BÖLÜM 6

1107 Kelimeler
Kapıyı açıp içeri girdik. Işte yeniden güzel Mardindeydim. Burayı seviyordum Istanbul kadar çamura bulanmamış, gecenin sessizliğine mahkûm edilmiş Güzel Mardin. Dedemi özlemiştim.. Yurt dışına gitmişti düğün günü dönecekti. Özlemle kavruldu içim.. Konak bugün biraz farklıydı sabah bıraktığımızın aksine daha sessizdi. Içeri adım attığımızda bütün öfkeli gözler bize dönmüştü ya da sanırım bana... Mirza abim hızla yanıma yaklaşırken daha ne olduğunu anlayamadan attığı tokatla yere düştüm. Dolan gözlerimle ona bakarken ikinci bi darbeyi de tek kelimeyle vurmuştu. "NAMUSSUZ!" dedi. Kollarımdan kavrayıp bir daha tokat atacakken Hate Daye'nin kolundan tutmasıyla durdu. Mirza öfkeli bakışlarını benden çekip daye'ye döndü. Hate daye ise gözlerindeki hayal kırıklığıyla bana bakıyordu. "Ben sana güvendim. Herseyim, Aselimin emaneti dedim. Seni yavrularımı bile koymadığım yüreğimdeki en güzel yere koydum. Her lafina her sözüne itimad ettim. Beni hayal kırıklığına uğrattın!" "Ben bir şey yapmadım daye.!" Dedim. Yanağıma inen ikinci tokatla dengemi sağlayamayıp yine düştüm. Bu defa bana vuran biri değildi yüreğim, kalbimdi! Anne dedigim kadındı... Kolumdan tutulup ayağa kaldırıldım. Daha sonrada sürüklenmeye. Arkama dönüp baktığımda Zeliha'nın bana olan sinsi bakışlarını yakaladım. Ve bir daha anladım insanlar iyi değildi, asla da iyi olmayacaklar.. Bir çöp gibi odaya savruldum. Içeri itilmemle başımı komidine çarptım canım acımıştı ama içim kan ağlarken orası cız etmiyordu. Kapının üstüme kilitlenmesiyle sadece ardından baktım. Burası benim odam değildi tozlu kirli pis bir yerdi. Fare sesleri geliyordu. Odada yalnızca eski ranza ve eski bir komidin vardı. Tiksintiyle midemi bulandırdım. Bağırmak istiyordum haykırmak istiyordum ama kimsenin yardım etmeyeceğini biliyormuşcasına sustum.. Yerden kalkıp ranzanin üzerine oturdum. Kollarımı kendime sardı.. Karanlıktı içerisi, zifiri karanlık. Oldum olasi karanlıktan korkmuşumdur. Başım dönüyordu. Dışarıdan boğuk boğuk öfkeli sesler geliyordu. Algılayamıyordum ya da belki algılamak istemiyordum. Sadece kapıya bakıyordum boş boş... Şafak vakti gelmişti neredeyse. Güneş yeni güne parlaklığıyla Merhaba derken, sanki yaşıyorsan hala umut var der gibiydi. Sabaha kadar karanlığın içinde yanlızlığımın korkusuyla durdum. Sessiz çığlıklarım ve göz bebeklerimde idam taburesinde asılı, küçük bir kız çocuğu. Soğuktu! Dışarısı değil kalbim soğumuştu, lanet bir kez daha bedenimi sarıyordu. O illet yine hayatımı mahvediyordu. Korkuyordum! Karanlıktan değil... Daha çok karanlığın içinde kaybolmuş hayatımdan. Yorgundum! Sırtıma konulan iftiralardan değil, Nefes almaktan. Güneşi göremedenkaranlık çökmüştü Mardin'e. Gelen giden kimse olmamıştı. Beklemiyordum da zaten. Ben kondugum yere ateş düşürüyordum. Insanlar mahsumdu ben kötüydüm. Ve bir sabah daha gelmişti karanlığın üstüne. Herkes için büyük ancak benim için küçük bir ışık süzmesiydi yeni gün. Anahtar sesiyle bakışlarımı pencereden çevirmeden konuşmasını bekledim kim olduğunu merak etmiyordum. "Hanımım Hate Daye'yi hastaneye kaldırdılar. " dedi. Ne yaptım, nasıl geldim bilmiyorum. O an kalbimde hissettiğim ağrıyla hızla konaktan çıktım Aklımda yalnız üç kelime vardi 'kimseyi kaybetmek istemiyorum' . Koşarak hastane kapısından içeri girdim. Danışman'a yönelip. "Hatice Taşkıran hangi bölümde" dedim telaş içinde. Kadın şaşkın bakışlar içinde. "Efendim iyi görünmüyorsunuz lütfen önce sizi muayene etsinler." "Sana bir şey sordum nerde o !" Dedim bağırarak. Tüm bakışlar bize dönerken ben sadece kadından cevap bekliyordum. "Ş-uan yoğun bakımda ama birazdan ameliyathaneye alacaklar " dedi. Ordan ayrılıp koşarak 3. Kata çıktım. Bütün ev ahalisi burdaydı. Kimseyle göz teması kurmadan direkt olarak yoğun bakım ünitesine yöneldim. Hate Daye içerdeydi bir sürü cihaz bağlanmıştı vücuduna. Yari baygın gözüküyordu. Başını çevirdiğinde göz göze geldim onunla. Bir damla yaş düştü maviliklerinden, paramparça oldu yüreğim tek damla yaş ile. Onu da kaybedemezdim... 2 saat olmuştu ama kimseden ne ses ne seda çıkmıyordu. Ayağa kalkıp ordan uzaklaştım. Lavaboya girdim. Aynadan baktığımda anlimda kurumuş kan, yanağımda kızarık bi el izi ve susuzluktan kurumuş çatlamış dudağımın kenarında kabuk tutmuş yara. Gerçekten acınacak haldeydim. Dokunmadım hiç birine, elimi kaldıracak halim bile yoktu. Çeşmeyi açıp biraz suyla elimdeki pislikten arındım. Çeşmeyi kapatmamla içeri Zeliha girdi. Her zamanki küçümseyen bakışlarını atıyordu. Yanından geçip gidecekken beni kolumdan tutup önüne çekti. Kolumda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum. Sanırım bir yara da orada varmış. Saç diplerimden sıkıca kavrayıp çekti. Canim çok yanıyordu ama tepki veremeyecek kadar güçsüzdüm. "Ne yüzle geldin buraya ha şıĺlık. Hate Daye bu haldeyse senin yüzünden. Geldiğin günden beri konağımîzda ne huzur kaldı ne mutluluk. Istanbul'da sürterken burayı unutmuştun ama ben güzel hatırlattım. Herkese aslında ne olduğunu gösterdim. Hate Daye de senin derdinden bu hale geldi. Lanet gibi üzerimize abandın kurtulamıyoruzda. Ne geliyorsa başımıza senin yüzünden geldi" Dedi bağırarak. Cevap veremedim bile ona hayır diyemedim. Hızla elinden kurtulup zorlukla kendimi hastaneden dışarı attım. Nefes almak acı veriyordu... Nereye gittiğimi bilmeden sadece yürüdüm. Etraftaki sesleri duymuyordum 'benim suçum değildi, ben istemedim' . Beynimin içinde yankılanan tek cümle buydu... Yönümü değiştirip asfalt yola yavaş adımlarla yürüdüm. Yolun ortasına geldiğimde durdum. Bir ses duyuyordum ama tam olarak algılayamıyordum. Kendimi zorlayarak yan tarafima dönüp baktığımda dibimde bi araba durmuştu. Film kaplı camdan kimse görünmüyordu. Arabanın kapısı açılıp ıçinden 20li yaşlarda bir adam indi. Dibimde öfkeyle durduğunda kulaklarıma bir kaç cümlesi erişti. "Ne yaptığını zannediyorsun!" Diye bağırıyordu Ben ise bilincimi kaybetmemek için savaş veriyordum. Tam ağzımı açıp konuşacaktım ama bedenim dayanamayıp kendini karanlığa teslim etti. Berzan Ayma'dan devam... Arabayla konaktan çıkıp şirkete sürdüm. Evimiz ve şirketimiz arası uzak mesafeydi her zaman otobanı kullanmak zorundaydım. Otobanın ıssızlığı tedirgin etsede alışalı çok olmuştu. Yolun uzağında gördüğüm selülit yaklaştıkça netleşiyordu. Genç kadın tam yolun ortasında durmuştu. Öfkeyle soludum! İntihar mi ediyordu! Arabayı yanında durdurup indim. "Ne yaptığını zannediyorsun! İntihar mi edeceksin!" Diye bağırdım. Başını çevirip bana döndüğünde mavi gözleriyle kesiştim. Bu ne güzellikti Allah'ım... Yutkundum... Yüzünde tokat izi başında ise kurumuş kan vardı. Cevap alamadan bilinci kapanan kadını düşmemesi için hızla manevra yapıp kucakladım. Şaşkınca etrafa bakınıp birinin olup olmadığını kontrol ettim. Issız yolda tek başına ne yapıyordu . Onu arabamın arka tarafına uzandırıp, yüzüne düşen saçlarını elimle çektim. İçimden tek geçirdiğim 'Umarım töre kurbanı değilsin ' oldu. Üzülürdüm... Şoför koltuğuna oturup U dönüşü yaptım. Kim olduğunu bilmiyordum daha önce görmüş olsaydım bilirdim kim olduğunu. Unutmam imkansızdı! Konağın önünde hızla fren çekip arabadan indim. Arka kapıyı açıp kucağıma aldım. Üzerindeki elbiseyi olabildiğince tutup üzerinin açılmamasına dikkat ederek eve girdim. Bizimkiler arabanın sesini duyup avluya çıkmışlardı büyük ihtimal. Zişan patavatsızca bağırıp "ANA ! ABİM GIZ GAÇIRMIŞ!" sinirle ona bakıp "Saçmalama Zişan! Yolda buldum bayıldı !" "Vey laa! Dur abi misafir odasına yatiralim onu!" Dediğini kulak ardı edip odama götürdüm. Yatağıma yatırdığımda, Zişan ve anam elinde ilk yardım çantası ve kolonya getirmişlerdi. Lavabodan su doldurup pamukla alnındaki kanı sildim. Yanağıda kızarık iz vardı . Dayak mi yemişti? Zişan mendile kolonya sürüp burnuna götürdü. "Neden uyanmıyor? Hastaneye mi götürelim?" "Dur abi uyanır şimdi... Ana ne güzel kız değil mi? Maşallah.." "Bahtı güzel olsun keckamın..." Yavaştan bilinci açıldığında mavi gözlerini tavana dikti . Zişan yataktan kalkıp yanımda durdu. "Maşallah, maşallah " Tavanı izlemeyi bırakıp bize döndüğünde bakışlarında korku sezdim. "Neredeyim ben?" "Bayıldın, bende seni konağa getirdim." Gözlerini kapatıp saniyeler sonra açtığında "Hate Daye'm!" Dedi. "Hate daye mi? Taşkıran aşiretinin Hanım ağası mi?" Dedim başını salladığında. İçimdeki kelebek etkisini hissettim. Bu o meşhur kızdı... Herkesin dilinde dolaşan Kerim'in kız kardeşi Bahar...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE