1. Bölüm: Borç Batağı
~Zeynep~
Demir kapının paslı kulpu avcumda buz gibi bir his bırakırken ciğerlerime dolan hava yetersiz geliyordu. İçeri adımımı atar atmaz genzimi yakan o ağır, bayat tütün kokusu ve duvarlara sinmiş rutubet karşıladı beni. Kalbim göğüs kafesimi döverken, içimdeki o ilkel kaçma dürtüsünü bastırmak için gözlerimi sıkıca yumdum.
Sakin ol Zeynep, dedim içimden. Sadece konuşacaksın.
Gözlerimi açıp loş koridorda temkinli adımlarla ilerledim. Henüz elimi kaldırmadan, kapı gıcırtıyla içeriye doğru açıldı. Çağan oradaydı. Kapı pervazına yaslanmış, elindeki siyah kehribar tespihi ritmik bir şekilde sallıyordu. Beni baştan aşağı süzerken dudaklarında belli belirsiz, rahatsız edici bir tebessüm belirdi.
"Zeynep..." dedi, adımı ağzında bir şeker gibi yuvarlayarak. "Seni kendi ayağınla burada görmek ne güzel."
Sesi kadife gibi yumuşaktı ama o yumuşaklığın altında jilet gibi keskin bir tehdit yatıyordu. Kenara çekilip geçmem için yer açtı.
"Demek hesaplaşmaya geldin?"
Başımı iki yana salladım, boğazım kurumuştu, yutkunmakta zorlandım. İçeri girmemi işaret etse de eşikte kalmayı tercih ettim. Onun alanına ne kadar girersem, o kadar kapana kısılmış hissedecektim.
"Sadece... biraz daha zamana ihtiyacım var." diyebildim sonunda. Sesim beklediğimden daha cılız çıkmıştı.
Çağan’ın yüzündeki o sahte gülümseme anında soldu. Elindeki tespihi avucunun içinde sertçe sıkıp yere fırlattığında çıkan şakırtıyla irkildim, gayriihtiyari bir adım geriledim.
"Zaman..." diye mırıldandı, sesi artık buz gibiydi. Bana doğru yavaş, avcı adımlarıyla yaklaştı.
"Sana kaç kere zaman tanıdım? Bir ay mı? İki ay mı? Takvim yaprakları bitti kızım! Burası hayır kurumu değil."
Aramızdaki mesafeyi kapatırken nefesi yüzüme çarpıyordu.
"Yemin ederim deniyorum." dedim, kelimeler ağzımdan nefes nefese dökülüyordu.
"İşe yeni girdim, bankayla kredi için görüştüm. Onaylanır onaylanmaz, elime geçen ilk kuruşu sana getireceğim. Lütfen..."
"Hepsini değil, kuruşu öyle mi?" diye gürledi. Sesi boş depoda yankılandı. Etraftaki gölge gibi duran adamlar başlarını çevirip bize baktığında, korku mideme kramp gibi girdi.
Çağan "Benim sabrım da zamanım da tükendi!" diyerek tam dibimde bitti. O kadar yakındı ki, üzerindeki ağır parfüm kokusu midemi bulandırdı.
"Ama..." dedi, sesi alçalıp tehlikeli bir fısıltıya dönüştü.
"Borcunu kapatmanın başka bir yolu daha var."
Bir anlık saf bir umutla başımı kaldırdım.
"Ne? Ne istersen yaparım, yeter ki süre ver."
Gözlerindeki o karanlık parıltıyı fark ettiğimde çok geçti. Elini kaldırıp omzuma koydu, parmakları köprücük kemiğimi ezercesine sıktı. Bedenim kaskatı kesildi.
"Çek elini!" diye bağırdım, sesim titriyordu. Beni duymazdan geldi. Diğer elini yüzüme doğru uzattığında başımı hızla sağa çevirdim. Parmakları havada asılı kaldı ama geri çekilmedi. Kulağıma doğru eğildiğinde sıcak nefesi boynumu yaktı.
"Para yoksa!" dedi fısıldayarak "Bir gece benim misafirim olursun. Borcunun yarısını silerim. Adil bir takas, değil mi?"
Duyduklarımın iğrençliğiyle midem ağzıma geldi. Dünyanın en sıradan ticaretini yapıyormuş gibi rahattı.
"Bırak beni!" diye haykırıp göğsünden itmeye çalıştım ama milim kıpırdamadı. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
"Borcumu parayla ödeyeceğim! Senin pisliğine bulaşmadan!"
Çağan kahkaha atarak geri çekildi, bu tepkimden zevk alıyor gibiydi. Yerdeki tespihini eğilip aldı, tozunu silkeledi.
"Peki." dedi omuz silkerek.
"Madem zor yolu seçiyorsun. Üç günün var Zeynep. Ya parayı getirirsin ya da..."
Arkasını dönüp giderken duraksadı. Başını hafifçe bana çevirdi.
"Ya da yeğenini getirirsin."
Kanımın damarlarımda donduğunu hissettim. Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"Ne? Umut mu?"
Çağan bana döndü, yüzündeki ifade artık tamamen şeytaniydi.
"Küçük Umut... Duyduğuma göre sağlıklı bir çocukmuş. Organ mafyası, taze ve genç parçalar için ne kadar ödüyor biliyor musun? Senin borcunu fazlasıyla kapatır."
"Sakın!" diye çığlık attım, sesim boğazımı yırttı.
"Yeğenime dokunursan seni öldürürüm! Ona dokunma!"
Çağan umursamazca elini salladı.
"Üç gün Zeynep. Sayaç işliyor."
Üzerine atılmak istedim, tırnaklarımı yüzüne geçirmek istedim ama etrafımdaki adamlar bir duvar gibi önüme dikildi. Biri kolumdan sertçe yakalayıp beni kapıya doğru sürüklemeye başladı.
"Umut'tan uzak duracaksın!" diye haykırıyordum, gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu.
"O daha bir çocuk!"
Adam beni kapıdan dışarı, beton zemine savurduğunda dizlerimin üzerine düştüm. Avuçlarımın içi parçalandı ama acıyı hissetmedim bile. Demir kapı yüzüme büyük bir gürültüyle kapandı.
Soğuk betonun üzerinde, hıçkırıklarımın arasında kaldım. Sokak lambasının cılız ışığı üzerime vururken, karanlık bir çaresizlik omuzlarıma çöktü. Başımı kaldırıp kapalı kapıya baktım. Artık sadece kendi hayatım için değil, Umut’un canı için de savaşıyordum.
Titreyen ellerimle yerden destek alıp ayağa kalkmaya çalıştım ama bacaklarım beni taşımadı. Olduğum yere yığılırken dudaklarımdan dökülen fısıltı, bir yeminden çok bir yalvarış gibiydi.
"İzin vermeyeceğim... Onu almamanıza izin vermeyeceğim..."