bc

KAYBOLUŞ Öykü'sü

book_age16+
0
TAKİP ET
1K
OKU
dark
opposites attract
playboy
badboy
mafia
drama
sweet
city
mythology
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bir elimi avuçlarının içine aldığında Avucumu bir hazineyi saklar gibi nazikçe açtı mendili elime bırakıp parmaklarıyla parmaklarımı itina ile geri kapattığında şaşkınlıkla bakışlarımı yüzüne çevirdim.

"Bir gün bu acı geçince onu senden geri alacağım. Tamam mı?" dedi sanki beni tanıyormuş gibi.

"Beni nerede bulacaksın ki?" diye sordum merakla. Gülümsedi. Ama o kadar buruk gülümsemişti ki keşke gülümsemeseydi...

"Sen getireceksin buraya."

"Ne zaman?" diye sordum şaşkınlıkla.

"Geçtiği zaman." Sesi öyle hüzünlü çıkmıştı ki bu lafı ne kadar zor ettiğini anlamamak mümkün değildi.

Aslında o an günlüğümü birdaha hiç alamayacağımı anlamıştım. Ama içimdeki çorak bir toprakta yeşeren küçücük bir umut filiziyle duygularım allak bullak oldu.

"Nereden bileceğim ki geçtiğini?" diye sordum çaresizce. Nereden bilecektim ki onun acısının ne zaman dindiğini...

Bakışlarını tekrar o boş araziye dikti. 

"Sende geçtiği zaman gel. Sende ne zaman geçerse bende de o zaman geçmiş olacak."

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. Bölüm
"Hisseden bir kalp için ölümden de beter acılar vardır..." Sustum. Hücreleri bedenine bir kıymık gibi batıyormuşçasına acı çektiği gözle görülebiliyordu. Bunu paylaşamıyordum belki ama asla onun gibi olmasa da hissediyordum. Empati yalnızca "yaşadıklarını yaşasaydım" karşılaştırması yapardı. Yaşadıklarını yaşatmazdı. Acısını belki tek bir hücresinin kıvranışı kadar bile hissetmiyordum; anlamaya çalışıyordum yalnızca. Bunu, onu dışarıdan gören biri de çok rahat yapabilirdi. İstemeden bile... Belki de ölüler dillenip konuşabilse "Ulan size de felsefenize de!..." diye başlayan; akılalmaz, ağza sığmaz bir üslupla devam eden cümleler kurabilirlerdi... Neyse ki o ötekileştirdiğimiz acıyı da eninde sonunda tadacaktık. Önce şuankine konsantre olması gerekiyormuş gibi omuz silkti. "İşin yok mu senin?" dediğinde afallayarak yüzüne baktım. İşine gelmemiştim sanırım. Morali bozukken yaptığı edebiyata filozofluk eden birilerini kim isterdi ki yanında? Teselli bile etmiyordum sonuçta. Hoş... Bir an teselli edecek gibi olmadım değil. İnsan acıyor sonuçta; vicdanı olanın ufaktan sıcak sıcak batıyor göğsünün altına, karnın üstüne. El vermiyor tabii, "Ne hali varsa görsün" demeye dil varmıyor... Kediyle köpek gibiydik biz onunla, şu an yanında oturup onu izlediğime bile inanamıyordum. "Kalabalık mı ediyorum?" Alaylı söylemeye çalışmıştım; ortamın havasına o alaycı havayı ne denli katabildiysem tabii. Gözlerini kaçırdı. Öfkesini duvarlara kustuğu her iki eli de kan içindeydi. Hıncını kendinden çıkarmıştı. Kurumuş kanın altındaki yarıkların sızısını bile hissetmiyordu belki şu an. Hoş, yarın sabah gün doğumuyla beraber bu asi efkarı daha derinlere çekildiğinde elinin acısını herkese fark ettirecekti... Sadece elinin acısını mı? Dedi iç sesim. Sıkıntılı, derin bir nefes verdim. Boğazıma bağladığım fuları çıkartıp elinin üstündeki yaralara sarmaya başladığımda kaşlarını çatsa da bir şey dememişti. Onun bana tepkisiz oluşu beni şaşırtmaya devam ediyordu. Hele benim tepkilerim... Aklımı zorlamaya başlamıştı. Fulara düğüm atıp boşta kalan elimi dizine koydum. Başını yine alakasız yerlere çevirdi. Ayağımdaki topuklularla karşısında çökmüş vaziyetteyken hiç de rahat değildim... "Çok durdun. Git artık." Bana bakmadan söylediği şeye gözlerimi devirerek samimiyetsizce gülümsedim. Emin olun bugün bana karşı kibarlığını zorluyordu. Normal şartlar altında asla bu denli nazik biri değildi. Bu arada, "Evet, bu kibar haliydi." Bir şey demeden dizinden destek alarak çöktüğüm zeminden kalkarken yüzüne bakmamıştım. Ne diye bakıcılığını ediyordum ki? Kafamın içinde vızıldayan sinekleri kovalamak yerine umursamamayı seçtim. Bugün yeterince şeye tanık olmuştum zaten, daha fazla düşünme işini sonraya bırakacaktım. Sokağın sonuna doğru ilerlemeye başladığımda giydiğim apartman topuklara içten içten lanet ediyorum. Bozuk yolun üzerinde zar zor yürürken gelen "tok" sesi ayakkabımdan, çığlık sesi ise bizzat benim minik dudaklarımdan çıkmıştı. Küçük dudaklarımdan çıkan tek şey çığlık olmamıştı tabii... Kaşlarım acıyla çatılırken topuğu kırılan ayakkabımı umursamadan burkulan bileğime baktım. "Öykü!" Henüz çok uzaklaşamadığım için çok uzaktan gelmeyen sesini duyduğumda topuğumun üzerinde biraz dönüp arkama baktım. "Acıyor mu?" diye sorduktan birkaç adım sonra yanımda bitmişti. Söylediği şeye yüzüne bakmadan cevap verdim. "Burktum." "Çok acıyor mu?" Öylece yüzüme baktığında bir süre susmuştum. "Prosedür gereği biraz acıyor maalesef..." Sorduğu şeyin saçmalığının farkına vardığında ifadesi düzleşmişti. "Hayır, ne diye buraya gelirken topuklu giyiyorsun ki? Siz kız milleti kafadan kırıksınız zaten!" dediğinde gözlerimin yuvalarını zorlayarak büyümüşlerdi. Eli bileğime dokundu nazikçe. Onun nezaketine tezat sertçe geri çektim. "Kusura bakma; evden çıkarken senin bir dengesizlik yapıp ortalığı yıkacağını ve bu Allah'ın unuttuğu yere kaçacağını falan tahmin edememiş olsam gerek!" dedim hayıflanarak. "Ben mi dedim gel beni takip et diye sana?" dediğinde bir şey demek için ağzımı açsam da açtığım şekilde öylece bırakmıştım. Söyleyecek bir şey yoktu... Az biraz haklılık payı vardı. Geri çekilmemi umursamadan nazikçe dizlerimin altına soktuğu kolu orayı sıkıca kavrarken diğer eliyle sırtıma destek vererek ayaklarımı yerden kesmişti. İsteyince yardımsever de olabiliyormuş... Paralı askermiş gibi hiç yumuşamayan yüz ifadesi devamlı somurturken o kaşlarının arasındaki ince çizgi hiç eksik olmazdı. Kolları arasındayken çok daha yakınımda olan iki kaşı arasındaki biçimsiz çizgiye parmağımı götürmüştüm. Çizgi bu hareketimle iyice derinleşirken Araf'ın gökyüzü bakışları, ıssız ormanlarımda buluştu. Yersizce kıkırdayışım onu anlamsız bir ifadeye sürüklemişti. Parmaklarımı kaşından çekip yanağına götürdüm. Sakallarını okşarken başımı omzuna gömmüştüm. Her zamanki gibi çok da üstünde durmadan boş vererek bakışlarını benden çekti. Aşk öyle bir şeydi ki; Size kovulduğunuz evin penceresine çiçek koydurtuyordu. Ve o, bana öyle aşık değildi ki; Çiçeklerimin bile canını okuyordu. Yorum yapamadıysanız nokta koyun lütfen

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
558.0K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
90.4K
bc

AŞKLA BERDEL

read
93.2K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
50.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook