Ağanın Çoban Yıldızı(+21)Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 04:35
KURGU TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR.
🔞🔞🔞YETİŞKİN İÇERİK İÇERİR. 🔞🔞🔞
🌾🌾
“Ne zaman demişim sana teyze kızı diye?” dedi.
Feyza kaşlarını çattı.
Miran, sanki o konuşma hiç bitmemiş gibi devam etti:
“Acımadı mı lan dilin, onu söylerken?”
“Gerçek ama,” dedi Feyza ve ayağa kalktı.
Miran ona doğru bir adım attı.
“Ben sana yarimden başka ne demişim bu zamana kadar?”
Feyza derin bir nefes aldı.
“Miran, biri gelecek şimdi. Çık git şuradan,” diye sertçe uyardı.
Ama Miran’ın umurunda değildi.
“Şu soruma cevap ver!” diye hırladı.
“Gelinlik yakışmış…” dedi Miran. Ama yüzündeki ifade, midesinin bulandığını ele veriyordu.
“Teşekkür ederim. Gider misin artık? Reha her an gelebilir.”
“Yalnız damadı yanına pek yakıştıramadım,” dedi Miran. Onu duymuyor gibiydi, gözleri gelinliğe takılıp kalmıştı. Üzerindeki beyazlığı, makasla parçalayıp atmak ister gibiydi.
“Miran, başlama yine-”
“Sevdiğim kadın yengem olmuş,” dedi, boğazındaki düğüme inat yutkunarak. “Ben başlamayayım da kim başlasın ha, Feyza?”
Bakıştılar.
“Kurdun mu lan onunla hayal? Hani benimle beş çocuk hayal etmiştin ya… Onunla kaç çocuk yapacaksın?”
Feyza titreyerek derin bir nefes aldı.
“Çirkinleşme,” dedi. Tokat atmamak için kendini zor tuttu; gelinliğinin eteğini daha sıkı kavradı, elleri yumruk oldu.
Miran ona hüzünle baktı.
“Baba yapacaktın beni… Şimdi amcası diye mi vereceksin kucağıma?”
Bu söz, kulakları sağır edecek kadar keskindi. Fısıltıyla söylese de ikisinin de tüyleri diken diken oldu.
“Miran!” dedi Feyza, yalvarır gibi. “Biri gelecek, git dedim!”
“Takı taktım sana ben,” dedi Miran. “Yüzük takacaktım oysa…”
✨️✨️✨️✨️
YILDIZ...
“Bir çobanın kızıydı… ama kader onu bir ağanın yazgısı yaptı.”
....
Bir çobanın kızı…
Bir ağanın kaderi…
....
Ve fısıltılarla örülen bir evlilik.
Dağların, sürülerin ve sessizliğin içinde büyüyen genç bir kız…Yıldız.
Hayatını hayvanların diliyle, toprağın sabrıyla öğrenmiştir. Babası, bölgenin en güçlü ağalarından birinin çobanıdır; sözü az, yükü ağır bir adam. Ancak beklenmedik bir gün, babası geçirdiği talihsiz bir kazayla yatağa düşer. Sürüler sahipsiz, dağlar sessiz kalır.
Ağanın hayvanlarını emanet edebileceği tek kişi vardır:
Çobanın kızı.
Bir aylığına, kimsenin cesaret edemediği bir sorumluluğu omuzlarına alır. Sürüler onu tanır, hayvanlar ona itaat eder. Ama dağlar sadece sır saklamaz; dedikoduyu da büyütür. Güçlü ağa ile genç kız arasında olmayan bir bağ, dillerde dolaşmaya başlar. Söylenenler büyür, fısıltılar namusa, söylentiler mecburiyete dönüşür.
Ve ağa, kendi koyduğu kuralların içinde sıkışır.
Bu dedikodunun tek bir bedeli vardır: evlilik.
Zorunlulukla başlayan bir birliktelik, iki yabancı ruhu aynı çatı altına sürükler.
Peki bu evlilik, bir utancı örtmek için mi yapılmıştır…
Yoksa kader, dağların sessizliğinde çoktan yazılmış mıdır?
Namusu kirleten sözlerdi, bedeli ise kız ödedi.