ELMİNA - 9

1394 คำ
Kadir, odanın dışında bekliyordu. Hemşire girmiş uyandığını söylemişti ama önce doktorun görmesi gerekiyordu. Doktor gelip kontrol ettiğinde dışarı çıktı. Adam hemen “Karım nasıl?” dediğinde iç çeken doktor “Eşiniz fiziksel olarak iyi diyebilirim ama konuşamıyor. Bu psikolojik bir durum anladığım kadarıyla. Yaşadığı kaza onda travma bırakmış olabilir. Bu konuda hastanenin psikiyatri servisinden bir arkadaşımı yönlendireceğim. O daha net bilgi verebilir.” dedi. Adamın o an sanki kendi sesi kesilmiş gibiydi. Doktor gittiğinde içeri girdi. Suya uzanmaya çalışan karısı ile hemen ilerleyip ona su doldurdu ve içirmek istedi ama karısının tepkileri kaskatı kesilmesine yetti. Ona yaklaşmak istediğinde ya da sorular sorduğunda boş bakan ama acıyla kavrulmuş gözleri içini dağlıyordu. Hele kadın doğum doktoru gelip bebeğini kaybettiğini söylediğindeki hali korkmasına yetmişti. Sesi çıkmıyordu ama acıyı öyle bir yaşıyordu ki resmen nefesi kesilmişti. Ona nefes almasını haykırırken gözlerindeki ifade elini kolunu bağlıyordu. Karısı bayıldığında Kadir de çaresizce olduğu yere çöktü. Saatlerce bekledi. Ne Elmina uyandı ne de adam gözlerini bir an olsun ondan çekti. Kapı tıklanıp açıldığında Hasan başını uzatmış “Abi” diye seslenmişti. Kadir o kadar dalmıştı ki kardeşini duymamıştı bile. Hasan, duymadığını anladığında yanına kadar gidip omuzunu tuttuğunda irkilen adam kardeşine baktı. “Seslendim ama duymadın abi. Son durum ne?” Kadir önce karısına baktı ardından da başı ile dışarıyı işaret etti. Çıktıklarında kapıyı kapayıp kendini bekleme koltuklarından birine oturdu. Hasan karşısına oturduğunda yüzünü sıvazlayan adam ofladı. “Abi.” “Sorma Hasan, sorma. Doktorlar iyi diyor ama konuşamıyor. Doktorun dediğine göre yaşadığı kaza olay onda böyle bir etki bırakmış. Kendine geldi ama öyle ürkek korkak ki. Sessizce öyle bir duruyor ki boğazımda bir urgan varmış da boğazımı sıkıyormuş gibi hissediyorum. Bir de bebek mevzusunu öğrendi. Hepten gitti. Nefessiz kaldı ölüyordu az daha. Ilaçla uyuttular.” Hasan iç çekti. Gencecik kız ne hallere gelmişti. Ona çok üzülüyordu. “Zaman abi, her şey zamanla düzelir. Elmina da zamanla toparlar. Yardımcı oluruz. Tabi en büyük görev sana düşüyor. Biliyorsun değil mi?” “Biliyorum. Biliyorum da ne yapacağımı bilmiyorum. Oğlum ben hayatımda hiç böyle bir durumla karşılaşmadım ki. Hatun’la nasıl evlendik biliyorsun. Karım oldu ama sevdiğim olmadı hiç. O hesapçı tavırları, güç merakı, kendi başına ettiği işler hep gözümün önündeydi. Sesimi çıkarmadım diye bilmiyorum sanıyordu ama her biri değil yüreğime girmesine kadın niyetine bile görmeme bile engel oluyordu. Ama Elmina, o farklıydı. Hesap kitap bilmez, güçle kudretle işi yok. Yani Hatun ile aynı kefeye koyamıyorum bile.” Hasan tam bir şey diyecekti ki koridor da elinde çanta Hacer kadın göründü. Yanında Kâhya da vardı. Yanlarına geldiklerinde ise kâhya “Ağam, Hacer kadın bir şey diyecekmiş sana. Az konuşsak mı?” deyip bekledi. Hacer kadın koltuklardan birine oturup başını öne eğerken iç çekti. “Elmina kızım nasıl ağam? Kendine geldi mi?” “İyi değil Hacer abla. Hiç iyi değil hem de.” “Ağam. Ben sana bir şey diyeceğim ama nasıl desem bilemedim.” “Hacer Abla. Şu an nasıl bir halde olduğumu bilsen hiç uzatmazsın. Söyle ne diyeceksen?” Kâhya ile göz göze gelen kadın yutkundu. Hasan'a bakıp büyük bir soluk alırken gözleri en son Kadir’i bulurken “Ben Süheyla ile konuştum. O gece neyin ne olduğunu tam anlayamamıştım ama bize düğüne gidin diye Elmina demedi. Kızlar bana ısrar edince ben konaktayım siz isterseniz gidin gelin kızlarında gönlü olsun dedi. Arka kapıdan biz çıktık ve kapıyı kendim kapamıştım ama yedek anahtarı kapının önüne bırakan Süheyla’ymış. O adamın içeri girmesini Süheyla sağlamış. Hatun Hanım’ın emriyle. Kargaşanın ortasında o şekilde konuşmasını da Hatun Hanım istemiş. Kulaklarımla duydum. Sesini çıkarmayacaksın diye Süheyla’yı odasına çağırmış tehdit ediyordu. Ağam, Elmina’nın başına ne geldiyse sebebi Hatun Hanımdır. İster beni gönderin ister kızın ama öğrenince söylemesem olmazdı. Elmina, hem yetim hem öksüz. Allah hesabını sorar sussaydım.” dediği an Hasan yüzünü ekşitirken Kadir’in bakışları resmen ateş saçıyordu. “Hacer Abla, emin misin?” “Eminim oğlum. Hatta anana da dedim de bana sus Elmina el kızı bugün var yarı yok karı koca arası bozulmasın Hatun’un yuvası yıkılır dedi.” Sinirden gözü seğiren Kadir ellerini yumruk yapmış parmak boğumlarının beyazlamasına izin veriyordu. Hasan olacakları az çok tahmin ettiğinden “Abi sakin ol” dedi. “Hacer abla sen içeri gir. Elmina ayağa kalkana kadar sen alakadar ol. Konağa dönme. Zülal sana kıyafet falan ayarlar. Küçük konakta kalacaksınız zaten.” Kadın önce Hasan’a sonra Kadir’e baktı. “Ağam.” “Dediğimi anladın değil mi abla? Elmina iyi değil. Ben ne yapacağımı bilmiyorum. Yardımına ihtiyacım var.” Kadının gözleri dolarken “Olur ağam. Ben bakarım kızıma. Aklın kalmasın ama kurban olayım Süheyla’ya bir şey etme. Kız gelin ağamız ne dediyse onu etmiş. Hatalı evet ama emir kulu oda.” dedi ama Kadir çoktan cezasını kesmişti Süheyla’nın. Bir saat kadar sonra hastaneden çıkan abi kardeş arabaya geçtiğinde istikamet Alptekin konağıydı. Konağın önüne geldiklerinde hemen inen Kadir büyük kapıya yumruk ettiği elini indirirken mutfaktan elinde bez koşarak çıkan Süheyla kapıyı açmaya gitti. Açtığı an gördüğü yüzle korkup geri çekildiğinde “Ağam hoş geldin” dedi. Kadir kaşlarını çatmış yüzü resmen ölüm saçarken kızın kolundan tuttuğu gibi avluya doğru sürüklemeye başladı. “Ağam, ağam dur ne edersin? Ağam bırak kolumu canım acıyor.” Seslere Meryem Hanım ve Rıza Ağa çıkarken odasında olan Hatun oturduğu yerde doğruldu. Yaşlı kadın “Oğul, sen dellendin mi? Bıraksana kızı.” dese de Kadir hala kolunu sıkıca tuttuğu kızı bırakmazken “Hatun!” diye gürledi. Rıza Ağa “Kadir oğlum neler oluyor ne bu haller?” dediğinde babasına dönen adam “Neler mi oluyor baba? Az sonra öğrenirsin neler olduğunu.” dedi. Ardından yeniden “Hatun! Gel buraya!” diye resmen haykırdı. Hatun, odasından çıkarken biraz tedirgindi. Kadir'in bu kadar dellenmesine neden olan şeyin konakta yaşananlar olduğunu aklına bile getirmek istemiyordu çünkü hiçbir şeyde onun eli yoktu. Süheyla bir şeyler demiş olsa hem günlerdir konaktan çıkmamıştı hem de kendi topuğuna sıkacak hali yoktu ya o yüzden rahattı. Avluya indiğinde gördüğü manzara ile yutkundu. Hele Kadir’in yüzünü gördüğünde korkmadan edemedi. Sinirden titreyen adam “Gel buraya gel. Her yılanlık senin başının altından çıkıyor gel.” dediğinde Meryem Hanım korkarak oğluna baktı. “Kadir, evladım neler oluyor anlat hele.” Süheyla'yı Hatun’un önüne fırlatan Kadir “Neler oluyor söyleyeyim ana. Hoş sen biliyorsundur neler olduğunu değil mi? Ama sonuçta Elmina kuma. Bugün var yarın yok. El kızı için sen gelinini harcamazsın. Onun yılanlıklarını namussuzluklarını hasır altı edersin. El birliği ile bu konağa getirdiğiniz kız umurunuz da değil. Öyle mi ana?” derken Rıza ağa bir karısına bir gelinine baktı. “Kadir, oğul anlat şu işi sen hele.” “Ne anlatayım baba. O gece bu konağa o adamın girmesini sağlatan Hatun. Sağlayan Süheyla üstüne Elmina’ya iftira atıp benim de beynimi bulandıran bu ikisi. Şunu anlamıyorum baba sen anlıyorsan bana da anlat. Madem kıskanacaktı madem böyle sorunlar çıkaracaktı ne demeye kumaya tamam dedi. Ne demeye herkesi ikna edip elin garibini buraya getirtti. Ben ondan kuma mı istedim.” Rıza gelinine döndü. “Doğru mu?” Hatun büyük bir soğuk kanlılıkla “yalan. Ben bir şey yapmadım.” dese de Süheyla korku ile “Etme Hanımım. Sen değil miydin bunları diyeceksin böyle yapacaksın diyen.” diyerek ayaklarına sarıldığında Kadir de kayış koptu. Karısının dibine kadar girdi. Onu kolundan tutup çekerken dişlerini çenesi acıyacak kadar sıkıyordu. Ana babasının kaşısına kadar getirip “Bu sondu Hatun. Duydun mu beni bu sondu. Elmina kendine gelene toparlayana kadar sana müddet veriyorum. Bu konakta günlerin o kızın iyileşmesine endeksli. Ailene evliliğin bittiğini ne şekilde izah edersin bilemem ama ben benim nikahımda olan kadına iftira atıp az daha ırzına geçirtecek bir kadını hanemde tutmam. O hanemdeyse ben orada durmam.” derken itiraz etmek isteyen kadına “Sus. Kes sesini. O yılan dilini de irin dolu sesini de duymak istemiyorum. Ulan senin yüzünden kendi çocuğumun katili oldum. O kızın canına kast ettim. Hiç utanmadın mı? Arlanmadın mı? Bir kadına iftira atıyorum bu benim ayağıma dolanır demedin mi? Vicdansız!” diye bağırdı. Koluna parmakları resmen gömülmüş kadın elinin altında kıvranıyordu. “Ulan Allah korkun da mı yoktu. Hadi kuldan utanmadın korkmadan Allah’tan da mı korkmadın. Kızın dili bağlandı. Sesi soluğu kesildi. Konuşamıyor. Doktor yaşadığı olaylardan dedi. Hele bebeği öğrendiğinde can veriyordu soluk alamadı diye. Sırf sen bu siktiğimin konağında hanım ağalık edeceksin diye kanına girdiğin masumun canı senin benim hepimizin yüzünden yandı. Allah sormaz mı sanırsın.” Hatun'u bıraktığında kadın kolunu ovuyordu. “O kadına ne olduğu umurumda değil. Benim kocama yuvama göz dikmeyecekti.” Kadir daha da delirdi. Yeniden konmuş olan cam sehpayı bir tekmede devirip tuzla buz ederken resmen kriz geçiriyordu.
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม