4-Arkadaşlık

1282 Kelimeler
Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülürken Aslı, gece boyu gözyaşlarıyla ıslanan yastığından başını kaldırdı. İçindeki huzursuzluk, bir düğüm gibi boğazına oturmuştu. Bugün de Halime onu konağa götürmeye çalışacaktı, ama gitmek istemiyordu. Her geçen gün, Salih Ağa’nın ona olan tavırları daha da boğucu hâle geliyordu. Kapının sertçe açılmasıyla irkildi. Halime, her zamanki gibi sert bakışlarla içeri girip kollarını göğsünde kavuşturdu. “Haydi, oyalanma! Ağa seni bekliyor.” Aslı, yorganı sıkıca kavradı ve başını iki yana salladı. “Gitmeyeceğim.” Halime’nin yüzü anında gerildi. Gözlerindeki öfke, sessiz bir tehdit gibi Aslı’nın üzerine çöktü. “Ne dedin sen?” “Gitmeyeceğim,” diye tekrarladı Aslı, sesi titriyordu ama gözlerinde inat vardı. “Oraya gitmek istemiyorum. Benim yerim burası.” Halime, alaycı bir kahkaha attı. “Demek gitmek istemiyorsun?” Adımlarını yavaşça Aslı’ya doğru attı. “Bana bak kızım, sen ne sanıyorsun kendini? Bu evde kimse senin ne istediğini sormaz. Sen koca bir hiçsin! Ağa ne derse o olur.” Aslı, dudaklarını ısırıp gözlerini kaçırdı. Halime’nin sözleri ne kadar acıtsa da direnmek istiyordu. Ama tam o anda Halime, sabırsızca arkasını döndü ve odadan çıktı. Aslı bir an umutlandı, belki de Halime onu zorlamaktan vazgeçmişti… Ama yanılmıştı. Birkaç dakika sonra babasının gür sesi evin içinde yankılandı. “Aslı! Buraya gel!” Yüreği sıkışarak odadan çıktı. Babası kapının önünde, kollarını göğsünde kavuşturmuş, kaşlarını çatmış halde onu bekliyordu. Halime, onun yanında kurnaz bir gülümsemeyle dikiliyordu. “Duydum ki konağa gitmek istemiyormuşsun,” dedi babası sert bir sesle. “Bana bak kızım, bu evde başına buyruk hareket etmek yok! Ağa seni çağırıyorsa gideceksin. Anladın mı?” Aslı, “Baba, lütfen…” diye mırıldandı ama babasının yüzü taş kesilmişti. Adam bir adım ileri atarak Aslı’nın bileğinden sertçe kavradı. “Benim sözümden çıkmak yok! Seni büyüttüm, besledim! Şimdi kalkıp nankörlük etmeyeceksin. Derhal hazırlan ve doğru konağa!” Aslı’nın içi parçalanıyordu. Çaresizce babasının elinden kurtulmaya çalıştı ama nafileydi. Birkaç dakika içinde Halime, Aslı’yı hızla hazırlayıp konağa götürmek üzere kapıdan çıkardı. Yolda yürürken, Aslı’nın aklında sadece tek bir şey vardı: Bu durumdan kurtulmalıydı. Ama nasıl? Sabahın serin havası Aslı’nın yüzünü okşuyordu. Yorğun adımlarla Halime’nin yanında ilerliyordu. İçində fırtınalar kopuyordu ama dışından sakin görünmeye çalışıyordu. Halime onun isteksizliğini fark edip sinirli bakışlarla süzdü. "Ayaklarını sürüme, düzgün yürü! Ağa bekletilmeyi sevmez!" diye sertçe fısıldadı. Aslı derin bir nefes aldı. Ne yapacağını bilmiyordu. Ama sonra bir fikir aklına şimşek gibi çaktı. Salih Ağa ile konuşmak! Belki ona durumunu anlatabilirdi, belki gözlerine bakıp bu evliliğin yanlış olduğunu anlardı. Sonuçta yaşlı adam da insandı, belki ona acırdı. Belki de evliliğin bir mecburiyet olmadığını, onun da bir insan olduğunu görürdü... Bu düşünceyle içinde küçük bir umut filizlendi. Belki de aylardır ilk kez kendini tamamen çaresiz hissetmiyordu. Ama sonra aklına başka bir ihtimal geldi… Ya tersi olursa? Ya Salih Ağa bu konuşmalara sinirlenirse? Ya onu daha çok sıkıştırırsa? Ya artık ona sahip olduğunu düşünüp daha pervasız davranmaya başlarsa? Aslı’nın içi ürperdi. Umut ve korku birbirine karıştı. Ama başka bir çıkış yolu da yoktu. Risk almak zorundaydı. Gözlerini yumup derin bir nefes aldı. Ya her şey düzelecek ya da her şey daha kötü olacaktı. Konağa vardığında kararını çoktan vermişti. Bu gün Salih Ağa ile konuşacaktı. Aslı ve Halime konağa girdiklerinde merdivenlerden yukarı doğru çıkarlarken, birden Salih Ağa'nın karşılarına çıktığını gördüler. Salih Ağa, büyük ve ağır adımlarla merdivenin başında duruyordu. Gözleri, karanlık ve derin bir şekilde Aslı'yı süzüyor, bakışları adeta içini okur gibi hissediliyordu. Aslı, tedirgin bir şekilde başını biraz eğdi ve göz teması kurmaktan kaçındı. Halime, Salih Ağa'ya doğru adım atarak gülümsedi, “Merhaba ağam ? Aslının yüzünden biraz geç kaldım kusura bakmaysın” dedi. Salih Ağa, Halime'nin söylediklerine hiçbir şekilde karşılık vermedi. Gözleri hala Aslı'daydı. Bir süre sessiz kaldı, ardından ağır bir şekilde konuştu: “Halime, bu kıza bir dahaiş yaptırma. Sadece düğüne kadar burada kalsın, başka bir şey istemiyorum.” Aslı, Salih Ağa'nın gözlerindeki sertlikten rahatsız olmuştu. Hemen kafasını çevirdi, kendini onun yanında daha fazla tutamıyordu. İçinde bir korku dalgası yükseldi. Neden bu kadar sert ve soğuktu? Ne istiyordu ondan? Salih Ağa'nın bakışları, Aslı'nın içine işleyen bir soğukluk bırakmıştı. Aslında hala ne yapacağını tam olarak bilmeden duruyordu, ama bir şeylerin ters gittiğini ve onu kontrol etmek için uğraştığını hissedebiliyordu. Halime, Salih Ağa’nın söylediklerini duymuştu ama o anda sadece bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. “Tabii, Ağa, dediklerinizi yapacağım. Aslıya bir daha iş yaptırmam” dedi. Bu sözlerle birlikte Aslı’yı daha da zor durumda bırakacak bir adım daha attığını fark etmiyordu. Aslı, merdivenleri çıkarken içindeki tedirginliği bir an için unutmaya çalıştı. Ama Salih Ağa’nın soğuk bakışları onu rahatsız etmeye devam ediyordu. Ne kadar cesaretli olmaya çalışsa da, içindeki korkuyu bastırmak giderek zorlaşıyordu. Kendi kendine, “Ne yapacağım? Çıkış yolu var mı?” diye düşünüyordu. O anda Salih Ağa'nın, “Düğüne kadar buraya gelsin,” sözleri onun kafasında çınladı. Bu düğün, onun hayatının en zor kararı olacaktı. Salih ağa, Aslı’nın iş yapmasını istemediği için konağın içindeki işlerde ona hiçbir görev verilmiyordu. Aslında, Aslı’nın daha fazla yük altına girmesini istemiyor, onun rahat etmesi gerektiğini düşünüyordu. Halime’ye de, "Aslıya iş yaptırma, sadece düğüne kadar burada olacak," demişti. Bu yüzden Aslı, evin işlerinden uzak tutuldu. Halime, başlangıçta Aslı’yı mutfakta ya da çocuklarla vakit geçirerek zaman geçirmeye yönlendiriyordu. Aslı da buna alıştı, mutfakta yemekler hazırlayarak ya da Fatma ve Kaan ile oyunlar oynayarak zamanını geçiriyordu. Konaktaki diğer işlerden uzak tutulan Aslı, bu durumdan bir nebze rahatlamıştı, fakat Salih ağa'nın gözlerindeki o soğuk bakışlardan hala tedirgin oluyordu. Çocuklarla vakit geçirmek, ona bir tür huzur veriyordu. Onların neşesi, gündelik yaşamın zorlayıcı yönlerinden kaçıp, bir nebze de olsa rahatlamasına olanak sağlıyordu. Ancak, içindeki boşluk, zaman zaman ona hala bu evdeki yerinin ne kadar belirsiz olduğunu hatırlatıyordu. Aslı, mutfakta geçirdiği vakitlerde, konağın diğer hizmetlileriyle de daha fazla etkileşime girmeye başlamıştı. Özellikle Derya, ona yaklaşan ve zaman zaman mutfakta ona yardımcı olan kişi olmuştu. Derya, Aslı'yı rahatsız etmeden, ona kolayca yakınlaşıyor, onu dinliyor ve bazen birlikte yemek yapıyordu. Aslı, Derya'nın bu yaklaşımından bir nebze de olsa rahatlıyordu, çünkü Derya, ona zaman zaman güven veren bir insan gibi görünüyordu. Derya ve Aslı, zamanla mutfakta daha çok vakit geçirerek, birbirlerine daha yakın hale geldiler. Derya, Aslı'nın yalnızlığını fark etmiş ve ona destek olma isteğiyle yaklaşmıştı. Birlikte yemek yaparken, bazen neşeyle sohbet ediyor, bazen de sessizce çalışıyorlardı. Her geçen gün, Aslı'nın Derya'ya olan güveni arttı, Derya da Aslı'nın içindeki kırılganlığı görüp, ona karşı daha nazik ve anlayışlı bir tavır takınmaya başladı. Bir akşam, yine mutfakta baş başa kaldıklarında, Derya Aslı'ya nazikçe, "Bazen buradaki tüm gürültüden ve insanlardan uzaklaşmak istiyorum, sadece biraz rahatlamak için," dedi. "Ama seninle konuşurken o kadar iyi hissediyorum ki, bana gerçekten arkadaş gibi yaklaşıyorsun." Aslı, biraz şaşırmıştı ama Derya'nın sözlerinden çok etkilenmişti. "Gerçekten mi? Ben de çok yalnızım aslında. Bu eve geldikten sonra kimseyle derin bir bağ kuramadım. Ama seninle geçirdiğim vakit... bazen kendimi daha az yalnız hissediyorum," dedi Aslı, biraz hüzünlü ama aynı zamanda içten. Derya, Aslı'nın gözlerinin içine bakarak gülümsedi. "O zaman, belki birlikte daha çok vakit geçirebiliriz. Gerçekten iyi arkadaş olabiliriz," dedi ve Aslı'nın omzuna hafifçe dokundu. Aslı, bu teklif karşısında biraz şaşkın olsa da, aynı zamanda bir umut ışığı hissetti. Derya'nın ona arkadaşlık teklif etmesi, belki de onun içindeki yalnızlığı bir nebze olsun hafifletebilirdi. Birlikte zaman geçirmek, birbirlerini daha iyi anlamak, belki de Aslı'nın bu zorlu süreçteki en büyük ihtiyacıydı. Aslı ve Derya, yavaşça birbirlerine daha yakınlaşmaya başladılar. Her gün mutfakta geçirdikleri vakit, aralarındaki dostluğu daha da pekiştirdi. Aslı, kendini yalnız hissettiği zamanlarda Derya'ya güvenebileceğini fark etti. Zamanla, birbirlerine hayatlarındaki zorlukları anlatacak kadar yakınlaştılar. Derya, Aslı'nın içinde bulunduğu durumu anlamıştı, ve ona her konuda yardımcı olmaya kararlıydı. Aslı da Derya'nın yanında huzur bulduğunu, bir arkadaşın varlığının hayatına ne kadar değer kattığını fark etti. İki kadın, zorlu koşullar altında birbirlerine destek olarak, dostluklarını güçlendirdiler. Bu, Aslı'nın yalnızlıkla mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıydı. Derya'nın, ona gerçekten iyi bir arkadaş olabileceğini ve içindeki duyguları anlamaya çalıştığını fark etmek, Aslı'ya umut verdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE