4. Bölüm

2164 คำ
Bu da sevdiğim bölümlerden biri oldu ?? Keyifli okumalar :)) 4. Bölüm Resim bütünüyle şöyle; ben, Harun, Barış, Eylül, Selim, adının Selçuk olduğunu öğrendiğim ve Poyraz ve Harun'un amcası, yine adının Çetin olduğunu öğrendiğim Harun'un babası ve elbette Poyraz ile birlikte, okuldan uzak bir kafede çilekli limona içmeye zorlanırken sahte ilişkim konusunda konuşuyorduk. Aslında kızgındım ve objektif bir taraf tutturduğum zamanda bile kızgınlığım konusunda haklı olduğumu düşünüyordum. Buna rağmen bir şey demeden buraya gelmiştim. Durumun farkında olan Eylül'se epey eğleniyor gibiydi. Harun'a gelince. O kesinlikle gerginlikten ölüyordu. Saçmalamıyor ve aptal, ukala yorumlarda bulunmuyordu ama çift olarak dip dibe oturduğumuz için gerginlikten zıplattığı bacağını çok net hissediyordum. Uzun saçlarımı sol omzuma atıp okuduğum bölüm hakkında övgüler düzen amcayı dinliyordum. Çetin amca ise daha çok beni gözlemliyordu. Bir fen projesi inceler gibi... Sonra bir telefon geldi. Arayanın kim olduğunu bilmiyordum ama Selçuk amca önce kurumsal bir dille konuşmaya başlayıp ardından masadan kalkınca şirket meseleleri olduğunu tahmin ettim. "Nasıl tanıştınız?" soru aniden gelmişti. Harun'un zıplayan bacağı taş kesilince gerildiğini anladım. Babasının sorusuna her anlamda hazırlıksızdı. Aslında böyle bir güne nereden bakılırsa bakılsın hazırlıklı olacağımızı sanmıyordum. "Kampüs!" dedi Harun aniden. "Oğlum, biraz Naz konuşsa." Çetin amca oğluna nazikçe sus derken babası da gülümseyerek bana bakıyordu. Masadaki diğer herkes de eğlenceli bir pinpon maçı izler gibi üçümüzü izliyordu. Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Harun'un bizi saçma sapan bir duruma sokmasına daha çok kızgındım yoksa bu durumla eğlenen insanların arasına sıkışıp kaldığıma mı emin değildim. Evet, tüm bu manzaranın suçlusu sadece Harun değildi. Aslında neredeyse tüm suç Can'ın sayılırdı ama Harun'un da elimi tutması gerekmezdi doğrusu. Yine de bu küçük bir oyundu ve Harun beni Can'a karşı zor durumda kalmama engel olmuştu. Evet, işin içinde kaba kuvvet de vardı ama Can'ın da çok nazik konuştuğu söylenemezdi. Bu sebeple bende Harun'u kurtarmaya karar verdim. "Biz kampüste çarpıştık." dedim dudaklarımı ıslatıp. "Elinde kahve vardı ve beni yaktı." "Aşkımla," diye arayı girince şaşkınlıkla Harun'a döndüm. "Onu aşkımla yaktım." Mırıltıyla, "Abartma istersen." dedim. Masada Çetin Amca dahil herkes kıkırdamaya başlayınca sesimin umduğum kadar alçak olmadığını anladım. "Aslında o gün ona bayağı kızdım. Üstümü mahvetmişti ve dersim vardı. Üstelik oğlunuzun nazik olduğunu söyleyemem." dedim sonra koyvererek ama hemen alttan Harun ayağıma tekme atınca birkaç ekleme yaptım. "Ama doğrusu af dilemeyi biliyor..." "Öyle mi?" dedi Eylül sazan gibi atlayarak. Masada olanları az çok bildiğini tahmin ettiğim Barış yalanıma böylesine sazan gibi atlayan Eylül'e karşı koca bir kahkaha patlattı. "Hayret doğrusu," Çetin amca da Eylül gibi şaşkın görünüyordu. "Harun'un özür dilemesi için gerçekten hata yaptığına inanması gerek. Ona af diletmeyi başarmana şaşırdım. Peki, ne yaptı?" "Lütfen yemek gibi klişelikler yaptığını söyleme bana." Poyraz ilk defa lafa dahil oluyordu ama çok