3. Bölüm | Koma

1303 Kelimeler
Bölüm | 3 Derya Hanım, Nihal Hanımın evinde birlikte salonda oturuyorlardı. Eve gidecek cesareti kendinde bulamamıştı. Tedirginliğinin ve hüznün yanı sıra, Fulya ise çok aksiydi. Abisine takındıkları aşırı tavırdan ötürü, ailesiyle ve Cerenle olabildiğince gerilmişlerdi. Kendisi de abisine tepki göstermişti lakin, diğerkilerin aşırı takındıkları tavır fazla acımasızcaydı. Hazmedemiyordu. Şimdi abisi kötüyken herkesin sevgi böceği olmasını da kaldıramıyordu. Kendi annesi, Nihal Hanım dahi oğluna sırf çevirmişti. Şimdi ağlaması belki de yetersiz geliyordu. Furkan Aslan, hepsinin gözünün içine bakarak yardım isterken kimse etmemişti. Cansu bir kez olsun, abisini dinlememişti. Sözlerine kulak vermemişti. Hepsi el birliğiyle çukurun dibine yollamışlardı. Başında durup ağlamaya hakları yoktu. Artık el uzatarak çıkartma zamanıydı. Tabii, eğer Furkan Aslan'ın keyfi bunu isterse; yahut izin verirse... İşte bu kadar ince bir çizgi üzerinde yürünecekti. Artık Furkan isteyecek yada istemeyecekti. Abisinin anne ve babasıyla yaşamak istemeyeceğini biliyordu. Görkem ve Cüneyt Bey, koltuğa oturdular. Alp ve Elif karşılarındaki koltuğa geçerken; Cansu da bir yere kıvrıldı. Ceren ve Fulya birbirlerinin çok aksi yönünde dikilmişler, birbirlerine uzaklardı. Alp hafifçe öne eğildi, söz almak ister gibi tavrı vardı. "Toplanma amacımız belli. Olayları derinlemesine konuşmak ve incelemek. Herkesin üzgün ve gergin olduğunu biliyorum. Selin, Gizem, Ali ve Duygu hastanede Furkan'a göz kulak olurlarken bunu yapmalıyız." "Konuşacak ne var ki?" dedi Fulya, gözlerini öfkeyle devirirken. Onun bu kadar aksi oluşunu Ceren ilk defa görüyordu. Kendi ailesi de bu manzaraya dahildi. "Abim yanımızdayken hiç birimiz onu dinlemedik." Alp söze girdi. "Abinle konuşmaya çalıştım Fulya. Abin gittikçe uzaklaştı." "Ne bekliyorsunuz? Cansu Abla ve abimin evlilik mevzusu sona erdiğinde, apartmanı terk ettiler. İki aile arasına soğukluk girdi. Annem ve babam abime tavır takındı. Bende dahil. Hiç kimse onu istemedi, tek yanlışında silmeyi tercih ettik. Bunlar yetmezmiş gibi, annem ve Nihal Ablada hiç konuşmadılar. Bir durum böylesine bütün bağları kopartmamalıydı." "Haklısın." dedi Nihal Hanım katılarak. "Evlilik durumu hepimizi sarstı." "Neyse." dedi Alp sözü alarak. "Esas konulara geçelim." Cansu hafifçe öne kaykıldı. Ellerini bağladı. "Almira." dedi keskin bir ses tonuyla. Derya Hanım ve eşi birbirlerine bakarken, tüm gözler Cansu'ya dikilmişti. "Onun hakkında ne biliyorsunuz?" "Tatil kasabasının dehşet verici hikayesidir." "Hikayeyi tümüyle biliyorsunuz öyle mi?" "Orada yaşayan ve bilmeyen yoktur." dedi Derya Hanım. Cansu kendisine çevrilen tüm gözleri dikkatle süzdü. Donuk ve solgun yüzünü Derya Hanıma çevirdi. "Derya abla Furkan sizin gerçek oğlunuz mu?" "Bu da ne demek?" dedi Fulya, şaşkınlıktan koltuğun kenarını sertçe sıkıyordu. "Cansu bu mevzu böyle konuşulmaz." Alp araya girmişti. "Başka türlü olmaz Alp. Durum ne kadar tehlikeli ve karışık, görmüyor musun?" Derya Hanım tedirginlikle saçlarını geriye attı. Sadece bir süre sustu. Cüneyt Bey elini tutarken gerginliği daha da arttı. "Eğer bize ne olduğunu söylerseniz, size doğru açıklamaları yapabiliriz. Dediklerinizi anlamıyoruz." dedi Derya Hanım, Cansu ve Alp'e bakarak. "Hayır, Furkan evlatlık değil. Furkan da, Fulya da bizim öz çocuklarımız." "Furkan yaralıyken. Başucuna gittiğimde, bana Almira'nın kocasının babası olduğunu söyledi. O psikopat adam, Furkan'ın peşindeymiş." "O olamaz. Furkan'ı yaralayan Celil olamaz. Ortadan aniden kayboldu." dedi Derya. "Onu tanıyorsunuz yani?" Alp'in gözleri Derya Hanım'a dikildi. "Evet tanıyoruz. Almira'yı da o psikopat Celil'i de tanıyoruz. Almira Derya'nın çok yakın arkadaşıydı. Almira, Derya'nın kucağında can verdi. Celil onu öldürdü." Cüneyt Bey, durumu izah ederken Derya Hanım'ın gözleri doldu. Hafif titremesi başladı. "O psikopat adam, Furkan'ı kendi oğlu sanmış olmalı. Yada kafasında ne düşündü bilmiyoruz." Derya Hanım kendini toparlayarak izahatta bulundu. "Almira benim ilkokul arkadaşımdı. Biz tatil kasabasından ev almadan önce de orada bağlantımız vardı. Ailem bir arkadaşının evine oraya tatile gidiyorlardı. Çok neşeli harika bir kızdı. Sonra Celil karşısına çıktı. Defalarca ondan uzak durması gerektiğini söylemiştim. Ona zarar vereceğini söylemiştim. O kadar emin konuşuyordu ki.. Korkma, o beni seviyor. Dokunamaz diyordu. Sonradan hamile kaldı. Bunu ona açıkladığında o kadar sinirlendi ki. Deliye döndü, kendisinden başka bir insanı sevme ihtimali onu delirtti. İşkenceler etti. Söylediğinde 7 aylık hamileydi. Onu bulduğumda karnında bıçak çizikleri vardı. Kemikleri kırıktı. Celil öldüğünü sanıp bırakıp gitmişti. Lakin ben onu buldum ve Almira ile son kez konuşma fırsatı buldum. Bana karnında hala hareketlilik olduğunu söyledi. Hastaneye yetiştirdik, bebeği erken doğuma aldılar. İkisi de ölecekti." Cansu ağzını sımsıkı kapatırken gözlerinden yaşlar süzüldü. "Öldü mü? Bebek öldü mü?" "Almira eğer bebeği yaşarsa bana emanet ettiğini söyledi. Almira'yı ameliyata aldılar, bebek sağlıklı bir şekilde doğdu. Lakin güçsüzdü. Almira için ise durum riskli denildi. Narkozun etkisinden ayıldı. Bebeğini görmesi için getirirlerken, ruhunu teslim etti. Yanı başındaydım, ellerim arasındaydı. Ama o bebek Furkan değil. Celil ve Almira'nın oğlu şuan Amerika'da okuyor. Almira, bebeği celilden uzak tutmamı söyledi." "Yani hala oğluyla görüşüyorsun." dedi Alp. "Elbette." "İsmi ne?" "Deniz. Almira gibi mavi gözlü." Cansu ayağa kalktı. "Furkan, Celil'i babası zannediyor. Gerçek babasını öldürdüğünü düşündü. Bunu ona nasıl inandırmış olabilir." Gözyaşlarını silerken, Derya Hanıma döndü. "Şuan otopside, Celil olup olmadığını görerek anlayabilir misiniz?" "Onun yüzünü unutma imkanım yok." Derya Hanım zorlukla ayağa kalkarken, Alp yardımcı oldu. "Nereye Derya Abla?" "Celil olup olmadığını anlamaya." "Bende geleceğim." diyerek eşi Derya'nın koluna girdi. Cansu peşlerinden giderek takip ettiklerinde, Nihal Hanım alnını ovuşturdu. Ceren, yere düşen Fulya'ya destek olmak için eğildiğinde Fulya kolunu sertçe çekerek uzaklaştı. Ayağa kalkarak, dış kapıya yöneldi. "Nereye?" dedi Nihal Hanım. "Abimin yanına." "Hep birlikte gidelim." "İstemez." diyerek donuk bakışlarını çevirdi. Ayakkabılarını giydi. Montunu üzerine geçirirken, hızlıca oradan uzaklaştı. Elif oturduğu yerken kalktı. Nihal Hanım'a döndü. "Fulya ile ilgilensem iyi olacak." Ayakkabılarını ve montunu giyerek Fulya'nın peşinden ilerledi. "Fulya bana çok kızgın." Ceren bakışlarını annesine çevirdi. "Sadece üzgün, sana kızgın değil. Biliyorsun." "İlk defa onunla iletişime geçemiyorum." "Düzelecek." "Furkan abi düzelmezse, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." Ceren ayağa kalktı. Odasına gitmek için merdivenlere yöneldi. Annesine dönerek son kez seslendi. "Bir saat sonra bende hastaneye geçerim." Görkem Bey, kızının söylediğine başıyla onay verdi. Eşi Nihal Hanıma döndü. "Onlara destek olmalıyız. Furkan'ın vurulduğu yeri biliyorum. Komiser arkadaşımla görüşeceğim, belki görüntülere ulaşırız. Oradan Furkan'ın nerede tutulduğunu görürüz." "Ne işimize yarayacak ki?" "Furkan o adamı vurdu. Tek bildiğimiz bu. Eğer yaşarsa, mahkeme işleriyle uğraşması muhtemel. Derya'nın dediği gibi psikopat bir adamsa, izini sürmeliyiz ve adalet karşısında Furkan'ın temiz olduğunu ispatlamamızda şart. İşler çok karışık Nihal. Her şey birbirine girdi. "Şu an önemli olan tek şey Furkan'ın yaşaması. Cansu'dan ayrılma sebebi demek ki, başında olan bu belaydı." "Cansu'yu korumaya çalıştı. Eğer ondan ayrılmasaydı, şu an canıyla boğuşan kişi bizim kızımız olabilirdi. "Furkan, Cansu'yu ne kadar sevdiğini bir kez daha bize ispatlarken; hiç birimiz görmek ve anlamak istemedik." Nihal Hanım saçlarını geriye doğru attı ve ekledi. "Hastaneye gidiyorum, sende komiser arkadaşından bir bilgiye ulaşırsan beni haberdar et." Nihal Hanım çıkışa ulaştı, montunu giydi. Görkem Bey ayağa kalkarak eşinin arkasından yanına yaklaştı. "İçin kan ağlıyor değil mi? Furkan'ı ayrı seviyordun." "O dürüst bir çocuktu. Saygılıydı. Ne olursa olsun, hiç bir zaman saygısını bozmadı ve elimizde büyüdü." Görkem Beye döndü. "Şimdiyse ellerim arasında ölüyor. Durumu çok ciddi Görkem. Kimseyi panikletmek istemiyorum, Derya'ya olumsuz konuşmak istemiyorum ama durumu çok kötü." Nihal Hanım'ın gözlerinden yaşlar süzülürken, yüzü acıyla buruştu. "Ben Furkan'ın kızımızı sevmesini sevdim. Ameliyatta dikkatimi Furkan'ın karnındaki hafif bir yara çekti. Çok küçüklerdi. Henüz 10 yaşındalardı. Furkan ve Cansu aşağıda oynuyordu. Camdan onları izliyordum, Derya kahve yapıyordu. Cansu'nun minik yüzü öylesine öfkeliydi ki, muhtemelen Furkan onu sinirlendirmişti. Parktaki demir salıncağı Furkan geçerken, uzaktan üzerine salladı ve salıncağın keskin kenarı; Furkan'ın karnına isabet etti. Yere düştü, tişörtü kan olmuştu. Kızımız korkuyla Furkan'ın yanına gitti. Muhtemelen ona böylesine zarar vereceğini hesap edememişti. Hızla yerden kalktılar ve yukarı geldiler. Hemen ilk müdahaleyi yaptım. Derya ne olduğunu sorduğunda sallanan salıncağın önüne atladığını ve başka çocuklarında parkta olduğunu söyledi. Cansu hesap vermek üzere suçlu bakışlarını yere devirirken şaşırdı. Utanıp öylesine sıkılmıştı ki... Hiç durumu bozuntuya vermedim. Kızımız öylesine vicdan azabı duydu ki; iki hafta Furkan'ın ödevlerini yaptı." Görkem Bey hafifçe tebessüm etti. "Bunu sana mı söyledi?" "Hayır, ama yakaladım. Furkan'ın defterini odasında buldum." "Furkan'ın da durum işine gelmiş olmalı tabii." "Ödevlerini yapmasa da, susardı. Çünkü Furkan'ın Cansu'yu koruma iç güdüsü küçüklükten geliyor." "Bana gerçeği söyler misin?" "Furkan'ın durumu hakkında mı?" "Evet." "Furkan ya ölecek yada komada kalacak. Vücudu uyanacak ve hayatına devam edecek kadar sağlam değil." "Ne kadar süreli bir komadan bahsediyoruz." "En az üç ay."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE