Bazen öyle şeyler olurdu ki olmaması gerekiyordu diye ağlardı insan çünkü en olmadık anlarda en olmadık zamanlarda ortaya çıkıyordu ve sonuç hüsrandı.
Kadir, karşısındaki adama bakarken boynunu oynatıyor katil olmamak için çabalıyordu. Midran da cehennem onun için çoktan başlamıştı.
“Kimsin? Bir daha sormayacağım? Benim konağımda ne arıyordun?”
Adam yine sustu. Elini bir balyoz gibi yumruk yapan Kadir daha bir dakika önce yumruk indirdiği yanağa yenisini indirirken kükredi.
“Kimsin lan sen! Benim karımla derdin neydi? Konuş! Konuş yoksa yemin ediyorum hayvanlarının bok yığınına seni baş aşağı hala yaşarken gömerim.”
Adam, sersemlemişti. Hasan abisine müdahale etmiyordu. Elmina'nın hali onun da gözünün önünden gitmiyordu. Adam konuşmaya başladığında Kadir daha da kötü bir ruh haline bürünecekti.
“Ben, ben Elmina’nın komşu köylüsüyüm. Geçen yaz bize işe gelmişti. Gördüm beğendim. Sevdim. Teyzesinden istemek için geldim ama o çoktan senin ikinci karın olmuştu. Kendime yediremedim. O benim olmalıydı. Takip ettim zaman kolladım. Siz gidip o kalınca da konağa girdim.”
Öksürdü. Yere kan tükürürken Kadir delirmiş gibiydi. Onu tutan kahya oldu. Hasan “Konağa girdiğinden Elmina’nın haberi var mıydı? Seni biliyor muydu?” diye sordu. Bazı şeyleri netliğe kavuşturmalıydı ki bebeğini kaybetmiş kadın bir de namusu ile sorgulanmamalıydı.
Adam korku ile başını sağa sola salladı.
“Bilmiyordu. Odasına girdiğimde uyuyordu. Gözüm dönmüştü. Saldırdım. Kötülük edecektim ama kurtuldu elimden. O sırada siz geldiniz.”
O andan itibaren kimse Kadir’i tutamadı. Adamı öyle bir dövdü ki bıraktığında adam zor nefes alıyordu. Tüm bedeni depreme tutulmuş gibi titrerken “Hasan, Hasan ben ne yaptım? Elmina neler yaşamış? Dinlemedim. Beynimi sikeyim zaten sinirden delirmiş durumdaydım görmedim halini.” diyor koca adam ağlıyordu.
Hasan abisine “Sakin ol abi. Olan oldu ama bundan sonrası önemli. Elmina’nın sana ihtiyacı olacak. Kendine geldiğinde yaşadıklarını ona ancak sen unutturabilirsin. Sen böyle yıkılırsan o kızı kimse ayağa kaldıramaz. Zaten yaşadıkları zor ve büyük haksızlık bir de sen böyle yapma” deyip akıl veriyordu.
Zamansa hep olması gerektiği gibi akıyordu. Hastaneye geri dönen Kadir karısının kapısında bekliyordu. Pişmanlık, vicdan azabı ve kalbindeki o kasılma ile beklemek öyle zordu ki.
BİRKAÇ GÜN SONRA…
ELMİNA’DAN …
Bedenimdeki ağrı, uyuşukluk ve ağırlıkla gözlerimi aralamaya çalıştığımda kirpiklerim birbirine yapışmış gibiydi. Duyuyordum. Çevremde bir şeyler oluyordu. Neden bu haldeyim ya da ne haldeyim diye zihnimi sorguladığımda hatırladığım şeylerle nefesim hızlandı. Kalbim korkuyla kasılırken yutkunmak zor geliyordu.
Kendimi öyle zorladım ki sonunda göz kapaklarım açıldı. Başta beyaz bir tavan puslu şekilde irislerime doldu. Nefes almaya çalıştığımda ilaç kokuları genzimi yaktı. Başımı yana çevirmek istediğimde biraz canım yansa da başarabilmiştim.
Büyük bir cam, tekli koltuk ve küçük bir masa vardı. Kolumu kaldırıp serum iğnesini gördüğümde yüzüm buruştu. Ağzım sanki bir avuç toprağı yemeye çalışmışım da yutamamışım gibi yapış yapıştı. Bedenimi kımıldatmak istediğimde karnımdaki acı inlememe neden oldu.
Diğer kolum sarılıydı. Düşmüştüm. Daha doğrusu Kadir beni itmişti. Cam, her yerime camlar girmişti. Bunu anımsadığımda gözlerim doldu. Ben suçsuzdum. Hiçbir şey yapmamıştım. O adamı tanımıyordum bile ama bana yapmak istediklerime karşın midem bulandı.
Kapı bir anda açıldığında korktum. Kımıldamak istediğimde acıyla inlemem giren kişinin dikkatini çekmiş olacağım ki hemen bana baktı. Gördüğüm kişi hemşireydi.
“Uyanmışsınız. Hemen doktora haber veriyorum.”
Dışarı çıktığında gitme demek istedim ama konuşamadım. Kendimi uyanık kalmak için zorluyordum. Kapı yeniden açıldığında içeri üzerinde doktor gömleği olan bir kadın girdi.
“Elmina Hanım, geçmiş olsun nasıl hissediyorsunuz kendinizi?”
Dudaklarımı aralayıp konuşmak istedim. Kötüyüm, bana ne oldu, canım yanıyor demeye çalıştım ama yapamadım. Olmadı. Çünkü sesim çıkmadı. Sanki konuşmak benim için zulümdü.
Gözlerim daha fazla dolup yaşlar şakaklarımdan süzülürken doktor hemşireye baktı. Yeniden bana bakıp “Konuşmaya kendinizi zorlamayın isterseniz. Canınız yanıyorsan gözlerinizi iki kez kapatıp açar mısınız?” değince bu daha kolayıma geldi. İki kez kapatıp açtım.
Hemşireye dönüp “Ağrı kesici miktarını biraz daha arttıralım.” Dediğinde hemen hareketlenen kızı takip edemiyordum. Benimle biraz daha konuştu. Halandan çıktığında ben hala uyumamak için savaşıyordum. Konuşamıyordum. Neden böyle oldum ya da bunun nedeni korku muydu bilmiyordum.
Gözlerimin içi yanıyordu. İstemsiz bir ağlama isteği ile dolup taşıyordum. Çok çirkin bir konuma düşmüştüm. Bana yapılan şeyin adı çok başkaydı. Namussuzlukla suçlanmıştım. Sanki o herifi konağa ben almışım gibi lanse edilmişti. Yeniden yutkunduğum da bakışlarım baş ucumdaki su şişesine kaydı. Birazcık içsem sanki rahat edecektim.
Sağ kolumu kaldırdım ama serum iğnesi acıyınca geri indirdim. Yüzüm bu acıyla buruşmuş nefesim sıklaşmıştı. Sol kolumu kaldırıp uzanmak istediğimde yetişemedim. Ağlamak istedim. Tek başınaydım. Kadir onlara inanmıştı büyük ihtimalle ve beni bu hastane odasında tek başına bırakmışlardı. Kimsesizliğim tokat gibiydi ha bire yüzüme çarpıyordu.
O ana kadar odadaki Kadir’in varlığını hissetmemiştim. Benim uzanmak istediğim şişeyi alıp hemen bardağa su koydu ve içmem için yaklaştırdı. Başta irkilip geri çekilmem elinin havada kalmasına neden olsa da bakışlarımı suda sabit tutmaya çalışıyordum.
Eğilip boştaki eliyle başımı tutmak istediğinde korkuyla sargılı ama iğne olmayan kolumu yüzüme siper ettim. Ne halde olduğunu göremiyordum. Görmek istediğimden de emin değildim.
“Korkma. Sana vurmam. Bunu düşünme bile. Su içmene yardımcı olacağım Elmina. Lütfen kolunu indirir misin?”
Sesim çıksaydı ona son yaptığını hatırlatır mıydım buna cesaretim var mıydı bilmiyorum ama kolumu çektiğim an asla yüzüne bakmadım. Başımı tutup hafif kaldırmasına suyu içirip geri çekilmesine izin verdim. O kısacık zaman diliminde sıcaklığı hem güveni hem de delice bir korkuyla kırgınlığı içime doldurdu.
Yatağın baş kısmını alttaki kumandadan biraz kaldırdığında daha rahat hissettiğim doğruydu.
“Elmina, güzelim nasılsın? Doktor çok zorlamayın dedi ama sesini duymazsam çıldıracak gibiyim.”
Sustum. Konuşmak istemediğimden değil konuşamadığımdan. Sanki tüm cümlelerim harflerim beni terk etmişti. Öylece kucağımda birleştirdiğim ellerime bakıyordum. Hareketlenen bedeni ile kaskatı kesildim. Vurmadı ama itti. O adamın bana yaptıklarıysa midem de kasılmalara neden oluyordu. Bu da canımı yakıyordu çünkü doktorun kontrol ettiği dikişlerden anladığım karnımdan da yara almıştım.
“Bir şey demeyecek misin?”
Bakışlarım korkaktı. Ben korkaktım. Üzerime lekesi çıkmayacak bir çamur sürülmüştü. Bunun ağırlığı ile ona baktığımda aslında ne halde olduğuna yeni şahit oldum. Kızarmış göz bebekleri yorgun bakıyordu. Yüzü çökmüş sakalları biraz uzamıştı. Öylece baktığımda ellerini yumruk yaptı.
“Elmina, küçüğüm yapma böyle. Ben, ben tüm yaşadıkların için özür dilerim. O piç herif anlattı. Senin bir suçun günahın yok. Hepsini öğrendim. Namusunla benim çatımın altında olduğunu biliyorum. Hiçbir özrün yaşadıklarını hafifletmeyeceğinden de eminin lakin elimden şimdilik bir şey gelmiyor. Söz, sen iyi ol ben seni el üzerinde tutarım.”
Beni el üzerinde tutmasını istemiyordum ki; anlayıp düşünse inansa yeterdi. Sevgisine bile talip olamıyordum. Kumaydım ben. Evli bir adama gelmiş ikinci kadın. Her şey hak ediyordum çoğu kişiye göre çünkü kumaydım. Yine de bu kadar çabuk beni harcayıp inanmaması sırt dönmesi zoruma gitmişti. Sanki, kıyısından köşesinden evim diyebileceğim bir yerden yırtılır gibi ayrılıyor kovuluyordum da o buna sessiz kalıyordu.
İçeri bir doktor daha girdi. Diğer kadın doktordan daha yaşlıydı. Kadın gözlüğünün üzerinden bakıp “Elmina Hanım kendinize gelmenize sevindim. Öncelikle geçmiş olsun. Sonrasında bazı durumlar hakkında bilgi verip kontrol yapmam gerekecek. Eşiniz de buradayken söylemeliyim ki bir süre hamilelik planlarınızı rafa kaldırmanız gerekse bile iyileşme süreci sonrasında yeniden bebek için deneme yapabilirsiniz. Şükür ki karnınıza giren cam parçası sadece yeni oluşmaya başlamış embriyonun hayatını sonlandırmış. Rahminiz ve yumurtalıklarınız sağlıklı. İyileşme sürecinde düzenli kontrol ve desteklerle daha iyi olacaksınız.” Dediğinde kaşlarımı çattım. Neyden bahsettiğini anlamamıştım.
Doktora karşı bakışlarım Kadir’e dönerken o fark etmiş olacak ki iç çekti. Dudağının iç kısmını kemirse de soluğunu bırakıp “Hamileymişsin. Kaza sonucu bebek ölmüş” dediği an ben sanki denizin içine düştüm de dibe doğru çekiliyorum gibi hissettim. Sonrası umurumda değildi. Doktorun ikazları, Kadir’in korku dolu bakışları, seslenmeleri, etrafımda pervane olmaları umurumda değildi. Hamileydim. Bebeğim olacaktı. Ben, bu durumu hiç fark etmemiştim. Üstelik eğer o adam bana istediğini yapabilmiş olsaydı ben hamile halimle bir de tecavüze mi uğrayacaktım. Kalbim göğsümde sıkıştı. Öyle bir ağrı verdi ki ruhum çığlık attı. Ruhumun çığlığı sağır olmamı sağladı. Boğuldum. Düştüğüm deniz tüm havayı çekip aldı. Ben niye hala yaşıyordum ki.
Bir süre nefes almadığımı yanaklarıma konan elleri ve yüzüme karşı “Nefes al. Yavrum Allah hakkı için nefes al ne olur!” diye bağırdığında dudaklarım zorla aralandı. Aldığım ilk nefesle başım döndü. Ardından birkaç hemşire beni Kadir’in elinden aldı ve yatağa uzandırdı. Yüzüme maske takarken diğer karnıma bakıyordu. Ben mi? ben çok başka alemdeydim. İçimden sürekli aynı şeyleri tekrar ediyordum.
“Hamileydim. O adam bana tecavüz edecekti. Konaktakiler beni suçladı. Kadir dinlemedi. İtti ve ben bebeğimden oldum.”
Gözlerim kapanırken çaresizce bakan adamın gözlerinde gördüğüm o pişmanlıkla vicdan azabı acıma eşit olabilir miydi? Hayır.