Yazarın Anlatımından
Sude, Kemal'i seçtikten sonra kalbi kırılan ve ona duyduğu sevgi ve aşkı bitmese de üstünü örtmek zorunda kalan Kutay; Sude'nin kaçırılması, tecavüze uğraması ve intihar etmesinden sonra iyice delirmişti. Emirhan'ı öldürmek istiyordu ama asıl öfkesini onu bulamayınca Kemal'e çevirmişti. Onun Sude'yi koruyamadığını Sude'nin başına gelenlerin onun yüzden olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de Kemal'e saldırmış ve düşündüklerini onun yüzüne söylemişti. Ne olursa olsun yaptığı ve söylediği hiç birşeyin Sude'nin yaşadıklarını değiştirmeyeceğini o da biliyordu. Bu çaresizlik onu yiyip bitirmişti.
Kutay, Sude'nin Kemal'le nereye olduğunu bilmediği bir yere gitmesi ile de iyice kendi içine kapanmıştı. Sude'yle bir gelecek hayal etmişti. İlk defa bir kıza böyle duygular beklemişti. Onunla evlenip mutlu olacaktı. Emirhan psikopatı onu hastanelik etmese şuan Sude'nin yanında o olacaktı. Bu ihtimal onu daha da içinden çıkılmaz düşüncelere sevk ediyordu. Bunları düşündükçe daha da içine kapandı.
Sude ve Kemal gittikten sonra okul kapanmıştı. Kutay, Uğur'a birlikte Mersin'e döndü. Çünkü Antalya ona Sude'yi ve o kötü günleri hatırlatıyordu. Mersin'e gittiğinde de çok farklı olmadı. Sürekli evde onun iyi olup olmadığını iyileşme şansının olup olmadığını düşünüyordu. Eğer iyileşecekse Kemal'le birlikte olmasına bile razı olduğunu düşünüyordu. Bunu bile kabullenebilirdi. Yeter ki Sude eskisi gibi olsun. Sağlığına kavuşup yeniden gülsün.
Kutay'ın içine kapanık halleri anne ve babasını da endişelendiriyordu. Bir süre onu kendi haline bıraktılar ama Kutay onlarla bile çok iletişim kurmayınca onunla konuşmak için odasına gittiler.
"Oğlum! Neyin var ha? Geldiğinden beri ağzını bıçak açmıyor. Neyse derdin bizimle paylaşabilirsin. Belki bir çare buluruz?" dedi annesi, sakince.
"Neyin var oğlum? Annen haklı. Bizimle paylaşabilirsin. Neyse çaresi bulunur?" dedi, babası.
Kutay, uzandığı yataktan çıkıp tam karşılarına dikildi. Özellikle babasına dik dik bakarken:
"Çaresi bulunur, öyle mi? Hadi ya! Beni sevdiğim kızdan ayırdın! Sen buna karışmamış olsan ben o şerefsize boyun eğmezdim! Sevdiğim kız bir başkasını seviyor, şimdi! Üstelik artık kimi sevdiğinin önemi de yok! Çünkü benim Sudem o şerefsiz yüzünden aklını yitirdi! Delirdi! Anladınız mı ? Delirdi! Bul hadi çaresini!" dedi Kutay, bağırarak.
Yasemin hanım duydukları ile iki elini ağzına kapadı, şaşkınlıkla. Bu nasıl olurdu? Sude, gayet sağlıklı bir kızdı.
"Ne diyorsun oğlum sen?" diye bildi, şaşkınlıkla.
"Dediğimi duydunuz! Sude, şuan bilmediğimiz bir yer de tedavi görüyor. Hem de sevdiği adamla gitti! Hiç umut yok! Sude asla iyileşmeyecek! " dedi Kutay, gözyaşına hakim olamazken.
Yasemin hanımda ağlamaya başladı. Kutay'a sarılmak istedi ama Kutay izin vermedi.
"Çıkın odamdan! Sizin tesellinize ihtiyacım yok! Sizin Sude'ye söylediğiniz her kötü sözde sizinde payınız var! Sizi, en çokta seni baba, asla affetmeyeceğim! Çıkın şimdi!" dedi, yatağa uzanıp çarşafı başına çekerken.
İkisi de pişmanlıkla odadan çıkarken Yasemin hanım hala ağlıyordu.
"Nasıl olur? Aklım almıyor. Gencecik kız. Hep senin yüzünden! Oğlum bizi düşman belledi iyice. Git, gözüme gözükme!" dedi Yasemin hanım, eşine.
Kutay, Aydın'daki Selda ve Kürşat'ın düğününe ne kadar gitmek istemese de Kazım abilerin onda emeği olduğu için gitti. O düğün boyunca Selda'nın yerinde Sude'nin Kürşat'ın yerinde de kendisinin olabileceğini hayal etti. Bu onu daha da üzdü. Erzurum'daki düğüne de katılmak gitmek istediklerinde o istemedi. Oraya gidip yaşananları hatırlamak istemiyordu. Arkadaşları neden gitmek istemediğini anladığı için ısrar etmediler.
Bütün yaz boyunca arkadaşları özellikle Merve onu sık sık aramıştı. Hatta Merve Mersin'e gelmiş ve onunla görüşmek istemişti. Ne kadar evden çıkmak istemiyor olsa da ayıp olur diye gitmişti. Merve kafa kızdı. Kutay'ın moralini düzeltecek birşey mutlaka buluyordu. Kutay'da onun yanında daha iyi olduğunu farketmişti. Onunla geçirdiği bir kaç gün bile kafa dağılmasını sağlamıştı.
Okullar açılınca Antalya'ya dönmenin hiç bu kadar zor olacağını bilmeden istemeye istemeye döndü. Yine Uğur'la aynı evde kalıyordu. Antalya'ya da onunla dönmüştü. Onun Hülya ile olan aşkına bile imrenerek bakıyordu. Onlarla aynı gün sevgili olmuşlardı. Selda ve Kürşat'ta aynı gün sevgili olmuştu. O günü hatırladıkça yüzünde buruk bir gülümseme beliriyordu.
Selda ve Kürşat Selda'lar evleneli 2 ay olmuştu. Uğur, Hülya'yı ailesi ile tanıştırmış. Uğur'da bu yaz Hülya'nın ailesi ile tanışmıştı. Onlar mutlu mesut gezerken kendisi Sude'nin nerede olduğunu bile bilmiyordu. Bilse ne yazardı ki? Sude artık Kemal'i seviyordu. İyileşse bile onunla olamazdı. Bunu bilmenin verdiği duygu canını çok yaksa da hayat devam ediyordu.
Okula başladıkları ilk gün diğerleri gibi oda onları o okula getiren Sude'nin yokluğunu derinden hissetti. Buruk bir şekilde okula başladılar. Zaman hızla akıp gitti ama Kutay'da diğerleri gibi Sude'den haber alamadı. Bu sırada ne zaman ihtiyacı olsa Merve yanında bitti. Kendisi de buna izin verdi. Merve'nin dostluğu ona iyi geliyordu. Sude'nin onu bir daha sevmeyecek olduğu gerçeği ile yaşamak ağır geliyordu. Bu yükü hafifleten tek kişi Merve'ydi ve onu kaybetmek istemiyordu.
Merve ise zamana ihtiyacı olduğunu bildiği gence aşkını hissettirmemek için her şeyi yaptı. Onun en iyi dostu oldu ama sevgilisi olması içinde birşey yapmadı. En azından şimdilik.
*********
Suzan hanım Sude gittikten sonra tüm sevgi ve ilgisini Hülya ve Selda'ya verdi. Altan ve gençlerin desteği ile bir nebze de olsa yaşamaya tutundu. En büyük destekçisi tabi ki Altan'dı. Suzan'ın aklını ilmik ilmik dokudu. Sude'nin gitmesinin çok daha iyi olduğunu, iyileşip geri döneceğini, sabretmesi gerektiğini ve kızı için güçlü durması gerektiğini söyleyip durdu, bu süreçte.
Suzan hanım kendi kızı gibi gördüğü Selda'nın düğünü için ne gerekiyorsa her şeyi üstlendi. Bir annenin yapacağı her şeyi Selda'ya o yaptı. Selda onu annesi gibi görmeye bile başlamıştı. Kızından ayrı kalmış acılı annenin bütün sevgisini kendisine ve Hülya'ya verdiğinin farkındalığı ile o ne derse onun sözünü dinleyip yeri geldikçe ona Sude gibi sarıldı.
Bazı günler oluyordu ki Sude'ye olan özlemi o kadar ağır bakıyordu ki gece bir yarısı sessiz sedasız çıktığını sandığı yatak odasından çıkıp Sude'nin odasına giriyordu. Onun yastığını çarşafını koklayıp sesli sesli ağlıyordu. Kızının tedavi için gittiğini biliyordu ama o bu hale gelene kadar nasıl görmedim diye kendini yiyip bitiriyordu. Bunu her düşündüğünde daha fazla ağlıyordu.
Oysa o neden tek çocuk olduğunu sorduğunda kardeş istediğinde hep geçiştirmişti. Doktorlar annesindeki akıl hastalığının ırsi olabileceğini söylediklerinde asla çocuk istememişti. Bunu Murat'a söylemememişti. İlk bir yıl iyi giden evlilikleri sırasında Suzan hamile olduğunu anlayana kadar Sude karnında 3 aylık olmuştu bile. Birçok hamile gibi mide bulantısı gibi belirtiler hissetmediği için bebek aldırılacak süreyi geçmişti. Hamile olduğunu öğrendiğinde dakikalarca ağladı ama bebeği istemediğini söylemedi. Sude doğduğunda onu kucağına aldığı zaman dünyalar güzeli bebeğin kokusu burnuna gelir gelmez yine ağladı.
Zamanla Sude'nin varlığı onun daha çok hayata tutunmasını sağlamıştı. Murat'la aralarının açılmasına ve Murat'ın onu aldatmasına sebep olan şeyde Sude'ydi. Sude ile ilgilenirken Murat'ı ihmal ettiğini farketmedi bile. Sude'nin doğumu ile ikinci plana itilen Murat zamanla eve gelmek bile istemez oldu. O sıralar yanında çalışan sekreterinin onu ayartması ile karısını ilk kez aldattı. Bir kez aldatan tekrar aldatır derler. Öyle de oldu. Zaman içinde Murat karısını çok kez aldattı.
Suzan, kızını sağlıklı bir şekilde yetiştirmeye çalışırken kocasının aldattığını hiç farketmedi. İlk farkettiğinde Sude 6 yaşındaydı. O zaman da Sude okula başladığı ve kendine zaman ayırdığı süredeydi. Kadınlık gururu incinmişti ve ilk atağını bu zaman geçirdi. Murat, onu bir daha aldatmayacağına yeminler edip onu eve getirmeyi başarsa da Suzan'ın aklının bir köşesinde hep bir şüphe kaldı. Zamanla araları iyice bozuldu. En son aldatmada Suzan yine kriz geçirmişti ama bu kez sessiz kalmadı. Murat'ı boşadı. Murat'ta bunu bekliyormuş gibi ardına dönüp bakmadı. Ayda bir Sude adına para yatırmak dışında babalığını bile unuttu.
Suzan çok kötü durumda iken bir arkadaş ortamında tanıştığı Altan'la bir süre arkadaşlık yaptı. Altan'ın onu ilk gördüğü günden beri sevdiğini öğrenince önce istemedi. Erkeklere olan güvenini kaybetmişti. Altan'ın sabrı ve sevgisi ona iyi geldi. Sude'nin de rızasıyla Altan'la evlendiler. Altan, daha ilk günden Sude'ye kızı gibi davrandı. Sude bu sevgiyi hissettiği için onu annesine layık görmüş ve evlenmelerine izin vermişti.
Suzan o doğduğundan beri korktuğu şeyin gerçek olduğunu gördüğü için kendisini suçluyordu. Onu doğurduğu gün bunu biliyordu ama onun başka bir memlekete gidip gözünden uzakta ataklar geçirmesine nasıl izin verdiğini düşünüp düşünüp ağlıyordu.
O Sude'nin odasında ağladığı günler onunla birlikte uyanan Altan'da kapıda onun seslerini duyup kahroluyordu. Sude için birşeyler yapmış olsaydım şuan Suzan bu halde olmazdı diye kendini suçluyordu.
Altan, Suzan'dan bir çocuğu olsun istedi. Evlendikleri zaman bunu dile getirdiğinde Suzan bu kez saklamadı. Ailesindeki akıl hastalığının nüksetme ihtimali olan 2. bir çocuk daha dünyaya getiremem demişti. Altan o zamanlar bunların bir ihtimal olduğunu söyleyip onu ikna etmeye çalışsa da Suzan kati bir şekilde reddetmişti. Hatta çocuk konusunda ısrar edecekse ayrılabileceğini bile söylemişti, Suzan. Bunu göze alamayan onu çok seven Altan çocuk konusunu bir daha açmamış ve bu duyguyu Sude'de yaşamaya başlamıştı. Onu kızı gibi sevmişti. Sude'nin başına gelenleri ve aklını yitirdiğini düşündükçe Suzan'ın bu konuda haklı olduğunu da acı bir tecrübe ile öğrenmiş oldu.
Suzan, geceleri ne kadar ağlarsa ağlasın gündüzleri ise tam tersi etrafa gülücükler saçıp Altan ve Sude'nin arkadaşları ile ilgileniyordu. Her an içinden dua ediyordu.
"Rabbim benim kızım bu dünyadaki en masum olan! Lütfen ona yardım et! Onun hayatını ona geri ver! Sen büyüksün! Senin gücün her şeye yeter! Benim kızıma da büyüklüğünü göster. Ona sağlığını geri ver! Sana yalvarıyorum, Rabbim! Kızımı bize bağışla! Olduğundan daha güçlü daha sağlıklı bir kız olarak bize dönmesine vesile ol Rabbim! Amin!" derken kabul olması için kalbinin en derinlerinden duasını ettiğini biliyordu.
Bilmediği şeyse bu duanın gerçek olacağı...