2. Bölüm | Son Ses Kaydı

1187 Kelimeler
2. Bölüm | Yaşam Savaşı Gözler sonsuz suskunluğunu dillendiremeyeceğini bilerek yalvarır biçimde bakar. O kan çanağına dönüşen kırmızı gözler acıyı temsil etmek için parlar. Bir kibriti ateşe verip, fütursuzca atılmasıyla yangın yeri belirlenmiştir... Yaşam kalım savaşı ve hayatın başladığı noktadır. Acıyı yaşamayanlar ağlar, yaşayanlar donuk bir bakış bırakır evrene.... Nefesini soluklanır... Bilir ki, sözcükler acısına tarifsizdir. Kimsesizleştikçe kimsesizleşir içindeki çocuk... Kanlı gözlerini aynadaki görüntüsünden aheste biçimde indirirken, kolları elbisesinde tutukluk yaptı. Tuvaletin kapısını açarak dışarı çıktı. Adımları, Alp'in sağ hizasında durarak, bakışları ruhsuzca sabitlendi. "Arabanın anahtarına ihtiyacım var." "Nereye?" "İşim var." Acısının büyüklüğü ciğerlerini doldurup taşıracak büyüklükteyken sorgulamadı. Elini cebine götürdü, anahtarı çıkartarak uzattı. "Beni haberdar edin." Elif konuşmaları sessizce dinlerken, anahtarı Cansu'nun elinden aldı. "Hiç bir yere gidemezsin." "Gitmem gerek." Cansu'yu kolundan tutarak kenara çekti. Kolunu hafifçe sıktı. "Nereye gideceksin?" "Ağaca." "Hayır gitmeyeceksin, bu kafayla araba kullanamazsın. Daha önceden gitseydin." Kolunu sertçe kurtardı. "Bırak, bana akıl verme." "Tutunacak birşey aradığını biliyorum. Senin tek tutanağın içeride ve ameliyat masasında. O yüzden burada kalıp, yaradana dua et." Elif bu cümleleri kurduğuna kendisi bile inanmıyordu, şu durumda kimseyi dinlemezdi. Bunu biliyordu. Yinede şansını denedi. "Kafamdaki boşluklar beni delirtiyor Elif. O adam kimdi? Furkan, Derya Hanımlar nasıl oldu... Nasıl..." "Annesiyle ne ilgisi var." "Bilmediğin şeyler var." "Şu an sırası değil, tek bildiğim bu. Polise de gideceğiz, vurulma kayıtlarına da bakacağız. Geriye sararak, Furkan'ı nerede tuttuğunu da öğreneceğiz." Alp, yanlarına yaklaşarak konuşmalarına katıldı. "Tüm hepsini öğreneceğiz, inan bende senin kadar tüm olanları merak ediyorum. Her günü geriye saracağız ta ki, senin ortadan kaybolmanı sağladığı o geceye kadar. Hafızaları tazeleyeceğiz. Furkan'ın açısından koca bir boşluk ve bilinmezlik var." "Ama şuan sırası değil. Anlatmaya çalışıyorum." dedi Elif sakince. "Sana ses kaydı göndereceğim, onu dinle Alp." Cansu'nun sözünü başıyla onayladı, koridorda zorlukla ilerledi. Telefonunu alarak, Furkan'ın kendisine attığı son ses kaydını Alp'e yolladı. Kulaklığı cebinden sabırla çıkartırken, kulağına taktı. Ses kaydını açarak hastanenin dış kapısına ilerledi. "Günün birinde bir kadın adamı o kadar sevmiş ki, yollarına deniz kabuklarını sermiş. Ve sonunda deniz kabuğunun içinde, papatya açmış. Saygı değer papatya mutluluk içinde yaşamını sürdürürken, deniz kabuğunun saflığına aldanmış. Artık nefes alacak ortamı yokmuş. Deniz kabuğu; içinde barındırdığı papatya ile tüm saflık ve iyi niyetiyle denizin diplerine daldığında, papatyayı kendi duvarları içinde ölüme hapsetmiş. Hikayemiz bu kadar basit. Neler söylediğimi elbet ki anlamıyorsun ama kızma papatya, hepsini açıklayacağım. Bir zamanlar Tatil Kasabasında Almira adında bir kız, psikopat ve sadist bir adamı sevmiş. Tüm caniliğine, katil oluşuna rağmen Almira umutla adamın değişeceğini düşünmüş. Yanı başından hiç ayrılmamış, lakin koca karanlık bir gün Almira'yı da yutmuş. Adam o denli Almira'ya saplantılıymış ki, hamile olduğunu öğrendiğinde, sinir krizi geçirerek bebeği ve Almira'yı öldürmüş. Çünkü cani adama göre, Almira ondan başkasını daha çok sevecekti. Bebeğin kendi canından bir parça olması dahi onun içindeki merhamete dokunamamıştı. Almira'nın tek düşüncesi ise, o katilin ancak bir masum bebek ile düzelebileceği düşüncesi olmuştu. O sevgiye güvenmişti, umut etmişti. İşte bu denli çaresizce umut edişi; yıllarca tüm halkın kalbine dokunan hikaye olarak kaldı. Almira'nın Deniz Kabuklu Defteri bulundu. Tüm sevgisi ve umutları, adeta okuyanları göz yaşına boğdu. Senelerce devam etti. Onun anısına, tüm kasabada deniz kabuklu defterler satılır. Sana anlatamadığım, sonunda açıklayabildiğim hikaye bundan ibaret. 14 yaşında, boyundan bile utanmadan sana Deniz Kabuklu Defter alan çocuk; hangi yüzle anlatacaktı. Defterin taşıdığı anlam, tüm sevgisini ezerken nasıl anlatabilirdi o küçük çocuk. Öyle işte... Ne olursa olsun....Ne olursa olsun. Ne yaşanırsa yaşansın, seni hep çok sevdim ben. Kendimi bile senin sayende sevdim. Ankara'dan dönünce, kendimi ne kadar sevmediğimi ve yalnızlığımı anladım. Sen gelince tüm burukluklar yok olarak gitti ve bir bir işledin içime. Tüm hücrelerime sindin. Kalbime, gözlerime, burnuma, tenime... Her yerim sen oldun..." Kulaklık kulağından çekilerek çıkartılmıştı. Yeşil gözleri Cansu'nunkilere takıldı. "Bunu bana neden dinlettin? Furkan'ın şairane aşkından feyz alalım diye mi?" "Kanlar içinde yerde yatarken onu kucağıma aldım. Daha fazlası var dedi, ben o adamın oğluyum dedi bana." "Bu saçmalık!" Hastanenin önünde turlarken, saçlarını karıştırarak düşünmeye çalıştı. Kar tüm varlığıyla etrafı dolduruyordu. "Onun annesi Derya! Almira değil! Kaz kafalı çocuk, nasıl inandı buna! Ne ara bu kadar aptallaştı bu çocuk! Sen bozdun dengesini tabi... Başka ne olacak." "Ya gerçekse?" "Gerçek olamaz." "Derya Abla ile konuşacak mıyız?" "Şu an tek yapmamız gereken, Furkan'ın ameliyathaneden çıkmasını beklemek. O sağlıklıymış gibi davranmayı bırak artık." Gözlerinden süzülen yaşları yavaşça elleriyle itti. "Aksine inanamam. İyi olacağını düşünmekten başka hiçbir çarem yok. Aklımı yitirecek gibi oluyorum. İyi olacak. Sadece buna inanmak istiyorum." Alp, ellerini Cansu'nun omzuna koyarak sıvazladı. "Dirayetli olacağız." Sözlerini onayladı, başını hafifçe aşağı yukarı salladı. Söylediğini yapabilmek istiyordu. Zaman yelkovanı sürükledi, durmadan devam eden döngülerin sonunda hava karardı. Güneş tüm umutlarıyla birlikte battı. Hastane duvarlarının tüm köşelerinde bekleyen bedenler; takatini, sabrını ve umudunu gittikçe yitiriyordu. Sessizlik zihinleri saptırarak işkence ediyordu. Gece yarısını bulan saatler, Fulya'yı tamamen yere sermiş çaresiz bekleyişinin yansıması iç burkuyordu. Yüzünde kurumuş yaşlar, karışmış saçları bütünüyle derbederdi. Derya Hanımın dirayeti de azalıyordu. Aç, sus ve bitap bir bekleyişti bu. Yaradana yakarış... Elif, Derya Hanıma su getirdiğinde küçük bir yudum almıştı. Fulya'nın yanına eğilerek hafifçe su içirmeyi denedi. Lakin başaramadı, ardından gelen dinmiş hıçkırıklarının yerini tekrar buruk bir ağlama hali hasıl oldu. Gece saat 01:45 sularıydı. Nihal Hanım Ameliyathane bölümünden çıktı. Gözlerinin içi kan çanağına dönmüş, tüm enerjisi çekilmişti. Herkes ayağa kalktı. Nihal Hanım, Derya Hanımın yanına giderek elini tuttu. Gözyaşlarına hakim olamadı. Önlüğe dökülen tüm yaşlar süzüldü. "Oğlum nasıl?" "Bugün hayatımın en zor ameliyatını gerçekleştirdim Derya." "Yaşıyor mu?" Derya, Nihal'in kollarından sımsıkı tuttu. Yıkılmamak için kendisini zorluyordu. "Yaşıyor, yoğun bakıma alındı." Derya Hanım elleriyle yüzünü kapattı. Fulya'nın yüzündeki tebessüm herkesi umutlandırdı. Lakin Nihal Hanım hala ağlıyordu. Görkem Bey, öne çıktı. "Durumu nasıl?" "Durumu iyi değil." Tebessümler yüzlerde solmuştu. "Yoğun bakımda, durumu kritik. Üç kurşun yarası dışında başka yaraları olduğunu da keşfettik." "Ne gibi?" dedi Elif. "Darp izleri, biri ona şiddet uygulamış. Kafasından da darbe almış. Kurşun yedikten sonra mı oldu bilmiyoruz. Kafasına da üç dikiş atıldı." Derin bir nefes aldı. "Ve..." "Ve ne?" dedi Cansu dayanamayarak. "Sağ bacağı da kırık. Çok hırpalanmış, ciddi anlamda darp izleri var. Furkan neyin içine düştü bilmiyorum. Bacağının durumuyla sonradan ilgilenildi. Ayağı ve alt bilek kısmı alçıda." Gözlerinden yaşlar süzülürken, deli gibi silmeye çalıştı. Belki de ilk vurulduğunda, gitmek için çabalamıştı lakin; yerinden çok fazla kıpırdayamamıştı. Suya nasıl ulaşmıştı, koskocaman bir boşluk vardı. Tamamlanamayan, doldurulamayan... "Derya bunu Furkan'a kim yaptı?" "Bilmiyorum Nihal, delireceğim. Benim çocuğum kimseye zarar veremez. Kim neden yaptı bilmiyorum." "Birisi Furkan ile çok kötü uğraşmış. Hayatımın en zor ameliyatıydı. Onun içindeki kurşunları çıkardım. Onu diktik..." "Sus..." dedi Cansu hıçkırarak. "Sadece iyi olacağını söyle." "Bunun garantisini veremem. Durumu bu denli kötüyken... Her an herşey olabilir. İç kanama geçirebilir... Kafasından aldığı darp... Tehlikeli... Tüm bedeni öylesine yıpranmış ki." Derya, Nihal'in elini tuttu. "Bize her ihtimali söyle, lütfen. Bir kanamasını durdurmak saatler sürdü. İç kanama riski büyük. Ölebilir, uzun süre komada kala da bilir." "Ne kadar zaman?" "Bilmiyorum. Belki bir iki gün. Uyanmazsa.. İşte o zaman çok sıkıntı. Yıllar sürebilir." "Bir, iki belki de on." Fulya, başını duvara yasladı. Göz yaşlarını sessizce akıtırken Alp, ona sımsıkı sarıldı. "Uyanacak, uyanacak tamam mı?" "Ya uyanmazsa." "Ya siz Furkan'ı bilmiyor musunuz? Oyuncudur o. Sever oyunları. Küçükken saklambaç oynardık ne kadar uzun süre saklanıp bizi korkuturdu, hatırlasana. Yine öyle yapacak." "Bu bir oyun değil." dedi Cansu yaşlı gözlerle. "Keşke bu bir oyun olsaydı ve kurban ben olsaydım."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE