B ö l ü m :
6 - M e k t u p
• • •
B ö l ü m
a l ı n t ı s ı :
' B ö y l e
m i y d i ? '
₩ ₩ ₩
Ablam güzel bir kızdır. Kızıl saçları, dolgun dudakkarı, uzun kirpikleri , ela gözleri, soğuk bakışları, lekesiz açık tenli suratı ve mankenler kadar iyi bir vücuduyla girdiği ortamda mutlaka ikince kez dönüp bakılan bir genç kızdı. Benden saniyeler öncesinde doğmasına rağmen benden kat ve kat güzeldi. O da güzel olduğunu bilirdi. Bu yüzden öz güvenliydi. Birinin hayatında olmasını istemesi yeterliydi istediği anda istediğini elde ederdi.
Aslında anneme benziyordu, huyları dışında. Ablam küçüklüğünden beri soğuk bir tiptir. Bakışları ve tavırlarıyla. Çatık kaşları ve donuk gözleriyle ürkütücü olması gerekir iken güzel ve çekici kız damgasını yiyordu. Sanırım kızıl saçları onu diğer kızlardan ayıran en önemli etkendi. Bakımlı bir kızdı. Yüzü bana ve yaşıtlarına göre oldukça temizdi. Fazla arkadaş edinmeyi sevmezdi ama arkadaş olduğu insanlarla arası çok iyiydi. Arkadaş ortamında her zaman sevilen ve değer verilen biriydi.
İnsanı endişelendiren sindi bir gülümsemesi ve donuk olmasına rağmen aşağılayıcı bakışlarıyla daha da ilginçti. Sevgisi çok güçlüydü ama nefreti sevgisinden de güçlüydü. Onun radarına bir kez takıldınız mı nefretine takılmadan ondan kurtulamazsınız.
Küçüklükten beri böyleydi. Zaman onu fazla değiştirmemişti. Küçüklüğünde de böyle olduğu için onun ile pek fazla oyun oynamazdım. Oynayamazdım. Onunla oyun oynamayı her zaman denerdim ama o genelde kabul etmezdi.
Ben de ablası ile oyun oynamış bir kız olmak istiyordum. Ablasıyla oyun oynarken anısı olan bir kız olmak istemiştim. Bezden bebek yapıp saatlerce oynamak ve parka gidip birbirinin aynısı olan sarı renk elbiselerimizi herkese göstermek gibi. Ancak olan, yani gerçekleşen tek şey ablamın 12 yaşına kadar psikologlara vakit harcayıp benim de pencereden onun gelişini seyretmeden ibaretti çocukluğumuzda ki anılarımız.
12 yaşından sonra ergenliğin vermiş olduğu yeni ve asıl karakterini bulmasıyla geçmişti zaman. 12 yaşından sonra pek çekilmez bir kız olmuştu. Onun böyle olmasının onu böyle yapan şeyin nedenini bir türlü anlamadım.
Hep hırçındı. Kitap okumaya bayılır ve romantik filmler izlemekten hoşlanırdı. Ben ise kitap okuyanların aptal olduğu inancındaydım. Film mi? Aksiyon ve bilim kurgu insanıyım ben. Onun aksine sakin bir ergendim ve hala öyleyim. Çılgınlık damarlarımda akıyordu. Mutsuz günlerim yaklaşık iki hafta önceki çarşamba günü edebiyat dersinden sonra başladı. Sorumluluk sahibi oluşumda.
Artık uğrayamadığım, uğramadığım bir mezarı geride bırakmıştım. Ağzımda sakız ve çenemde biten dengesiz saçlarımla gerçekten tuhaf görünüyordum. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Bakışlarım baygın ve boştu. Anlamsız ve ışıksız. Sakızı bile çiğneyecek gücüm yoktu. Eylül ayının esintisiyle kirpiklerimi kırpıp üzerimdeki sonbaharlık ceketimin cebindeki ellerimi tekrar sıktım. Son 3 saat 15 dakikam kalmıştı. Bir de geriye cebimdeki mektup.
Bir yaşlı kadın varmış, durgun bir hayatı ve dinç bünyesiyle kendince mutlu bir hayat sürüyormuş.
Adı Dünya imiş. Bembeyaz saçlarının arasında daha beyaz saçlarından başka bir şey yokmuş. Bir de kırışık suratı. Onu Pamuk Teyze olarak anıyorlarmış. Beyaz bembeyaz. Eşinin kim olduğu bilinmiyormuş. Pamuk teyze çok tuhaf bir yaşlıymış. Evinde ve bahçesinde beslediği kedileri de öyle. Bu kedilerinin arasında en tuhaf ve farklı olanlar ise dış görünüşleri aynı olan iki kedi imiş. Birinin adını tüy yumağı bir diğerinin adımı ise cadı Alara koymuş. Bir de bunlar ile aynı anda dünyaya gelen iki kardeşleri daha varmış; A ve M. Onlar hakkında bilgi verilmiyormuş. Bunun sebebi Pamuk Teyzenin kedi düşkünlüğüymüş.
Cadı Alara dışındaki 3 kardeş iyi anlaşıyorlarmış. Ta ki kedilerin en büyük çifti ölünceye kadar. Tüy yumağı üzüntüsünü atmak için koşmuş... koşmuş... koşmuş...
Nerede olduğunu anlayana kadar koşmuş. Amacı bir yere varabilmek veya geldiği yere geri gitmekmiş ama tüy yumağı kaybolmuş.
Tüy Yumağından MELİSA'YA.
Kalan iki şeyden biri olan mektubu posta kutusunun içine atarak mektuptan kurtuldum. Artık gidiş vaktiydi. Mektubu posta kutusunun içine atarken anılarımı da mektup ile birlikte kutunun içine gitmesini istedim o an.
" Biletler. Hanım efendi biletiniz? "
Çantamın içindeki bileti koltuğun yanında durmuş olan orta yaşlı adama verdim. İşi bitince bileti geri alıp çantadan aldığım yere geri bıraktım. Şimdi yolculuk vaktiydi. Kimseyle vedalaşmamıştım. Vedalaşacak kimse de yoktu. İki kişi dışında. Ama onlar ile vedalaşsam bile onlardan bir tepki alamazdım.
Otobüs yavaştan hareket edince mektubu düşündüm. Acaba doğrusu bu muydu? Düşünerek yazdığım bir şey değildi daha çok günlük gibiydi yada birinin hayatından acı bir kıssa gibiydi. Melisa' ya yazdığım mektup Melisa da kalacaktı. Belki de yırtıp atacaktı.
İçimde ağır bir yük yaşıyor gibiydim. Melisa benim çocukluğumdu. Melisa benim dostumdu. Ama ben anne ve babasını kaybetmiş bir kızdım. Artık ablası da olmayan bir kız....
Yeni ve hiç tanımadığım bir şehre gidiyordum. Yaşamımın devamının sürmesi gereken yere. Artık buraya ait değildim. Burada toprak üstünde beni ilgilendiren bir şey kalmamıştı. Gideceğim yerde kalan hayatımı güzel bir şekilde yaşamayı başarabilir miydim? Sorduğum sorunun cevabını bilmiyordum.
Kahverengi sırt çantam, bir miktar param , anılarım , bir ev anahtarı, bir elbise dolusu bavul ve kısa saçlarımla tek başımaydım. Yalnızdım. Korkuyordum yada korktuğumu düşünüyordum. Hislerim birbirne karışmıştı. Bu fazla bir şey sayılırdı. Acımasızca terk edilmek acıtıyordu. Ablam yüzünden. Neden onu dinliyordum ki?
" İyi misiniz? Hanım efendi ... Hanım efendi ..." sesle kulağımda uğultudan farksızdı. Odaklanmalıydım. Kalemime ve kağıdıma ...
" Bir yaşlı kadın varmış, durgun bir hayatı ve..." elim durmuştu. Parmaklarım kalemin çevresinde öylece durmuştu. Yazamıyordum. Donmuş gibiydim. Hareket yoktu.
" Hanım efendi! ... Hanım efendi... " aynı ses değildi başka bir sesti bu. Bana mı sesleniliyordu? Birileri bana sesleniyordu. Konuşmalar kağıtta canlanıyordu. Harfler oyun oynuyor gibiydi. Duygularım kağıttan harf harf siliniyordu, yerini seslerin harf olarak varlığı alıyordu.
Bir ' H ' harfi ve bir ' a ' harfi ' n ' diye devam ediyor ' ı ' ve ' m ' ile kelime oluşuyordu.
Seslenmeler bir tepki gibi omuzlarıma işliyordu. Bedenim ileri geri sallanıyordu ama hala hareketsizdim. Hala beyaz sayfadaki yazılara bakıyordum.
Kirpiklerimi kırpıyorum ve tekrar kırpıyordum. Islaklığı kirpiklerimde hissediyorum. Nefesim daralıyor ama bedenimde başka bir tepki yok. Bir ayna varmış gibi, oturduğum masada karşımda bir beden belirdi. Ama benim aksime elini hareket ettirdi ve usulca elini parmaklarıma uzattı. Onun parmakları benim donmuş elimin üzerine uzandığında parmaklarımdan zihnime çarpılmış gibi bir anda gözlerimi açtım
.
" Hanım efendi iyi misiniz? "
İyi miyim?
Ses bu sefer canlıydı ve yanımda oturan ve yaşıtlarımda görünen genç adam elini omzuma doğru uzatmıştı. Bakışları korku içeriyordu. Otobüsün ışıkları kapalıydı ve genç adamın yanında duran otuzlu yaşlarındaki adam dışında otobüste dikkatimi çeken bir şey yoktu. Tekrar terlemiştim. Üstümde ki koyu kahverengi tişörtün kararmasından anlayabiliyorum.
" İyi misiniz? "
Genç adamın sesi rahatlamış gibiydi ama emin olmak için bu soruyu sormuştu.
" İyi misin kızım? " dediğinde ayaktaki adamın ürktüğünü fark ettim. Hızla cama yaslı başımı ve bedenimi doğrultarak, " İyiyim ... İyiyim ... " dedim ve ayaktaki adamın otobüsün ön tarafına doğru gidişini izledim.
" Gerçekten iyi olduğuna emin misin? " dedi yanımda oturan genç ve bir tane peçete uzattı. Ona mahçup bir gülümseme ve bakışla bakarak uzattığı peçeteyi aldım.
" Teşekkürler. Gerçekten iyiyim."
Aldığım peçeteyi yanaklarıma ve alnıma değdirip teri azaltmayı amaçladım.
Sonra gence hafifçe tebessüm ettim ve terlemiş bedenim ile bakışlarımı karanlık geceye gömülen gündüz seyri ile başımı cama çevirip yasladım.
Göz kapaklarımı kapatıp kirpiklerimde ki ıslaklığın hissi ile sol elimi kirpiklerime uzattım, hafifçe ıslaklığı engelledim. Canım yanıyordu. Terk edilmişlik hissi fazla acı veriyordu bedenime ve ruhuma. İnce bir sızı vardı. Dayanıklı ya da güçlü değildim.
Sadece basittim. Bu kadar aciz iken ağır bir şeyle sınanmayı kaldıramıyordum , acım anlatılmazdı.
Tekrar gözlerimi açtım ve sağ elimdeki peçeteyle kirpiklerimi kuruladım. Camın ardındaki dünyaya yüzeysel bir bakış atıp terli elbiselerimin rahatsızlığına büründüm.
" Su? " yanımdaki gencin sesiyle ona döndüm ve elinde beni bekleyen su dolu bir pet bardak vardı. Buna ihtiyacım vardı.
" Teşekkürler. " diyerek elindeki bardağı aldım. Mahçuptum. O da cevabıma tebessüm ile cevap verdi.
Buna ihtiyacım vardı. Sarılmaya, sarılmaya ihtiyacım vardı benim. Benim anneme ve babama ihtiyacım vardı. Ağlamak istiyordum. Suyun boğazımda yarattığı sızıyı hissettim.
Ben neden yalnızım?
₩ ₩ ₩
^^^
°Merhaba, hikaye hakkında görüşleriniz neler? Burada yeniyim. Bu hikayem de ergenlik döneminden kalma. Bir şekilde yayımlamak istedim ama görüşlerinizi merak ediyorum. Umarım beğenirsiniz?
₩ ₩ ₩