eğleniyor gibi duruyordu. "Klişeler prensi Poyraz dururken bana ne hacet." Harun alenen gülerek kuzenine baktı. "Hala kitabında gül kurutuyor musun?" Poyraz elindeki neredeyse bitmiş su şişesini bize doğru sallayınca içindeki azıcık suyla ıslatılmış olduk. Refleks olarak kapadığım gözlerimi henüz açmamıştım ki bir elin şakağımdan süzülen damlacıkları sildiğini hissettim. "Naz'ı yemeğe götürmedim ama evet kuzen," dedi bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Ne dediğini görmek için gözlerimi araladığımda suratı tam karşımda duruyordu. Dudaklarıma baktığını gördüm. Bu durum tuhaf bir şekilde beni afallatmıştı. "Ona yemek yaptım." dedi hemen sonra kuzenine dönerek. İşaret parmağımı alt dudağımda dolaştırıp gülümsedim. Eylül bu kez de "Gerçekten mi?" diye sorunca, acaba hukuku nasıl kazandı diye kendime soramadan edemedim. "Tabii," dedim sesimi biraz inceltip yüksek bir tonda girerek. "Bana-" "Ona hamsili pilav yaptım." Gözlerini kapatıp parmaklarını tek tek öptü. "Ve enfesti..." "Ve Harun'un romantizmi de buraya kadarmış." Poyraz Çetin amcaya acıyan gözlerle bakınca bende hamsili pilav olayını anlayabilmek adına Harun'a baktım. Ben balık sevmezdim. Usulca başımı salladım. Olumsuz anlamda. Tam o esnada Selçuk amca telefonunu kapatıp masaya gelince herkes dikkatini Selçuk amcaya çevirdi. Harun'sa hala bana bakıyordu. Şimdi bir de gözlerini kısmıştı. "Çetin," ayağının dibindeki evrak çantasına uzanırken aynı zamanda da konuşuyordu ve muhatabı alenen Çetin amcaydı. "Şu yeni inşaat projemiz hakkında," deyince Çetin amca hızlı bir şekilde dikkatini Selçuk amcaya yöneltti. "Demirleri satın alacağımız şirket, acil toplantı istiyor." Çetin amca cevap vermeksizin toparlanmaya başlarken Harun hala bana bakıyordu ve doğrusu bu rahatsız edici olmaya başlamıştı. "Harun ve Poyraz," Çetin Amca toplanmış, gitmeye hazırdı. Selçuk amca ise çoktan arabasına geçmişti. "Deden sizi yazlığa bekliyor." dedi çantasını omzuna geçirirken. Poyraz absürt bir şekilde gülüp "Bunu şimdi mi söylüyorsun amca?" diye sordu. Gerçekten mantıklı bir soruydu ama Çetin amca bıkmış gibi bir ifade takınıp "Evet evladım." dedi. "Tam şimdi sırasıymış gibi hissettim, söyledim. Malum, sen evlendiğinden beri maşallah bizi unuttun. Harun'da kendi evine çıktığından beri ailesi yokmuş gibi davranıyor. Hazır ikinizi bir yakalamışım, hele hele Harun'u kıstırmışım; tam şimdi davet ediyorum." Poyraz'ın kulakları küfür işitmiş gibi eğdi başını ama gülüyordu. Harun'unsa kulakları bunları duymuş gibi bile değildi. Suratı daha da inanamaz bir hale bürünmüştü. "Harun," dedi sonra Çetin Amca oğlunun onu dinlemediğini fark ederek. "Naz'ı da getirirsin. Annen ve deden de tanışmış olur." Harun'unun cümlenin tek bir kelimesini işittiğinden emin değildim çünkü gözlerini benden ayırmadan, tek nefeste "Olur." dedi. Oysa bu tek seferlik bir yardımdı. O beni Can'dan kurtarmıştı bende onun ailesine karşı küçük düşmesine engel olmuştum. Tek seferlikti. TEK SEFERLİK. Çetin amca arabasına geçer geçmez ayağa fırladım. O da ayağa fırladı ve ikimiz aynı anda bağırdık. "Nasıl kabul edersin?" "Hamsili pilavı nasıl sevmezsin?" diye fısıldadı. Ses tonunda hafiften bir şaşkınlık sezmiştim. Benim bağrışıma karşı kullandığı fısıltı ve şaşkınlık tonu onun durumunu daha vahimmiş gibi gösteriyordu ama değildi. "Baban beni annenle ve dedenle tanıştırmak için size davet etti!" dedim daha yüksek bir volümle. Oysa Harun Poyraz ve Barış'a dönmüştü. "İnsan nasıl hamsili pilav sevmez?" "Konumuz bu mu?!" diye haykırdım. Çetin amcanın gidişinden itibaren gülmemek için kendini zor tutan Poyraz kahkahayı basınca Barış'da dayanamayarak ona katıldı. Eylül saf gibi olanları anlamaya çalışıyordu. "Ha komik," dedim kendime hakim olmaya çalışıp. "Tamam o zaman, balıktan ve davetten başka bir konuya parmak basayım." dedim hince. "O davete gelmeyeceğim." Cümleyle birlikte ortamdaki tüm hava değişti. Harun balık olayını sorgulamayı bırakırken Poyraz gülüşünü bastırabilmek için dudaklarını ısırmak zorunda kaldı ve Barış da esaslı bir öksürük krizine tutuldu. Eylül'e gelince, o hala saf saf etrafına bakınıyordu. "Gelirsin." dedi birkaç saniye sonra. Alaycı bir şekilde güldüm. "Gelirsin bence." deyince acımasızca başımı salladım. "Gelmem." "Neden?" diye sordu sonra neredeyse bağırarak. "Sevgilin olmadığın halde sevgilin olarak bir yere davet edildim." dedim bilgece. "Sanırım sorun bu." "Ne olacak yahu?" dedi yalvarırcasına. "Gelirsin..." diyecek güzel bir şey bulamıyormuş gibi sıkıldıktan sonra "Hem bizim aile eğlencelidir, değil mi Poyraz?" dedi. Güç almak için kuzenine baktı ama desteği arkadaşı Barış'tan geldi. "Dedeleri çok eğlenceli adamdır." "Eğlenmeyi sevdiği favori mekanı düğündür mesela," dedi Poyraz . Tekrar gülmeye başlamıştı. Harun dişlerini sıkarak Poyraz'a döndü. "Oğlum sen kuzen değilsin," Poyraz omuz silkerken Harun devam etti. "Pelin haklı, sen öküzsün." "Aaa," dedim Harun'un dikkatini çekebilmek adına. "Kendine haksızlık etme Harun. Öküz olan sensin." Deyince olanları anamaya çalışan Eylül ve hatta yakınlardaki garsonlar bile kahkaha attı. Hatta bir noktada Harun bile güldü. "Bak," dedi sonra benim gülmediğimi fark edip. "Bu kulağa saçma geliyor, biliyorum ama-" "Ahmaklık derecesinde saçma," diye çizdim altını. Kolunu omzuma dolayıp beni kendine yaslarken bakışlarını kuzenine ve arkadaşlarımıza çevirmişti. "Bunu bir arkadaş daveti olarak görebilirsin." dedi sonra tane tane . Ne zaman konuşmaya hazırlandığımı fark etti o zaman daha başlamadığım sözümü kesip "Mesela Eylül," deyince Eylül sanık sandalyesinden fırlar gibi ayağa kalktı. Utançla kafamı yere eğdim, kızda hukuk okuyabilecek zekayı henüz görememiştim; onda gördüğüm daha çok, liseli aşık kafasıydı... "Sen bize gelmek ister misin?" diye sorunca yüzünde şapşal bir gülümsemeyle Barış'a baktı ve kekeler bir vaziyetle "E-evet." dedi. "Gördün mü?" Harun kolu altındaki bana bakıp dişlerini sergilercesine gülümsedi. "Bir art niyet aramana gerek yok. Bunu bir arkadaş daveti olarak düşünebilirsin." "Biz senle arkadaş değiliz." diye yapıştırdım cevabı beklemeden. Poyraz ve Barış şaşkınlıkla ikimize bakıyorlardı. Eylül bile afallamış görünüyordu. "Abartıyorsun ama Naz," dedi sonunda Eylül. Herkesin şaşkın ve sus pus tavrı karşısında ilk konuşanın o olması beni şaşırtmıştı. "Minicik bir oyun. Burada yaptığın gibi oturup sorulara cevap vereceksin." "Ki gördüğüm kadarıyla doğaçlamada da epey iyisin." diye destek