3.BÖLÜM "ATEŞ-PARE"
Ateş-pare, ateş parçası.
*
Yüzümü Alparslan'ın boynuna gömmüştüm utançtan. O kadar insanın bakışlarını üzerimde hissetmek rahatsızlık vermişti bana. Yüzüm boynuna gömülü haldeyken kokusunu soldum. Artık aşinası olduğum kahve kokusu burnuma dolunca derin bir nefes aldım.
Alparslan'ın kolları arasındayken yürüdüğünü hissediyordu adamın. Etrafta sadece sesler duyuyordu Gözler kapalı oluğu için bir şey göremiyordu.
"Buyurun beyim?"
"Çıkın odadan."
Güçlü sesini duyunca bedenim ürperdi. Ne oluyordu bana böyle? Kapı kapanma sesi duyulunca derin bir nefes bıraktım. Kasılan bedenimi gevşettim. "Çıkabilirsin afra, kimse yok."
Alparslan'ın sesiyle gözlerimi yavaşça açarak yüzümü boynundan uzaklaştırdım. Kızıl saç tellerim çenesinin altında olan sert sakallarına tutundu. Gözlerimi yavaşça yukarı çevirdim. Alparslan gözlerini yüzümde dolaştırıyor, gözünü kırpmadan beni izliyordu.
Yanağımın ısısını artırdığını hissettiğimde gözlerimi kaçırdım. Gözlerimi odanın içinde gezdirdim. Siyah ve çift kişilik olan büyük bir yatak vardı odada. Yatağın hemen yanında bir sehpa vardı, üzerinde lamba bulunuyordu. Büyük ve geniş odada dikkatimi çeken kalın siyah perdeler olmuştu. İçeriye ışık girmesine izin vermiyorlardı perdeler.
Büyük aynalı siyah bir gömme dolap vardı hemen yan tarafında ise kapı bulunuyordu. Gözlerimi odadan çekerek Alparslan'a çevirdim.
Gözlerini üzerimden hiç çekmemiş, öylece tepkilerimi izliyordu. Ela gözlerine baktım. Kirpiklerini kırpmadan yüzümü inceliyordu. Acaba yüzümde ir şey mi vardı?
Elimi yanağıma götürdüm. Yanağımı okşadım ama elime bir şey gelmedi. Alparslan bu halime tebessüm ederek yürümeye başladı. Yatağın yanına geldiğimizde bacağıma dikkat ederek yavaşça sırtımı yatağa yasladı.
Bedenimi yatağa bıraktıktan sonra geri çekilmeden yatağın kenarına oturdu. Gözlerimi yüzüne çevirdiğimde yaralı olan bacağıma baktığını gördüm.
"İyiyim."
Sesimi duyduğunda yüzünü bana çevirdi. Tebessüm ederek ona baktım. Benim için endişelenmesini istemiyordum.
"İyi ol." Başımı sallayarak onayladım onu. Yataktan kalkarak konuşmaya başladı. "Biraz dinlen sen. Benim birkaç işim var geldiğimde görüşürüz." dedi bakışlarını üzerimde gezdirirken.
"Tamam." Kısık sesimle gözlerimi kaçırdım ondan. Derin bir soluk aldığını işittim. Elini uzatarak elimin üstüne koydu. Tek eliyle iki elimi avuçlamıştı. Dokunuşuyla kalbim yeniden göğsüme vurmaya başladı. Titrek bir nefes alarak ona döndüm.
"Kendini rahatsız hissetme olur mu? Geleceğim." dedi elimi okşayarak. Dudaklarımı aralayacağım sırada kapı çalındı.
Alparslan geri çekilerek boğazını temizledi. Gözlerimi kapıya çevirdim. Kapı açılınca içeri kumral saçlı, mavi gözlü, orta boylu bir kız girdi. Üzerinde dizlerinde biten sarı çiçekli bir elbise vardı ve ona çok yakışmıştı. Benim onu izlediğim gibi o da beni izliyordu. Gözlerini birkaç saniye üzerimde tutarak Alparslan'a çevirdi.
"Hoş geldin."
Kız Alparslan'a yaklaşarak kollarının arasına girdi. Alparslan onun sarılışına karşılık vererek alnını öptü. İçimde kabaran duyguyla bakışlarımı üzerlerinden çektim. İçime serpilen duyguyla midemde bir kasılma hissettim. Ne oluyordu bana?
"Hoş gördük hemşirem."
Acaba sevdiği falan mıydı? Ellerimi yumruk yaparak tırnaklarımı avuç içime bastırdım. Alparslan'ın naif ve yumuşak sesiyle tüm tadım kaçtı sanki.
Saçlarım görüş alanımı kapattığı için onları göremiyordum gerçi görmek istiyor muydum orası meçhul.
"Seni özledim. Bir daha bu kadar özletme kendini."
Kızın incecik sesi kulağıma dolduğunda başımı biraz kaldırarak onlara baktım. Alparslan kızı göğsüne bastırmış sarılıyordu. Az önce göğsünde olan beni umursamadan. Gerçi niye umursayacaktı canım beni? Kimdim ki ben?
"Öyle olsun küçük hanım."
Birbirlerinden ayrıldıklarında gözlerimi çektim onlardan. Hele şükür! Sonunda.
"Misafirimiz kim?"
"Misafir sayılmaz." Yanındaki kız yaklaşarak yatağın kenarına oturdu. Gözlerimi ona çevirdim. Yakından daha da güzeldi bu kız. Kirpikleri gür, yüzünün her tarafını saran çilleri vardı. Tebessüm ederek beni izliyordu, onu izlediğim gibi.
"Hoş geldin ben Ahu. Gördüğün bu beyefendinin kardeşiyim."
Gözlerimi irice açarak ona baktım. Kardeşi mi?
Rahatlayarak ona gülümsedim. Sanki üzerimden büyük bir yük kalkmıştı. "Ben de Hamra." dedi fısıltı gibi çıkan sesimle.
"Memnun oldum. Bu arada saçlarına bayıldım, söylemeden edemeyeceğim."
Elimi şakaklarıma uzatarak kaşıdım utançla. "Teşekkür ederim." Alparslan yanımızda kıpırdandı. "Ahu ben gidiyorum gelince konuşuruz olur mu?"
"Tamam abi merak etme sen bizi."
"Narene iyi bak." Ahu kaşlarını anlamsızca çattı. Alparslan'a bakınca kaşlarını yukarı kaldırdı. "Elbette, merak etme sen."
Alparslan bana dönünce ona baktım. Gözlerini yüzümde son bir kez gezdirerek kapıya doğru yöneldi. O odadan çıktığında beni inceleyen Ahu'ya döndüm. Ona baktığımı görünce bakışlarını kaçırdı utançla. "Kusura bakma lütfen sadece biraz farklı görünüyorsun. Buralı değil gibisin?"
"Sorun değil hep böyle tepkilerle karşılaşıyorum ve evet buralı değilim yani aslında buralıyım-ah çok karışık."
"Dur anlatma. Kahve söyleyeyim de konuşuruz olur mu? Seni sevdim." Ahu, çok tatlı bir kızdı. Yani bir insan size ılımlı yaklaştığında ona karşı bir sempati hissedersiniz. Ahu da bu çokça vardı.
"Gül!"
Ahu dışarıya doğru seslendiğinde bana dönerek gülümsedi. Ona gülümseyerek karşılık verdim. Kapı açılınca bakışlarımı çevirdim kapıya. Kahverengi saçlı orta boylarda bir kız girdi içeri. Üzerinde siyah bir düz elbise ile yatağa yaklaştı. Gözlerini bana çevirdi. Anlamadığım bir nedenden dolayı öfkeyle bana bakıyordu.
"Buyurun Ahu Hanım?"
Dişlerinin arasından sinirle konuştu. Rahatsızlıkla gözlerimi kaçırdım. "Bize iki kahve getir lütfen." Bana dönerek "Nasıl içersin?"
"Fark etmez."
"Peki, bize az şekerli iki kahve getir."
"Tabi." dedi kız hala benden çekmediği gözleriyle.
Neden öyle bakıyordu ki bana? Arkasını dönerek hızla çıktı odadan. Ahu ise yanımdan kalkarak hemen yatağın yanında bulunan sandalyeye oturdu. "Ee anlat bakalım nasıl tanıştınız?"
"Şey-" dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. "Utanma canım sadece merak ettim seni."
"Peki o halde. Alparslan Bey'le ormanda tanıştık. O beni vurdu da."
"Ne? Seni abim mi vurdu yani?" Şaşkınlığını gizleyememiş olmalı ki ellerini ağzının üstüne kapattı. "Evet ama yanlışlıkla oldu tabi!" dedim utanarak. "Peki iyi misin şimdi sen?"
"Evet iyiyim kendisi çok iyi baktı sağ olsun."
"Hmm." dedi imalı gözleriyle beni süzerken. Utanarak başımı eğdim. Kapı çalınınca içeri Gül denen kız girdi.
"Sonra ne oldu peki?"
"Beni çiftliğe götürdü. Hekim baktı bana sağ olsun ama iyiyim şimdi." dedi tebessüm ederek." Anladım bende dedim neden kucağında bir kızla geldi diye!" dedi gülerken. Küçük bir kahkaha atarak bana baktı. Yanaklarım saçlarımın rengini almıştı artık emindim. "Çok tatlı bir kızsın maşallah. Seninle iyi anlaşacağız galiba." dedi bana bakarken.
"Sende öylesin." dedim ellerimle oynayarak. Hep yalnız bir kız olduğum için doğru dürüst bir kız arkadaşım yoktu. Tabi mektep okurken her daim yanımda olan Melek'i saymazsam. Gül yatağa yaklaşarak elindeki tepsiyi Ahu'ya uzattı. Ahu kahveyi alınca bana doğru döndü. Sırtımı yatak başlığına yaslayarak tepsiye uzandım.
"Teşekk- Ah!"
Gül'ün tepsiyi elinden kaydırmasıyla sıcak kahveyi parmaklarımın üzerinde hissettim. Can havliyle çığlık attım. Elimi tutarak sallıyordum. "İyi misin Hamra? Ne yaptın sen? Çabuk git su getir çabuk."
Ahu endişeyle yanıma gelerek tepsiyi ve bardağı yan tarafa koydu. Gül ise hızla odadan çıktı. Elimi hissettiğim acıyla hızlı hızlı sallıyordum. Gözlerim acıdan dolmuştu.
"Yanıyor." dedim yüzümü buruşturarak.
Açık olan kapıdan içeri orta yaşlı bir kadın girdi elinde büyük bir kaseyle. "Çabuk Zehra abla yandı kız!" Kaseyi Ahu eline alarak yanmış olan elimi içine koydu yavaşça. Elim soğuk suyla temas edince derin bir oh çektim. Dolmuş gözümden bir yaş aktı aşağıya.
Zehra dedikleri kadın elime bakarak "Çok yanmamış ama ben yine de hekimi çağırayım da gelsin."
"Gerek yo-"
"Evet sen çağır Zehra abla."
Kadın hızla dışarı çıkınca Ahu'ya baktım. "Gerek yoktu." dedim dolmuş gözlerimle.
"Olur mu öyle? Gelsin bir baksın. Hem bak Allah'ın işine nasıl olduysa."
Elim suyun içindeyken düşündüm. Tepsi nasıl oldu da bir anda kaydı? Oysa ucundan da tutmuyordu. Yanlışlıkla olduğunu düşünerek umursamadım.
"Oldu işte boş ver."
*
"Şu merhemi sürünce bir şeyiniz kalmaz küçük hanım."
"Sağ olun." dedim sargıyla sarılan elime bakarken. Hafif bir yanma insanı acıdan kıvrandırabiliyormuş onu anladım. Parmak uçlarıma kadar darılmıştı elim. Özellikle de avuç içim kızarmış sızlıyordu.
Yüzüm buruşturarak gözlerimi kapattım. "Sağ olun Hikmet Bey, sizi de buraya kadar yorduk ama."
"Hiç sorun değil geçmiş olsun, gideyim ben."
"Olur ben sizi geçireyim." Ahu bana baktı. Başımı salladım 'iyiyim' dercesine. Onlar odadan çıkınca başımı yastığa yasladım. Burnuma tanıdık bir koku gelince kaşlarımı çattım. Başımı yana çevirerek burnumu yastığa dayadım. Kahve kokusu burnuma doluşunca tüm acı gitti sanki.
Alparslan'ın yatağındaydım. Sağlam elimi kaldırarak yastığı dik bir hale getirdim. Bedenimi yana çevirerek başımı yastığa yasladım.
Burnumu yastığın yumuşak yüzeyine bastırıp gözlerimi kapattım. Alparslan'ın kokusu burnuma dolarken rahatladım. Onun kokusu bile huzur veriyordu bana. Birkaç dakika öylece kaldım. Elimin sızısı biraz olsun dinmiş olsa da acısı hala yerini koruyordu. Bacağım derken elimizden de olmuştuk ya.
Yorgunlukla gözlerimi kırparak yerimde kıpırdandım. Ahu'nun geleceğini düşündüğümden diken üzerindeydim. Geldiğinde beni abisinin yastığı koklayarak uyuya kaldığımı görmesini istemem doğrusu.
Biraz daha geçince gelmeyeceğinden emin olunca gözlerimi yavaşça kapattım. Bedenim yorgunlukla uyuma ihtiyacı hissettiğinde daha fazla dayanamayıp, Alparslan'ın kokusuyla huzurlu bir uykuya daldım.
*
Alparslan Kürşat’tan
"Hoş geldiniz beyim."
Başımı sallayarak arabadan indim. Yüzümü sıvazlayarak evin kapısından içeri girdim. Gözlerimi kahverengi ağırlıklı olan büyük oturma odasında gezdirdiğimde hiç kimse olmadığını gördüm. Yatağımda beni bekleyen nareni düşünüce daha fazla dayanamadım.
Hızlıca merdivenden çıkarak sola döndüm. Odamın kapısını yavaşça açarak içeri girdim. Gözlerimi yatağıma çevirdim. Kızıl saçları siyah yastığımın üzerine dağılmış bir şekilde uyuyordu. Gördüğüm görüntüyle içimi hiç tarif edemediğim bir duygu aldı.
Yavaşça yatağın yanına ilerledim. Gözlerimi küçük yüzüne çevirdim. Gözleri kapalı, dolgun dudakları hafif aralık bir şekilde uyuyordu. Bakışlarımı güzel manzaradan çekemezken yatağın kenarına oturdum.
Elimi uzatarak dudaklarının üstüne düşmüş bir tutam kızıl saçı arkaya attım yavaşça. Güzel yüzü, kızarmış yanağı ortaya çıkınca inceledim onu.
Dudakları kıpkırmızı ve davetkardı. Gözlerimi zorlukla gözlerinden çekerek bedenine çevirdim. Yatağın ucuna itilmiş örtüyü alarak üzerine uzandım. Gözlerim bedeninde gezinirken sarılı olan elini görünce örtüyü omuzunun üstünde bıraktım.
Kaşlarımı çatarak eline uzandım. Elini avuçlarımın arasına alarak okşadım. Ne olmuştu eline? Hızla yataktan kalktığımda narenim kıpırdandı yerinde. Gözlerini kıpırdatarak açtı.
"Alparslan."
İsmimi dudaklarının arasından duyduğumda yerimde durdum. Elini havaya kaldırarak gözünü ovaladı. Elinden destek alarak doğrulduğunda beni gördü.
"Alparslan…" diye fısıldadı.
Tekrardan yatağın kenarına oturdum. Sarılı olan elini ellerimin arasına alarak okşadım yavaşça. "Ne oldu sana?"
"Hiç sadece kahve döküldü."
"Nasıl oldu? Kim yaptı bunu?" dedim sinirle.
"Sorun değil ufak bir kazaydı."
"Naren, söyle dedim."
Utanarak gözlerini kaçırdı. "Gül diye birisi." Sinirli bir nefes çektim içime. "Gül!" Yüksek sesle bir anda bağırınca irkildi. Elini okşadım yavaşça bir şey yok dercesine. Kapı hızla açılınca içeri girdi Gül.
Gül, daha küçük yaşlarda gelmişti bu çiftliğe. Burada büyümüştü, ailesi yoktu. Amcası tarlalarımdan birince çiftçilik yapıyordu. İlk zamanlara sadece hizmetliydi bu evde, yardım ediyordu mutfağa sonra anladım bakışlarından. Seviyordu beni ama hiç umut vermemiştim ona. Hem de hiç.
"Buyurun Kürşat Beyim?"
"Alparslan." dedim dişlerimin arasından tıslayarak.
Başını kaldırarak bana baktı korkarak. "Anlamadım?"
"Alparslan diyeceksin. Kaç defa dedim sana." Kürşat, benim tek hassas olduğum noktaydı belki. Annemin ölümünden sonra yasaklamıştım kimse demiyordu bana öyle. Ahu'ya bile söyletmiyordum.
"An-anladım beyim." dedi titrek sesiyle.
"Sen mi yaktın bu eli?" dedim tuttuğum eli gösterirken. Bakışlarını tuttuğum ele çevirdi. Gözlerini kırpmadan baktı, gözlerini doldurdu yavaşça.
"Evet." dedi fısıltıyla.
"Bir daha böyle bir şey görmeyeyim. Sakarlık yapmayı bırak." dedim sert sesimle. Yanımdaki narenim elimi okşayarak sakinleştirmeye çalıştı küçük parmaklarıyla.
"Pe-peki."
"Çık şimdi."
*
Hamra’dan
Gül'ün hızla odadan çıkmasıyla içime bir şey oturdu. Benim yüzümden kıza kızmıştı. "Gerek yoktu. Üzüldü kız." dedim ona bakarken.
"Hareketlerine dikkat etmesi lazım." dedi sert sesiyle bana dönerken.
"Anladım" dedim ellerimize bakarken. Gül ona Kürşat demişti. Bir adı daha vardı yani. "İki ismin mi var senin?" dedim ona bakarken.
"Evet. Alparslan Kürşat Demir." Sert sesi kulağıma dolduğunda heyecanla kırptım gözlerimi.
"Kürşat." dedim fısıltı ile.
Gözlerimi ona çevirdim hızla. "Özür dilerim bir daha demem. Yanlışlıkla oldu." Kaşlarını çatarak yüzünü yaklaştırdı bana. Kürşat ismini sevmediğini söylemişti. "Bir daha desene naren." Fısıltısı kulağıma dolduğunda titredim. Neredeyse burunlarımız birbirine değecekti. "Kürşat." diye fısıldadım yeniden.
Gözlerini kapatarak alnını alnıma yasladı. Gözlerimi kapattım yavaşça. Kokusunu içine çektim. "Ağzına nasıl da yakışıyor."
"Bu ismin daha güzelmiş." dedim mırıltıyla.
"O zaman söyle." dedi burnunu burnuma sürterek. Ama o kıza kızmıştı bu isim için?
"Ama kızmıştın?" dedim gözlerimi aralayarak. "O benim hiçbir şeyim değil çünkü."
Ben onun bir şeyi miydim?
Göğsüm sevinçle dolarken gülümsedim ona. Alnını alnımdan çekerek elimi tuttu. Dudaklarını elime yaklaştırarak sarılı olan avuç içime derin bir öpücük kondurdu. Dokunuşuyla ürperdim. Dudaklarını geri çekince elimi yavaşça bıraktı. "Ben sana kıyafet göndereyim de yemeğe inelim." dedi boğuk sesiyle.
Başımı salladım heyecanla. Geri çekilerek ayağı kalktı. Gözlerini son kez üzerimde gezdirerek odadan çıktı.
Arkasından hızla atan kalbimin üstüne koydum elimi.
Alışma.
Lütfen alışma ona.
*
Biraz dinlendikten sonra adının Zehra olduğunu öğrendiğim benden yaşça büyük olan bir kadın gelmişti odaya. Bana yardım ederek yataktan kalkmamı sağlamıştı. Yanında getirdiği teniz kıyafeti ondan alarak dışarı göndermiştim onu.
Kimsenin yanında giyinemezdim sonuçta. Getirdiği elbiseyi yavaşça bedenime geçirdim. Elbise dizlerimin hemen üstünde bitiyordu. Krem renkli pembe çiçekleri olan bir elbiseydi. Omuzları düşük, gerdanımı ortaya serpiyordu. Kendimi odadaki aynadan izledim bir süre.
Sonunda yataktan yavaşça kalkarak kapıya doğru yürümeye başladım. Sol bacağımın üstüne az da olsa basabiliyordum sadece uyuştuğu için zorlanıyordum o kadar. Kapıya ulaştığımda yavaşça kapının kulpunu tutarak aşağı indirdim. Kapı açılınca sağlam elimi duvara yaslayarak çıktım odadan.
Gözlerimi koridorda gezdirdim. Uzun ince olmayan bir koridordu. Uzun koridorda bir sürü kapı vardı. Koridorun tam ortasında aşağı doğru uzanan bir merdiven vardı. Minik adımlarla tüm ağırlığımı sağ bacağıma vererek hafifçe topallayarak yürümeye başladım. Merdivenlerin önüne geldiğimde sağlam elimi kahverengi kola uzatarak merdivenden yavaşça inmeye başladım.
Birkaç merdiven inmiştim ki arkamdan aşinası olduğum sesi duydum. "Naren?"
Başımı arkaya çevirerek ona baktım. Merdivenin başında durmuş çatık kaşlarıyla beni izliyordu. Üzerinde jilet gibi kusursuz duran beyaz gömleği vardı. Üsten iki üç düğmesi açık, esmer tenini gözlerime sunuyordu. Altında ise kumaş pantolonu vardı.
"Efendim?" dedim kısık sesimle.
Hızla adımlarla merdiveni inerek yanıma geldi. "Niye çıktın yataktan ben seni gelir alırdım?" dedi sert sesiyle.
"Sıkılmıştım." dedim masumca.
Gözlerimin tam içine bakarak iç çekti. "Ah!" dedi sitemle. Eğilerek dizlerimin arkasından tutarak hızla kucakladı bedenimi.
"Hi!"
Korkuyla düşmemek için gömleğinin yakalarını tuttum hızla. Gözlerimi irice açarak ona baktım. Sırtımdaki elini sıkılaştırarak kendine çekti bedenimi.
Kokusu burnuma dolduğunda tüm korkup silinip gitti. Kürşat yüzünü yüzüme yaklaştırarak fısıldadı. "Elbise güzel olmuş."
"Hıh?"
Yakınlığından dolayı aklımı kaybetmiştim sanki. Dalgınlığıma kısık bir kahkaha attı. Bembeyaz dişlerini ortaya sererek güldü. Başını hafif arkaya attığı için öne adem elmasına baktım. Sesli bir şekilde yutkunarak yüzüne baktım. Sakalların arasında beliren küçük gamzesine baktım.
Parmak uçlarımın sızladığını hissettim. Kendimi tutarak içimdeki hissi bastırmaya çalıştım. Hızla gözlerimi kaçırdım ondan. Yoksa dayanamayıp okşayacaktım yüzünü. Kahkahasını kestiğinde gözlerini üzerimde hissettim. Burnunu yavaşça saçlarıma sürttü. O beni kokluyordu. Kötü kokmamak için dua ettim içimden. "Elbisen diyorum güzel olmuş."
Bakışlarımı yüzüne çevirdim. Gözlerini çıplak omuzlarımda ve gerdanımda gezdirdiğini gördüm. Git gide kararan bakışlarıyla utandım. Yanaklarımın ısısını hissettiğimde gözlerimi kaçırdım ondan.
"Üşümez misin?" dedi boğuk sesiyle.
"Hayır sıcak." Titrek nefesimle fısıldadım. Ev gerçekten de sıcaktı. Dışarı da ki ayazı unutturacak kadar.
Derin bir soluk alarak yavaşça inmeye başladı merdivenleri. "Öyle olsun bakalım."
Merdivenleri indikten sonra geniş bir oturma odasına geldik. Büyük odada, yemek masası ve koltuklar bulunuyordu. Perdeler Osmanlı modeli kahverengi ağırlıklı işlemelerle süslenmişti. Koltuklar ise mistik havası ve kahverengi tonlarıyla duvarda olan krem rengiyle uyuşuyordu. Aynı şekilde yemek masası da krem rengi ve büyüktü.
Gözlerimi odada gezdirdiğimde koltukta elinde gazete okuyan Ahu'ya ilişti. Kürşat odaya girdi. Sessiz odada ayakkabısının sesi çıkınca Ahu başını kaldırarak bize baktı.
Tebessüm ederek gazeteyi önündeki sehpaya indirdi. "Hoş geldiniz!" dedi.
Utanarak gözlerimi kaçırdım hemen. Kürşat bu halime tebessüm ederek beni yavaşça geniş koltuğa bıraktı. Ellerimi bedeninden çekerek kucağımda birleştirdim. Kürşat geri çekilerek yanıma oturdu iri bedeniyle.
"Hoş gördük."
"Elin nasıl oldu Hamra?" dedi Ahu elime bakarken.
"İyiyim merak etme." dedim ona gülümserken. Ahu başını salladı yavaşça. Gözlerini benden çekerek abisine baktı. "Ee abi yemek yemeyeceğiz mi?"
"Şahin'i bekliyorum. Gelmedi it herif hala."
"O da mı gelecek?" dedi Ahu gözleri parlarken.
"Evet bizim evde otlanıyor sürekli şerefsiz." Ahu mutlulukla arkasına yaslandı. Tabi Kürşat görmemişti bunu ama ben görmüştüm. Kimdi bu Şahin, Ahu'yu mutlu eden?
Dudaklarımı aralayacağım sırada bir ses duyuldu odada. "Ooo ahali bir hoş geldin yok mu?" Kafamı çevirerek sesin geldiği yöne baktım. Kürşat'ın yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim adam gülümseyerek odaya girdi. Mavi gözleri odada hızla Ahu'yu buldu. Bir saniye geçmeden gözlerini ondan çekerek Kürşat'a çevirdi.
Uzun boylu, siyah saçlı bir adamdı. Kısa sakalları ve Kürşat'a nazaran biraz sıska vücuduyla oldukça yakışıklı bir adamdı. Yanımdaki boğaz temizleme sesiyle gözlerimi Kürşat'a çevirdim. Harareleri öfkeyle kaplanmış bana bakıyordu.
Gözlerimi hızla kaçırdım ondan. Şahin yaklaşarak Kürşat'ın yanına geldi. "Neredesin lan?" Kürşat'ın yanımdan gelen öfkeli sesiyle titredim. Neye kızmıştı?
"Anca bitti işim fabrikada. Beyimiz zahmet edip gelseydi görürdü." dedi Şahin imayla. Kendini hemen Ahu'nun oturduğu ikili koltuğa attı. "Ulan puşt zaten iki günde bir geliyorsun bir de laf ebeliği yapma."
"Neyse tartışmayacağım seninle. Yemekte ne var?" dedim gülümserken.
"Ebeni- Git kendi evinde zıkkımlan."
"Zehra ablam yine yapmıştır bana bir şeyler." dedi elini bir birine sürterken. Şahin, gözlerini bana çevirdiğinde irkildim. "Misafirimiz varmış."
"Misafir değil o." dedi yanımda Kürşat. Gözlerimi şaşkınlıkla aralayıp ona baktım. Gözlerini bana çevirdi.
"Kim peki?"
"Sana ne lan pezevenk!" dedi Kürşat ona sinirle. Şahin ise onun bu tavrına arsızca güldü. "Hoş geldin ben Şahin. Bunun kardeşiyim." dedi eliyle Kürşat'ı gösterirken.
"Bende Hamra." dedim mırıltıyla.
"Konuşma şununla." dedi öfkeyle Kürşat. Şahin tam ağzını açacağı sırada içeri Zehra abla girdi. Gözlerimi Şahin geldiğinden beri sessizleşmiş olan Ahu'ya çevirdim. Az önce mutlu değil miydi bu kız?
"Sofra hazır beyim."
Kürşat başını sallayarak ayaklandı. Ahu ise tek kelime etmeden Şahin'in önünden geçerek sofraya doğru yürüdü. Kürşat bana doğru dönerek üzerime eğildi. Ellerimi havalandırarak durdurdum onu. "Gerek yok yürüyebilirim!" dedim kısık sesimle.
Kaşlarını çattı hızla. "Emin misin?" Başımı sallayarak salam elimden destek alıp ayağı kalktım yavaşça. Ancak ayağım ani bir şekilde kasıldı, dengemi sağlayamadan Kürşat'a doğru yalpalandım.
Hızla kollarını belime sararak tuttu beni. Ellerimi göğsüne koydum. Yüzünü saçlarımın arasında dolaştırırken "Görüyorum." dedi imayla. Ben utanırken yavaşça eğilerek kucağına aldı beni. Şahin bize bakıp gülümserken ayaklandı.
"Aile var burada yalnız."
Utançla başımı eğdim. "Sus lan!"
Şahin kahkaha atarak sofraya doğru ilerledi. Ahu çoktan oturmuştu masaya. Kürşat sandalyeyi ayağıyla iteleyip oturttu beni sandalyeye.
Geri çekilerek masanın başındaki sandalyeyi çekip oturdu. Benim hemen yanımda Kürşat karşımda ise Ahu vardı. Şahin de Ahu'nun hemen yanına oturdu. Zehra abla çorbaları servis etmeye başlarken bende Kürşat'a baktım.
Önündeki sudan bir yudum alarak bardağı bıraktı yerine. Gözlerini bana çevirdiğinde tebessüm ettim ona. Zehra abla önüme kaseyi bıraktığında "Teşekkür ederim."
"Afiyet olsun."
Teker teker çorbalı servis edince odadan çıktı. Gözlerimi masada dolaştırdım. Biber dolmaları, sarmalar, börekler ne arasan vardı. Birkaç gün önce bunların hiçbirine sahip değildim ama şimdi önümdeki yemeklerin hepsi beni ye diye bağırıyorlardı sanki.
Sağlam elimle kaşığı alarak kasede ki çorbaya daldırdım. Herkes yemek yemeğe başlamıştı. Bir kaşık çorbayı alıp içtiğimde tadının lezzetli olduğun anladım.
Yavaşça birkaç kaşık çorba içerken Şahin konuştu. "Yine döktürmüş Zehra ablam." dedi sarmayı ağzına atarken.
"Lan oğlum bari yemek yerken sus biraz." dedi Kürşat öfkeyle.
Gözlerimi Ahu'ya çevirdiğimde öylece çorbasıyla oynadığını gördüm. Canı sıkkın gibiydi. "Ahu?"
Kürşat'ın seslenmesiyle gözlerini çevirdi abisine. "Efendim abi?"
"Niye yemiyorsun? Hasta mısın?"
"Yok sadece iştahım yok. İznin olursa odama çekilmek istiyorum."
"Bir şeyler yeseydin?" dedi Kürşat. Şahin ise az evvel ki neşesinden ayrılmış, dalmıştı uzaklara. "Hayır iştahım yok abi."
"Peki bir şeyin olursa seslen."
"Tamam. Afiyet olsun size." dedi bana bakarken. Ona bakarak tebessüm ettim. O da bana gülümseyip sofradan kalktı. Odadan çıktığında yemek yemeye devam ettik.
Yemek yedikten sonra oturmaya devam etmiştik tabi Şahin nedeni bilmediğim bir şekilde sofradan kalkınca evine gitmişti. Biz de Kürşat ile koltuklara oturduk.
"Sana bir şey göstereceğim." dedi Kürşat yerinden kalkarken.
"Nedir?" dedim merakla.
Uzanarak beni kucağına aldı alışkanlıkla. Kollarımı boynuna dolayınca oturma odasından çıktık. Merdivenleri çıkınca odasının önünden geçerek yürümeye devam etti. Uyuduğum odanın biraz ilerisinde iki oda yanında bir kapının önünde durdu. "Aç kapıyı!" dedi yumuşak sesiyle.
Kapıyı açınca içeri girdik. Odada yatağın üzerinde bir çocuk uyuyordu. Kumral saçları yatağa dağılmış mışıl mışıl uyuyan bir kız çocuğuydu.
Gözlerimi anlamayarak Kürşat'a çevirdim. Yavaşça beni pencerenin önündeki koltuğa doğru götürdü. Koltuğa oturunca geri çekilerek yanıma oturdu.
"O Çiçek." dedi kıza bakarken.
Devam etmesini bekledim ama sessiz kaldı. "Peki kim o?" dedim merakla. Yoksa çocuğu muydu?
Yüreğimi ateş sararken ona bakıyordum. Dudaklarını araladı. "Benim yeğenim." dedi fısıltıyla.
"Anladım." dedim mırıldanarak.
"Ablam ve eşini bir kazada kaybettik. Çiçek sağ kurtuldu oradan ama normal çocuklar gibi değil, biraz içine kapanık. Onunla ilgilenmeni istiyorum." dedi hüzünle. Yüzünü sertçe sıvazlayarak bana doğru döndü.
"Hemşiresin. Senin burada benimle yani bizimle kalmanı istiyorum. Bana bir işin olmadığını söylemiştin sana teklif ediyorum." dedi tepkimi incelerken.
"Ama o hasta değil ki. Sadece biraz destek alması lazım." dedim üzüntüyle.
Yaralı elimi tutarak kendine çekti. Elimi iki göğsünün ortasına koyarak atan kalbini hissetmemi sağladı.
"Ama ben öyleyim." dedi.
Ne çok acı çekmişti? Küçücük kız öksüz ve yetim kalmıştı aynı benim gibi. Gözlerimi ellerimize çevirdim. Kalbi elimin içinde hızlıca atıyordu. "Hastayım ben. İyileştir beni." dedi yüzünü yüzüme yaklaştırarak.
"Ben-"
"Birkaç gün dene. Sadece birkaç gün zorlamayacağım seni. Gitmek istersen bırakırım."
"Bırakır mısın?" dedim hüzünle. Gitmek istesem hiç diretmez miydi yani? Burnunu hafif bir dokunuşla sürttü burnuma.
"Bırakmam." dedi ancak çok kısık bir sesle söylemişti, duyamayacağımı düşünerek ancak duymuştum.