Gönül Hanım’ın titizlikle hazırladığı yemek masası, sanki bir cenaze evinden ziyade bir kutlama alanına dönüşmüştü. Fırından yayılan kızarmış tavuk ve taze baharat kokuları, günlerdir evi esir alan o ağır sirke kokusunu bastırmayı başarmıştı. Selin, masanın en başına oturmuş, üzerindeki iddialı kırmızı elbisesiyle bir kraliçe gibi konuklarını bekliyordu. Hemen çaprazındaki koltukta ise, üzerinde her zamanki mavi gömleğiyle Murat duruyordu. Tuz çemberinin sınırında hapsolmuş, adeta bir kafes arkasındaki yaralı bir aslan gibi Selin’i izliyordu. "O ruju sürmen şart mıydı?" diye gürledi Murat. Sesi odanın soğuk duvarlarında yankılandı ama Selin’in kulaklarına ulaşmadı. "O adam buraya senin için değil, annenin mirası ya da senin bu yıkık halini avlamak için geliyor! Selin, bana bak!" Selin

