♬
Düğün maceraları akşam eve dağılmalarıyla bitmişti. Ertesi sabah yine aynı saate, aynı yerlerindeydiler. Kavin dünün cefasını çekiyordu. Uzun zaman sonra oynamak yormuştu bünyesini. Gece de dinlenememişti. Uyumadan önce aklını kurcalayan biri vardı artık hayatında. Beraber dans edişleri, el ele koşuşları gelip duruyordu aklına. Aklını kurcalayan kişiyi görmek için başını hafifçe kaldırması yeterliydi. Nitekim öyle yaptı da. Başını kaldırıp cam tarafına döndüğünde zaten ona bakmakta olan kahverengi gözlerle kesişti. Gülümsedi. "Günaydın yalancı."
Barış dudaklarını büzdü.
Bu sıfatı sevmemişti.
Gözleriyle telefonu işaret ettiğinde Kavin ikiletmeden vermişti telefonu. Geçenlerde başına gelen olayı yazıp ona okuttu. "Aramızda düğün muhabbeti geçmeden önceki akşam otobüste buldum davetiyeyi. Biri düşürmüş herhalde diyerek aldım. Otobüsten indikten sonra çöpe atacaktım, şoföre eziyet olmasın diye almıştım. Fakat durağıma gelip indiğimde atmayı unutmuşum. O sabah seninle düğün konusu açıldığında aklıma geldi. Elimi cebime attığımda davetiyenin hâlâ orada olduğunu anladım. Üstünü okuduğum için adresi biliyordum. Soru dökülüverdi parmaklarımdan bir anda. O saatten sonra sözümden cayamadım. Sadece seni mutlu etmek istemiştim. Yalanımı mazur gör lütfen."
Kavin okuduğu satırlardan sonra durgunlaştı. Ona yalancı derken ciddi değildi elbette. Makarasına takılmıştı. Ama takıldığı bir yandan iyi olmuştu. Gerçek düşüncelerini öğrenmişti. Onun mutluluğunu istediği için böyle bir yola başvurmuştu demek. Neden durup dururken onun mutluluğunu istesindi ki?
Ağzını açmadı. Yalnızca ellerini kaldırarak, "Neden?" diye sordu kadın. Adamın yüzünde buruk bir tebessüm belirdi. Neden? Bu soru ona o kadar uzaktı ki. Net bir cevap veremezdi, bu yüzden kaçamak hareketlerde bulundu. Parmaklarını hareket ettirirken silmedi yüzündeki tebessümü. "Nedeni burada saklı."
Kavin'in gözleri gösterdiği yere kaydı. Barış tam da kalbinin üstünü işaret ediyordu açıkça.
Onun kalbine bakarken kendi kalp atışları hızlandı.
Sesinin titreyeceğini düşünerek işaret diliyle konuşmaya devam etti. "Bu ne demek?" Sorusunun cevabını içten içe tahmin edebiliyordu ama yine de doğrulamak istedi. Emin olmadan kendini sürükleyemezdi bir belirsizliğin içine. İki kalp çarpıntısına tav olmazdı. Her ne kadar başına gelen ilk çarpıntı olsa da yapmazdı bunu. "Ne demek istiyorsun Barış?"
O okyanus mavisi gözlerde görmüştü tedirginliği. Kim bilir içini tümüyle dökse neler görecekti o gözlerde?
Gereksiz bir şekilde dudaklarını ıslatma ihtiyacı duydu. İşte karşısındaki kadının üzerindeki etkisi buydu. Ona olmayacak şeyler yaptırtıyor, farkında olmuyordu. Dudaklarını ıslattıktan hemen sonra konuşmak için ellerini önüne siper etti. "Mutlu olduğunu görmek, beni de mutlu ediyor."
Onu daha fazla çıkmaza sokmasını istemeyerek baktı gözlerine. Kaçamak bir cevapla kurtulamayacağını biliyordu çünkü karşısındaki kadın zekiydi ama yine de bir umut kurtulmayı diledi.
Kavin, "Sen.." diye söze başlamıştı ki yaşadıkları sarsıntıyla devam edemedi. Otobüsün aniden fren yapmasıyla tüm yolcular öne doğru sürüklenmişti. Geçen seferden tecrübeli olduğu için Barış çevik bir hareketle atılıp Kavin'i tuttu, başını veya herhangi bir uzvunu çarpmasına engel oldu. Otobüs daha büyük bir şiddetle sarsıldığında korkarak göğsüne gizledi küçük kadını. Dışarıdan gelecek herhangi olumsuz etkene karşı kalkan oldu kolları etrafında. Anın şokuyla Kavin ellerini başının yaslı olduğu göğüsteki hırkanın yakalarına yerleştirmişti. "Barış neler oluyor?"
Barış başını öne doğru uzatarak olana bitene baktı. Otobüs öndeki tıra çarpmıştı. Son anda fark edip frene basması sadece şiddeti azalmıştı. Çarpmaktan kurtarmaya yetmemişti aracı. İki şoför de araçlarından inerken yolcular dışarı çıkarılmaya, polisler aranmaya başlanmıştı. Sarsıntının bittiğini anlayan Barış göğsüne gizlediği kadını istemeyerek geri çekti.
Korkuyla bakıyordu maviler ona.
Buna dayanamazdı.
Bilinçsizce havada yol çizdi elleri. "Benim yanımdayken korkma. Canının yanmasına asla izin vermem."

♬