4. Bölüm | Kavga

1028 Kelimeler
Topuk sesleri kimsesiz koridorda hakimiyetini ilan ederek hüküm sürüyordu. Loş ışık ortamın gergin havasını ikiye katlamış, görüşleri düşük seviyeye indiriyordu. Kızarık gözlerini Derya Hanıma kaldırdı. İçini sarmalayan korkusu, çehresine yansımış; ifadesindeki ciddiyet Celil'i görecek olmasının tepkisiydi. Kalp atışlarının hızlandığını hissediyor, şakaklarında atan damarlarındaki kıpırtıyı adeta duyuyordu. Soluğu düzensizdi, arada nefes almayı unutarak nefessiz kalıyordu. Hatırladığında ise soluk soluğa kalıyordu. Etraf buz gibiydi. Ölüme yakın olmanın soğukluğu tenindeki gözeneklerden içeri sızarak adeta tüylerini ürpertiyordu. "Buyurun." Orta yaşlardaki uzun adam, üçünü içeri aldı. Cesettin yüzünü dikkatle açtı. Derya hafifçe eğildi. Ölü bedenin yüzüne baktı. "Tanıdınız mı?" "Bu o, Celil." "Polise ifade vermeniz gerekecek." "Gerekli işlemleri yaparız." diyerek kestirip atmıştı. "Bilgi verebilir misiniz?" "İki kurşun, birisi kalbe yakın. Tüm damarları patlatarak, ölüm zamanını erkene taşımış. Diğerkisi göğüs kafesine yakın. Vücudunda morluklar var. Muhtemelen boğuşma yaşanmış. Tırnak izlerine de bakarsak, karşıdaki kurtulmak için debelenmiş görünüyor." "İfadeniz de bunları belirttiniz mi?" "Tabii. Şimdilik verebileceğim bilgi bu kadar, başka testlerin çıkmasını bekleyeceğiz." "Teşekkürler." dedi Cüneyt Bey. Karısının koluna girerek dışarı kadar eşlik ettiğinde, Cansu sessizce onları takip etti. Arabaya ulaştıklarında saat dokuzdu. "Furkan'a nasıl ulaştı, anlayamıyorum." dedi Derya. "İlk ne zaman ulaştı ve nasıl? Niye? Amacı neydi?" "İntikam duygusu." dedi Cüneyt. "Neyin intikamı?" "Almira' yı defalarca uyarmıştın, ona oldukça uzak davrandın. Ayrılmalarını sana bağlıyor olabilir." "Onlar ayrılmamıştı ki..." "O halde Deniz'i öğrendi. Belli ki hastaneden bir şeyler buldu. Sonrada Furkan'ın kendi oğlu olduğunu yorumladı kendince. İşini tamamlamak istedi, yada bize acı çektirmek istedi." "Biz nasıl bu kadar kör olabildik Cüneyt. Onu tehdit etmiş olmalı. Bir süre hayatında olmalı. Hiçbir şeyi bilmemek beni delirtiyor. Hele ki, Furkan'a babası olduğunu söylemesi. Onun o anda ne kadar yalnız ne kadar kimsesiz hissettiğini anlayabilir miyiz? Bizi yalancı zannetti. Şuan oğlum hastanede yatıyor ve koca yalana inanmış." "Oğlumuz bize gelmeliydi Derya, sadece biz suçlu değiliz." "Hayır, suçluyuz. Üzerine çok gittik, son zamanlarda davranışları ne kadar garipti ve biz sorgulamadık bile." Arka koltukta suskunluğunu koruyan Cansu'ya seslendi Derya Hanım. "Cansu, Furkan sana ayrıldıktan sonra ulaşmaya çalıştı mı?" "Evet, lakin onu red ettim. Görüşmek istemediğimi söyledim." "Sana eninde sonunda anlatmaya çalışmış olmalı. Bir şeyler olmalı. Siz çok yakındınız." "Konuşmayı denedi, lakin konuşmadık." Mavi gözleri, yol çizgilerine dikildi. Defalarca kendisine gizlice ulaşmaya çalışmıştı. Dinlenebileceğini söylemişti. "Şey.. Bir keresinde yüzme havuzundaydım. Su yüzüne çıktığımda, Furkan'la karşı karşıya geldim. Sesimi yükseltmememi, dinleniyor olabileceğimizi söyledi. Sanırım bu adamla ilgili bir durum." "Sana bir yerlerde bir şeyler bırakmış olmalı. Birilerine ipucu bırakmış olmalı." "Bilmiyorum." "Lütfen iyi düşün Cansu." Çocukken piknik yaptıkları ormana gidip, oradan tepedeki ağaç oyuğuna ulaşabilseydi, belki de her şeyi anlayabilirdi. Şimdilik sessizliği korumak, ortalığı panikletmemek en iyisiydi. Derya Hanım söylediklerinde haklıydı, Furkan Cansu'ya pek çok şey bırakmıştı belki de... Bunu sadece oraya giderek öğrenebilirdi. Nereye gideceklerini sormadı. Hastaneye gidecekleri aşikardı. Alp, onlardan ayrılarak hastaneye gitme kararı almıştı. Yarım saat yolda geçen zamanın ardından, hastane otoparkında durdular. Arabadan inerek, Furkan'ın yattığı kata kadar ulaştılar. Kasaba Tayfa oradaydı. Gizem'in eşi ve Arda'da gelmişti. Yüzler asıktı. Selin'in sabaha kadar ağladığı, gözaltı morluklarından belliydi. Herkes oturduğu yerden kalkarak, başlarına toplandı. "Tespit ettiniz mi?" "Evet, Celil o." Alp durumu özet geçmiş, görünüyordu. "Olanlara inanamıyorum." dedi Duygu. Gece onun da uyuyamadığı belliydi. "Furkan'ın durumu ne?" dedi Derya. "Bilmiyoruz, sadece içeri Nihal Abla girdi. Az öncede başhekimle konuşmaya çıktı. Sorduk lakin ilk görüşmesi gereken doktorlar olduğunu söyledi." "Biz Nihal' in yanına gidelim." dedi Cüneyt Bey. "Hepiniz burada durmayın, çok kalabalıksınız. Bir kısmınız kantine inin." Fulya anne ve babasına öfkeli bir bakış attı. Ne de olsa evde olanları ve yaşananları bir tek o biliyordu. Furkan'ın tüm uzak tavrına rağmen bir kaç kez abisi ile buluşmuştu. Yinede soğuk olarakta olsa onu görmeye çalışmıştı. Anne babası ise onu tamamen yok gibi saymışlardı. Fulya yoğun bakım girişinde yerde boylu boyunca ayaklarını uzatmış, bekliyordu. "Gidin." dedi. "Ben buradayım." Alp yanına eğildi. Alnına hafifçe öpücük kondurdu. "Abin iyi olacak." "İyi olmayacak, ama yaşamalı. Onun hikayesi burada bitmemeli, önünde kocaman bir hayat var. Belki de, iyileşir. Hepimizi bırakıp uzaklara gider, okulunu bitirir. Başka bir kızı sever ve mutlu olurlar." Kasaba Tayfa bu sohbete dahil olmama kararı alarak, kantine indiler. Sadece Cansu, Alp ve Fulya kalmıştı. Cansu, derin bir nefes aldı. Yerde oturan Fulya'ya gözlerini dikti. "İyileşirse onu engelleyeceğimimi sanıyorsun. Mutlu olmasını istemediğimimi sanıyorsun. Keşke bir mucize olsa, onun yerinde ben yatsam. İlla ki onunla birlikte olmak için bencilleşeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun." "Doğru, sen bırakıp gidersin. Ankara'ya gittiğin gibi. Zoru görünce çekip gidersin. Sen hiç isteklerinin peşinde koştun mu ki?" Cansu'nun kalbi tekledi, içinde bir yerlerde paramparça olan parçalar dahada dağıldı. "Doğru, konu okul olunca sonuna kadar koştun. Başarıyla elde ettin de... Belki de Furkan senin için elde etmek istediklerin sınıfına hiç girmedi. Kim bilir. Belki sadece, abimin bu kadar peşinde koşmasına acıyarak, onunla beraber oldun." "Sus artık!" Canı acımıştı. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Ceren ve Fulya'yı o büyütmüş sayılırdı. Fulya'ya yaptığı ablalık yada büyüttüğü ufacık her zaman neşeli kızın karşına geçip söylediği sözler mi canını yapmıştı bilmiyordu. Belki de söylediği sözlerin kısmen doğruluğu canını acıtıyordu. "Gerçekleri duymak acı mı geliyor? Abimden hep kaçtın. Ankara’ya gittin, kaçtın. Geldin, peşinden koştu yine kaçtın. Her şeyi açıklamak için yine peşinde dolandı yine kaçtın. Sen ne zaman abimi dinledin ki?" "Abartmıyor musun Fulya?" dedi Alp. "Sen son zaman Furkan'ın peşinden koştuğunu nereden biliyorsun?" "Ben daha fazlasını da biliyorum. Mesela ağaç oyuğuna abimin koyduklarını. Hiç gidip okumaya tenezzül ettin mi?" "Sen bunu nereden biliyorsun?" dedi şaşkınlıkla Cansu. "Abimi takip ettim." "Bıraktıklarına baktın mı?" dedi Alp. "Hayır, sahibi ben değilim. Bakması gereken bakmalı değil mi? Ha tabii, o kişinin daha önemli işleri vardı." "Yeter artık. Yeter!" Cansu hıçkırıklar içinde hastaneden çıkarken, Alp Fulya'ya doğru eğildi. "Ne yapıyorsun?" Hışımla yerden kalktı. Cansu'nun peşinden hastane çıkışına ilerledi. Arabalar arasında ilerliyordu. Cebinden anahtar çıkartarak, hıçkırıklar içinde ilerlemeye devam etti. Nihal Hanımın yedek anahtarı olmalıydı. Annesinin arabasına binecekken, Fulya kolundan yakalayarak kendisine çevirdi. "Yine kaçıyorsun değil mi?" "Bırak kolumu Fulya..." "Kaç!" "Kaçmıyorum ben." "Hala onun iyiliği için, mutluluğu için bırakmaktan bahsediyorsun. Anlamadın mı? Furkan sensiz iyi değil, mutlu da değil. Sok bunu kafana." Gözyaşlarını silerken, hıçkırığı içinde patladı. "Bırakmayacağım." Fulya'nın boynuna sarıldı. "Yemin ederim, bırakmayacağım. Yakasına yapışacağım, beni kabul edene kadar. Dışarı atsa, bacadan gireceğim. Yemin ederim. Yeter ki iyi olsun." Fulya'nın yüzü buruştu. Öfkesinin yerini acı alıyordu. "Eğer bizi bırakıp gitmezse..." dedi Fulya acı içinde. "Gitmemeli." "Cansu abla." dedi hıçkırarak. "Şşşş." "Abim ölecek mi?" "Bilmiyorum, kahretsin ki bilmiyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE