5. Bölüm

2542 คำ
5. Bölüm Mide bulantısı iğrenç bir şey. Öyle ki sanırım midemde bir yara açıldı. Hayır, bu romantik bir betimleme değil. Sanırım midemi öyle zorladım ki artık içeride gerçekten bir yerler kanamaya başladı. Henüz kan kusmaya başlamadım ama Harun daha fazla zorlarsa kusmak için eğildiğim bir klozet oyuğunda kan görmem an meselesi. Mesai için hazırlandığım şu dakikalarda bile midemin artık feryat içinde 'Acımaaaa!' diye bağırdığını duyabiliyorum. Bir oyuk var ve kesinlikle çok acıyor. "Suratının acı çeker bir hali var." Sel giyinme odasına girerken elindeki üzerindeki deri montu çıkarmakla meşguldü. Gerçekten o deri mont yakmıyor muydu yahu? Dışarısı 35.5 dereceydi! "Suratım değil ama midem çekiyor." dedim sahte bir gülümsemeyle. "Çok mu acılı yedin." dedi basur esprisine zemin hazırlar bir halde. Bir an düşündüm. Evet, Harun'un tatlı bir tarafı yoktu. Memnuniyetle gülümserken, "Evet." dedim. Gülüp odaya geçti. Bende mesaime daldım. Bu gün barımızın sokağında başka bir bar açılışı vardı ve dolayısıyla müşterilerimizin pek çoğu burayı tercih etmemişlerdi. Hızlı bir mıntıka temizliğinden sonra sakin olan barda müşterilere bakıp tezgahın arkasına geçtim. Hazal hazırlanmış çıkıyordu. Öğleden akşama kadar ki mesaisinde iki masa geldiğini söylemişti. Eh şimdi de durum farklı sayılmazdı. Altı kişilik bir grup ve tek başına içen ve dertli olduğu her halinden belli olan bir çocuk vardı. Sonra burayı starbucks sanan bir i pad air sahibi biri daha girdi. Kulaklıkları takılı, uzun bir sarışındı. El işareti ile bir becky sipariş etti. Adisyonu yazıp birasını götürdüm. Tezgaha geri dönmüştüm ki gri sweetli birinin bara oturduğunu gördüm. Onu blazer ceketsiz tanımak hele de sırtından, zordu ama çok tanıdık bir el hareketiyle saçlarını karıştırınca bardakinin Harun olduğunu anladım. Çalışan kapısından geçip tezgahın arkasında durdum. Beni görünce gülümsedi ama hız kesmeden viskisini hazırlamaya koyulunca gülüp beklemeye karar verdi. "Kartal Tibet, Ediz Hun," dedim adisyon kağıdını çıkartıp. "Ha bir de Nuri Alço." dedim. Anlam vermeye çalışır gibi kaşlarını çattı. "Viski jenarasyonu," dedim. "O jenerasyon Yeşilçam da kaldı. Sen hangisisin torunusun?" "Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, aaa..." Birkaç saniye durup hatırlamaya çalıştı. "Ha bir de Gülşen Bubikoğlu; peki sen hangisinin torunusun?" "En azından hakaret etmedin." dedim gülüp. "Hakkını yeme Naz'cığım. O senin uzmanlık alanın. Laf sokmada eline su dökenini görmedim daha." deyince önlüğe asılı kalemimi alıp adisyona döndüm. "Dur o zaman." dedim yazarken. "Ben sana bir geçireyim." Yüzüne bakmıyordum ama dehşet içinde olduğu her halinden belliydi. Yüzüne bakınca doğru bildiğimi anladım. "Yani hesabı." Gözlerini kısarak dudaklarını ıslattı. Gülümsüyordu. Bir şey demeden karşısında bar taburesine tünedim. Bu arada Sel'de gelmiş ve bara şöyle bir göz atmıştı. Bardaki sakinlik ve kimsenin olmayışı sebebiyle o da bir masaya geçip kendine bir tombul efes aldı. Ona baktığımı fark edince oturabilirsin işareti yaptı bana. Bende içimdeki rahatlıkla Harun'a döndüm. Bana bakmaya devam ediyor ama konuşmuyordu. "Eee?" diye sordum. Omuz silkti umursamazca."Neden geldin?" dedim sonra. Baktım ki o konuşmuyordu bari topu ben elime alayım dedim. "İçmeye geldim." dedi olağan bir şeyden bahseder gibi. Derin bir nefes alıp kafa salladım. "E iyi o zaman," dedim telefonumu elime alıp. Can mesaj atmıştı. Şaşkındım. Ondan bir mesaj gelmez sanıyordum artık. Tam okuyacaktım ki Harun elimden telefonu aldı. Yüzünde onaylamaz bir ifade vardı. "Senin o kızlardan olmadığını sanıyordum." "Sanıyorum ki ben senin bildiğin kızlardan değilim." dedim keyifle telefonuma uzanıp. Telefonumu omuzundan arkaya doğru çekti ama kafasını benden tarafa doğru uzatmıştı. Dişlerinin arasından gülerken başını eğdi. "Sen benim bildiğim kızlardan delisin." dedi yavaş ve dikkatlice. "Ama mevzu o değil." Dudak büktüm. "Öyle mi?" Kendim hakkında pek çok şey söyleyebilirdim. Realisttim. Duygusuz sayılırdım. Doğrusu, bir hayli gaddardım ama delilik? "Neymiş mevzu?" Kaşlarını bükmüştü. "Arkadaşlar buluşunca telefonlarına mı gömülür?" Sesi ayıplar tondaydı. Başımı yana eğince mavi elipsleri birer küreye dönüşünceye değin gözlerini açtı. "Sabah arkadaş olalım demiştik." Gözlerimi devirdim. "Sen olalım demiştin bende susmuştum." "Bilirsin," dedi. "Adalet sistemimizde ses çıkarmadığın her olaya karşı onay vermiş olursun." Bu yorumun feodal bir yorum olmamasını umarak Harun'a baktım. Şaşkınlık sinsice suratına yayılırken telefonumu tutan elini indirip duruşunu dikleştirdi. "Yani," dedi kendinden emin bir sesle. Şaşkınlığı bu kadarcık sürmüştü işte. "Sonuçta sen hukuk okuyorsun; bu konuya benden daha hakimsindir." Henüz birinci sınıf olduğum ve ilk dönemin başını okuduğumu söylemeye gerek duymadan dinlemeye devam ettim ama suratımda söylediklerini onaylar bir ifade vardı. Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Ve bende adalet sisteminin bu tutumuna karşı olan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak emin olmak adına barına geldim." Burnundan sert bir nefes çekip, "Yani?" dedi ince bir sesle. "Arkadaş mıyız?" "Arkadaşlar birbirinin telefonuna el koymaz." dedim hemencecik. İnce dudaklarına bir gülümseme yayılırken, "Elbette." dedi içten bir sesle. Telefonu bana uzattı. "Ama unutma, arkadaşlar bir araya gelince telefonlara gömülmezler." Gözlerimi devirdim. Bu esnada bara kalabalık bir grup girince oturduğum tabureden atlayıp, "Arkadaşlar için reklam arası." dedim. Anlayışla başını sallayıp bardağına döndü. Gelenler masa seçerken bende fıstık ve havuç-salatalık hazırlamaya koyuldum. Tam masaya gitmeye hazırlanıyordum ki grubun arkasından bara giren bir kız ve erkek hızlı adımlarla bara geldiler. Benle yaşıt gibi duruyorlardı ama suratlarında aptal bir telaş vardı. Kız kısa esmer saçlarını geriye doğru tararken "Merhaba," dedi sesinde dışarıya taşan bir enerji enerji vardı. "Merhaba," dedim. "Bir bavul kadar geniş çantasını çıkartıp büyük bir dikkatle tezgaha bırakan genç çocuk "Arkadaşımızın doğum günü var da." dedi. Kız çantaya dikkatle dokunup fısıldadı. "Pasta yaptık!" Harun'da olan biteni benim gibi büyük bir dikkat ve heyecanla dinliyordu. Kızdan müthiş bir enerji fışkırıyordu. Gülüp dinlemeye devam ettim. "Likörlü!" Bir fısıltı ve çığlık aynı anda nasıl çıkabilirdi anlam veremesem de kızın heyecanına kapıldım ama çocuk kızın belinden tutup arkasına koydu. Evet kız mini minnacıktı ve çocuğunda maşallahı vardı. Öyle yakalayıp hop diye başka bir yere koyması imkansız değildi ama komikti. "Aşkım dur." dedi gülerek. "Daha içmedik." Kız gülüp çocuğun beline sarıldı ve kolunun altından bana bakmaya devam etti. "Mevzu şu," dedi. Bana bakmaya devam ederek baş parmağıyla yeni giren kafileyi gösterdi. "Uzun, sarı saçlı kızın bu gün doğum günü ve bereli çocuk da bu gün kıza açılacak. Biz işaret ettiğimizde Yalın'dan Sesinde Aşk Var şarkısıyla pastayı getirebilir misiniz?" Çantayı dikkatle alıp içinden pastayı çıkartarak buz dolabında biraların arasından yer buldum. "Müşteri daima doğrusunu bilir." dedim kıza göz kırparak. Güldü."Şey," dedi sevgilisinin arkasından çıkıp kolunun altına girerek. Bu arada Sel müşteri akınıyla yanımıza gelmişti. "Şimdi direk buraya geldik ya, Gamze, yani doğum günü kızı neden buraya geldiğimizi sorabilir. O yüzden arkadaşmışız gibi yapsak sizin için sorun olur mu?" Beynim soru karşısında deja vu yaşarmış gibi Harun'a bakmak istedi ve bende kendimi tutamadım. Dudaklarını bastırmış gülmemeye çalışıyordu. "Lütfeeeennnn..." dedi kız incecik bir sesle. "Tabii," dedim. "Sorun değil." Kız sevinçle "O zaman ben Su," deyince bende "Naz." dedim aynı şevkle ama birbirini tanıyan iki insan el sıkışamayacağı içi bizde el sıkışmayı es geçtik. Kız gidince Harun "Senin garezin bana." dedi. Gülüyor ama aynı zamanda sitem ediyordu. "Hiç tanımadığın biri yalancı arkadaşlık teklif edince kabul ediyorsun. Ben senden bir güncük istiyorum a-" "Bu konu tartışmaya kapalı." Adisyonu elime alıp Harun'u ardımda bırakarak masaya geçtim. daha ben sipariş alamamıştım ki benzer bir kalabalık daha içeri girdi. Neyse ki diğer masalarda fazla bir doluluk oranı yoktu. Boş masaları birleştirince orta alan bir pist gibi bomboş kalmıştı. Siparişler o kadar çoktu ki Sel'le beraber çalışmamıza rağmen zar zor yetiştirebiliyorduk. Harun'sa az önce civil civil konuşan kız ve sevgilisinin yanına oturarak barı terk etmişti. Bu arada bardaki sarışın yemek siparişi verince Sel küfredip "Kimse gelmez diye Cem'e izin vermiştim." dedi. Cem Baristaydı. Sel yemek yapabiliyor ve kokteyl hazırlayabiliyordu ama hazırlanacak altı kokteyl varken birde mutfağa giremezdi ki. "Naz," dedi sonunda önlüğü çıkartıp. "Senin şu arkadaşın kokteyl yapmayı biliyor mudur?" "Kim?" dedim 50 likleri hazırlarken. "Harun mu?" "Ahmet, Mehmet. Her ne haltsa." dedi. Her iki isimde de yaklaşamamış olmasına rağmen onu düzeltmedim. Patlamaya hazır görünüyordu çünkü. "Sorayım ama sanmam." dedim. "Günlüğünü veririm." dedi. "Eğer yardım ederse. Ben mutfağa iniyorum. Eğer yapamazsa sen müşterilere biraz bekleteceğimizi söyle."Kafamı sallayıp 50 likleri masaya götürmek için bardan çıktım. Su beni görür görmez yerinde el sallamaya başladı ve daha masalarına varmamıştım ki bağırarak konuşmaya başladı. "Naz, neden sevgili yaptığını söylemiyorsun?" Kaşlarımı kaldırıp Harun'a baktım. Harun'la tanıştığımdan beri bu tür durumlara şaşırmak komik geliyordu. Ortamda Harun varsa he de bir yanlış anlaşılma... Finalde söylenen yalana kim şaşırırdı ki? Bana bakıp göz kırptı. "Aşkım," dedim Harun'a bakarak "Hani biraz saklı tutacaktık durumumuzu." "Yaz başından beri birlikteyiz, hayatım." Kalkıp biraları dağıtmama yardım etti. "Artık kamuya açılmalıyız." deyince masanın belli bir bölümünde yüksek desibelli kahkahalar yükseldi. "Eh artık herkes öğrendiğine göre saklamaya da gerek yok, değil mi?" "En azından birisi var diyebilirdin," dedi Su sahte bir kızgınlıkla. Herkes yalan konusunda ne kadar da uzmandı! Bense çok geriliyordum. "Beni bilirsin," dedim son birayı koyarken. "Böyle konularda biraz ketumumdur." "Bilmez miyim?" Sevgilisinin 50 liğinden koca bir yudum alıp Harun'a döndü. "Bunun Tunç diye bir sevgilisi vardı Harun, ayrıldığını bana beş hafta sonra söyledi." Şokla Su'ya baktım. Harun'sa yanımdaydı ve sahte olduğu her halinden belli olan bir ifadeyle bana dönmüştü. O esna da doğum günü kızı Gamze Su'ya dönüp "Tunç Gülçin'in sevgilisi değil miydi?" diye sorunca ateş hattından çıkmış gibi Harun'un bileğinden yakalayıp bara doğru sürükledim. Gülüyordu. Tam savunmaya geçecekti ki "Dur," dedim. "Onun için ayrı paylayacağım seni. Şimdi başka bir sorum var." Keyfi bozulmuş gibi değildi. "Evet?" "Kokteyl yapmayı biliyor musun?" Pek umudum yoktu açıkçası. Zilyon tane kokteyl içmiş olabilirdi. Mesela binlerce kokteyl içtiğini söylese şaşırmazdım ama o hızla "Evet." deyince en şaşkın ifademle kalakaldım. Yüzümdeki ifade onu epey eğlendirmiş gibi kirpik altlarından bana bakmaya devam etti. Dudakları keyiften gerilmiş gibiydi. "Gerçekten mi?" dedim inanmayan bir ifadeyle. "Geçen yaz amcamın otelinde baristalık yaptım." dedi omuz silkerek. Yüzümdeki ebleh ifade değişmeyince gamzelerini ortaya seren bir gülümsemeyle omzumu hafifçe dürterken gülmeye başladı. "Bunu genel kültür olsun diye mi soruyorsun yoksa sorunun devamı var mı?" Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Bu beni şoka sokacak bir bilgi değildi; bu yüzden şoktaymışım gibi davranmayı kesmeliydim. "A şey," Saçlarımı karıştırıp "Elaman eksiğimiz var." dedim. "Ve siparişler yetişmiyor da. Sel sana sormamı istedi. Yardım edersen günlüğünü verebileceğini de söyledi." "Hay hay." Buna da şaşırmamam gerekirdi. Ama Aktan'ların varisinin bir barda günlüğüne çalışacak olması şaşırtıyordu işte! Üstelikte hiç öyle havalı bir hali yoktu, yukarıdan bakmıyordu. Popüler kültür bize hep varislerin burnu büyük, düşüncesiz ve bencil piçler olduğunu empoze ediyordu ama hayır; Harun gayet dostane bir tavırla işin ucundan tutmak istiyordu. Eliyle barın arkasını gösterip "Kadınlar önden." dedi. Benle beraber tezgahın arkasına geçerken adisyon kağıdını önün çekti ve hiçbir şey sormadan kokteylleri hazırlamaya başladı. Siparişleri hazırlayana kadar bir şey söylemedim. Esasında söyleyemedim. Hala durumun şaşkınlığına kapılmamaya çalışıyordum öte yandan bir de şu sevgilicilik durumu vardı. Şaşkınlık ve kızgınlık damarlarımda kol geziyordu ama işler bitene kadar sessiz kalmak en doğrusuydu. Hem, kızgın olmadığımdan değil. Harun'la tanışana kadar çok kızan birisi değildim. Aslında herkese ve her şeye karşı mesafeli bir yapım vardı. Bunun sebebi açık seçik Harun gibi insanların gereksiz samimiyetlerine maruz kalmamaktı ama bir şekilde bu çocuk hayatıma girmişti ve gitmeyi de red ediyordu. Babasına, amcasına, kuzenine beni sevgilisi olarak tanıştırması bile akıl alacak bir şey değilken hiç tanımadığı insanlara beni sevgilisi olarak tanıtması? Adamın sınırı yoktu! "Bir şey söyleyebilir miyim?" "Hayır!" "Ooo, içinde kendini dolduruyorsun ama. Bari yüzüme söyle." Hınçla kafamı kaldırınca bana bakıp sırıtın bir surat gördüm. "Ha bir de savunman var yani?" "Elbette hakim hanım." Gözlerimi devirip vişne votka doldurma işime döndüm. "Şimdi bu geceyi sevgili olarak atlatmayı başarırsak cuma günü için bir ihtimal yaratabilirim belki diye düşündüm." "Yok öyle bir ihtimal." dedim. "Tamam, takılalım o zaman öylesine." Şaşakaldım. Elimdeki votka şişesi saçma sapan bir şekilde akmaya devam ederken on tuşuna basılmış gibi şişeyi indirdim. Tam konuşacaktım ki "Bak," dedi uysal bir tonda; hazırladığı kokteylleri tepsiye yerleştirirken, "Seni zorladığımı biliyorum ama beni hala çözemediğini görüyorum. Seni zorlarım ama asla mecbur etmem. Dilersen bu gece beni terk edebilirsin." dedi. Son siparişleri de tepsiye yerleştirip beni beklemeden masaya gidince bir süre öyle boşluğa baktım. Sonra o gelmeden tezgahı toparlamaya koyuldum. İşi bitirmiş elimi havluya silerken Su'nun elini hunharca sallayıp beni masaya çağırdığını gördüm. Havluya kaldırıp omuz silkerek iş yapıyorum işareti çaktım. Sevgilisini öpüp yanıma geldiğini fark edince ise alelacele bir bardak alıp kuruluyormuşum gibi yaptım. Oraya gidip sevgilicilik oynayasım yoktu. Ancak Su yanıma yaklaştıkça ister istemez bir şeyler yapmak zorunda kalacağımı biliyordum. "Hey," dedi bar taburesine tırmanıp, evet, boyu o kadar kısaydı ki tabureye oturabilmek için önce tırmanması gerekti. Tezgahı silerken "Naber," dedim. Omuz silkip güldü. "Bir tane tekila verir misin?" Başımı salladım ama bir şey söylemeden hazırlamaya koyuldum. Kısa sessizliğime nokta koyarcasına "Harun haklı!" diye bağırarak cevap verdi. "Üzerinden negatiflik akıyor?" Çatık kaşlarla Su'ya baktım. "Ne?" "Çok memnuniyetsizsin. Tanrım, şirinler köyündeki somurtkan şirin gibisin." Dümdüz Su'ya baktım tam konuşacaktı ki arkasından Harun geldi ve yanıma geçerek kendine bir 70lik koydu. Sanırsam burada bir kere kokteyl hazırlamış olmanın ona barın bu tarafına geçiş için sonsuz vize hakkı verdiğine inanıyordu. "Esasında Somurtkan Şirine." dedi Su'yu tamamlayarak. "Ama alıştım artık ben." dedi. "Suratsızlık onun için kolye gibi bir şey. Beni görünce hemen takınıveriyor somurtkan yüzünü." "Çok yazık." Su elimdeki tekila bardağını alıp başına dikerken "Halbuki ondan tıpkı benimkine benzer bir enerji yayıldığını düşünmüştüm Harun'cuğum." dedi. Ardından limonu sıyırarak yüzünü ekşitti. "Ben somurtkan değilim." Parmaklarımı tezgaha vururken "Oldukça eğlenceliyimdir hatta." dedim hırsla. Harun tek kaşını kaldırırken Su direk "Kanıtla." deyince elimdeki havluyu omzuma atıp. "Beni gerçekten tongaya getirebileceğinizi mi sanıyorsunuz?" dedim zeki bir ifadeyle. "Bana ters psikoloji uygulayıp zekamı küçümsüyorsunuz. Eğlenceli olduğumu kanıtlamak için bu gece bu uyuzla mı takılayım yani?" Havluyu Harun'a fırlatırken Su dudaklarını büzüp burnundan nefes aldı. "Aslında konu eğlenceli biri olduğunu bize kanıtlaman değil." Tezgahta duran tekila şişesinden bir bardak daha doldururken bana doğru eğilip "Gerçekten eğlenmen." diye fısıldadı. Sonra başıyla dolabı gösterip göz kırptı. "Hadi pastayı üfleyelim." Sessizlikle geçen birkaç saniye sonra dudaklarımı ısırıp birbirine bastırdım. Harun orada durmuş bana bakıyordu. "Ben eğlenceliyimdir." dedim ona bakıp. "Gülerim, genel olarak hareketliyimdir. Yurtta kalıyorken geceleri koridorda dans ederdim. Hem müzik bile çalmazdı. Bir keresinde Not Defterinden öyle etkilenmiştim ki öğle vakti asfalta yatmıştım." "Yalnız o filmde iki sevgili gece yarısı yola yatıyordu. Güneş tepeni delerken tek başına yapman bira-" "Sussana sen!" diye çıkıştım. "Ben somurtkan değilim." "O zaman surat asacağına bu geceye katılsan diyorum." dedi hızla pastayı çıkartıp. Mumları dizmekle meşguldü ve bende laptoptan istedikleri şarkıyı bulmakla meşguldüm. Harun bana bakınca onun hazır olduğunu anladım. Müzik ses sisteminden bara yayılırken Harun'la beraber pastayı götürdük. Sel elinde yemek tepsisiyle yukarı çıkınca beklemeden servis açmaya gittim. Sarışın birasından bir yudum almış gibi duruyordu ve i padinde bir sürü araştırma sekmesi açıktı. Yarasalar ve üreme dönemleriyle alakadar bir şeydi. Sanırım tez falan hazırlıyordu. Tezgaha geri dönünce Sel peşimden gelip "Resmen midesiz." dedi. "O kadar haşere fotoğrafına bakıp üstüne bir de yemek mi yiyecek?" Esasında yavru yarasalar bence oldukça sevimliydi ama aklım tamamen başka bir yerdeydi. "Sel," dedim önlüğümü düzeltirken. "Sence ben somurtkan mıyım?" "Pek eğlenceli olduğun söylenemez." dedi dümdüz. Ağzım beş karış açık Sel'e döndüm. "Yalan mı söyleyeyim?" dedi doğum günü masasına bakarken. "Kokteylleri hazırlamışsınız." dedi sonra umursamazca. "Çocuk mu yaptı?" "Evet," dedim sıkılı dişlerimin arasından. Burnumdan soluduğumu fark ederek bana baktı. O sırada masadan bir alkış tufanı kopunca Sel irkilerek masaya döndü. "Çocuğun teki doğum günü kızına çıkma teklifi etti." dedim tezgaha geçerek. Çatal ve tabak ayarlamaya geçmiştim ki Harun tezgaha gelip "Tabak istemiyorlar." dedi. "Sadece çatal."Başımı salladım ve Harun'a vermek yerine bardan çıktım. Arkamdan geliyordu. Sel'den yeterince uzaklaştığımızı ve masaya yeterince yaklaşmadığımızı düşünerek durdum; arkamı döndüm ama o kadar ani yapmıştım ki bunu Harun bana çarpmış ve düşmemi engellemek için belimden yakalamıştı. Hızla dengemi kurup ona baktım. "Ben eğlenceliyimdir." dedim mavi kürelerine doğru. "Bu gece senin sevgilin olarak çok eğleneceğim mesela." Dudaklarına bir gülümseme yerleşirken elimi kaldırdım. "Ama sadece bu gece." Dediğimi anlamış gibi yavaşça gözlerini kapadı; ince dudaklarında çapraz bir gülücük vardı. Mutluydu. Mutlu olmasından hoşlanmamıştım. Hemencecik ekledim. "Bu gece, cuma değil."
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม