♬
Her geçen gün aralarındaki çekimin arttığını fark ediyordu ikisi de. Müzikle başlayan maceraları ucunu tutamadıkları yerlere doğru gidiyordu. Barış'ın kaçamak cevapları Kavin için doğru yolu bulmasına yardımcı olmuştu fazlasıyla. Barış, Kavin'i göğsüne çekerken kalbinin ne kadar hızlı attığını bilse yine de çeker miydi acaba? Çünkü bu Kavin'in bazı şeyleri anlamasına sebep olmuştu. Bakışları, sözleri, seçtiği parçalar bile ona daha anlamlı geliyordu artık. Sadece birkaç aydır hayatında olan bu adamla aralarındaki iletişim gün geçtikçe gözle görülür, elle tutulur cinsten oluyordu.
Otobüsün kaza yaptığı günün üstünden iki hafta geçmişti. Söylenmeyen duygular dışında her şey aynıydı. Sabahları beraber otobüste oluyor, beraber şarkı dinliyorlardı.
"Ih ıh bence bu şarkıyı değiştirmeliyiz," diyerek mp3 çalara el attı Kavin. "Şöyle bir şey dinlemeye ne dersin?"
Sorusunun hemen ardından açtığı şarkı Barış'ın hoşuna gitmişti.
Eğer seni kırdıysam darıl bana ama bir gün beni ararsan bak ruhuna...
Kavin, Barış'ın mp3 çalarını tutarken Barış da Kavin'in telefonuna el koydu. Şarkı hakkındaki yorumlarını yazdı. "Efsane olur derim. Ben aslında Müslüm Babacı, Orhan Babacıyım da o arabesk yanımı sana göstermiyordum." Ekranı çevirip Kavin'in görmesini sağladı. Okuyup güldüğünde ise yazmaya devam etti. "Senin gibi naif ruhlu bir kadının arabesk dinlediğini düşünmezdim. Sen insanı depresyona sokmaktan çok depresyondan çıkarırsın. Tıpkı bana yaptığın gibi."
Yazdığı satırları okuduktan sonra mavi gözleri, kahverengi gözlere tırmandı hızla. Elini kaldırdı tehdit eder gibi. "Yine bir çimdik geliyor ona göre. Depresyonda falan değildin ki sen. Sadece müzik zevkini biraz düzelttim diyelim."
Öyle mi? der gibi kaşlarını kaldırdı Barış. Daha sonra aklına gelen düşünceyi yüzündeki sinsi sırıtışla yazdı telefona. "O gün kulaklığımın tekini alıp dinlediğim şarkıya ortak olurken müzik zevkimi bir hayli sevmiş gibiydin, safinaz."
Dediklerini görür görmez buruşturdu yüzünü. "Hadi ama," dedi inanamayarak. "O lakabı aklında mı tuttun? Hem ben tamamen müzik zevkini sevmiyorum demedim. Sadece," deyip işaret parmağının üçte birini gösterdi. "Şu kadarcık müdahale ettim dedim."
Elleriyle, "Hoşuma gitti," derken safinaz kelimesini kastediyordu. Yeniden telefona döndü uzun cümle kurmak için. "İyi ki müdahil oldun. Hem müzik listeme, hem hayatıma."
Okutmaktan vazgeçip sildi son sözlerini. Kavin, önlerinde oturan Zarife teyze ile konuştuğundan fark etmemişti bu hareketi. Son olarak Zarife teyzeye liseli çocukları rahatsız etmemesini söyleyip Barış'a döndü. Ekranının boş olması dikkatini çekmişti. "Ee hani? Az önce bir şeyler yazıyordun."
Omuz silkmekle yetindi Barış.
Konuyu değiştirmek için teyzeyi işaret etti. "Ne olmuş?"
"Bir şey yok ya," dedi gülümserken. "Klasik Zarife teyze. Kendini geçti şimdi de diğer yaşlılara yer vermiyorlar diye kızıyor öğrencilere."
Barış otobüste göz süzüp kaşlarını çattı. "İyi de ayakta hiç yaşlı yok."
Kavin, Barış'ın el hareketlerini okuduktan sonra yüzündeki gülümseme büyüdü. "Ben de onu anlatmaya çalışıyorum ama yok. Gaipten yaşlılar görüyor teyzemiz."
Kavin'in cümlesine içten bir kahkaha attı Barış. Bu kez gülüşü izlenen oydu. Kavin onu çok kez söylediklerine gülerken görmüştü ama ilk defa sessiz kahkahasını duyuyordu. Ve ona göre bu manzara muazzamdı. Önce siyah sakallarının arasına gizlenen gamzelerini fark etti. Sonrasındaysa kırışan göz kenarlarını... Şarkı dinlerken büründüğü düz ifadesinden ziyade adamı böyle görmek daha iyi hissettirmişti onu.
Onunla ilgilenirken ruhunun iyileştiğini hissediyordu her geçen gün.
Barış, Kavin'in bakışlarının farkındaydı. Nasıl farkında olmazdı? Ezbere biliyordu bu bakışı. Onun baktığı gibi bakıyordu kadın ona. Gülüşünde takılmıştı. Hayranlıkla bakıyordu. Tıpkı kendi gibi...
Gülüşünü yüzünden silip, "Benimle bir yere gelir misin?" diye sordu işaret diliyle. Cesareti bir anda gelmişti, kaybetmeden sormalıydı. Cesareti, kadının bakışındandı. Sorusuna olumlu yanıt almak istiyordu. Okyanus rengi gözlerde onay görmek istiyordu. İçinden tekrarladı defalarca. Lütfen evet de, lütfen evet de...
Kavin'in gözü birazdan ineceği durağa kaydıktan kısa bir süre sonra onu buldu tekrardan. Gelirdi gelmesine de... Hafifçe kaşları çatılırken sordu. "Nereye?"
Geleceğini kabul ediyordu, sorun neresi olduğuydu. Barış gülerek elindeki telefona yazdı cevabı. Sonrasında yazdığı cümleyi merakla ona bakan kadına okuttu.
"Çölüme yağmur olmaya."
♬