Yatalak annesi ve herkesin acıyarak baktığı down sendromlu erkek kardeşi yaşama sebebiydi aslında. .Küçük yaşta anlamıştı. .Babasının zulmünden kurtulmanın tek yolu okumaktı, işte bu yüzden zorda olsa hedefine ulaşmıştı. Belki yaşıtları gibi olmamıştı ama olsun.
Hayata hep olumlu yönlerinden bakmıştı tüm olumsuzluklara rağmen. Diyarbakır'ın sıcağına, soğuğuna ve tüm acımasızlıklarına rağmen o hep ayakta kalmıştı. Her gün babasından yediği dayağa aldırmadan şükrediyordu aldığı her nefes için.
"Bakmayın siz benim kuru bir yaprak gibi sallandığıma.
Köküm sağlamdır sarsılsam da kopmam dalımdan.
Öyle kolay değil rüzgârın önüne kapılıp gitmem.
Son ana kadar 'vazgeçmem' yaşamaktan.
Ne fırtınalar koptu benim hayat dallarımda.
Hiçbirinde vazgeçmedim umutlarımdan içimde kıyametler kopsa da… Ben baharıyım yarınlarımın, çiçek açarım her kışın ardından."
(Nazım Hikmet)
Her okuduğumda kendimi buluyordum bu mısralarda. Ne kadar kırılsam da kuru bir yaprak gibi rüzgârın oyuncağı olup bilinmez sonlara doğru savrulsam da şairin dediği gibi hiçbir zaman vazgeçmemiştim yaşamaktan.
İçimdeki virane olmuş harabelerime kimseyi misafir etmemiştim yıllardır ne kadar çok yıkıldığımı kimseler görmesin, kimseler acımasın diye. Çünkü bu hayatta beni ben yapan şey kazandığım savaşlar değil kaybettiğim, acımasızca kaybetmeye zorlandığım savaşlardı.
Ben Cansu;
Sevdiği adam tarafından nedensiz bir şekilde terkedilen ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden kadın. Ta ki bedenen kusurlu, ruhen kusursuz biriyle tanışıncaya kadar.
Dik başlı, sözünü sakınmayan güzelleri güzeli bir kızdı. Aynı annesi gibi. Genelde sivri dili, sert bakışları ve bir kadının ağzına yakışmayacak kadar ettiği kaba küfürlerle tanınırdı çevresinde. Fakat o kimin ne dediğini bile umursamayacak kadar gamsızdı. Düşündüğü tek şey hayali olan ve bu uğurda mesleğini bile bir kenara fırlattığı butik otelini işletmekti. Evet... Yanlış duymadınız. Hayatta her şeye sahip Diyarbakır'ın en büyük aşiretlerinden Ateşoğlu aşiretinin çiçeği Nazlı'nın tek hayali işini en iyi şekilde yapmaktı.
Peki ya aşk? Aslında aşkın nasıl boktan bir şey olduğunu ve bu uğurda yapılan hataları Üniversite yıllarında görmüş ve Allah'a şükür olsun hiç yaşamamıştı. Peki ya geçmişten çıkıp ansızın gelen bir adam için kalbi çarpmaya başladığında sözünü geçirebilecek miydi?
Güzeller güzeli Azra; adı gibi el değmemiş, hayatın ve insanların acımasızlığına karşı koca yüreğiyle tek başına ayakta kalmaya çalışan Azra.
O orospu Vilda'nın kızı Azra.
Kendinden yaşça büyük, insafsız bir ağanın kuması Azra.
Gördükleri göreceklerinin yanında hiç olan Azra...