20

1446 Kelimeler
♬ "Hocam size bıraktığım dosyayı incelediniz mi?" Kavin tam açmadığı, aralık bıraktığı kapının arasından kafasını uzatıp şirince sordu sorusunu. Gökhan Semiz gördüğü hemşirenin bu tavrına gülümseyip gözlerindeki gözlüğü çıkardı ve onu içeri buyur etti. "Gelsene Kavin." Bunu bekliyormuş gibi hızla içeri girdi, kapıyı ardından kapattı. Kötü düşüncelerini kapının dışında bırakmıştı, bugün güzel şeyler duymaya ihtiyacı vardı. Öyle olmasını umdu. Dikken üstünde oturdu hocasının karşısındaki sandalyeye. Onun bir şey demesine kalmadan Gökhan Bey başladı konuşmaya. "Dosyaları inceledim. Ben ses telleri uzmanı değilim ama buna rağmen durumun tahminimden de kötü olduğunu söyleyebilirim. Bu durumda bir hastanın yeniden konuşması büyük mucize olur." Omuzları hüzünle çökerken hocası sözlerine devam etti. "Ama imkansız değil." Anında gözleri parladı Kavin'in. "Gerçekten mi?!" "Evet," dedi doktor onun bu haline gülerken. "Ses Hastalıkları Uzmanı bir arkadaşım var. Normalde yurt dışında yaşıyor ama şanslısın ki bu ay bir hastası için Türkiye'ye gelmiş. Onunla konuşup buraya çağırdım. Hastanın dosyası ilgisini çekti. O buraya geldiğinde arkadaşını hastaneye getirmelisin. Bizzat kendi muayene edecek. Ondan sonra izleyeceğimiz yolu konuşacağız." Hem stresten hem de sevinçten avuç içleri terledi. Bu sefer acele etmeyecek, ağırdan alacaktı. Bilhassa Barış'ı üzmemeye dikkat edecekti. Tüm çabası onun için değil miydi zaten? "Hocam Barış gelmeden biz bir ön görüşme yapsak? Yani arkadaşınız geldiğinde dosyaları inceleyip ona göre bize tedavi yöntemlerinden bahsetse? Durum kesinleşince Barış'a haber veririz. Böylece boşuna umutlanmamış olur." "Dosyasını bana sunarken iki sonuca da kendini hazırlamış olmalı. Neden boşuna umutlansın ki?" Hocasının sorusu üzerine telaşlanarak yutkundu. Soruya cevap verip konuyu hemen kapatmalıydı ama o an ne diyeceğini bilemedi. "Bir dakika." Şüpheyle kaşlarını çattı Gökhan. "Hastanın, bana dosyalarını getirdiğinden haberi yok mu?" "Var!" diye bağırdı anında Kavin. Sıraladığı yalanları birer birer boğazına takılıyordu şimdi. "Elbette var. Sadece o... Muayene olmayı sevmiyor. Grip olduğunda bile zor ikna ediyorum onu muayene etmeye. Puf. Yani kendisi bu konularda biraz tuhaf biri." Zorlukla gülerek kalktı oturduğu yerden. Daha fazla saçmalamadan odayı terk etmeliydi. Kapıya doğru giderken bir yandan da konuşmasını sürdürdü. "Her neyse. Her şey için çok teşekkür ederim hocam. Barış ve ben sizden haber bekliyor olacağız." Hocasının konuşmasına fırsat tanımadan odadan çıktı. Boş duvara bedenini yaslarken derin derin soludu. "Bu gidişle kendimi kovdurtacağım." * Hastaneden çıkarken eliyle sırt çantasını yokluyordu genç kadın. Otobüs kartını arıyordu. Yorucu bir gün olmuştu ve yorgun bedenini bir an önce dinlendirmek için sabırsızlanıyordu. Evine gidip yatağına uzanacak ve yarın akşama kadar oradan kalkmayacaktı. Yarın izin günü olduğundan planı bu yöndeydi. Planını gerçekleştirmek için önce eve gitmeliydi tabii. Gitmek içinse kartı bulmak... Elini çantasına her daldırışında farklı bir şey gelmesine hayretle baktı. Bu kadar şeyi ne ara çantasına atmıştı? "Neredesin kart bozuntusu? Nere... Ah!" Önüne bakmadan yürüdüğü için karşısındaki engeli ancak çarptığında fark edebilmişti. Çarptığı sert gövdenin sahibini görmek adına başını kaldırdığında gördüğü yüz onu bir hayli şaşırtmıştı. "Barış?" Genç adam onun bu şaşkın haline gülerek bakıyordu. Hastaneden çıktığından beri onu izliyordu çünkü çantasıyla verdiği mücadele izlenmeye değer nitelikteydi. Elindeki kartı görmesi için havaya kaldırdı çantayı kurtarmak adına. Kavin işkence yaptığı çantasını bırakarak rahat bir nefes verdi. "Ben de bunu arıyordum." Yavaşça adamın elindeki otobüs kartını kendi ellerinin arasına aldı. Aradaki ufak temas kalbini harekete geçirmeye yetmişti. "Nereden buldun?" "Otobüsten inerken düşürdün," dedi ellerini kullanarak. "Lazım olacağı için getirdim." "Teşekkür ederim." O dakikadan sonra sanki sözleşmişler gibi sessizce yürümeye başladılar durağa doğru. Yürürken Kavin stresten elindeki otobüs kartını çevirip duruyordu. Malum günün üstünden bir hafta geçmişti. Bu bir haftada Kavin kendine verdiği sözü yerine getirerek hocalarına danışmıştı, en sonunda ise Gökhan Bey'e Barış'ın dosyasını göstermişti. Sonucu ise bugün almıştı. Bugün hocasıyla arasında geçen konuşmalardan Barış'a bahsetmek istiyor ama bahsedemiyordu. Karar verdiği gibi kesinleşmeden söylemeyecekti bu kez. En iyisinin uzman doktor gelene kadar konuyu açmamak olduğuna karar verip sessizliğini sürdürdü. Kısa bir süre sonra otobüs durağına varmışlardı. Kavin'in gözü otobüsün geleceği yolu gözetlerken konuşmadan edemedi. "Ben tek kişi beklerken zaten geç geliyordu, şimdi iki kişi bekliyoruz ya ultra geç gelir." Söylediğinin üstüne ikisi de gülmüştü. Gülüşlerinin üstünden sert bir rüzgar gelip geçti. O an havanın soğukluğunu hisseden Kavin üzerindeki lacivert trençkota sıkıca sarıldı. Bu hareketi Barış'ın gözünden kaçmamıştı. Hızlı bir hareketle üstündeki kot ceketi çıkardı. Fakat bu kot ceket Kavin'i ne kadar ısıtırdı, orası meçhuldü. Ceketi omuzlarına yerleştireceği sırada Kavin geri kaçtı. "Hey! Lütfen bu klişeyi yapmayacağını söyle bana? O ceket beni ısıtmaz ki. Boşuna üşüme sen, iyiyim ben böyle." Barış'ın hâlâ ısrarla ona baktığını görünce ona uzattığı ceketi aldı ve Barış'a giydirmeye başladı. "Sözümü dinle temel reis." Ceketi önce sağ, sonra sol kolundan geçirdi. "Bu ceket," derken giydirdiği ceketin yakalarını düzeltiyordu. "Bu bedende kalacak, anlaştık?" Barış onu giydirirken girdiği şoktan çıkamadığından belli belirsiz başını sallamakla yetindi. Bu kadın her hareketiyle aklını başından almak zorunda mıydı? Bekledikleri on beş dakikanın sonunda otobüsün gelmediğini gören Kavin yorgunlukla arkasındaki durağın oturağına bıraktı bedenini. "Bu otobüsün geleceği yok." Sırtını arkasındaki cama yasladı ve karşısında duran Barış'a baktı. "Ayakta durma öyle, gel sen de otur." Durakta ikisinden başka kimse yoktu. Bekleyen kişiler otobüslerine binmiş, gitmişti çoktan. Tek gelmeyen onların otobüsüydü sanki o an. Barış onun yanındaki yerini almadan önce durağın içinde otobüslerin ne zaman geleceğini gösteren tabelaya baktı. Binecekleri otobüsün beş dakika sonra gelmesi gerekiyordu normalde ama iptal olmuştu. Bir sonraki otobüs ise bir saat sonraydı. Kavin'in ne kadar yorgun olduğu gözlerinden okunuyordu, bu yüzden taksiyle gitmeyi düşündü Barış. Bu düşüncesini paylaşmak içinse merakla ona bakan kadına döndü. Cebindeki telefona cümlelerini yazıp okuması adına ona uzattı. "Otobüsün gelecek seferi iptal olmuş. Diğeri bir saat sonra. Taksiyle gidelim." Kavin okuduğu cümlelerin ardından kaşlarını çatarak telefonu geri verdi Barış'a. Bir şey söylememesi üzerine Barış başıyla yolu göstermişti. Gidelim der gibi. Ancak Kavin'in oturduğu yerden kalkmaya niyeti yoktu. Omuz silkti. "Hayır. Bu kartı onca yol boşuna getirmedin sen, ben bunu kullanacağım. Yani otobüsü bekleyeceğim." "Ciddi misin?" diye sordu Barış. Elleriyle sorarken yüzünde hayret eder gibi bir ifade vardı. Kavin başını salladı yüzündeki büyük gülümsemesiyle. Kart bahaneydi. Buradan evine rahat bir 40 dakikalık yol vardı. Taksiyle giderlerse tutacak miktarı az çok tahmin edebiliyordu. Barış'ın ondan para almayacağını bildiğinden taksiyi karıştırmak istemedi. Her zamanki gibi otobüsle gitmek istedi onunla beraber. Bu durumda Barış'ın yapacak tek şeyi kalıyordu. Durağın içine oturup ceketinin iç cebinden kulaklığını, kulaklığına bağlı olan mp3 çalarıyla birlikte çıkardı. Kulaklığın tekini sağ kulağına yerleştirdikten sonra diğerini Kavin'e uzattı. Muzip bir gülümseme vardı yüzünde. Tek dünyası müzik olan adamın şarkılar konusunda oldukça kıskanç olduğu su götürmez bir gerçekti. Şarkılarını paylaşmaz, tek başına dinlemeyi tercih ederdi. Hoş etrafında ona eşlik eden biri de olmamıştı bu zamana kadar. Kavin hayatına girdiği günden beri düşünceleri de yaptıkları da değişmişti. O gün Kavin sadece kulaklığını paylaştığı düşünmüştü ama durum bundan fazlasıydı. Barış ilk günden beri dünyasını paylaşıyordu onunla. Bunu sembolik olarak kulaklıkla yapıyordu. Şarkılarını paylaşmak konusunda kıskanç olan birine göre bu halinden hiç de şikayetçi değildi. Oldukça memnun ve mutluydu. Kavin ona uzatılan kulaklığı çevik bir hareketle alıp sol kulağına taktı. Barış şarkı seçerken başını omzuna doğru eğdi onu gözetlemek için. Başı alıştığı yere ulaşmanın keyfiyle Barış'ın omzuna düşmüştü. Bu açıdan mp3 çaları görmesi daha kolay olmuştu, bu yüzden pozisyonunu bozmadı. Barış'ın kısa bir an eli müzik çaların üstünde hareketsiz kalmıştı çünkü burnuna sevdiği kadının kokusu dolmuştu. Hemen toparlanıp şarkı seçimine devam etti. Her şarkıyı beğenmiyor ve atlıyordu. Bir ara müzik listesini yenilemeyi düşündü. Bir sonraki şarkıyı da geçeceği sırada Kavin elini, onun elinin üstüne koyarak engel oldu. "Bu güzel, kalsın." Barış durup şarkıyı dikkatlice dinleyince gülümsedi. Kavin yine nokta atışı yapmıştı. Var mısın bu yolda yanı başımda? Yasla ruhunu bana kır papatyası. Müzik çaları iç cebine yerleştirdi yeniden. Sağ kolunu kaldırdığında Kavin, başı boşluğa düştüğü için huzursuz olmuştu ama yaptığı diğer hareketle bu huzursuzluk hemen uçup gitti. Barış kolunu arkadan Kavin'in omzuna dolamış, onu göğsüne çekmişti. Bedeniyle birlikte ruhunu da yaslamıştı kendine. Bir adım olsun uzaklaşmak istemiyordu sevdiği kadından. Ne olurdu hep yanı başında olsaydı? Kavin çekildiği bedene yasladı başını huzurla. Şimdi daha rahattı. Barış onun omzunda duran eliyle kolunu okşamaya başladı. Yukarı aşağı hızla yaptığı ritmik hareketlerin ona fayda etmesini diledi. Böyle yaparak onu ısıtmaya çalışıyordu. Fakat Kavin, o böyle yaparsa uyuyamazdı. Evet, amacı uyumaktı. Soğuk bir akşamın ortasında, durakta oturduğunu bilmesine rağmen aklı uyumaktaydı. Göğsüne sığındığı adam sayesinde dışarıda hissetmiyordu kendini. Yuvasını bulmuş bir kuş gibi hissediyordu. Bu yüzden otobüs gelene kadar uyumakta bir sorun görmedi. Uyuyamamasının sebebi kolunun üstünde hareket eden eldi. Aklını oraya verdiğinden uyuyamıyordu. Bunun için harekete geçti. Sağ elini ikisinin arasından çıkarıp kolunun üstündeki Barış'ın elini tuttu. Kenetledi ellerini sıkıca birbirine. Avucundaki sıcaklığı hissetmek daha iyi gelmişti. Tebessüm etti gözleri hala kapalıyken. "Böyle daha iyi." Barış bu kez de kenetli ellerinden baş parmağını okşamaya başlamıştı. Bilerek değil, refleks olarak yapıyordu bunu. Bu masum hareketinin Kavin'i çıldırttığını bilse yine de yapar mıydı? Belki. "Ah pekala o zaman şöyle yapalım," diye konuştuktan sonra derin bir nefes aldı Kavin. Diyeceği cümlenin ağırlığı kalbine oturmuştu. Söyleyip hafifleyeceğini düşündü ve bir an daha düşünmeden konuşuverdi. "Seni seviyorum." Ve o an Barış'ın eli hareket etmeyi kesti. ♬
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE