~Zeynep~
Doruk'un yüzüme kapanan o öfkeli telefonunun üzerinden günler geçmişti ama onu tekrar arama cesaretini bir türlü kendimde bulamamıştım. Ona gerçekleri tam anlamıyla anlatamazdım belki ama sessiz de kalmak istemiyordum.
Beni paragöz bir kadın olarak hatırlamasını istemiyorum, diye geçirdim içimden.
Ona bir açıklama yapmam gerekiyordu. Titreyen parmaklarım yatağın üzerindeki telefona uzanıyor, sonra korkuyla tekrar geri çekiliyordu.
Hadi Zeynep... Yapmalısın. En azından bunu hak ediyor.
Derin, kesik bir nefes alıp telefonu avuçladım. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi hızla çarparken ezbere bildiğim numarayı tuşlayıp kulağıma götürdüm. Gözlerimi sımsıkı yumdum. Uzun uzun çaldı... Her bir çalışta içimdeki umut biraz daha ufalanıyor, korku yerini yutkunamadığım bir hayal kırıklığına bırakıyordu. Hat açılmadan o mekanik sesle kapandığında telefonu yavaşça kulağımdan indirdim. Kararan ekrana boş gözlerle baktım.
Benden nefret ediyor.
Haklıydı da. Onun yerinde olsam, ben de kendimden nefret ederdim. Zaten şu an kendi varlığımdan bile iğreniyordum. Tükenmiş bir hâlde olduğum yere çöküp telefonu yatağa bıraktım. Başımı çaresizce ellerimin arasına alıp bu dipsiz kuyudan nasıl çıkacağımı düşünmeye başladım.
"Zeynep?"
Kapının ardından gelen usulca seslenişle irkilerek ellerimi yüzümden çektim. Kapı aralandığında karşımda Elina'yı gördüm. Yutkunup hızla yataktan toparlandım.
"Buyurun Elina Hanım."
"Akşam yemeğine yarım saat kaldı." dedi içeriye bir adım atarak.
"Aşağıya inip salonda bizimle beklemek ister misin?"
Başımı hızla iki yana salladım.
"Hayır, teşekkür ederim. Ben yemek istemiyorum."
Kaşları hafifçe havalandı, sesine nahif bir endişe karıştı.
"Bizimle aynı masaya oturmak istemediğin için mi?"
Ona dürüstçe baktım. Aşağıda Hülya Hanım ve İsmet Bey'in o yargılayıcı, küçümseyen bakışlarına maruz kalmakta istemiyordum. Ancak onlara karşı içim rahattı, bu durum benden değil, Pars Bey’in kararından kaynaklanıyordu.
"Gerçekten iştahım yok." diyerek konuyu kestirip attım.
Elina anladığını belirtircesine başını salladı ama gözlerindeki o tedirginlik geçmemişti.
"Ama abim... Öğünlerini kesinlikle atlamaman gerektiğini, bunun çok önemli olduğunu söyledi."
Zihnimde maddelerle dolu sözleşme, doktorun tavsiyeleri ve rahmimdeki o emanet can belirdi. Bedenim bana ait değildi; ben sadece onların değerli yatırımlarını koruyan bir kuluçka makinesiydim. Boğazımdaki o acı yumruyla el mahkûm başımı salladım.
"Biliyorum." dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.
"Ama inanın midem hiçbir şeyi almıyor."
Elina gözlerimdeki o yorgunluğu görmüş olacak ki daha fazla üstelemedi. Şefkatle gülümsedi.
"Anladım. Sen hiç merak etme, ben abime yorgun olduğunu, yemeğini daha sonra odanda yiyeceğini söylerim."
Beklemediğim bu iyilik karşısında dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
"Teşekkür ederim."
"Önemli değil. Hadi, dinlen sen." diyerek kapıyı usulca çekip odadan çıktı.
Odada tekrar yalnız kaldığımda omuzlarım çöktü. Yatağa doğru adımlayıp az önce bıraktığım telefonu tekrar elime aldım. Ekranda hiçbir geri dönüş yoktu. Kalbimin tam ortasına sızan o keskin acıyla yatağın ucuna oturdum.
Aramamı açmıyor... Mesaj atayım. Belki okur. Sadece okuması bile yeter.
Ona başka ulaşım yolum yoktu. Parmaklarım klavyenin üzerinde titreyerek gezinirken, yazdığım her bir yarım yamalak kelimede gözlerimden süzülen yaşlara mâni olamıyordum. Gözyaşlarım ekranın üzerine damlıyor, harfleri ve Doruk'a duyduğum o mahvolmuş hisleri bulanıklaştırıyordu.
★★●★★
Pars, elindeki yıpranmış mektubun sonuna yaklaşırken yutkundu. Her zamanki gibi, o yürek burkan son satırları okumayıp başını yavaşça kaldırdı. Kâğıdı özenle, adeta kırılacak bir cam parçasıymış gibi ikiye katlarken gözlerini odanın içinde gezdirdi.
Bu odayı Aylin’le beraber kendi bebekleri için hazırlamışlardı. Ancak o oda hiçbir zaman bir bebek ağlamasıyla şenlenmemiş; aksine, onlara acı üstüne acı getiren, hüsranla dolu sessiz bir anıt gibi kalmıştı.
“Bu defa doğum gününde mutlu olacaksın Aylin,” diye fısıldadı kararlı bir sesle.
Pars, o mutluluğa kendi gözleriyle şahit olamayacaktı belki ama biliyordu ki Aylin, hayattaki tek dileğine, bebeğine kavuştuğunda gerçekten mutlu olacaktı. Bakışları, odanın köşesinde boynu bükük duran o boş beşiği bulduğunda sinir dolu bir soru koptu.
“Neden?”
Neden onların bebeği Aylin’in bedeninde can bulamamış da şimdi yabancı bir kadının rahminde büyümek zorundaydı? Eğer her şey normal olsaydı, o küçük embriyo Aylin’in rahminde can bulsaydı bütün bu kâbuslar yaşanmayacaktı. Aylin şimdi burada, hemen onun yanı başında, gülümseyerek eli karnında bu beşiğe bakıyor olacaktı.
Omuzlarına çöken o görünmez yükle yataktan kalkıp boş beşiğe doğru yaklaştı. Parmak uçları beşiğin pürüzsüz ahşap korkuluklarında yavaşça dolanırken, zihni acımasızca o eski, güneşli günlere kaydı.
Geçmiş zaman...
“Pars, sakın gözünü açma!” diye heyecanla kıkırdayan Aylin’in sesi kulaklarında yankılandı. Pars, karısının bu çocuksu heyecanına dayanamayıp gülümsedi. Arkasından onun gözlerini kapatan o narin ellere dokundu.
“Gözlerimi o kadar sıkıyorsun ki açmama imkân yok zaten, merak etme.”
Pars’ın alaycı sesiyle Aylin şen bir kahkaha attı. Yavaş adımlarla odaya girdiklerinde Aylin, heyecanla bir elini kocasının gözlerinden çekip hızla önüne geçti.
“Hazır mısın?”
“Evet.”
Gözlerini açtığında karşısında yüzü aydınlanmış Aylin’i gördü. Pars, dudaklarında çarpık bir gülümsemeyle “Sürpriz sen miydin?” diye bilerek takıldı ona.
Aylin onun dalga geçtiğini bilse de gözlerini devirip “Evet!” dedi ve gülerek Pars’ın önünden çekildi. Odanın içi boy boy karton kutularla doluydu. Pars, kutuların üzerindeki görsellerden içindekilerin bebek odası mobilyaları olduğunu anında anladı.
“Bu oda bizim bebeğimizin odası olacak!” diye sevinçle şakıyan Aylin, kutuların yanına adeta seke seke gitti.
“Eşyaları sana sormadan, heyecanıma yenik düşüp seçtim ama kendime hâkim olamadım. Eğer beğenmediğin bir şey olursa hemen değiştiririz...”
Aylin heyecanla odayı nasıl dizayn edeceğini, beşiği nereye koyacağını uzun uzun anlatırken, Pars’ın zihninde sadece doktorun o temkinli uyarıları yankılanıyordu. Karısının kendini bu hayale erkenden kaptırdığını görüyordu. Sonraki süreçte yaşanabilecek olumsuz sonuçlardan onu korumak istediği için yavaşça ona yaklaştı.
Aylin, Pars’ın yüzündeki o ciddi ve gölgeli ifadeyi görünce dudaklarındaki tebessüm yavaşça soldu. Pars, tam karşısında durup onun iki elini de büyük avuçlarının arasına aldı.
“Senin seçimine sonsuz güveniyorum.” dedi sesini yumuşak ama ciddi tutmaya çalışarak.
Ancak Aylin, onun sesindeki o temkinli tonu hemen fark etmiş, mutluluğuna gölge düşmüştü. Pars devam etti.
“Ancak süreç tamamen bitip de bebeğimizin haberini kesin olarak aldığımızda hazırlıklara başlamamız daha doğru olur.”
Aylin, sanki o kötü ihtimali kovmak istercesine başını hızla iki yana salladı.
“Hayır. Hamileyken hiçbir şeye dokunmayacağım, yorulmayacağım. Sadece bebeğimin sağlıkla doğması için ne gerekiyorsa onu yapacağım!”
Pars, elini usulca Aylin’in yanağına götürüp okşadı.
“Zaten ağır iş yapmayacaksın.” diyerek onu düzeltmeye çalışsa da Aylin ikna olmak yerine, Pars’ın yanağındaki elini sıkıca kavradı.
“Pars, lütfen... Lütfen o kötü ihtimalleri konuşmayalım. Gel, beraber bebeğimizin odasını kuralım.” dedi sesi incecik, yalvarır gibi çıkmıştı.
Karısının gözlerindeki o korkuyu ve tedirginliği görünce onu daha fazla germek istemedi. Konuyu doktorla konuşmaya karar verip başını salladı. Aylin’in yüzü o an yeniden aydınlandı ve kollarını Pars’ın boynuna sımsıkı doladı.
“Benim anlayışlı kocam!” diye fısıldadı sevgiyle. Pars, gözlerini kapatıp karısının o sıcacık sarılışına karşılık verdi...
Pars, burnuna dolan o hayali çiçek kokusuyla sarsılarak anılardan sıyrıldı. Gözlerini hızla boş beşikten çekip derin bir nefes aldı. Yatağa ilerleyip mektubu eline aldı ve eşofmanının cebine attı. Odadan çıkıp merdivenlere yöneldi.
Alt kata doğru inerken, merdivenleri ağır ağır çıkan Zeynep’i gördüğünde adımlarını durdurdu.
Zeynep, elinde bir yemek tepsisiyle duraksamıştı. Umut acıktığı için mutfağa inip ona yiyecek bir şeyler hazırlamıştı ama Pars’la yüz yüze gelmeyi hiç beklemiyordu. Yönünü değiştirip geri dönmek istese de bunun daha tuhaf olacağını anlayıp merdivenleri çıkmaya devam etti. Tam Pars’ın hizasına geldiğinde durmak zorunda kaldı.
Pars’ın o buz gibi mavi gözleri, önce Zeynep’in yorgun yüzünde, ardından elindeki tepside gezindi.
“Acıktınız mı?” diye sordu düz bir sesle.
Zeynep başını hafifçe iki yana salladı.
“Hayır, kendim için değil. Umut için hazırladım.”
Pars anladığını belirtircesine çenesini hafifçe sıktı.
“Yol yorgunusunuz. Odanızda dinlenin. İstekleriniz neyse evdeki çalışanlara iletin, onlar getirir.”
Zeynep, bu adamın her sözünün altında yatan o gizli kontrolcülüğü istemiyordu.. Dikkatle tepsiyi tutarak “Yeterince dinlendim, sürekli yatamam.” diye karşılık verdi hafif ters bir tonla. Hemen ardından da “Merak etmeyin, ufak tefek hareketler ederken bebeğinize bir zarar vermem. Aksine, doktorlar hafif hareket etmenin iyi olduğunu söylüyor.” diye ekledi.
Pars’ın kaşları anında çatıldı. Sesindeki o otoriter alçak tını geri dönmüştü.
“Bebeğe zarar verecek her türlü riskten ve davranıştan kaçınmak sizin bu evdeki temel göreviniz! Bunu dilinizle değil, aklınızla daima hatırda tutun!”
Zeynep, dudaklarını birbirine bastırdı. Cevap vermek, bağırmak istiyordu ama karşısındaki adam, ona para ödeyen, rahmini kâğıt üzerinde satın alan patronuydu. Bir patrona ne kadar cevap verilebilirse, o kadar sustu. Gözlerini ondan kaçırıp önüne baktı.
Zeynep’in bu sessizliğini gören Pars, anlaşıldığını düşünerek hafifçe kenara çekildi ve ona yol verdi. Zeynep elindeki tepsiyle merdivenleri sessizce çıkmaya devam ederken, Pars da arkasına bile bakmadan çalışma odasına doğru yürüdü.
★★●★★
~Melis~
Emniyetteki ifadem nihayet bittiğinde, içeride işlemleri süren Sarp’ı bekleme gereği duymadan doğrudan çıkışa yöneldim. Tam o sırada avukatım son bir imza için beklemem gerektiğini söyleyince, bıkkınlıkla tekrar polis memurunun masasına döndüm. Memur, kâğıdın üzerinden son kez geçip yazılı ifademi bana uzattı. Kâğıdı alıp imza atmak için kaleme uzandığımda polis memuru boğazını temizledi.
“Melis Hanım, Sarp Bey’in avukatı henüz gelmemiş. Sizden kendi avukatını aramanızı rica etti.”
Kalemi kâğıdın üzerinde durdurdum. Dudağımın kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı.
“İşinin hızlı yürümesi gerekiyorsa, avukatı geldiğinde bunu kendisiyle bizzat konuşsun memur bey.”
Yolun ortasında, herkesin gözü önünde bana bağırıp beni küçük düşüren bir adama, üstelik bu adam hâlâ sevdiğim eski sevgilim olsa bile iyi niyetle yardım edecek değildim. Polis memuru, uzatmanın yersiz olduğunu anlayarak başını salladı. Kâğıttaki satırlara hızla göz gezdirip, verdiğim sözlü ifadenin birebir aynısı olduğuna emin olduktan sonra altını imzaladım.
Doğrulup kâğıdı memura uzattıktan sonra emniyetten dışarı, o serin havaya çıktım. Gözlerim park yerinde kendi arabamı aradı ama bulamadım. Bakışlarım etrafta gezinirken, ileride duran bir grup kalabalık dikkatimi çekti. İsminin Çağan olduğunu o kargaşa esnasında öğrendiğim adam, etrafında birkaç kişiyle duruyordu.
Adamlardan biri Çağan’ın koluna dokunup ona doğru döndüğünde, o adamın yüzünü net bir şekilde seçtim. Bir dakika... Bu Çağan, o tefeci Çağan mı?
Sözleşmenin bir kopyasını teslim etmek için o izbe, çöp mekâna tekrar gittiğimde Çağan yine ortalarda yoktu ve mecburen bu adamlarıyla muhatap olmak zorunda kalmıştım. Yüzlerini unutmam imkânsızdı.
Adamlar kendi aralarında hararetle konuşurken Çağan başını kaldırdı ve göz göze geldik. Yüzüne yediği yumruğun bıraktığı kızarıklığı buradan bile net seçebiliyordum. Gözlerini benden çekip tekrar adamlarına döndüğünde “Tesadüflere inanmam!” dedim.
Adımlarımı hiç çekinmeden doğrudan onların olduğu tarafa yönlendirdim. Yaklaştığımı fark ettiğinde gözleri yeniden beni buldu. Kaşı ‘Hayırdır?’ dercesine alayla havaya kalkarken tam önünde durdum. Yanındaki adamları da susmuş, bana bakıyordu.
Bu tanıdık adamların yüzüne kısa bir bakış atıp doğrudan Çağan’a döndüm.
“Tefeci Çağan’ı bizzat benim şirketimin önüne kadar getiren o çok önemli nedeni gerçekten merak ettim?”
Az önce sorgularcasına kalkan kaşı yavaşça indi. Dudaklarında, ne anlama geldiğini çözemediğim o ukala, çarpık gülümseme belirdi.
“Senin şirketin mi var?” dedi bariz bir alaycılıkla.
Elimle hemen sağ tarafında duran adamını işaret ettim.
“Adamların sana eksik bilgi mi veriyor yoksa?”
“Adamlarıma şirketin olduğunu mu söyledin?” diye inatlaşmaya devam edince sinirle gözlerimi kıstım.
“Tefeciler ellerine geçen paranın kaynağını daima merak ederler! Benim hakkımda araştırma yapmadığına asla inanmam!” dedim sesimi yükselterek.
Çağan, bana cevap vermek yerine eliyle adamlarına ‘Siz gidin’ dercesine kısa bir işaret yaptı. Adamlar sessizce yanımızdan uzaklaştığında, bana doğru bir adım atıp hafifçe eğildi.
“Çok inatçısın, bayan!”
Sertçe yüzüne baktım. İnadıma yapıyor, o sinir bozucu kelimeyi kullanarak konuyu kasıtlı dağıtmaya çalışıyordu.
“Bana bayan demeyi kes! Sadece soruma cevap ver!” diye çıkıştım.
Çağan omuz silkti.
“Şirket senin mi, değil mi bilmem. Paralı bir bayan olduğunu biliyorum, o kadar. Ben kendi yoluma gidiyordum, yanındaki o lavuk arabasıyla geri geri gelirken bana çarptı. Yol senin babanın malıysa söyle de, ona göre cevap vereyim bayan!”
Bu sokak ağzına, bu avam üsluba bir saniye daha maruz kalmak istemediğim için elimi havaya kaldırdım.
“Yeterli!” dedim sertçe. Kafasını alayla salladı. Hangi ara cebinden çıkardığını anlamadığım siyah tespihini parmaklarının arasında çevirmeye başladı.
“Sadece bu defalık yeterli olsun!” dedim ona doğru bir adım daha atarak.
“Umarım bir daha hiçbir yerde denk gelmeyiz!”
Tam bana aynı ukalalıkla bir cevap verecekti ki, arkamdan gelen o tanıdık sesle duraksadı. Kafamı hızla çevirdiğimde, ileriden bana doğru gelen Pars’ı gördüm. Onu daha fazla bekletmemek için Çağan’ı arkamda bırakıp Pars’a doğru yürüdüm ve ortada buluştuk.
“Melis, iyi misin?” diye sordu Pars, gözleriyle beni hızla tarayarak. Başımı sallamakla yetindim. Aldığı onaydan sonra bakışları sertleşti. Yüzüme bakarken bile neye kızdığını, neyin hesabını soracağını çok iyi biliyordum. Gözlerini benden çekip Çağan’ın rahatça dikildiği tarafa baktı.
“O kim? Sarp’la kavga eden kişi mi?”
“Evet.” dedim kısaca.
“Kim haksızdı?” diye sordu, sesi hesap sormaya hazırdı.
“Boş ver Pars.” diyerek yorgunlukla iç çektim. Kafasını salladı ve Çağan’a doğru bir adım atmaya yeltendi. Kolunu hızla tutup onu durdurdum.
“Pars, lütfen... Sadece eve gidelim. Sabahtan beri yeterince yoruldum, bir saniye daha burada kalmak istemiyorum.”
Gözlerimin içine baktı.
“Başka konuşulması, halledilmesi gereken bir durum var mı?”
“Hayır ve lütfen bana hiçbir şey sorma. Sadece beni evime götür.”
Derin bir nefes aldı ve “Tamam. Ama yarın bana evine giren o hırsızları ve bugün karıştığın bu kavgayı anında haber etmemenin açıklamasını yapacaksın!” dedi.
İtiraz edecek gücüm olmadığından kafamı salladım. Pars’la beraber onun arabasına doğru ilerledik. Açtığı kapıdan içeriye yığılır gibi oturdum. Emniyet kemerimi bağlayacak mecalim bile kalmadığından, başımı doğrudan cama yasladım.
Pars şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdığında, sessizliği bölen o net ve sert cümleyi kurdu.
“Sarp’la bir daha görüşmeni istemiyorum.”
Gözlerimi kapattım. Boğazıma oturan o acı yumruyu yutkunmaya çalışırken “Eskide kaldı. Sadece arkadaşça bir görüşmeydi.” diyebildim zar zor.
Pars arabayı ana yola çıkarırken, gözlerimin nemlenmesine engel olamadım. Bugün sokak ortasında bana bağırıp kızan adam değildi beni ağlatan; o adamın, bir zamanlar hayatımı birleştirmeyi hayal ettiğim, kollarında huzur bulduğum eski sevgilim olmasıydı. Sarp’la yaşadığım o sıcak, sevgi dolu anılar zihnime hücum ettikçe, geriye kalan hiçliğin ağırlığı altında ezildiğimi hissediyordum...
Merhaba arkadaşlar, en çok gelen sorulardan biri: “Aylin’e ne oldu?”
Şu ana kadar yayınlanan bölümlerde Aylin’in başına ne geldiğine dair bir açıklama yapılmadı. Bu sorunun cevabını, ilerleyen bölümlerde öğreneceksiniz🖤
Bir de daha önce yaptığım duyuruya istinaden, bölümler w*****p ve w*****d üzerinde devam edecek
Bugün aldığım geri bildirimler doğrultusunda, sözleşme yapana kadar bölümlerin Dreame üzerinde de devam etmesine karar verdim. Böylelikle hem Dreame hem de w*****p/w*****d okurları kitaba erişmeye devam edebilecek
Sözleşme yapıldıktan sonra ise, sözleşme gereği kitap sadece w*****p üzerinden yayınlanacak(Bunu özellikle söylüyorum)
Son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum: Bölümleri haftada 1 kez, genellikle cumartesi günü paylaşılıyorum. Aksaklık olursa bunu size bildiririm ve o bölümü telafi ederim : )
Herkesin gönlü olsun, ben elimden geldiğince düzenli bölüm paylaşmaya devam edeceğim🖤