dişlerini sıktı sinirle. Uzanarak kızı hızla kucağına aldı. Hamra küçük bir çığlık atarak korkuyla baktı adama. "Sen benim yüzümden bu haldesin. Eski haline dönmeden bırakmam seni anladın mı?" Gür sesiyle irkildi Hamra. Başını salladı hızla. "Ahmet ağa! Atları hazırla." dedi bağırarak. Yavaşça geniş salondan çıktı kucağındaki kızla. Sıkılaştırdı kollarını, bırakmak istemiyordu bu kızı. Bırakmayacaktı da. Birlikte çiftliğin kapısından çıktılar. Kapının önünde siyah bir at duruyordu. Önünde ise İsmail ağa, Alparslan Bey'i bekliyordu. "Beyim!" diye selam verdi İsmail ağa. Alparslan ata doğru ilerledi. Atın yanına geldiğinde sol tarafına geçti. Hamra'yı yavaşça atın üzerine yan bir şekilde oturttu. Hamra önündeki ipleri tuttu korkuyla. Daha önce hiç binmemişti ata. Sağ ayağını atın diğer tarafına attı yavaşça. "Beni takip edin." Alparslan ayağını atın üzerindeki tutunacağa koyarak bindi Hamra'nın arkasına. Genç kız sırtında adamın sert göğsünü hissedince nefesi tekledi. Tuttuğu kemerlerin üzerine büyük ellerini koydu Alparslan. Bir elini kızın sırtına koyarak göğsüne çekti kızı. Hamra titreyen elini karnının üstündeki elin üstüne koydu. Sırtını yavaşça adamın göğsüne yasladı. Alparslan kızı göğsüne sıkıca çekerek rahat etmesini sağladı. Hamra, kalçalarını oynatarak rahat bir hal almak istedi ama hiç tahmin etmediği bir şey oldu. Alparslan kasıklarının üzerinde kızın kalçalarını hissedince bedenindeki tüm kanın oraya çekiliğini hissetti. Hamra ise içlik giymediği için kalçalarına batan sert çıkıntıyı rahatlıkla hissedebiliyordu. Kanın yanaklarına toplandığını hissedebiliyordu. Kıpırdanmayı keserek kaskatı kesildi. Alparslan hissettiği yumuşak dolgunlukla aklını kaybedecek gibi oldu. Kızın dolgunluklarını avuçlayıp sertleşen erkekliğine bastırmayı deli gibi istiyordu. İnce kumaştan tüm kıvrımlarını kasıklarının üstünde hissedebiliyordu. Ellerinin arasındaki narene yaklaştı. Dudaklarını kızın kulağına yaklaştırdı. "Kıpırdama naren" diye boğuk sesiyle fısıldadı. Genç kızın yanakları daha da yandı sanki. "Ahmet ağa üstümü ver." dedi yanda duran adama bakarak. Ahmet ağa kürklü montu uzattı beyine. Alparslan kızın belindeki elini çekerek montu aldı. Montu omuzlarına attı. Kızı karnından tutarak kendisine çekti. Kızı iyice göğsüne çekerek montun yakalarını tutup kızı sarmaladı. Hamra hissettiği sıcaklıkla mayıştı. Mont bol olduğu için ikisini de sarmıştı. Alparslan bir elini narenin karnına dolayarak tuttu. Atın kemerini tutarak vurdu. "Deh!" diye kükredi. At yavaş sayılmayacak bir hızla yol almaya başladı. Hamra kalçalarını hareket ettirmeden adamın kolları arasında duruyordu öyle. Başını yavaşça adamın göğsüne yasladı. Alparslan çenesinin hemen altında bulunan kıza baktı. Burnunu yavaşça yaklaştırarak kızın güzel kokusunu içine çekti. Göğsündeki tatlı ağırlıkla içinin bu kadar huzurlu olacağını tahmin etmezdi. Burunu, göğsü, ciğerleri kızın güzel kokusuyla doldu. Hamra ise gözlerini yorgunlukla kapatarak adamın göğsüne iyice yatıldı. Bedeni yorgundu. Alparslan gülümseyerek izliyordu genç kızı. Burnunu saçlarında dolaştırıp geri çekildi. Gözlerini yola vererek aydınlık yolda ilerlemeye başladılar. Hamra, güvende olduğunu hissederek gözlerini karanlığa bıraktı. * "Uyan, naren." Kulağına dolan boğuk sesle gözlerini kırpıştırdı Hamra. Gözlerini iyice açarak kendine gelmeye çalıştı. Başını yukarı kaldırarak kendisine seslenen adama baktı. "Geldik." Hamra Alparslan'ın çenesiyle gösterdiği tarafa baktı. Büyük görkemli bir çiftlikti burası. Büyük bir bahçesi vardı. Uzaktan oldukça büyük görünüyordu. Açık kahverengi tonlarında iki katlı büyük bir köşktü. Hamra hayranlıkla izliyordu çiftliği. "Hoş geldiniz beyim." Kapının önünde durduklarında iki işçi kapıyı açtı hızla. At yavaşça içeri girdi. Hamra gözlerini etrafta gezdirdi. Çiftliğin bahçesi çok büyüktü. Öyle ki buradan sonunu bile göremiyordu Hamra. Çiftlik evinin kapısının önüne gelince içeriden birkaç kadın çıktı. Koşarak gelerek durdular atın önünde. "Hoş geldiniz beyim." Herkes şaşırarak atın üzerindeki kıza bakıyor, anlamaya çalışıyorlardı. Gül ise elindeki temizlik beziyle atın üzerindeki kıza baktı. Kürşat kendine birini mi bulmuştu? İçi nefretle doldu kıza karşı. Alparslan Kürşat'ın bu kızla ne işi vardı? Alparslan yavaşça atından inerek Hamra'ya döndü. Kızı belinden kavradı iki eliyle. Kızı hiç ağır değilmiş gibi yavaşça kaldırarak attan indirdi. Hamra Alparslan'a tutunarak başını adama çevirdi. Alparslan ise kızın sırtını sıkıca sardı. Yavaşça eğilerek dizlerinin arkasından tutarak kucağına aldı. Hamra utançla, ellerini boynuna dolayarak başını adamın göğsüne gömdü. Adam kızın bu haline gülümseyip kahyaya döndü. "Odamı hazırlayın hemen!" Kahya başını sallayarak içeri girdi kadınlarla. Gül ise gözleri dolmuş halde onları izliyordu Bu kız kimdi ve Kürşat'ının kıyafetleri üzerinde ne arıyordu? Ellerini yumruk yaparak sevdiği adamın kucağındaki kıza baktı. Alparslan ise sert adımlarla içeri yöneldi. "Derhal temiz kıyafet getirin ve hekimi ayarlayın." Çiftliğin koyu kahverengi kapısından içeri girerken narenine fısıldadı. "Evime hoş geldin."
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม