Ufuk çizgisinin altında, esen ılık rüzgarın bıraktığı titreme ile daldığı düşüncelerden sıyrılabildi genç kız.
Sahi ne kadar süredir orada oturuyordu, ne kadar süredir düşünüyordu ya da ne düşünüyordu..
Onun acısı beklediklerinin dönmeyeceğini idrak ettiğinde başladı.
Bahanelerle geçen bir zaman dilimi..
Yalnızlığa farkında olmaksızın alıştığı bir zaman dilimi..
Yoluna çıkan engelleri yalnız başına aştığı bir zaman dilimi..
Sahi ne zaman anlamıştı bu hayatta yalnız olduğunu, ne zaman yalnızlık onun için tercih meselesi olmuştu,
Çevresinde ki insanların yalancı samimiyetlerini gördüğünde mi,
Yere düştüğünde elinden tutup kaldıran olmadığında mı,
Ya da yolunu kaybettiğinde yön gösterecek biri olmadığında mı,
Doğru aslında.. O sabah farketmişti, bir heves uğruna güneşin doğuşunun bile farklı olduğu ülkeye adım attığında, o gecenin sabahında..
***
Gökten üç elma düştü,
Biri anlatana,
Biri yaşayana,
Biri de okuyana..
“Cennetten gelen zarafet, cesaretle buluştu.”
***
Çelik Kırahanoğlu. Kopuz..
Nam-ı Değer..
Diğeri ise Arya. Arya Meisa. Uzman Dış Ticaret Müdüresi..
Ya da Bela Paratoneri..
Mütemadiyen en ufak bir cafe de dahi başına gelmeyen kalmıyor.
Bütün bunlara rağmen ise mesleğinde çok dikkatli ve titiz biridir. Despot tavrı ve dobralığı ile asla kendisinden ödün vermiyor.
Meslek diyorduk, Dış Ticaret Müdüresi..
Tabii bu sadece görünen kısmı.. Bir de görünmeyen işi vardı.. Antropolog..
Bir insan kendisine bu eziyeti neden yapar ki..
Arya tamamen yalnızlığından kaynaklanan bir sebeple ikinci üniversitesini okumuş biri. Tabi buna şuan ki çalıştığı firma da etki etmiş olabilir.. O ayrı..
Birbirinden çok farklı meslekler ancak birbiriyle iç içe geçmiş bir meslekte aynı zamanda. Subjektif bir bakış açısı onunkisi, insan ırkını bilmek ile uluslararası ticaret ne alaka ki..
Arya ise bu iki farklı kulvarlarda ki mesleklerini, topuklu ayakkabıları, prezantabl görünümü ve uzun bal köpüğü saçlarıyla beraber bir bedende sırtlıyor ve omuzlarında ki ağırlığı belli etmezcesine her taşın altından omuzları dik bir şekilde kalkıyordu.
Kopuz..
Ahh, O ne yaman, ne çevik, ne gözü kara bir asker öyle. Özel kuvvetlerde yumruğuyla nam salmış, ürkütücü bakışlarıyla yeri geldiğinde dostunu bile gözü görmeyen bir delikanlı.
Özellikle belirtilmesi gereken bir kelime, deli kanlı.. çünkü gerçekten kanı deli akan bir elin beş
parmağını geçmeyen delilerden biri.
Zaten uğruna canlarını dahi feda edecekleri vatanın geçmiş tarihinde de hep böyle deli kanlı askerler vardır ya.
Bu bir bela paratoneri ve öfkeli bir askerin aşk hikayesi..
Not: Serinin 2. kitabıdır, iyi okumalar