"Sana kapıyı çalmadan girmemeni kimse öğretmedi mi?" diye gürledi Timur. Sesi, bir haftalık uykusuzluğun ve sigarasızlığın etkisiyle pürüzlü ve ürkütücüydü.
Aylin geri adım atmadı. Aksine, odanın ortasına kadar yürüyüp elindeki dosyayı komodinin üzerine pat diye bıraktı.
"Öğrettiler ama siz cevap vermeyecektiniz, ben de kapıda yaşlanacaktım. Devletin vaktini boşa harcamaya hakkım yok, Yüzbaşım."
Timur şaşırmıştı. Genelde hemşireler onun sesini duyduğunda özür diler ve kaçardı. Bu kız ise karşısında dikilmiş, gözlerinin içine bakıyordu.
"Kimsin sen? Çık dışarı."
"Ben Fizyoterapist Aylin Erdem. Bugünden itibaren sizin en büyük kabusunuz ya da en iyi dostunuzum. Hangisini seçeceğiniz size bağlı."
Aylin, hızlı adımlarla pencereye yöneldi ve tek hamlede perdeleri ardına kadar açtı. Odaya dolan keskin sabah güneşi, Timur’un gözlerini kamaştırdı.
"Kapat şu perdeleri! Sana dışarı çıkmanı söyledim!" Timur, sağlam eliyle yatağın kenarındaki su bardağına uzandı.
"O bardağı bana fırlatırsanız," dedi Aylin, arkasını dönmeden sakin bir sesle. "Kırılan camları toplamak zorunda kalırım ve bu da tedavi süremizden çalar. Yazık olur. Yüzbaşım, ben ne gürültüden korkarım ne de öfkeden. Boşuna mermi harcamayın."