Biliyordum ki Gurur ile acının üstüne yürüyordum. Onunla birlikte olmak bana hem çok iyi gelecek hem de beni yıkımların en büyüğüne uğratacaktı. Ama yine de arabadan inmem için bana uzattığı elini sımsıkı tuttum. Bu tutuş ve sonrasında kendi evime doğru attığım adımlar basit şeyler değillerdi. Onunla yepyeni bir hayata adım atıyordum. Farkındaydım. Korkuyor olmama rağmen durmadım. Sonu acı da olsa bu ilişkiye bir şans verdim.
Düşünceli bir halde evime girdiğimizde Gurur'u küçük salonuma doğru yönlendirdim. Biranda evim her zamankinden daha küçük gözüktü. Sanki burası Gurur'a göre değildi. Anlaşılan Gurur benim gibi düşünmüyordu, çünkü ben daha bir şey demeden rengârenk olan kanepeme kurulup beni de elimden çekerek hemen yanına oturttu.
"Daha iyisin, değil mi?" diye sordu yüzüncü kez. Bakışlarındaki samimiyet içimi titretti. Kimsenin benim için böyle endişelendiğini hatırlamıyordum.
"İyiyim, artık endişelenme, lütfen." dedim ben de onun gibi gözlerimi onunkilerinin içine dikerek. Eskiden olsa belki utanırdım ancak Gurur'layken utanmak nedir unutuyordum.
"Peki." dedi ve müptelası olmaya başladığım yumuşak dokunuşu ile yanağımı okşadı. "Senin için gerçekten endişelendim."
"Neden?" diye soruverdim birden.
"Bilmiyorum. Kollarımda kendinden geçtiğinde, hastanede yapılan müdahalelere rağmen uyanmadığında dün bana hastalığın hakkında anlattıkların geldi aklıma ve sana geç kalmış olmaktan, komaya girmiş olmandan korktum."
"Ama neden? Beni tanımıyorsun bile." dediğim de "Henüz." dedi. Yüzümü iki avucunun arasına aldı. Öyle yakın duruyordu ki nefesini dudaklarımın tam üstünde hissedebiliyordum. Ancak ben heyecandan nefes bile almıyordum, alamıyordum.
"Benim yüzümden hastalandın. Neden?"
"Senin yüzünden hastalanmadım." diyerek inkâr etmeye kalkıştım.
"Benim yüzümden, söylediklerim yüzünden."
"Evet." diyerek başımı eğmeye çalıştığımda yüzümü bırakmadığı için başarısız oldum.
"Neden? Neden hiç tanımadığın bir adamın sözleri yüzünden bu kadar incindin?" Gözleri yüzümü tarıyor, sanki her santimini hafızasına kazıyordu.
"Bilmiyorum."
"Ben biliyorum." dediğinde yüzü benimkine daha da yaklaşmıştı. "Çünkü aramızda adlandıramadığım bir çekim var. Senden uzak duramıyorum, senin için endişeleniyorum ve seni düşünmeden duramıyorum. Seni ilk gördüğüm andan beri, sesini ilk duyduğum andan beri böyleyim. Sen de benim gibi misin? Sen de benim gibi hissediyor musun?"
Sadece başımı aşağı yukarı sallayarak cevap verebildim. Çünkü açık sözlülüğü karşısında küçük dilimi yutmuştum ya da nasıl konuşulacağını. Kalbim öyle hızlı ve şiddetli atıyordu ki yanaklarımı sıkı sıkı tutan ve benden sadece bir santim uzakta duran Gurur'un bunu duyduğundan emindim. Beni öpeceğini anladığımda bileklerimin kazağımdan kurtulmamasına özen göstererek ellerimi uzatıp onunkilere sıkı sıkı tutundum.
"Korkma." diye fısıldadı.
"Korkmuyorum." dedim aynı tonda. Korkmuyordum. Dudakları dudaklarıma değdiğinde titremem korkudan değil, heyecandı. Tamam. Biraz korkuyordum ancak beni korkutan Gurur değil, onda kendimi kaybetmekti.
Gurur'un verdiği, hiç tatmadığım lezzetli öpücük beklediğimden kısa sürmüştü. Ama yüzüm hala ellerinin arasındayken alnı da alnıma dayalı bir halde duruyordu. "Titriyorsun." dedi nefes nefese kalmış hali biraz olsun içime su serpti. Çünkü bu onun da bu küçücük öpüşmeden nasıl etkilendiğinin ispatıydı.
"Korktuğum için değil." deyiverdim birden. Beni yanlış anlamasından endişe etmiştim.
Alnını alnımdan ayırmadan başını iki yana sallayıp şiddetle dudaklarıma yapıştığında bir kez daha sarsıldım. Ama bu kez hiçbir şeyi düşünmemeye çalışarak kendimi onun öpüşüne teslim ettim ve dudaklarımı aralayıp öpüşü derinleştirmesine izin verdim.
