"Kader, sen ne kadar kaçarsan kaç seni tam da yıkılacağın yere kendi ayaklarınla götürür."Leyla, o kafeye girdiğinde sadece bir kahve içeceğini sanıyordu. Oysa onu karşılayan, elindeki aslan dövmesi kadar yırtıcı ve bir o kadar kusursuz görünen Emre’nin karanlık oyunuydu. İnat uğruna kurulan bir saadet zinciri, üç günlük sahte bir cennet ve ardından gelen buz gibi bir sessizlik...Bir kadının gururu, mola yerlerinde sahipsiz bırakılarak kaç kez kırılabilir? Bir aşk, en mutlu gün olması gereken anın sabahında nasıl bir cenazeye dönüşebilir?Leyla’nın ruhu o aslanın pençelerinde can çekişirken, kader kartları yeniden dağıtıyor. Şimdi hesaplaşma vakti. Ama bu hikayede aşk iyileştirmiyor; sadece daha derine zehir salıyor.Gerçek bir ihanetin, ilahi adaletin ve küllerinden doğmaya çalışan bir kadının sarsıcı bir yaşam öyküsü.
Asil Alaz, kapıyı kapatıp sırtını ahşaba yasladı. Bakışları, odanın ortasında duran Hazan’da çakılı kaldı. Başka hiçbir yere bakmaya gerek duymuyordu; onun dünyası zaten bu odanın içindeydi.
Hazan’a doğru ağır adımlarla yürüdü. Tam önünde durduğunda aralarında sadece yarım nefeslik bir mesafe kalmıştı. Başını yavaşça onun boynuna doğru eğdi, derin bir nefes aldı. Gözlerini kapatıp o kokuyu ciğerlerine hapsederken;
"Hala aynı kokuyorsun," dedi Asil, sesi pürüzlü ve derindi. "Yıllar geçti, her şey değişti, şu kapının dışındaki dünya altüst oldu ama senin kokun bir milim değişmedi."
Asil, elini kaldırıp parmak uçlarını kadının şakağında gezdirdi; dokunuşu hem çok sahiplenici hem de bir o kadar narindi."
"Seni bir daha bırakmayacağım Hazan. Ne olursa olsun, artık buradasın. Benimlesin."
"Zaman herkes için akar, ama sadece bazıları için durur."Şehir derin bir uykunun kucağına çekildiğinde, saatler tam 03:33’ü gösterdiği o an; dünya bildiğiniz tüm kuralları terk ediyor. Yağmur damlaları havada asılı kalıyor, sesler siliniyor ve Tanrı dünyadan bakışını bir dakikalığına çeviriyor.Hera, elindeki antik gümüş saatin tıkırtısı durduğunda, bu ölü zaman diliminde tek başına kaldığını sanıyordu. Ta ki gölgelerin içinden gelen o soğuk sesi duyana kadar: "Bu saatten sağ çıkmak istiyorsan, yelkovanın peşini bırakma."Ural, bu karanlık boyutun hem efendisi hem de mahkûmu. Geçmişi buz tutmuş bu adam, Hera için bir kurtarıcı mı yoksa onu bu sonsuz döngüye hapseden bir infazcı mı?Gölge Sakinleri pusu kurmuş beklerken ve gümüş saatin her tıkırtısı Hera'nın ruhundan bir parçayı çalarken, 03:34'e ulaşmak hiç bu kadar zor olmamıştı.Zaman durdu. Sessizlik başladı. Kaçacak yerin yok.