Hikayesi Zamansız Yazar
author-avatar

Zamansız Yazar

HAKKINDAquote
Zamansız yazar
bc
ZİNCİRLİ ARZU (+18)
Güncellenme zamanı Feb 4, 2026, 07:00
Bir alevin sönüşü ve bir yangının başlangıcı... Kadınlığının derinliklerini bir ustura gibi yaran her darbesiyle, Emre'nin haykırışı sessizliğin karanlık odalarında yankılanıyordu. Yağmur, İstanbul'un lüks bir apartman dairesinin panoramik camlarına, onların iç çekişlerinin ritmiyle çarpıyordu. İki beden, yılların alışkanlığı ve karşılıklı kullanımın verdiği bir öfkeyle, sanki birbirini cezalandırırcasına birleşiyordu. Emre, Elif'in saçlarını avuçlarında bir ip misali sıkıyor; Elif ise, tırnaklarını onun sırtına geçiriyor, her izde biraz daha hıncını çıkarıyordu. Bu, sevişmek değildi. Bu, bir nefret ayiniydi. Boşaldığı an, tüm kasları gevşedi ve Elif'in üzerinden, terini bile silmeden uzaklaştı. Gözü, duvardaki ekrana takıldı: Gökçe Holding'in hisseleri düşüyordu. Haber bültenindeki başlık, buz gibi bir sızıyı midesine indirdi: "Mirasın Gölgesinde Şüpheli Ölüm: Emre Gökçe'nin Son Gecesi." Telefonu çaldığında, içinde bir şeylerin daha da kötüye gideceğini biliyordu. Babasının keskin sesi hattın diğer ucundan geldi: "Derhal yalıya gel. Ve yalnız değil." Emre'nin gözleri, hâlâ yatakta nefesini tutmaya çalışan Elif'e kaydı. Yalnız değil. Nefret ettiği bu kadını, yine sahneye taşıyacaktı. Aynı saatlerde, İzmir'de bir restorasyon atölyesinde, tozlu bir Venedik tabakasının altındaki maviye hayran kalan Leyla, babasının titreyen sesiyle irkildi. "Leyla, kızım... Bizi kurtarmalısın." Telefondaki ses, bir yalvarıştan ziyade, bir emirdi. Gökçe ailesinin Bebek'teki ihtişamlı yalısına giden yolda, zihni, çocukluğundan beri sakladığı tek fotoğrafa takılıp kaldı: Gülümseyen annesi ve arka planda, şimdi gideceği yalının bahçe kapısı. Yalının kütüphanesinde, hava, eski kitapların ve yeni tehditlerin kokusuydu. Cihan Gökçe'nin karşısında, kaderleri bir kez daha başkalarının ellerinde şekillenen iki yabancı duruyordu: Öfkesini yutmuş Emre ve şaşkınlığını gizlemeye çalışan Leyla. Teklif, bir satış değil, bir tiyatro oyununun senaryosuydu: "Medya, oğlumun ölümünü bir skandala çevirmek üzere. Basına, Emre'nin gizli nişanlısı olduğunuzu, büyük ağabeyi Emre'nin ise bu zor günde ailenizin yanında olduğunu söyleyeceğiz. Bir süre... birlikte görüneceksiniz." Emre için bu, ailenin itibarını kurtarmak için son bir manevraydı. Leyla için ise, babasının borç batağından ve abisinin tehditlerinden kurtulmanın bedeli. İki yabancı, bir yalandan çıkma evlilik sözleşmesine imza attılar. İlk tokalaşmalarında, Emre'nin parmakları, birkaç saat önce Elif'in bedeninde bıraktığı öfkenin sertliğini taşıyordu. Leyla'nın eliyse, tuvallere dokunan hassas parmaklarıyla, buz gibi ve titrek. İlk basın toplantısında, kameraların önünde, Emre'nin kolları Leyla'nın belinde bir kelepçe gibiydi. Onun "acılı nişanlısı" rolünü oynarken, gözlerinde sadece yorgunluk vardı. Leyla ise, flaşların arasında, duvardaki bir portrede annesinin gençliğine tıpatıp benzeyen bir kadının resmini gördü. O an, bu yalının koridorlarında, sadece bir rol oynamadığını; geçmişin karanlık odalarına doğru, hiç istemediği bir yolculuğa çıktığını hissetti. Ve böylece başladı her şey: Bir yatak odasında sönen nefret alevinin külleri üzerine, iki yabancının zoraki ittifakıyla tutuşan, daha büyük ve tehlikeli bir yangın...
like
bc
Üç Harfliler (CİN) +18
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Askeri liseler kapatılmadan önce Deniz Astsubay Hazırlama Okulu'nda öğrenci olan Ahmet ve arkadaşlarının yatakhanelerinde cinler hakkındaki gece sohbetlerinin ve sonrasında olanların kısa hikayesidir.
like
bc
Göklerin ve Zamanın Aşkı: Gökçe ile Alp'in Destanı
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Gökçe, Göktanrı Ülgen'in kızı ve ilk şaman olan ölümsüz bir yarı-tanrıçadır. Binlerce yıl önce kötülük tanrısı Erlik'in kıskançlığı sonucu zamanın döngüsüne hapsedilmiştir. Alp, günümüz Türkiyesi'nde yaşayan genç ve başarılı bir sualtı arkeoloğudur. Gökçe, yıllar boyunca rüyalarına girerek onu kendisine çağırır. Takıntılı bir arayışın ardından orta yaşlarına gelen Alp, kadim bir mağarada zamanın kapısını bulur ve zaman yolculuğu yaparak Gökçe'ye ulaşır. Sonunda Alp ve Gökçe, hem zamanın koruyucuları hem de ölümsüz aşıklar olarak, istedikleri zaman katmanında yaşamayı seçerler. Aşkları, Türk destanlarına karışarak zamanın ötesinde efsaneleşir.
like
bc
Plankolojist (+16)
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Genç ve idealist bir mikrobiyolojist olan Yeşim Hanım, rutin mikroskobik incelemeleri sırasında bilimsel sınırları zorlayan bir keşif yapar: Nanorg adını verdiği, 8-14 nanometre boyutlarında, büyüyen ve çoğalan nano-organizmalar. Bu keşif, canlılığın tanımını altüst edebilecek niteliktedir. Ancak bilim camiasından şiddetli direnç ve alayla karşılaşır; bulguları "imkansız" ve "kirlenme" olarak nitelendirilir. Hocası Anıl Bey'in ve astrobiyolog İlkay Bey'in desteğiyle kanıtlarını güçlendirmeye çalışan Yeşim, mesleki itibarını ve kariyerini riske atarak, bilimin yerleşik kurallarına meydan okumanın bedelini ödemeye hazırlanır. Keşfinin uluslararası bir konferansta duyurulacağı gün yaklaşırken, Yeşim'in yolu, benzer teoriler yüzünden bilim dünyasından dışlanmış eski bir deha olan Jeobiyolog Haluk Bey ile kesişir. Rakibi Profesör Tunç'un açık tehditleri de işin içine girince, mücadelesi sadece akademik bir tartışma olmaktan çıkar, kişisel ve tehlikeli bir hale dönüşmeye başlar. Yeşim, sadece dünyaya yeni bir yaşam formunu değil, aynı zamanda bilimin katı dogmalarına karşı verdiği insani savaşı da anlatmak zorundadır.
like
bc
NEXUS - Zamanın Kalbi (+16)
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Bilinçleriniz hiç sizden bağımsız yaşadı mı? Gözlerinizi kapattığınızda, hiç tanımadığınız birinin nefesini, yüreğinin atışını, derin korkusunu hissettiniz mi? 2025'te CERN'de patlayan bir anomali, işte tam da bunu yaptı. Dünyanın dört bir yanındaki yabancılar, kuantum düzeyinde birbirine dolandı. Nörobilimci Mert, Tokyo’lu ressam Kai’nin acısını avucunda taşıdı. Asker Marcus, CERN fizikçisi Elena’nın korkusunu zihninde duydu. Bu bir lütuf değil, bir çağrıydı. Çünkü zenginlik, güç ve kontrol peşindeki üç zeki insan, bu çatlakta insanlığın kaderini yeniden yazma fırsatını gördü. Onları durdurmak için, bu ‘dolanık’ kahramanların, birbirlerine olan çekimden bir silah, aşktan bir kalkan yapması gerekecek. Zamanda üç ayrı yola savrularak, 1800’lerin dumanlı Londra’sında, 2800’lerin neon istasyonlarında ve paralel evrenin distopyasında, sadece geçmişi ve geleceği değil, birbirlerini de kurtarmak için savaşacaklar. NEXUS, bilimin sınırlarında gezinen, kalbin en vahşi atışlarında yaşayan, nefes kesici bir gerilim ve tutkulu bir aşk romanı. Bu kitabı okuduğunuzda, telefonunuz çaldığında, kimin aradığını bir an için bilemeyeceksiniz.
like
bc
AŞİRET: SON (+18)
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Cihan, gözlerini açtığında odanın içi hâlâ loştuydu. Pencereden sızan şafak ışığı, Gülperi’nin omzuna düşmüştü. İpek gibi teninde, geceden kalan ter damlacıkları parlıyordu. Yavaşça döndü, karısının sırtına bakarak. Nefes alışı derin ve düzenliydi, hâlâ uykunun koynundaydı. Elini uzattı. Parmak uçları, Gülperi’nin belindeki çukurda gezindi. Hafif bir titreme, uykunun derinliklerinden yüzeye çıktı. Cihan gülümsedi. Yirmi yıldır evliydiler, ama bu dokunuş hâlâ ilk günkü gibi heyecan veriyordu. “Uyandın mı?” diye mırıldandı Gülperi, gözlerini açmadan. “Seni seyrediyordum.” Gülperi döndü, yüzüstü yattı. Çenesini ellerinin üstüne dayadı. Gözlerinde, Cihan’ı yirmi yıl önce çadırda ilk gördüğü andaki o sıcaklık vardı. “Sabah namazına daha var,” dedi alçak sesle. Cihan, onun çenesini okşadı. “Zil çalana kadar.” Gülperi yaklaştı. Dudağı, Cihan’ın dudağına değdi. Hafif, ıslak bir dokunuştu bu. Cihan, elini onun saçlarına daldırdı. Kalın, siyah örgüler parmaklarının arasından kayıyordu. Gülperi, üstüne çıktı. Yorgan, ikisinin de üstünden kaydı. Odasızdı hava. Urfa’nın mayıs sabahı serinliği, pencereden içeri sızıyordu. Ama tenleri sıcaktı. Gülperi’nin göğsü, Cihan’ın göğsüne değdiğinde, ikisi de iç çektiler. Yavaş, bildik bir dans başladı aralarında. Cihan, karısının boynunu öptü. Tuzlu bir tat geldi dudağına. Gülperi, başını geri attı. Gözleri kapalıydı. Dudakları aralanmıştı. Cihan, onun memesini avucunun içine aldı. Sıcak, dolgundu. Baş parmağı, ucunda gezindi. Gülperi, kalçasını kaldırdı. “Ağır ol,” diye fısıldadı Cihan. “Sen ağır ol,” diye karşılık verdi Gülperi, gülerek.
like
bc
AĞANIN GELİNİ: Günah Defteri (+18)
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Yatağın kadife karanlığında, tenimiz tarihle dans ediyordu. Onun parmakları sırtımda gezinirken, her dokunuşta beş yüz yıllık bir hanedanın ağırlığını, her nefesinde taş konakların sessizliğini hissediyordum. “Sahipsin,” diye fısıldadı dudakları kulak mememe değerek. Yanıldığını bilmiyordum henüz. Ben asla sahip olunacak bir toprak parçası değildim. Ben, bir imparatorluğu fethedecek bir isyandım. AĞANIN GELİNİNİN GÜNAH DEFTERİ İstanbul’un puslu kütüphanelerinden, Mardin’in sonsuz taşlı tepelerine uzanan bir yolculuk bu. Aylin, modern dünyasının tüm rahatlığını, kütüphanede gözlerinin derinliğine kapıldığı adam için geride bıraktığında, sadece bir aşk hikayesine değil, beş asırlık bir çınarın gölgesinde verilen bir savaşa adım atıyor. Fatih, sadece bir sevgili değil. O, Güneştepe Köyü’nün son ağası. Omuzlarında, her biri bir neslin yükünü taşıyan beş yüz yıllık bir miras var. Aylin’i bekleyen ise, sadece gelinlik değil; suskun duvarlar, fısıldayan hizmetkarlar, kadim geleneklerin demirden kuralları ve “hanımefendi” diye seslenilen ama “yabancı” diye bakılan bir dünya. Ancak bu konakta, ipek perdelerin ardında, sadece gelenekler hüküm sürmüyor. Gecenin en koyu saatlerinde, taş odalarda dolaşan farklı bir ateş var. Bir ağa ile gelininin arasında, topluluğun kurallarına meydan okuyan, zamana ve törelere karşı duran bir tutku. Bu, sadece bedenlerin değil, ruhların, iradelerin ve iki zıt dünyanın çarpışması. Aylin, bir seçim yapmak zorunda: Sevdiği adamın dünyasına boyun eğip, onun “ağa’nın gelini” olmayı mı kabul edecek, yoksa kendi kalbinin ve aklının sesini dinleyip, taşları bile titreten bir değişimi başlatacak mı?
like
bc
Öteki'ni Sevmek
Güncellenme zamanı Feb 3, 2026, 21:00
Sessizliğin Çığlığa Dönüştüğü Yerde Başlayan Bir Hikâye Dağların sustuğu yerde, bir askerin iç çığlıklarıyla bir öğretmenin kelimeleri buluşuyor. Doğuda dört yıl tim komutanlığı yapmış, rüyalarında hâlâ çatışma hayaletleriyle yaşayan Binbaşı Alp Arslan; ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir mahallede, her insanın değerli olduğuna inanan idealist öğretmen Elif Yılmaz. Devletini ölümüne seven ama sistemden, siyasette nefret eden bir adam. İnsana, eğitimin dönüştürücü gücüne inanan bir kadın. Onların yolları, beklenmedik bir şehirde, beklenmedik bir okulda kesişir.
like