Gurur yüzümdeki elinin birini boynuma indirdi, diğeri de çekilince hüsrana kapılacakken belime indiğini ve beni kendine doğru çekişini hissedince aklım hepten uçtu gitti. Çünkü artık Gurur'un kucağında oturuyor ve onun hissettiği arzuyu bedenimde hissedebiliyordum. Bu, bu gerçekten iyi hissettirmişti ama aynı zamanda da korkutmuştu beni. Çünkü çok hızlı ilerliyorduk. Bu yüzden bu kez dudaklarını ilk çeken ben oldum.
Hissettiğim duygu karmaşası yüzünden serseme dönmüştüm. Yüzümü kaldırıp Gurur'un suratına bakamıyordum utancımdan. Aslında neden utandığımı bile bilmiyordum. O kadar kaybolmuştum onun öpüşünde, dokunuşunda. Az önce utanmaktan vazgeçtiğimi düşünürken şimdi yanaklarım cayır cayır yanıyordu.
♥ Kardelen geri çekilince o tatlı lezzetinden mahrum kaldığım için biran kızdım ancak onun benden kaçırdığı bakışları fark edince çok hızlı ilerlediğimi ve belki de onu korkuttuğumu düşünerek sakinlemeyi denedim. Sabretmeyi öğrenmeliydim.
Buraya gelirken aklımdan böyle bir şey yapmak geçmiyordu. Tamam. Aslında onu ilk gördüğüm andan beri o dudakların tadına bakmak istiyordum ancak bugün bu eve geliş amacım bu değildi. Buraya gelmiştim çünkü onun yanından ayrılmaya henüz hazır değildim. Bana yaşamak için bir sebep vermişti ve bunun peşini kolay kolaybırakamazdım.
Tabi onunda benimle ilgilendiğini öğrendikten sonra kendimi daha fazla tutamamıştım. Aslında tutmaya da çalışmamıştım. Çünkü bir kez olsun onun tadına varamasaydım kafayı yiyebilirdim.
Uzanıp çenesini tutup yüzünü doğrulttuğumda mahcupbakışlarıyla vuruldum bir kez daha. Onu öpen bendim. Bana karşılık vermişti ama ilk başlatan ya da tadını kaçıran o değildi ki? Neden utandığını anlayamadım ama onu daha fazla sıkıştırmak istemediğimden kucağımdan indirmeden başını göğsüme yaslayıp rahatlaması için beklemeye koyuldum.
"Utanma, lütfen. Biraz hızlı gittiğimin farkındayım Kardelen, ama senin güzelliğinin ve mahzunluğununkarşısında ne yapacağımı bilemez durumdayım."
"Ben de en az senin kadar karmaşığım." dediğinde sevindim çünkü benimle bir daha konuşmamasından korkmuştum. "Ben korkuyorum."
"Korkuyor musun? Benden mi?" Kaşlarımı çatmıştım ki başını göğsümden kaldırıp kucağımdan indi ve koltukta yanıma oturdu. Bu beni daha da panikletmişti.
"Evet. Yani hayır." dedi kekeleyerek. "Yani senden korkmuyorum. Aksine kendimi senin yanındayken iyi hissediyorum, güvende hissediyorum. Ancak beni yaşayacaklarımız korkutuyor. Senin haberlerde çıkan iki günlük hatta tek gecelik ilişkilerinden olamam ben. Ben sana göre değilim."
"Aksine sen tam bana göresin." dedim hiç düşünmeden. "Geçmişimin temiz olduğunu söylemiyorum. Bunu değiştiremem de ancak tek savunmam var. O da senin bana göre olduğun ve öncekilerin asla bana göre olmadıkları için tek gecelik oldukları."
"Gerçekten mi?" diye sordu. Yüzündeki şüpheli ve umut dolu bakışlar beni gülümsetti tekrar. Bu işin yürümesini o da en az benim kadar istiyordu.
"Gerçekten. Kimse için hissetmediğim şeyler hissediyorum senin için." diyerek tekrar başını tuttum ve onu göğsüme çektim. Bu kadar açık sözlü olmak hoşuma gitmese de bana güvenmesini istediğim için buna mecburdum. "Hızlı gittiğimizi biliyorum, ama söz veriyorum elimden geldiği kadar yavaşlayacağım."
Kollarımda kaskatı duran o narin beden sözlerimle gevşeyince ben de rahatladım. Çünkü gerçekten benden korkmasını değil, benim yanımdayken kendisi de söylediği gibi kendini güvende hissetmesini istiyordum. Benim hissettiğim huzuru ve umudu o da hissetsin istiyordum.
Uzun süre hiçbir şey konuşmadan, konuşma ihtiyacı duymadan Kardelen kucağımda benim ellerim onun saçlarının arasında oturduk. Onun esnediğini fark edene kadar bu anın büyüsünü bozmamak için sesimi çıkarmadım. Ama esnemesi ile yorgun olduğunu anladım. Sonuçta sabah çok ciddi bir rahatsızlık geçirmişti.
"Ben gideyim artık ve sen de uyu." dedim başını öpmeden hemen önce.
"Hayır." Sesindeki panikle şaşırdım ve hızla kucağımdan kalkışını izledim. "Lütfen, gitme. Hiç olmazsa biraz daha kal."
"Sakin ol, papatyam." dedim yüzünün solduğunu görünce. "Sen git diyene kadar kalırım." diyerek ona güvence verdim."
"Asla sana git demem." dedi. Kastettiğinin sadece bugün için olmadığını anladığımda ona daha da kapıldığımı hissettim. Çünkü istediğim de tam olarak buydu. Bana asla git dememesi. Hatta ben git desem bile hep benimle kalması.
♥ Gurur benim evimde kalacağı için hem çok sevinçliydim hem de çok heyecanlı. Özcan'ın haricinde ilk kez evimde bir erkek kalacaktı. Üstelik bu erkek benim sevgilimdi. Sevgilimdi artık, değil mi?
"Burada uyuyup kalacaksın, papatyam." dediğinde Gurur hemen gözlerimi açtım. Gözlerimi kapatmış hem kucağında olmanın verdiği huzurun tadını çıkarıyor hem de gerçekten de nasıl hızlı yol aldığımızı düşünüyorum. Sabahtan beri her ikimiz bir şey yemediğimiz için dışarıdan pizza söylemiş, birlikte keyifle yemiştik. Üzerime tatlı bir ağırlık çökmüştü ve artık bir sevgilin var diye bağıran beyin hücrelerim olmasaydı çoktan onun kucağında uyuyup kalabilirdim.
“Bana neden papatyam diyorsun?” diye sordum, mahmurluğum sesime yansırken. Dudakları kıvrıldı anında ve bu da benim merakımı cezbetmişti.
“Papatya gibisin çünkü. Onun gibi kokuyorsun, onun gibi narinsin, kırılgansın, cezbedicisin ama bir o kadar da güzelsin.”
“Peki.” dedim saçma bir şekilde. Ağzımdan başka şey çıkmamıştı, çünkü tutulup kalmıştım. Utangaçlığım tavan yaptığından saçmalamaya devam ettim ve "O zaman artık uyuyalım mı?" diye sordum.
"Uyuyalım."
"Şey... Yatak odasına geçelim mi?" diye sordum bir kez daha,utana sıkıla. Benim için tüm bunlar çok zordu.
"Tamam, hadi." deyince yine kalbim güm güm atmaya başladı. Hayatımda ilk kez bir erkek ile uyuyacaktım ve o günlerce gözlerimi üzerinden alamadığım Gurur Öz'den başkası değildi.
Odaya girdikten sonra dolabımı açıp penye geceliğimi aldım. Geriye döndüğümde Gurur'un yatağımın ayakucuna oturmuş olduğunu gördüm.
"Özcan'ın eşofmanlarını giyer misin?" diye sorduğumda gözlerinde değişik bir ifade belirse de hemen kayboldu.
"Giymem." dedi kupkuru bir sesle.
Biran evvel geceliğimi giyebilmek için odanın içindekibanyoya yöneldim. Tam kapıyı açacağım sırada o tok sesini duyunca elim kapının kolunda asılı kaldı.
"Sende sürekli kalır mı?"
"Kim? Özcan mı?" diye sordum. Saf numarası yapmıyordum. Neden böyle bir şeyi sorduğunu gerçekten de anlamamıştım.Arkamı döndüğümde başını yavaşça aşağı yukarı salladığını gördüğümde kendimi sorusunu yanıtlarken buldum. “Ara sıra."
"Bir daha kalmasını istemiyorum." dediğinde dönüp ona baktım. Ciddi miydi? Gözlerine baktığımda gördüğüm sert ve soğuk ifadeden oldukça ciddi olduğunu anladım.
"Gurur, o benim en yakın arkadaşım." diye yakındım.Hayatıma birden dalarak bana hükmedebileceğini mi sanıyordu?
"Onun ile arkadaşlığını kesmeni söylemedim. Kim olduğu umurumda değil, evinde benden başka bir erkek kalamaz."
"O herhangi bir erkek değil. O benim en yakın arkadaşım." diye savundum Özcan'ı. Aslında onu neden savunduğumu ve şuan neden kendimi hesap veriyor gibi hissettiğimi de bilmiyordum.
Gözlerinin biran için karardığını gördüm ancak başını iki yana salladıktan sonra karartı boyut değiştirdi resmen. Ayağa kalktığında ve ağır adımlarla bana doğru yürüdüğünde en yakın arkadaşımı bile unutmuştum. Üzerime doğru gelmeye başladığında neden bilmiyorum geriye doğru adım attım ama bu onu durdurmadı. Aksine kapıyla Gurur'un arasında kalmama sebep oldu. Eliyle boynumu sarıp başımı yukarı kaldırdı. Yüzü yüzüme milim kala durduğunda dokunuşu için hazırlanan dudaklarım aralandılar.
"Artık en yakının benim." dedi boğuk sesiyle ve iyice heyecanlanmama sebep oldu tam dudaklarımız birleştiği sırada.Allah’ım! Bunu tüm kalbimle istiyorum ben de.
Aralık dudaklarımın içine sızan dili ile aklımı başımdan alırken karnının üzerinden tişörtüne tutundum sıkı sıkı. Hayata tutunur gibi tutundum ona çünkü beni bedenin alt tarafı ile iyice sıkıştırdığında bambaşka bir boyuta geçeceğimden korktum.
Öpüşmemiz ne kadar sürdü bilmiyorum ama Gurur'un elleri bedenimde yolculuğa çıktığında ve bir tanesi yolculuğunu göğsümde noktalandırdığında irkildim ve anında dudaklarımızı ayırdım. Gurur bedenini bedenimden ayırmasa da elini göğsümden hemen çekti ve nefeslerimiz eski düzenine kavuşana kadar hiçbir şey söylemeden alnını alnıma dayayarak bekledi.
"Korkuttum seni yine." diye fısıldadığında sesinin tınısı yüzünden ürperdim. Ürperen kollarımı okşadığında kendi kendime, acemiliğim ve dizginleyemediğim heyecanım yüzünden küfür ettim. "Güzel kız." Yine çenemden tutup ona bakmamı sağladı ve şefkatle saçlarımı arkaya doğru itti. "Ürkek kız. Benden korkma."
Elimde olmadığını veya bana dokunulmasından nasıl korktuğumu söyleyemedim. "Korktuğum sen değilsin." diyebildim sadece. Hemen ardından arkamdaki kapıyı açıp banyoya kaçtım. Hıçkırık engelleyemeyeceğim hızla geldiğinde ağzımı yumruklarımla kapatmak zorunda kaldım.
Gurur'un bana seslenişi ile kendimi zor da olsa toparladım ve on dakikanın sonunda banyodan komik tavşanlı geceliğim ile çıktım. Odaya döndüğümde Gurur'un yattığı bir yatak göreceğimi hiç beklemiyordum. Hızlı adımlarla gidip lambayı kapattım çünkü kızaran gözlerimi fark etmesini istemiyordum ve tabi onu kendi yatağımda bulduğumda kızaran yanaklarımı da.
Yatağa, Gurur'un benim için açtığı yere kurulurken yanaklarım kızarmaktan öteye geçip yanmaya başladılar çünkü Gurur üzerindeki tişörtü çıkartmamıştı ama altındaki pantolonunuçıkarmıştı. Çıplak bacaklarımız birbirine ilk kez dediğinde heyecanlansam da hemen ardından içime aynı dokunma korkusu salındı.
"Kardelen." Adımı melodik şekilde söyleyişi aklımı başımdan alıyordu. "Gerilme, istersen hemen pantolonumu giyebilirim."Bana ilk kez ismimle seslendiğinde nedense onu düzeltme isteği duymamıştım o an.
"Hayır, gerek yok." diyerek bana verdiği kucağa iyice sığındım. "Tüm bunlar benim için ilk. Daha önce kimseyle birlikte uyumadım bile."
"Buna sevindim. Senin için özel olduğumu bilmek çok güzel."
"Öylesin. Hem de açık ara farkla." diye mırıldandım ve burnumu boynuna sürterek kokusunu içime çektim.
"Sen de benim için çok ama çok özelsin." dediğinde yüzümü otuz iki dişimi gösterecek bir gülümseme kapladı. Hala kulağa çok uçuk geliyordu ancak onun için özel olmayı, tek olmayı istemekten kendimi alamıyordum. Benim için bu kadar özel birinden en özelimi saklamamam gerektiğini fark ettim.
“Benim sana söylemem gereken bir şey var.”
“Söyle, papatyam.” Dedi en rahat tavrıyla.
“İsmim.” Dedikten sonra yutkundum. İşte geliyordu. “İsmim Kardelen değil, Derin.”
Gurur sadece gülümsedi. Evet, sadece gülümsedi. Benim kaşlarımın çatıldığını görünce “Biliyordum.” diye fısıldadı ve ardından başımın tekrar göğsüne yaslanmasını sağladıktan sonra “Seni biraz araştırmış olabilirim.”diye ekledi.
Yüreğim ağzıma gelmişti. Kendimi geri çekilmemek için zor tuttum. Nefes bile almıyordum ki Gurur tepkimi anlamasın. “Ne buldun peki?”
“Hiç. İsmin, doğum tarihin falan. Öz geçmişinde ne yazıyorsa onları.” Üzerimden resmen koca bir yük kalkmıştı. Daha fazlasını öğrenmesini asla ama asla istemiyordum.
Gecenin sonrasında Gurur sayesinde gevşedim ve her şeye rağmen sakinleşmeyi başardım. Çünkü yıllardır ilk defa hatıralar aklıma dolmadan huzurlu bir uykunun kollarına kendimi bıraktım.
❖
Günler nasıl geçiyor anlamıyordum Gurur ile birlikteyken. Hastalanıp da Gurur'un kollarında bayılmamın üzerinden tam altı gün geçmişti ve ben bu altı günün hayatımın en güzel altı günü olduğuna dair bahse bile girebilirdim. Gurur'un ilgisine veşefkatine vuruluyordum, her geçen gün alışkın olmadığım bu iki hissin bağımlısı oluyordum.
Yalnız Gurur'un dengesiz bir tarafı da olduğu dikkatimi çekmişti. Bunu da bugün fark ediyordum. Günlerdir benim evimde kalıyorduk ve bugün biraz geç kalkmıştım çünkü gece Rüya Kahvesi'nde sahne almıştım ve bu gece de barda geç saatlere kadar sahne alacağım için enerjiye ihtiyacım vardı.
Sorun da tam olarak ben uyandığımda başladı. Gurur'un beni üçüncü uyandırışında ancak gözlerimi açabilmiştim. Açtığımda ise öfkeli iki gözle karşılaşınca nedenini anlayamadan yatakta doğruldum.
"Neden sinirlisin?" diye sorduğumda birden bağırmaya başladı.
"Kalkmak nedir bilmiyorsun ve bu beni deli ediyor?"
"Yorgundum." diye mırıldanarak cevap verdim, anlam veremediğim tersliğine.
"O saçma sapan insanlarla geç vakitlere kadar oyalanmasaydın yorgun olmazdın." Gece sahneden sonra patronumuz Halil Bey kısa bir toplantı yapacağını söyleyip orkestrayı ve beni tam bir buçuk saat esir almıştı. Bu hafta ünlü bir şarkıcı olan Onur Temiz bizim barda sahneye çıkacaktı. Bu durum bizim için ilk olmasa da Halil Bey çok pimpirikli olduğundan özen gösteriyordu. Normalde ünlülerin sahne alacağı gece ben barda bile olmazken bu kez ondan Onur Temiz'den önce ben sahne alacaktım.
Biz bunları konuşurken Gurur, boşalan barda içki içerek beni beklemişti. Beni gördüğünde gergin olan yüz ifadesi biraz gevşese de hala sinirli olduğu her halinden belliydi. Şirinlik yaparak sanki suçluymuşum gibi gönlünü almaya çalışmıştım. Ancak başarılı olamadığımda benim de suratım asılmıştı çünkü ona beni beklememesini söylemiştim ama beni dinlememişti. Sanki ben keyfimden gecenin o saatinde toplantıya katılmıştım. Üstelik ayakta duracak halim bile yokken...
Omzuma sertçe attığı koluyla beni kendine çekip çıkışa doğru sürüklemişti adeta. Ne olduğunu anlayamadan kendimi sessiz bir yolculuğun sonunda evimde bulmuştum. Ben onun gerginliğindengerildiğimden sesimi çıkartmamıştım. Çünkü kavga etmek istemiyordum. Bu yüzden de vakit kaybetmeden odama gidip geceliğimi üzerime geçirmiş ve yatağıma girmiştim. Ancak kısa sürede tutkunu olduğum kucak ve koku olmadan uyumayı başaramamıştım.
Yaklâşık bir saatin sonunda Gurur odaya girdiğinde hemen gözlerimi kapatmıştım. Duyduğum seslerden kıyafetlerinden kurtulup yatağa girdiğinde arkama yerleşerek kolunu belime sarıp beni kendine çekmişti ve çıplak bacaklarımız birbirine değdiğinde tüm kırgınlığıma gülümsemiştim çünkü evden pijama getirmişti fakat hiç yatarken giydiğini görmemiştim.
Birkaç kez nefes alışını dinledikten sonra bana sarılmasını aramızda ilk defa çıkan tatsızlığı atlattığımızı sanmıştım. Şimdi anlıyordum ki yanılmıştım.
"Sen ne saçmalıyorsun? Onlar benim iş arkadaşlarım ve patronum. Ayrıca oyalanmadım, toplantı biter bitmez yanına geldim."
"Gereksiz tiplerle gereksiz bir toplantı." dediğinde içim öfkeyle doldu.
"Gereksiz dediğin benim mesleğim." diye bağırarak hem onu hem kendimi şaşırttım. "Sesimi beğendiğini sanıyordum."
Kaşları havaya kalktı anında. "Elbette beğeniyorum."
"Hı hı...Tabi.." diyerek yataktan kalktım. "Bir sonraki aşama ne? Bana işi bırakmamı istediğini mi söyleyeceksin?"
"Lafı buraya nasıl getirdin? Sana sadece bulunduğun ortamdan hoşlanmadığımı söylemeye çalışıyorum."
"Hoşlanmadığın ben miyim yoksa?"
"Saçmalama." diye bağırdı ayağa kalkmadan hemen önce. "Orkestrandaki herifleri gördüm. Hepsi içine girmeye çalışıyorlar."
Ağzımı açtım, sonra geri kapattım, sonra tekrar açtım ama açık sözlülüğü karşısında ne diyeceğimi bilememiştim. Bu da neyin nesiydi böyle?
♥ Derin'in bana ağzı açık bir şekilde baktığını gördüğümde durmam gerektiğini biliyordum ancak duramadım. Onu dün gece barın içinde beklerken deliye dönmüştüm ve dün kaynamaya başlayan kanım gece gördüğüm rüyayla iyice körüklenmişti. İçim alev alev kıskançlık ile yanıyordu. Derin'in bir başka erkeğe gülümsemesini, bakmasını bile istemiyordum.
Bunlar daha önce tatmadığım duygulardı. Daha önce kimseyi böylesine sahiplenmediğim gibi, böylesine de kıskanmamıştım. Sırf bu yüzden bile olsa onun başkasıyla paylaşmak istemiyordum. Çünkü benden daha iyi birini bulma ihtimali çok yüksekti ve bu da benim onu kaybetme ihtimalimi gösteriyordu. Kardelen'i bu kadar geç ve zor bulmuşken kaybedersem aklımı da kaybedebilirdim.
"Günlerdir seni izliyorum. Hem sahnede hem de günlük hayatta." diye soludum. "Sahneye çıktığın an bambaşka bir kadın oluyorsun."
"Beni ilk kez o sahnede görmüş ve gözlerini benden alamamıştın. Bunu söyleyen de sensin." diye isyan etti kısık sesle. Hayal kırıklığına uğramışa benziyordu, belki de gerçekten onu hayal kırıklığına uğratıyordum. Ancak elimde değildi, sahnedeki cesur ve güçlü kadını da günlük hayattaki masum ve güzel kadını da kendime istiyordum.
"Biliyorum. Hala da söylediğimin arkasındayım ama o cesur tavırlarının sadece bana ait olmasını istiyorum."
"Gurur, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?" dediğinde sesi titredi ve bu da ona bakmamı sağladı. Gözlerinde biriken yaşları gördüğümde içimden fena halde küfretmiştim kendime çünkü gözünden akan yaşlar canımı yakmıştı, onun canını yaktığımı bilmek beni paramparça etmişti. "Cesur tavırlar da ne demek? Hafif meşrep bir kadın gibi davrandığımı düşünüyorsan çık hayatımdan."
Ağzım bir karış açık ona bakakaldım. Ona kesinlikle hakaret etmediğim gibi hayatından kovulmayı da beklemiyordum. İçimdeki ses de tam bu noktada devreye girdi. Kadınlara güvenme. Hepsi şan, şöhret peşinde. Hepsi ama hepsi bencil yaratıklar... Seni kandırmak için gözyaşları dökecekler sakın kanma. Seni kendine bağlamak için elinden geleni yapacak ve bağlandığın anda seni bırakıp gidecek. Senin hak ettiğin bu değil, Kardelen de umduğun gibi diğerlerinden farklı değil. O da tıpkı annen gibi.
İçimdeki sese kulak vererek bir hışımla ayağa kalktım ve odanın kapısına geldiğimde arkamda bıraktığım Derin'in hıçkırığıyla biranda duraksasam da pes etmeden Derin'in evinden ve hayatından çıktım, gittim.
♥ Sahneye çıkmak üzereydim ama kendimi hiç mi hiç iyi hissetmiyordum. Bu kez bedenim değil, sadece kalbim rahatsızdı. Belki biraz da ciğerlerim. Çünkü dün Gurur'un ardından kapattığı kapı ile içimden bir şeyler kopmuş gibi hissetmiştim ve o andan beri nefes alamıyor gibiydim.
Ancak az sonra sahneye çıkacaktım. Bu gece Sezen Aksu gecesiydi. Sadece onun şarkılarını söyleyecektim. Bu şarkıların hepsinin hakkını vermek zorundaydım. Toparlanabilmek için basçı Ozan'ın verdiği sert içkiyi yudumladım. Hayatımda ilk kez alkol alarak sahneye çıkacaktım, hiç âdetim olmamasına rağmen.
"Gerçekten iyi gözükmüyorsun. Anlatmak istemeyeceğini bilsem de bana ve diğerlerine her şeyi anlatabileceğini biliyorsun. Ne olursa olsun yanında olacağımızı bildiğin gibi." dediğinde Ozan başımı öne doğru salladım. Bugüne kadar kimseye, Özcan'a bile geçmişimden bahsetmemiştim, dertlerimi bile zorla anlatırdım ki o da yüzeysel bir şekilde. Hepsi bana özeldi. Şimdi Gurur'u da, canımı nasıl yaktığını da belli etsem de anlatamazdım. Hele ki beni bir kardeşleri gibi gören orkestra arkadaşlarıma Gurur'un yaptığı ithamları hiç anlatamazdım.
Elimdeki kadehi kafama dikip tek seferde içkiyi bitirdikten sonra midemin ayağa kalktığını hissettim. Derin nefes alarak midemdekileri yerine yerleştirmeye çalıştım ve ayağa kalkıp sahnedeki yerimi aldım. Güçlü, cesur ve yaralarına rağmen, Gurur'un bıraktığı boşluğa rağmen dimdik ayakta duran Kardelen olarak "Kurşuni Renkleri" söylemeye hazırlandım.
Şarkının ilk notalarıyla birlikte bir yumru gelip boğazıma otursa da karanlık salonun aydınlanmasıyla sözleri söyleme başladım. Şarkının ilk kısmını gözlerimi sımsıkı kapatarak ve mikrofonun ayağına ellerimle yapışarak söyledim. İnsanların bana eşlik eden seslerini duyduğumda gözlerimi açtım ve onu gördüm.
Beni, yüreğimi, içimi, hatta ciğerimi cayır cayır yakan yemyeşil gözlerin sahibini gördüm. Yine bana ilk günkü gibi bakıyordu. Sanki derinlerimi, yaralarımı görüyor gibiydi. Sanki o yaraları iyileştirecek gibi okşuyordu bakışları. Sanki gerçek beni görüyor gibi.
Bir ürperti ile sarsılırken şarkıma devam ettim. İsyan şeklinde söyledim bu kez. Bu kez daha içten hissederek haykırdım adeta şarkının sözlerini.
“Yok olmaz dur, dur gidemezsin gözlerimin rengi dur, bulutlara dönemezsin
Yok alamazsın beni deli zaman, ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin...”
Gecenin sonuna geldiğimizde bile boğazımdaki yumrudan kurtulamamıştım. Gurur'un beni rahat bırakmayan bakışları, kafamı karıştıran hareketleri, beni inciten sözleri Sezen Aksu'nun duygusal şarkıları ile birleşince benim melankolik ruh halime zirve yaptırmıştı.
Alkışlar eşliğinde dinleyicilerime veda edip kulise kaçtığımda son kez Gurur'a baktım ve yerinde olmadığını o zaman fark ettim. Hem hayal kırıklığına uğramıştım hem de rahatsız olmuştum yokluğundan.
Karanlık kulise girdiğimde kapıyı kapatıp ışığı açtığımda bir çığlık ile birlikte yerimde sıçradım. Çünkü Gurur odamdaki aynanın önündeki pufta rahat bir tavırla oturuyordu.
Dirseklerini dizlerine dayamış aşağı bakarken benim çığlımla kafasını kaldırmış bakışlarını buluşturmuştu. Yine de soğuk tavrından vazgeçmemiş "Seni korkutmak istemedim." diyemırıldandı.
"Korkutmadın," dediğimde tek kaşını kaldırarak bana baktı. "Ödümü patlattın." diyerek lafı düzelttim. "Burada olmanı beklemiyordum."
"Her zaman burada olurum." dedi. Doğru söylüyordu, son altı gündür sahneden döndüğümde onu hep burada bulmuştum. Ama bugün onu burada bulmak en son beklediğim şeydi. İçten içe umut etmiş olsam bile beni burada bekleyeceğini hiç tahmin edememiştim.
Kıpırdandığı an yüzüne dikkat ettim ve ne kadar yorgun gözüktüğünü fark ettim. Her zaman kusursuz gözüken yüzü çökmüştü sanki. Gözlerinin kenarlarındaki çizgiler belirginleşmişti, adeta gözlerinin etrafı da kararmıştı. Gurur resmen yorgunluktan bitmek üzere gibi gözüküyordu.
"Bu sabahtan sonra.." Lafımı tamamlamadan bakışlarımı kaçırdım ve sahne kıyafetlerimden kurtulmak için paravanın arkasına geçerken benim yerime cümlemi tamamladı.
"Gelmeyeceğimi düşündün ya da gelmememi diledin." Söylediklerine rağmen durmadan paravanın arkasında üzerime siyah eşofmanımı ve gri kapüşonlu hırkamı geçirdim ve itinayla hırkamın kol ağızlarını parmaklarımın arasına sıkıştırdıktan sonra Gurur'un yanına gidip bir adım kala durdum.
"Gelmemeni dilemedim." dedim. Yutkunarak tıkanan boğazımı açmaya çalıştım. "Bittiğini sandım." diyebildim sadece titrek sesimle.
"Neyin bittiğini?" diye sordu ve ayağa kalkıp karşıma dikildi. Yine çok yakın duruyordu, kokusu tüm dikkatimi dağıtacak kadar, nefesi tenimi ürpertecek kadar.
"Aramızdaki ilişkinin." dedim ve tekrar yutkundum. Çünkü ağlamak ile ağlamamak arasında gidip geliyordum ve hüngür hüngür ağlamak istiyordum, ilişkimizin bittiğini düşündükçe. Bu sabah Gurur gittiğinden beri bu haldeydim, onu bir daha asla göremeyeceğimi sanıyordum ve bu nefes almamı zorlaştırıyordu. Daha şimdiden ona bu kadar bağlanmış olduğumu bilmek canımı daha da yakıyordu. Ama şimdi karşımdaydı ve kafamı daha da beter karıştırıyordu.
"Bitmesini mi isterdin?" diyerek bilmece gibi konuşmaya devam etti.
"Hayır." dedim hiç tereddüt etmeden ama bana dün söylediklerini de hazmedemiyordum bir türlü. "İstemedim. İstemiyorum."
"Bitmedi, bebeğim." dediğinde içim sızladı. Beni ensemden tutarak sert göğsüne yasladığında daha yirmi dört saat bile geçmemesine rağmen hasretinden delirdiğim kokusunu içime çeke çeke ağlamaya başladım. Bana sarıldığı anda yokluğunu ve yokluğunun beni ne hale getirdiğini daha net anladım.
Kollarımı beline sararak adeta yapıştım Gurur'a. Beni bir daha oradan alırlarsa ölürüm gibi hissediyordum. "Ağlama, papatyam. Çok üzgünüm. Dün kendimi doğru ifade edemedim. Sonrasında da sen 'hayatımdan çık' dediğinde kendimi kaybettim. Çünkü hayatından çıkmak istemiyorum. Çünkü seni, bir bakışını, bir gülüşünü bile kimseyle paylaşamayacak kadar çok kıskanıyorumve bu kıskançlıkla kendimi kaybedebiliyorum."
İtirafı karşısında ağlamamın ortasında gülümsedim. Her şeye rağmen beni kıskanması ve bunu dile getirmesi hoşuma gitmişti. Çünkü ben de onu kıskanıyordum çünkü ona âşık olmuştum. Belki o bana âşık değildi ama âşık olmasını umut etmekten başka çarem yoktu.
♥ "Buradayım." diye fısıldayarak Derin'i kâbusundan koparmaya çalıştım. Birden onun hızlı soluklarının sesine uyanmıştım ve kolumu acıtacak kadar sıkı tutan elini fark edip yüzüne baktığımda kapalı gözlerinden süzülen yaşları görmüştüm.
"Uyan, papatyam." diye yineledim ve yüzüne düşen saçları geri ittim. “Uyan, güzeller güzelim.”
"Yalan değil." dedi ama hala uyuyordu. "Yalan söylemiyorum." diyerek sayıklamaya devam etti. Neden bahsettiğine dair en ufak bir fikrim yoktu ama en başından beri içine bir şeyler hapsettiğini biliyordum. Bunu ilk kez ona yakından baktığımda görmüştüm. Sakladığı şey her neyse ona acı veriyordu ve bu yüzden onu derinliklerine hapsetmişti. Ve onu bu durumda ben daha iyi kimse anlayamazdı.
Ona tekrar seslendim ve onu iyice kucağıma çektiğimde çığlık atarak uyanıp kollarımda debelenmeye başladı. Onu saran kollarımdan kurtulmaya çalıştığını anladığımda hemen kollarımı gevşettim. "Benim, bebeğim." dedim çaresizce. Neden korktuğunu bilmediğim için gerilmeye başlamıştım. Benden kaçmasını değil, bana sığınmasını tercih ederdim. Nitekim öyle oldu zaten. Sesimi duyar duymaz kollarımdan kurtulmak yerine bana yeniden sımsıkı sarılmayı tercih etti. Ben de biraz olsun rahatladım.
Hıçkırıkları dinene, nefes alışları yavaşlayana kadar onu kucağımda sımsıkı sardım. Ara sıra rahatlatıcı kelimeler fısıldadım. Ağlaması ve korkmasının bende yarattığı yıkıcı hissin şaşkınlığını üzerimden atmaya çalışırken özür dilediğini duydum.
"Özür dileme." dedim. "Benden hiçbir şey için özür dileme."
"Neden?" diye sordu masumca.
"Sen hiçbir şey için kimseden af dilenmemelisin, papatyam. Kimsenin önünde eğilmemelisin. Çünkü sen artık benimsin. Benim sevgilim hiç kimseden özür dilemek zorunda değil. Benden bile." diyerek saçlarına bir öpücük daha bıraktım. "Eğer benden bir şey için özür dilemek zorunda kalırsan bu çok ciddi bir şey olmalı. Ben hata kabul etmem. O yüzden boşuna özür dileme."
Bu söylediklerim başını kaldırıp bana bakmasına sebep oldu. Açık kapıdan sızan koridorun ışığı sayesinde kızaran gözlerini görünce bir kez daha paramparça oldum. Gece barda kollarımda ağladığında da rahatsız olmuştum. Benim yüzümden ağladığını bilmek can sıkıcıydı. Ancak şimdi onu rahatsız eden şeyi bilmemek daha can sıkıcıydı.
"Söyle bana, bebeğim. Seni böylesine korkutan rüyanda ne gördün?"
"Hatırlamıyorum." dedi hiç düşünmeden. "Hatırlamak da istemiyorum."
"Nasıl hatırlamazsın?" diye sordum öfkeyle. "'Yalan söylemiyorum.' diye sayıklıyordun."
"Bilmiyorum, Gurur. Lütfen, sorma." diye yalvardı. "Lütfen." Arkasını dönüp aramıza bir duvar ördü. Konu her neyse Derin’i gerçekten rahatsız ediyordu ve bu merakımı daha da cezbediyordu. Yine de bu gece daha fazla üzerine gitmemeye karar verdim.
Ona doğru dönüp kolumu karnının üstüne yerleştirdim ve onu sırtı göğsüme yaslanana kadar kendime çektim. "Ben buradayım, hemen yanında." diye saçlarının arasına fısıldadım. "Ben varım artık ve hiçbir şeyden korkmana gerek yok."
Başını salladı ama hala kollarımın arasındaki bedeni gergindi. "Sakın beni bırakma." dediğinde göğsüm sıkıştı. Hem benden istediği şey hem de onu bırakma düşüncesi canımı fena halde sıkmıştı bir anda.
"Bırakmam. Bırakamam." diyerek yüzümü boynuna gömüp papatya dolu bir bahçeyi andıran mis gibi kokuyu içime çektim. "Seni bu kadar zor ve geç bulmuşken olmaz. Bırakamam. Sen istesen bile."
"İstemem. Hiçbir zaman istemem." Hıçkırıkları yerini iç çekişlere bıraktı, uzun bir süre sonra da nefesleri düzene girdi. Sanırım uyuyabilmişti sonunda. Onun uyumasıyla bile huzur bulduğumu düşününce kendi kendime gülmeden edemedim. Bu kadar kısa sürede benim için bu kadar değerli olması gerçekten ama gerçekten şaşırtıcıydı. Onu bir hata yaparsa affetmeyeceğimi söylemiş olmama rağmen, aslında onu her haliyle kabul edeceğimi de biliyordum.