Zorlukla indim aşağıya. Dizlerim hala sızlıyordu; bir daha çıkıp inemem, dedim içimden. Zaten bu kalabalık azalacak gibi değildi, aksine evin her köşesine yayılıyordu sanki şimdiden. Konağın taş duvarları bile bu uğultuyu taşıyamıyormuş gibi yankılanıyordu. Mutfağa yaklaştıkça sesler netleşti. Tencere kapaklarının metal sesi, birilerinin çay bardağını sertçe tezgaha bırakışı… ve Sibel ’in sesi. Onun sesini artık kalabalığın içinden bile ayırt edebiliyordum. Nasıl gıcık olduysam. Mutfakta konuşuyorlardı. Daha doğrusu, Sibel konuşuyor, diğerleri daha çok susuyordu. Ufak tefek basit kelimeler ile onaylamak gibi. “Dün gelinde bir havalar bir havalar. ” dedi alayla. “Oturmuştur götünün üstüne. O yarım akıllı ben olmadan s****i tutup sokmayı beceremez. Gelin zaten bir halttan anlamıyor.” S

