6 AY SONRA

1500 Kelimeler
Kemal'in Anlatımından Sude'nin bilinçsiz bir şekilde yattığı o uçakla doğup büyüdüğümüz yerden ayrıldık. Hatta ülkemden bile ayrıldık. Sude'nin haberi olmasa da memleketimizden uzağa gidiyorduk. Oraya vardığımızda babamın adamları ve bir ambulans bizi bekliyordu. Sude'yi ambulansa aldılar. Babamın adamlarının açtığı kapıdan araca binip ambulansı takip ettim. Hastaneye vardığımızda babamın söylediği doktorlar bizi karşıladı. Almanca bilen doktorlarla konuştuktan sonra Sude'yi son bir kez görmek istedim. Bunun için izin verdiler. Aldıkları odada öylece bembeyaz bir yatakta bembeyaz çarşaflar içinde bilinçsiz şekilde yatan kadını uzun bir süre göremeyeceğimi söylediler. Onsuz yaşamak ne kadar zor olsa da onun iyi olması için buna katlanmam gerektiğini biliyordum. Yatağının kenarına oturup elini ellerimin arasına aldım. İçimden ağlamak geliyordu ama o hissedecekmiş gibi ağlayamıyordum. Ellerinden öpüp saçlarını okşadım. "Sevgilim! Canım benim! Lütfen kendini yalnız hissetme! Ben hep seninle olacağım. Senden tek istediğim güçlü olman! İyileşip bana geri dönmen. Sana inanıyorum. Bunu başaracaksın. Kendine iyi bak, bitanem. Ben şimdi gidiyorum ama geleceğim. Seni çok seviyorum. Bunu unutma." dedim, gözlerim dolu dolu. Onun elini saçlarını öpüp en sonda alnından öpüp odadan çıktım. Çıkmadan önce ona son bir kez daha bakmıştım. Onu ne kadar süre göreceğimi bilmediğim için o halini hafızama kazıdım. Bu onu 6 ay içinde ilk ve son görüşüm oldu. Nerede ise ilk haftalar hergün hastaneye geldim. Doktorların dediğine göre iyileşme süreci çok uzun olabilirmiş. O an işimin kolay olmayacağının farkına vardım ama hiç vazgeçmedim. Onun iyileşeceğine dair inancım hiç bitmedi. Bu süreçte babamın ayarladığı okulla görüşüp kaydımı yaptırdım. Allah'tan burada eğitime önem veriliyordu da çok zorluk yaşamadım. Hastaneye yakın babamın tuttuğu eve yerleşmiştim. Hem okula gidiyor hem de okuldan sonra Sude'nin durumunu sormak için hastaneye gidiyordum. Bir süre sonra doktorlar bana onu görebileceğim zaman beni arayacaklarını gelmemin gerekmediğini söylediler. Buna rağmen haftada bir de olsa oraya gidiyordum. Böylece hiç geçmek bilmeyen bir 6 ay geçti. 2006 kasımında öyle bir telefon geldi ki içimi yaz güneşi gibi ısıttı. Doktor Daniel bana Sude'nin eskiye oranla daha iyi olduğunu ve onu görebileceğimi söyledi. Bu bile Sude'nin iyileşeceğine dair inancımın daha da artmasına sebep olmuştu. Heyecanla hastaneye nasıl geldiğimi bile bilmiyorum. Doktorlar onunla görüşebileceğimi söyleyip beni bir süre beklettiler. Sabırsızca oturup ayaklarımı sallarken gelebileceğimi söylediler. Odaya girerken heyecandan ellerim terliyormuş gibi hissediyordum. Odaya girince yatak başlığına yaşlanmış otururken gördüm. Hafiften başını sallayıp karşıdaki beyaz duvara bakıp bir şeyler söylüyor gibi dudakları oynuyordu. O güzelim sarı saçlarını nerede ise küt kesimden bile kısa bir şekilde kesmişlerdi. Görünce içim cız etti. O saçlarını çok severdi. Yumruğumu sıkıp sakin olmaya çalıştım. Onu buraya getirdiğim günden daha fazla zayıflamıştı. Göz altları hafif hafif morarmış gibiyken o zümrüt yeşili gözlerinin feri gitmiş gibiydi. Onu böyle görmek kalbime fazla geldi. Kalbimin ritmimi bozuldu, atmayı mı bıraktı bilmiyorum ama nefes almak için derince bir iç çektim. Ben onun iyi olacağını umut ettim hep ama geldiği günden daha da kötü duruyordu. Yanımda bulunan iki hemşireye düşmanıma bakar gibi bakıp: "Warum hast du deine Haare geschnitten?" (Saçlarını neden kestiniz?) dedim, dişlerimi sıkarken. "Wir haben ihm die Haare abgeschnitten, weil er versucht hat, sie abzureißen, Sir." dedi, yaşlı hemşire. (Saçlarını koparmak için çektiği için kestik, beyefendi.) "Du wolltest ihn heilen. Ich habe dir vertraut, aber es sieht schlimmer aus." dedim, öfkeli bir şekilde. (Onu iyileştirecektiniz. Size güvenmiştim ama daha da kötü görünüyor.) "Dieser Zustand ist sehr gut. Er wurde einfach fügsam. Er versuchte sich selbst zu verletzen. Er hat jetzt mit seinem aggressiven Verhalten aufgehört, Sir. " dedi genç hemşire, sert bir şekilde. (Bu hali çok iyi. Yeni yeni uysallaştı. Kendisine zarar vermeye çalışıyordu. Şuan saldırgan davranışları bıraktı, beyefendi.) Yaşlı hemşire genç olanın gözünün içine baktı, otoriter bir şekilde. O da konuşmayı sürdürmeyip odadan çıktı. Sude, bizi duymuş, yönünü bize dönmüştü. Gözlerimiz kesiştiğinde bana yabancıya bakar gibi baktı. Bu bakışı canımı çok yaktı ama yine de ona gülümsedim. Ben gülümseyince bacaklarının üzerindeki beyaz çarşafı boynuna kadar çekip tedirgin olmuş gibi biraz daha geriye gitti. Anında biraz geri çekildim. Beni tanımıyor gibiydi. " Sana zarar vermeyeceğim. Benden korkmana gerek yok. Yaklaşıyorum. Tamam mı Sude?" dedim, gayet sakin ve güven içeren bir tondan. Sesimi duyunca şaşırdı ve gülümsedi. Üzerine çektiği çarşafı bacaklarının üzerine tekrar bıraktı. Ellerini saçlarına attı. Tutamamış gibi tekrar kucağına koydu. Bana tekrar baktı. Eli ile gel yaptı. Bu bile bana umut oldu. Onu ürkütmemek için yavaş yavaş yaklaştım. Onun yanına gidip elini tutmak istiyordum. Ona sarılıp kokusunu içine çekmeye saçlarından öpmeye o kadar çok ihtiyacım vardı ki bunu kelimelerle anlatmama imkan yoktu. Yine de onu korkutmamak için 1 adım gerisinde durdum. "Sen Türksün! Türksün! Oley!" deyip sevinçle ellerini çırpıp alkışlamaya başladı. Beni tanımamıştı. Sadece Türk olduğum için sevinmişti. Yine de sevinmişti. Yüzünü güldürmüştüm. Bunun için bile gülümsemiştim. "Türküm. Senin geldiğin yerden geldim. Antalya'dan." dedim, gayet sakin bir şekilde. Dediklerimi algılamaya çalıştı. Antalya kelimesi ona birşeyler hatırlatmış olmalı ki gözlerinin içi güldü. "Annem. Annem orada. Beni de götürsene anneme! Annemi istiyorum! Anne! Anne! Beni anneme götür!" diye bağırdı birden. Ellerini saçlarına attı; yolmak için çabaladı. Sakinleşecek gibi görünmüyordu. Ben ne yapacağımı bilmeden yaklaşmak isteyince bir çığlık attı. Hemşire benim acizliğime nazaran hemen müdahale etti. Sude'nin yanına gidip ellerini tuttu. Diğer hemşire elinde şırınga ile gelince ona henüz değmeyen o iğnenin ucu benim canımı yaktı. Dirsek içindeki iğne izleri benim için tedavinin ne kadar zor ve acılı olduğunun kanıtıydı. Zaten Sude'de iğneyi görünce sakinleşti. Ya da kendini buna kodlamıştı. "İstemiyorum! İstemiyorum! Canım yanıyor! Lütfen!" dedi ağlayarak, bir çocuk yalvarışı gibi. Onun bu halini görünce bütün sabrım ve soğukkanlılığımı kaybettim. Elinde şırınga olan hemşirenin o elini tuttum. "Stoppen! In acht nehmen! Das wirst du nicht tun! Ich nehme es und gehe! Ich würde niemals zulassen, dass du ihm weh tust!" dedim, öfkemi zapdetmeye çalışarak. (Dur! Sakın! Onu yapmayacaksınız! Onu alır giderim! Canını yakmanıza asla izin vermem!) "Aber Herr! Es kann nicht anders sein!" dedi, tereddütsüz. (Ama efendim! Başka türlü olmaz ki!) Sude, onu engellediğimi görünce sakinleşir gibi oldu. Ellerini tutan hemşire bize dönence benim tuttuğum hemşireye bakıp başıyla çık dışarı yaptı. Hemşire itiraz edecek oldu ama taviz vermedi. Elimi gevşetir gevşetmez, hemşire elini hırsla çekip tere ters bakıp dışarıya çıktı. O an tekrar Sude'ye döndüm. Hemşire temkinli bir şekilde ellerini bırakınca canı yanmış gibi ellerini oluşturup bana baktı. Gel der gibi elini salladı. Tam yanına gelip ona baktım. "Teşekkür ederim. Seni sevdim. Hep gel. Gel. Seni sevdim. Sen birine benziyorsun? Kimsin? Beni koru! Koru beni! Kötü bunlar! Kötü." dedi, yüzünü buruşturup hemşireye bakarken. "Benim adım Kemal. Arkadaş olabiliriz. İstersen her gün gelirim. İster misin?" dedim. "İsterim. Sen gel! Arkadaş olalım. Benim hiç arkadaşım yok. Sen ol! Tamam." dedi sevinçle, ellerini çırparken. Biraz daha kalsam hüngür hüngür ağlardım. Gözlerim dolu dolu oldu. Bende ona eşlik ettim. Gülümsemeye çalıştım. "Ben şimdi gideceğim ama hep buralarda olacağım. Hemşireye arkadaşımı görmek istiyorum de. Ben hemen gelirim canım. Tamam mı?" dedim, biraz daha yaklaşıp. "Tamam! Oley! Arkadaşım oldu! Gel, tamam? Ben bekliyorum seni. Canım arkadaşım!" dedi bana bakıp. Yatağa uzanıp çarşafın altına girdi. Sonra başını çıkarıp bana tekrar gülümsedi. Bende ona gülümsedim. El salladı, bana. Bende ona el salladım, odadan çıkarken. Kapıyı kapatıp hemşire ile birlikte dışarıya çıkınca hemşirenin üzerine yürüdüm. Sırtını duvara dayayan hemşire tedirgin bir şekilde bana baktı: "Als ich ihn zu dir brachte, hast du gesagt, dass du gut auf ihn aufpassen und ihn behandeln würdest. Wenn Sie etwas anderes tun, wird es ihm schaden; Ich werde dich dafür bezahlen lassen!" dedim, dişlerimi sıkmaktan kıracakken. (Ben onu size getirdiğimde ona iyi bakacağınızı tedavi edeceğinizi söylemiştiniz. Onun canını yakacak birşey daha yaparsanız; bunu size ödetirim.) "Dies ist Teil der Behandlung. Es geschieht zur Beruhigung. Um zu verhindern, dass er sich selbst schadet, Sir." dedi, sakin olmaya çalışırken. (Bu tedavinin bir parçası. Sakinleştirmek için yapılır. Kendisine zarar vermesin diye, beyefendi.) "Mein Vater zahlt hier ein Vermögen. Um Sude nicht zu verletzen! Habe es?" dedim, tehditkâr bir şekilde. (Babam buraya bir servet ödüyor. Sude'nin canını yakasınız diye değil! Anlaşıldı mı?) "Verstanden, Sir." dedi, başını sallarken. (Anlaşıldı, efendim.) Geriye çekilip hızla dışarıya çıktım. Öfkem ve kalbime oturan acıdan nefes alamadığımı hissettiğim için kendimi dışarıya zor attım. Kapının önünde dondurucu soğukta derin nefesler almaya başladım. İçim dışım yanıyordu. Çaresizlik ve öfkeyi bu kadar derinden hissettiğim bir zaman daha hatırlamıyorum. Beni tanımıyordu. Sadece onu iğneden korudum diye beni sevmişti. Bir ara birine benziyorsun demişti ama bu da onun aklına gelenleri sıraladığı kelimelerden biri gibiydi. Onun kollarındaki iğne yüzünden oluşan morluklar, belli ki bağladıkları için oluşan bileğindeki geçmeye yüz tutmuş izler, çekip koparıyor diye beline kadar inen o güzelim saçlarını kısacık kesilmiş hali, onun o 7 yaşında çocuk gibi davranan halleri, 6 aydır bir tek tanıdığını görmemiş oluşu ve annemi çok özledim deyişi beni kahretmişti. Araca binmeyi akıl edip kendimi direksiyona geçer geçmez zapdetmeden çığlık attım. İçimdeki acı geçmiyordu. Memleketten binlerce kilometre uzakta elin memleketinde ailemden biri olmadan yaşamak, tek sevdiğim kişiyi de aylardır görmeden vicdansız insanların eline bırakmış olmak beni çaresiz hissettirmişti. Evet. Ben yıllar önce burada mecburen yaşarken yanımda annem ve babam vardı. En büyük destekçim olan annem vardı. Babam bizi bilmediğim bir ülkeye göndermezdi ama İsviçre'ye göndereceğini de tahmin edemezdim. İsviçre'de olmak bana iyi gelmiyordu ama Sude'nin varlığı teselli olmuştu. "Sudem, ne olur bir an önce iyi ol! Sana çok ihtiyacım var! Lütfen, Rabbim! Onu bana bağışla. " dedim, kalpten gelerek.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE