Kızıl Elmanın Ateşi 🔥🔥🔥🔥🔥
Yirmi yıl önce dilenmiş dilekler… Kimilerinin ki gerçek olurken, kimilerinin dileklerini kader belirledi.
Hatırlıyor musunuz Eda ve Ömer’i? Evlerinin bahçesinde kutlanan toplu doğum günlerini…
Bu gelenekleri hiç değişmedi; her yıl aynı gün, aynı saatte üflenen mumlar, öpücükler… Çocuklar büyüdükçe yerini dileklere ve isteklere bıraktı.
Kimileri bunu sessiz dile getirirken, kimileri içinden diledi.
Burak, “Babam gibi doktor olacağım,” derken; “Kadir dayım gibi asker olacağım,” diyerek Ömer’i sinirlendirmiş, Mikail’in ise “Aslan yeğenim!” diye sevinçle bağırmasına neden olmuştu.
Hakan, “Bilal dedem gibi Kafkas'ların ağası olmak istiyorum,” diyerek herkesi güldürürken; Peri, “Babam annemi çok seviyor, ben de beni babamın annemi sevdiği gibi sevecek bir koca istiyorum,” dediğinde, “Ben o adamım, ben seni severim Peri,” diye bahçede bağıran Hakan herkesi şoka uğratırken; içinden dişlerini sıkarak “Bok seversin, en çok ben seveceğim, Peri’yi,” diyen Kadir susmayı tercih etmişti.
Herkes sırayla dileklerini dilerken, en şımarık, en yaramazları olan Tuba’nın sırası gelmiş. Mumu üfleyip, “Ben de büyüyünce babamı ve annemi alıp geleceğim ve Kadir’i isteyeceğim,” dediğinde, “Ben seni istemiyorum kızıl elma,” diyen Kadir’le, gözyaşlarına boğulup Melike’nin kollarına koşmuş, saatlerce ağlamıştı.
Eda, Kadir’e, “Oğlum yapma, bak ağladı kardeşin,” dediğinde, “Onlar nereden kardeş oluyor Eda?” diye çıkışan Ömer olmuştu.
Sıra Dilan’a geldiğinde, tam mumu üfleyeceği sırada anne ve babasının elini tutmuş, bahçede tam karşısında gördüğü bir çift kara göze kilitlenmiş, ne yapacağını bilememişti.
Ona başını hafif sola yatırıp gülümseyen Derman, gördüğü minicik yeşil gözlü kız için “Benim de böyle bir bebeğim olsa,” diye içinden geçirmişti.
Aradan yıllar geçti.
Tam yirmi yıl…
Kimileri tuttuğu dileğini unuttu, kimileri kabul olmasını dileyerek geçirdi ömrünü.
Kadir, dayısı gibi asker olamadı ama jandarma oldu. Okulunu bitirip sevinçle evine dönerken annesinin sözleri yankılandı kulaklarında.
“Hakan evleniyor.”
Hakan’ı severdi Kadir. Hatta ikizi Burak’tan bile çok severdi. Ona kızdığı tek bir an vardı; yıllar önce söylediği “Ben o adamım, ben seni severim Peri," sözüydü.
Nihayet onun birini sevmiş olmasına ve evleniyor olmasına seviniyordu. Çünkü o evlenirse Peri onun olacaktı. Ona evlenme teklif edecek, onu da alıp görevi nereye çıkarsa birlikte gidecekti.
Nihayet konağın önüne geldiğinde, kalabalığın arasından usulca ilerleyen Kadir, konağın ortasında nikâhları kıyılmakta olan çifti görünce ne yapacağını bilemedi.
Elindeki çanta yere düşerken gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Hakan ve Peri yan yana oturmuş, nikâh memurunun sorduğu soruya “Evet,” cevabını vererek birbirlerine gülümsüyordu.
Nikâh akdi bitip ayağa kalktıklarında, Hakan Peri’nin alnını öperken Kadir’in yüreği cayır cayır yanıyordu.
Nihayet Kadir’in geldiği fark edilip, herkes ona sevgiyle sarıldı. Nikâhları kıyılan ikilinin yanına ilerleyen Kadir, “Mutlu olun,” diyebildi. Başka ne diyebilirdi ki?
“Ben dinleneyim, akşama kadar,” diyen Kadir hızla evlerine geçerken, onun içindeki acıyı hisseden tek kişi yeraltı dünyasının acımasız kraliçesi, Kızıl Ateş mahlaslı Tuba’ydı.
Haldun Bey büyük torunu Kaan’ı başa geçirmek için hayaller kurarken; Kaan, babası Kerem gibi asker olmayı seçmiş, Tuba başa geçmişti.
Küçük yaşına rağmen kimse onun karşısında konuşamıyor, gözlerine bakamıyordu.
Yıllarca içinde Kadir’in aşkını büyüterek ona ulaşamamanın hırsıyla yanıp tutuşan Tuba, Kadir’in ona “kızıl elma” demesi nedeniyle saçlarını bir kez salmamış, bir tek gün şapkasız dolaşamamıştı.
“Kızılım diye beni istemiyor" diye üzülüyordu. Kaç kere saçlarını boyamak istemiş ama kıyamamıştı.
Kadir eve gözlerinde yaşlarla ilerlerken, usulca onu takip eden Tuba, şifresini bildiği kapıyı açıp usulca ikinci katta bulunan Kadir’in odasına yöneldi.
Kapıdan başını uzattığında acaba odasında değil mi diye içeri girip etrafına baktı.
Duştan gelen su sesini duyunca derin bir nefes alan Tuba, kapıyı aralayıp içeri girdi.
Kadir o sırada kendini sinirle duşa atmış, ellerini duvara yaslamış, içinden kendine lanetler ediyordu.
Arkasında duyduğu kıpırtıyla hızla arkasına dönen Kadir, duşakabinin kapısını sertçe açan Tuba ile göz göze gelince gözleri kocaman açıldı.
“Sen ne yapıyorsun burada?”
Alt dudağının kenarını dişlerinin arasına almış, baştan aşağı onu süzen Tuba’ya sinirlenen Kadir, çıplaklığına aldırmadan duşakabinin içinden hızla çıkıp beline havluyu doladı.
“Sen kafayı mı yedin Tuba? Ne işin var burada?”
Omuzlarını silkeleyen Tuba, “Buradaysam ne olmuş?” diye sırıttığında, “Defol!” diye bağıran Kadir, kapıyı açıp onu kolundan tutarak yatak odasına sürükledi.
Odasının perdesini hemen kapatan Kadir, “Birisi görse ne der? Utanmıyor musun sen hiç?”
Ellerini arkasında birleştiren Tuba, “Neden utanacağım Kadir? Kim görürse görsün. Sen zaten benimsin,” dediğinde,
sol kaşını havaya kaldıran Kadir, “Tuba, sen benim kardeşimsin,” diye fısıldadı.
Gözlerinde öfke beliren Tuba, “Nereden kardeşin oluyorum Kadir? Anne babalarımız bir mi? Ben Kerem ve Melike Ateş’in kızı Tuba Ateş’im. Nereden kardeşin oluyorum?” diye bağırdı.
Başını olumsuz anlamda sallayan Kadir, elini sinirle saçlarının arasına daldırıp, “Sen gerçekten kafayı yemişsin,” diye bağırdı.
Başındaki şapkayı çıkarıp yere atan Tuba, “Neden Kadir, neden? Kızılım diye mi sevmiyorsun beni? Güzel değil miyim beni sevebileceğin kadar?”
“Ben öyle demedim Tuba'm. Tabii ki güzelsin,” diyen Kadir, gözlerinden yaşlar süzülen Tuba’nın yanına gelip yanaklarını avuçlarının içine alıp, gözlerine baktı.
“Sen benim kızıl elmamsın ama biliyorsun, ben seni kardeşim gibi seviyorum.”
Kadir’in yanaklarındaki ellerini tutup ittirerek kurtaran Tuba sertçe,
“Bilmiyorum ben, bilmek de istemiyorum. Seni ben sevdim, ben istedim. Yıllarca… Bak, senin sevdiğin başkasının karısı oldu. Şimdi hâlâ onu mu seveceksin?” diye bağırdı.
Kolundan sertçe kavrayan Kadir, “Defol!” diye bağırarak onu kapıya savurduğunda, bütün hayalleri yerle bir olan Tuba, bu hayatta Kadir’e gösterdiği sabrı bir kenara itti ve o an kızıl elma olmaktan vazgeçip Kızıl Ateş oldu.
Kadir’in arkasının dönük olmasını fırsat bilen Tuba, sırtına sert bir tekme savurdu. “Ah!” diye inleyen Kadir yere çöktü.
Sonuçta o, eski yeraltı kralı Haldun Ateş’in torunu, asker Kerem Ateş’in kızıydı. Ondaki ateşi gören dedesi ve babası onu en iyi şekilde eğitmişti.
Neye uğradığını şaşıran Kadir, beklemediği bu hareketle şoka girerken, belindeki havluyu hızla çeken Tuba, havluyu Kadir’in başına dolayıp, onu yere devirdi.
Kadir, başındaki havluyu açmak için çırpınırken dizlerinin üzerine hızla oturan Tuba, iki eliyle Kadir’in erkekliğini sertçe kavradığı gibi ağzına aldı.
Yaşadığı şokla donup kalan Kadir, başında dolalı olan havluyu hızla kafasından çıkarıp fırlattı.
Başını yerden kaldırdığında, avuçladığı iri erkekliğini sıcacık ağzına almış, yeşil gözlerini Kadir’e dikmiş, onu izleyerek sakso çeken Tuba’yı görünce ne yapacağını bilemedi.
Dili “yapma” diyordu ya bedeni, tamamen bunun zıttıydı.
Olmazdı… Tuba’ya hiç o gözle bakmamıştı. Onu sevmiyordu o şekilde.
Elini uzatıp başını ittireceği sırada, Tuba erkekliğini emişini daha da sertleştirip biraz daha derine indiğinde Kadir’in başı arkaya düştü. İki elini yumruk yaptı.
Şimdi değildi; eğer burada bırakırsa Tuba kanı çekilebilirdi.
Erkekliğinde hissettiği üşümeyle başını usulca kaldırdığında, “Tuba, yapma,” diye panikle bağırdı.
Fakat geç kalmıştı. Kadir’in erkekliğini ağzından çıkaran Tuba, zaten Kadir’i kaybettiğinin hırsıyla, “O olmazsa zaten kimse olmaz,” kafasıyla elbisesini beline kadar sıyırıp tangasını kenara kaydırdığı gibi Kadir’in erkekliğinin üzerine oturdu.
Tuba’nın attığı çığlığı, son anda yerden doğrulup elini ağzına kapatarak avuçlarında hapseden Kadir, başını hüzünle sallayıp, “Pişman olacağız,” diye fısıldadı.
Tuba’nın gözlerinden damlayan yaşlara içi sızlayan Kadir, onu kendine çekip sarıldı.
“Neden Tuba? Bunu bize neden yaptın? Pişman olacağız,” dediğinde, “Yapmasaydım daha çok pişman olurdum Kadir, lütfen… İlk ve son, söz veriyorum,” dedi Tuba.
Onu usulca kendinden uzaklaştıran Kadir, yanaklarını avuçlarının içine alıp, “Canın acıyor mu?” diye sordu.
Başını olumsuz anlamda sallayan Tuba’yla dudaklarını birbirine bastıran Kadir derin bir nefes aldı.
Tuba’yı kendine sertçe çekip dudaklarına yapışan Kadir, hem Tuba’nın ilkini hem de kendininkini unutulmaz kılmak için, onun içinden çıkmadan, dudaklarından ayrılmadan usulca ayaklandı.
Kapının kilidini çevirip yatağa ilerleyen Kadir, kaldırdığı ince örtünün altına geçti. Üzerlerini tamamen örtüp kapatarak Tuba ile doruklara ulaşırken, bilmediği tek şey bu birlikteliklerinin sadece bir başlangıç olduğu ama asla son olmayacağıydı.