Bir kapı sesi ve ardından "Ben geldim." diye bağıran bir sesle zıplayarak uyandım. Benim gibi birden uyanan Gurur karnımdaki kolu ile beni korumak istercesine kendine çekti. Ona nasıl âşık olunmazdı ki? Adam uyku sersemi bile beni düşünüyordu…
"Ay!" diye bağırdı yine odama dalan yakın arkadaşım Burcu. Parmakları ile gözlerini kapatırken "Çok özür dilerim." dediği sırada yatakta doğrulup Gurur'un karnımdaki elini sıktım.
"Sorun yok." dedim gülümseyerek. "Arkadaşım Burcu ile seni tanıştırayım." dediğimde Burcu çoktan odadan çıkmıştı bile.
"Bu da neydi böyle?" diyen Gurur havada asılı kalan başını yastığa bıraktı. Kıkırdayarak eğildim ve dudaklarına ufak bir öpücük bıraktım.
"Evimin anahtarı Burcu da var. Bugün geleceğini bir hafta öncesinden biliyordum ama unutmuşum." dedim ve hala uyku sersemi olan gözlerine bakmaya devam ettim. "Sen uykuna devam et, ben gideyim ona bakayım, sevgilim."
Gurur'un gözleri parlayınca ağzımdan çıkan lafı kulağım duydu ve kızardım. "Sevgilim." diye tekrarladı lafımı ve beni kolumdan yakalayarak kendine çekip benim az önceki kısa öpücüğümün tam tersi olan uzun ve tutkulu bir öpücük verdi. Geri çekildiği sırada dudaklarım onlarınkinin yokluğu yüzünden sızlamaya başlamışlardı bile.
"Hım." diye bir ses çıkartıp alnını alnıma yaslayarak durdu. "Bu hoşuma gitti."
Birkaç dakika öylece durduk ve korkarak uyanmamıza rağmen keyifle geçirdiğimiz günün ilk dakikalarının tadını çıkardık. "Aklımı başımdan alıp bilmediğim yerlere götürüyorsun ve bu da hoşuma gidiyor."
"Benim de hoşuma gidiyor. Hatta bayılıyorum." diyerek yanağına avucumu bastırdım. Gece boyunca uzayan sakallarının avucumu gıdıklaması hoşuma gitti. Ama asıl hoşuma giden o sakalların benim yanımda uzamasıydı. Gurur ile paylaştığımız en basit anlar bile bu boktan ömrümün en harika anlarıydı.
❖ Gurur'u yatağımda bırakıp salona gitmek zor gelse de Burcu için bunu yapmayı başarmıştım. Burcu ile İstanbul'a ilk geldiğim yıl tanışmıştım. Yurtta oda arkadaşıydık, sonra da ev arkadaşı olmuştuk. Üniversite bittikten sonra yollarımız evlerimiz gibi ayrılsa da kalplerimiz hiç ayrılmamıştı. O Ankara'da bir iş bulmuş ve oraya yerleşmişti, bense İstanbul'da kalmıştım. Ama birbirimizden hiç kopmamıştık çünkü birbirimizin en gizli ve kirli sırlarını paylaşmıştık ve bizi bizden başka kimsenin anlayamayacağını biliyorduk.
Salona girdiğimde bir köşeden öbür köşeye hızlı adımlarla volta atan Burcu beni görünce durdu ve en az bin kez az önce yaptığı hata için özür diledi.
"Aslında hata bende değil sende. Bana nasıl söylemezsin biriyle birlikte olduğunu? Hem de aynı yatakta yatacak kadar yakınsın bu adamla ve benim haberim yok."
"Sakin ol, Burcu."
“Nasıl sakin olurum? Ne kadar zamandır saklıyordun bunu benden?"
"Sakin ol." diyerek kendimi renkli yumuşak kanepeme bıraktım. "Uzun zaman olmadı."
"Nasıl yani?" dedi kaşlarını çatarak. Başımı arkaya yaslayıp gözlerimi yumdum. "Bir kahve yaparsan hepsini anlatırım."
"Bana bir de şart mı koşuyorsun?" diye bağırdı. "Saçlarını yolar eline verirsem görürsün gününü."
Gülerek gözlerimi açtım. "Hiçbir şey yapamazsın. Çünkü meraktan çatlıyorsun." dedim. "Ayrıca bağırma. Gurur uyuyor."
"Tabi ki çatlıyorum." dedi biraz daha alçak sesle. "Kaç senelik arkadaşız, yatağını bırak hayatında bile Özcan'dan başka bir erkek görmedim ben."
"Kahve." diye yineledim lafımı. Burcu oflayarak mutfağın yolunu tutarken ben de başımı tekrar yumuşak koltuğa yasladım. Kendimi hala yorgun hissediyordum. Dün gece hem çok geç yatmış hem de kâbuslarım yüzünden uyuyamamıştım. Aslında kâbuslara da uykusuzluğa da alışkındım. Hatta Burcu bilealışkındı çünkü sayısız gece kâbus görüp uyanmış ve tekrar kâbus görmemek için uyumadığımda sayısız kez sabahlamıştık.
Kâbuslarımda gördüklerime dalmak üzereyken koltukta hissettiğim hareketlilikle gözlerimi araladım. Burnuma dolan mis gibi kahve kokusu ile de gözlerimi tamamen açtım ve Burcu'nun bana uzattığı fincanı hemen kapıp bir yudum aldım ve tabi ki dilimi yaktım.
"Of, be." diye söylendim. "Yine yandım."
Gülümseyen Burcu yanımda bağdaş kurarak bana döndü. "Her zamanki gibi sabırsız olduğundan yanarsın tabi." dedi. "Hadi, başla artık. Seni dinliyorum."
"Aslında anlatacak pek bir şey yok."
"Hadi ama çocuk mu kandırıyorsun, kızım. Adamla aynı yatakta yatıyordun." dedi imalı bir şekilde.
"Sandığın şeyi yapmıyorduk. Sadece birlikte uyuyoruz."
"Hiç şaşırmadım aslında." dedi gözlerimiz birleştiğinde. Kahveyi önümdeki sehpaya bıraktım ve geri çekilip geceliğimin kollarını aşağı doğru çekiştirdim.
"Onunla Rüya Kahvesi'nde tanıştık. İlk geldiğinde fark ettim onu. Benden bakışlarını ayırmıyordu. Sonradan bana benden gözlerini o geceden sonra hiç alamadığını söyledi." diyerek gülümsedim. "İki hafta boyunca beni dinlemeye geldi ve bir gece sahnede şekerim düşüp kendimden geçerken kendimi onun kucağında buldum. Düşünebiliyor musun? Beni hiç tanımamasına rağmen bendeki değişikliği fark edip sahneye atladı."
"Vay canına." dedi Burcu. Ağzı bir karış açık hali ile beni dinlerken çok sevimli gözüküyordu. “Çok heyecanlı. Devam et.”
"O geceden sonra da birbirimizden uzak duramaz olduk." diyerek omuz silktim. "Âşık oluyorum ben, Burcu."
"Ah, benim bir tanecik arkadaşım. Bence çoktan olmuşsun bile. Ondan bahsederken gözlerinin içi parlıyor." dediğinde Burcu hem sevindim hem de yine içimdeki korku peydahlandı.
"Öyle sanırım. Ama korkuyorum Burcu. Ona daha şimdiden bağlandım ve şimdiden onu kaybetmekten korkuyorum. Zavallı ruhumun ve bedenimin bir yükü daha taşıyabileceğini sanmıyorum."
"Şunu yapıp durma." dedi başıyla ellerimi işaret ederken. "Benim yanımdayken gizlemene gerek yok. Bunu biliyorsun."
Yine geceliğimin kollarını çekiştirip duruyordum, bileklerimi saklamak için. Bu kez bilmeden yapıyordum. "Alışkanlık." diyerek omuz silktim.
"Benim yanımdayken o alışkanlığına söyle, defolsun gitsin. Çünkü o yaraların beni korkutamaz, tiksindiremez."
"Ya Gurur'u korkutursa, tiksindirirse? Korkmasa ya da tiksinmese bile sebebini..." dediğimde iki ayak sesi duyarak başımı kapıya çevirdim ve kanımın yüzümden çekildiğini hissettim çünkü başımdan ayak parmak uçlarıma varan bir uyuşukluk geldi.
"Ne yarası?" diyen Gurur'un sesiyle bittiğimi hissettim.