verdi Harun'da. Gözlerimi devirdim. Muhatabım an itibari kesinlikle Harun değildi. Harun'un kolunun altından çıkıp Eylül'e döndüm. "Sana onun, kaba, hödük, ayarsız ve hadsiz olduğunu söylemiştim." dedim hınçla. Barış gülerken Poyraz hayretle açılmış gözlerle ve kesinlikle eğlenen ifadelerle cebinden bir sigara çıkarıp yaktığını gördüm. Eylül anlamamış gibi bana bakıyordu. "Bunları bana söylemedin." "Aslında bunları bana söylemiştin." dedi Harun başını yana eğip. Poyraz içine çektiği dumanın ertesinde kahkaha atmaya çalışınca onu neredeyse boğacak bir öksürük tufanına kapıldı. Harun'a bakıp gözlerine kıstım. Sonra tekrar konuştu. "Bir de sakar olduğumu söylemiştin. " Sol kalçamı çıkıklaştırıp telefona baktım. "Harika," dedim Harun'un dediklerini umursamayarak. "Dersi kaçırdık." Bu sözüm üzerine Harun dağınık saçlarını karıştırıp izleyicilerimize döndü. Tam bir şeyler söyleyecekti ki vazgeçip beni nazikçe çıkışa yönlendirdi. "Biraz özel konuşabilir miyiz?" diye sordu. Başımı olumsuz anlamda sallayınca çileden çıkmış gibi konuştu. "Sürekli benim kabalığımdan bahsediyorsun ama maşallah sende Türkiye'yi kabul etmeyen AB gibisin!" Kollarımı göğsümde birleştirip, "Hayır," dedim bir kez daha. "Seninle konuşmak istemiyorum." "Lütfeeeeennnn..." dedi sıkılı dişlerinin arasından. Bende dişlerimi sıkıp sandalyenin arkasına taktığım çantamı aldım hınçla. "Son kez!" "Şükür!" diye bağırdı arkamdan gelirken.. Kafe çıkışına kadar önünden yürümeme izin verse de sonrasında önüme geçip arabaya doğru yürüdü. Kesinlikle arabasına binip yine beni istediği yere sürüklemesine izin vermeyecektim. Neyse ki arabaya binmedi. Arabasının kaputuna yaslanırken öten mesaj sesine mütakip telefonuna baktı. İç çekip küfredince işlerin iyi gitmediğini anladım. Karşısında durup bekledim. "Cuma akşamına bir mangal partisi ayarlamışlar," dedi. "Biz ve Poyrazlar için." "Bak," dedim sakin kalmaya çalışarak. "Mantıklı olmaya çalışalım. Ben senin sevgilin değilim." "Evet," dedi o da dünyadaki en bariz eyden bahseder gibi. "Kesinlikle değilsin." "E o zaman?" diye sordum yüksek bir sesle. "Söyleyelim gitsin ailene. Seni öldürecek değiller ya!" Derin bir nefes alıp uzaklara daldı. "O kadar kolay değil..." "Bana lütfen, 'Babamın kalbi var...' ya da 'Annemin üç aylık ömrü kaldı, mürüvetimi görmek istiyor,' gibi üçüncü sınıf romantik komedi klişeleri ile gelme." "Dedemin kalbi var desem." deyince çileden çıktım. "Başının çaresine bak Harun." dönüp kaldırıma çıktım ama kolumdan yakaladı. "Bak tamam," dedi teslim olurcasına. "Biliyorum çok saçma ama bu benimle alakalı." Bekledim ama o süreçte Harun'un suratı acı çeker gibi bir hal almaya başlayınca ilk defa konuyla ilgili merakım uyanmaya başladı. "Kimse hasta değil, ölmeyecek ama ailem benim için endişeleniyor." "Bence ailen etrafındaki kızlar için endişelensin." dedim ve der demez pişman oldum. Çünkü ifadesinde gerçekten çekilen bir acının emaresi vardı. Bana bakmayı sürdürünce kısık bir sesle "Özür dilerim..." dedim. "Detayları vermek istemiyorum ama bu benim için önemli. Hem ne var yani gelsen? Konuşursun bizimkilerle sonra ben birkaç gün içinde ayrıldığımızı söylerim." deyince içimde bir panik tufanı koptu. Aile, anne, baba... "Ben, yapamam Harun." dedim usulca. "Üzgünüm. Bana şimdi dedin ya, konu benle alakalı diye. aynen öyle..." dedim. "Konu benimle alakalı. Ne sen ne de senin kaba davranışların. Ben gelmek istemiyorum." İtiraz edecek gibi olduğunu görünce hızla ekledim. "Ve oldukça geçerli sebeplerim var." "Ne mesela? Can mı?" "Haddini aşıyorsun." dedim yavaşça. "Bu benim için önemli." "Tamam," dedim dudağımı ısırıp. "Detay vermeyeceğim ama..." derin bir soluk aldım. "Harun, gelirsem kalbim kırılır." dedim. "Hemde toparlanamayacak bir şekilde kırılır..." İkimizde bir süre sessiz kalınca saçlarımı karıştırdım. "O halde hoşça kal." dedim ve tekrar kaldırıma çıktım. "Teşekkürler." Koşup tekrar karşıma çıktı. "Tamam gelme ama en azından bu gün için teşekkür ederim." dedi. "Seni evine bırakabilirim." Saatime baktım. Son dersi kaçırmıştım ve mesaime daha çok vardı. Ayrıca nerede olduğumu da bilmiyordum. "Pekala." Arabanın kapısını benim için açtı. Otomatik bir şekilde tekrar teşekkür ettim ve o da her zaman yaptığı bir şey olacak ki otamatikleşmiş bir sesle "Her zaman dedi." Sessizlik bir şekilde aradaki zamanı dolduruyordu ama onun yanındayken sessizlik gerilimi arttırıyordu. Ortada bir kabahat varmış ya da küsmüşüz gibi bir imaj çiziyordu. Oysa kimi insanların yanında sessizlik huzur vaat ederdi. Harun'un yanında kendimi gergin hissediyordum. "Bir şey soracağım." dedi uzun sessizliğin ardından. "Hm?" "Kişisel alanla ilgili bir problemin mi var?" "Anlamadım." "O gece," dedi ve bekledi. Doğru kelimeleri arıyormuş gibi bir ifadesi vardı. Koltukta toparlandım. O geceye dair bir şey ne duymak ne de hatırlamak istiyordum. "Bu konuyu kapatalım." dedim hızlıca. "O geceye defalarca düşündüm." dedi. "Filmi tekrara aldım; başa sardım. Sürekli ve sürekli." "Lütfen." dedim. Stresli olduğum zamanlarda yaptığım gibi parmaklarımı birbirine kenetledim. "Sana bir şey yapacağımı mı sandın?" Çırpınışlarımı duymazdan geliyor gibi davranıyordu. "Harun!" "Sana bir şey yapmazdım!" dedi benden daha yüksek bir sesle. "Ne sana ne de başka herhangi bir kimseye." dedi nokta koyarcasına. "Tamam!" Konuyu kapatmak istiyordum. Demek istediği buyduysa söylemişti işte. "Beni yanlış tanıdığını düşünüyorum ve en yanlış algın da bu konu üzerinde. Hayatım boyunca kimseye iradesi dışında dokunmadım ve dokunmam da." Der demez duraksadı. Gözlerinde bambaşka bir yap-bozun tamamlandığını görünce utançla başımı yere eğdim. Bu iğrençti. Tiksindiriciydi. Olanların düşüncesi bile midemi alt üst etmişti. "Durdur arabayı." dedim fısıltıyla. Beni ikiletmedi. Arabayı sağa çeker çekmez kendimi dışarı attım ve temiz havayla ciğerlerimi doldurdum. Mide bulantım had safhadaydı ve sebebi kesinlikle Harun değildi. Evet, midemi konuşma tetiklemişti ama her şey geçen geceden daha ötesine dayanıyordu. Ona kızgındım ama onu suçlayamazdım. Bu sebeple elinde bir şişe suyla karşıma gelince onu itmedim. Elini ıslatıp yüzümü yıkamasına izin verdim. Bir süre bir şey demeden beni bekledi. Acelesi yokmuş gibiydi. "Naz," dedi sonunda biraz daha rahatladığımı görerek. Ona baktım. Nötrdüm. Kızgın değildim; bağırmayacaktım, alaylı yorumlarda bulunmayacaktım. "Hm?" "Arkadaş olamaz mıyız?"
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม